Murat Kılıç – “Allah, Vatan, Soy, Milli Mukaddesat” (2016)

1951 yılında çeşitli milliyetçi derneklerin bir araya gelmesiyle kurulan ve 1953’te kapatılan Türkiye Milliyetçiler Derneği’nin (TMD) iki yıllık ömrünün bir incelemesi.

Derneğin fikri arka planı, kuruluşu, faaliyetleri ve derneğin kapatılmasına giden süreç konularını işleyen kitap, Türk sağının kapsamlı bir fotoğrafını da çekmekte.

  • Künye: Murat Kılıç – “Allah, Vatan, Soy, Milli Mukaddesat”, İletişim Yayınları

İştar Gözaydın – Diyanet (2020)

Kendisini laik olarak tanımlayan herhangi bir ülkede, laikliğe en büyük aykırılık Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum yaratmaktı.

Bu yönüyle kurum, doğal olarak, ilk zamanlarından bu yana, din-devlet ilişkileri ve laiklik tartışmalarının odağında yer almakta.

Diyanet, devletin dine, dinin toplumsal rolüne ve örgütlenmesine müdahale etme isteğinin somutlaşmış halidir.

Bu kurum, hem devletin beklentilerine hem de toplumsal ihtiyaçlara cevap vermek ve bu cevapların laiklikle ilgili tartışmalarda dengeyi bozmasına engel olmak üzere faaliyet gösterir.

Öte yandan yalnızca ibadet, dinselliğin gündelik hayat içerisindeki düzeni değil, bilakis ilahiyat da Diyanet’in görev alanında sayılır.

İşte İştar Gözaydın’ın güncellenmiş bir baskıyla raflardaki yerini alan bu önemli incelemesi, kurumun tarihi, hukuki düzeni, örgütlenmesi, bütçesi, kadrosu ve organizasyon şemalarını ayrıntılı bir bakışla ortaya koyuyor.

Gözaydın’ın çalışması, bununla da yetinmeyerek din-devlet ilişkisi bağlamında siyasal tartışmalara da pek çok kez konu olmuş bu organizasyonu, Türkiye tarihindeki laiklik tartışmalarıyla da örtüşen bir perspektiften irdeliyor.

  • Künye: İştar Gözaydın – Diyanet: Türkiye Cumhuriyeti’nde Dinin Tanzimi, İletişim Yayınları, din, 432 sayfa, 2020

Deniz Parlak – Laikleşme Sürecinde Camiler (2020)

Camiler İslam’ın yüzyıllara dayanan kadim mekânlarıdır.

Türkiye’de camiler ise, laikleşme tartışmalarının hep en önemli başlıklarından biri olageldi.

Deniz Parlak’ın bu ilgi çekici çalışması da, Osmanlı’dan devralınan dinî bir mirasla İslâm’ı sahiplenen yeni devletin laiklik siyasetini, camilerin geçirdiği dönüşüm ekseninde ortaya koyuyor.

Camileri tarihsel süreçte şekillendiren şartları çözümleyerek, Türkiye’de laikliğin oluşum sürecindeki makro siyasetin nasıl şekillendiğini gözler önüne seren çalışma, camileri, personel yapısından kurumsal şekillenmesine, Ramazan ayındaki kullanımından devlet kadrosunca ziyaretlerine, siyasetçilerin camileri konu edinen demeçlerinin içeriğinden vaazların içeriğine, Türkçe ezan tartışmalarından dinî öğretime kadar geniş bir çerçevede ele alıyor.

Parlak ayrıca, laiklik siyasetinin ulus-devletin erken dönemlerinden itibaren tüm siyasal ve toplumsal dokuya nüfuz ettiği kabul edilmekle birlikte, bilhassa bahsi geçen dönemde dinin özel alana itilmek istendiği ve bireysel alana hapsedildiği tezlerine eleştirel yaklaşıyor.

Yazar bu tezini de, camilerin toplumsal iktidar ilişkilerindeki rolü bağlamında, erken Cumhuriyet döneminden çok partili hayata geçişte ana paradigma olan laiklik siyasetinin dönüşümünü analiz ederek ispatlamaya koyuluyor.

  • Künye: Deniz Parlak – Laikleşme Sürecinde Camiler: Geç Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e, İletişim Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2020

Nilüfer Taşkın – Bu Bir İsyan Şarkısı Değil! (2016)

Laz toplumu üzerinden müzik ile etnisite bağlantısını toplumsal eksenine oturtarak inceleyen nitelikli bir çalışma.

Kimliğin içinde bulunduğu şartlara göre sürekli olarak yeniden ve yeniden tanımlandığını gözler önüne seren kitap, çağdaş Laz kimliğinin arka planını, Laz müziğinin geleneksel bağlamını ve popüler temsilini irdeliyor.

  • Künye: Nilüfer Taşkın – Bu Bir İsyan Şarkısı Değil!, İletişim Yayınları

Yasin Duman – Rojava (2016)

Kürtlerin Rojava’daki uzun süren mücadele pratiğini yansıtan önemli bir çalışma.

Alan araştırmalarıyla zenginleşen kitap, özellikle Suriye’de Kürtlerin öncülüğünde kurulan Efrîn, Kobanî ve Cezire kantonlarındaki özerk yönetimlerin günümüzde Ortadoğu’da yaşanan etnik ve dini çatışmalara ne gibi çözümler sunduğu üzerine derinlemesine düşünmek için iyi bir fırsat.

  • Künye: Yasin Duman – Rojava: Bir Demokratik Özerklik Deneyimi, İletişim Yayınları

Su Erol – Mazlum ve Makul (2016)

İstanbul’da yaşayan Süryanilerin dünyasına dair bilinmeyenler, bu kitabın konusu.

Süryani Ortodoksların etno-dinsel kimlik inşasının tarihsel sürecini irdeleyerek başlayan kitap, İstanbul’a yapılan iç göç bağlamında Süryani göçünü, Süryani kimliğinin şehirdeki maddi ve sembolik görünümlerini, Müslüman ve gayrimüslim topluluklar ile evlilik ve sosyal ilişkilerini irdeliyor.

  • Künye: Su Erol – Mazlum ve Makul, İletişim Yayınları

Mehmet Eroğlu – Edebi Aforizmalar (2016)

Mehmet Eroğlu’nun, romanlarındaki aforizma niteliğinde cümlelerinden yaptığı bir derleme.

Edebiyat-sanat, aşk, kadın ve erkek, cinsellik, ölüm, özgürlük, bellek, vicdan, erdem, kötülük, dostluk gibi temalar barındıran aforizmalar, yazarın dünyasına başka bir pencereden bakmamıza fırsat tanıyor.

Eroğlu’yla yapılmış uzun bir söyleşi de, kitabın bir hediyesi.

  • Künye: Mehmet Eroğlu – Edebi Aforizmalar, İletişim Yayınları

Arzu Yılmaz – Atruş’tan Maxmur’a (2016)

Kürtlerin mültecilik deneyiminin dinamiklerini araştıran ve Kürtlerin bu mültecilik sürecinin, onların toplumsal ve siyasal kimliklerini yeniden inşa etme sürecine nasıl etki ettiğini gözler önüne seren bir çalışma.

Türkiye’de terörle mücadele ve zorunlu göç, Kürt sorunu ve uluslararası toplum ve mülteci öznelerin ortaya çıkışı konularında bir başucu kitabı.

  • Künye: Arzu Yılmaz – Atruş’tan Maxmur’a: Kürt Mülteciler ve Kimliğin Yeniden İnşası, İletişim Yayınları

Wilhelm Schmid – Dokunmanın Gücü Üzerine (2020)

Madem pandemi sürecinde hepimiz köşelerimize çekildik, tam da şimdi dokunmanın anlamı üzerine düşünmenin vaktidir.

Yaşam filozofu Wilhelm Schmid de, hayatımıza anlam katacak bir dokunma sanatının olanakları üzerine düşünüyor.

“Şeylerin ve ilişkilerin gitgide daha fazla dijitalleştiği bir zamanda, analog olan, dokunulabilir olan, tekrar ilginç hale geliyor. Dijital duyusuzlaşma, aletlerin ötesindeki duyusallığı yeniden keşfetmeye sevk ediyor.” diyen Schmid, insan için hem biyolojik hem sosyal açıdan hayati bir kavram olan dokunmayı çok yönlü bir perspektifle inceliyor.

Schmid bunu yaparken de, zorla dokunmanın neden bir şiddet eylemi olduğunu, birinin ruhuna dokunmanın ne anlama geldiğini, bebek ve çocuk gelişiminde dokunmanın hayati önemini, kucaklaşmanın kişinin bağışıklık sistemini nasıl kuvvetlendirdiğini, bir başkasına zihinsel olarak dokunmanın yollarını, korkarken ya da telaşlıyken neden farkında olmadan yüzümüze dokunduğumuzu ve bunun gibi pek çok ilginç konuyu ele alıyor.

Kitaptan diğer bir alıntı:

“Dokunmanın gücü, aynı anda hem tüy gibi hafif hem son derece tesirlidir, çünkü taze bir yaşama cesareti aşılar.”

  • Künye: Wilhelm Schmid – Dokunmanın Gücü Üzerine, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, kişisel gelişim, 57 sayfa, 2020

André Comte-Sponville – Hayat Yaşamaya Değer (2020)

Kült yapıtı ‘Büyük Erdemler Risalesi’ ile bildiğimiz André Comte-Sponville, şimdi de söyleşileri ile karşımızda.

André Comte-Sponville ile François L’Yvonnet’nin son yirmi yıl içinde yaptığı söyleşileri bir araya getiren kitap, düşünürün entelektüel gelişimi, okumaları, üstatları ve düşüncesinin büyük eksenleri hakkında harika bir bilanço çıkarıyor.

Burada, kendisini felsefeye iten etkenlerin neler olduğu sorusuna “Yaşamdaki zorluklar, düşünme tutkusu” yanıtını veren André Comte-Sponville, filozof olmanın ne anlama geldiğinden felsefenin ne olduğuna, kendisine yol gösteren düşünürlerden mutluluğa, siyasetten sanata, ahlaktan etiğe ve bugün felsefe yapmanın ne anlama geldiğine kadar pek çok konu üzerine fikirlerini bizimle paylaşıyor.

‘Hayat Yaşamaya Değer’ kitabının da gösterdiği gibi, herkes fikir sahibi olabilir ama bir düşünce geliştirmek tamamen farklı bir iştir ve bu bağlamda André Comte-Sponville de kesinlikle en derin düşünürlerden biridir.

  • Künye: André Comte-Sponville – Hayat Yaşamaya Değer, söyleşi: François L’Yvonnet, çeviren: Ercüment Tezcan, İletişim Yayınları, söyleşi, 408 sayfa, 2020