Peter Wohlleben – Hayvanların Gizli Yaşamı (2020)

Bir hayvanın sesini duyduğumuzda, günümüz birden güzelleşiverir.

Hayvanlar neden önemlidir?

Neden vazgeçilmezdir?

Peter Wohlleben, farkında olsak da olmasak da onlardan etkilendiğimiz ve onları da çokça etkilediğimiz, hatta yaşam alanlarını insafsızca tükettiğimiz hayvanların dünyasına bambaşka bir pencere açıyor.

Bu pencereye dikkatle bakmamız önemli, çünkü yaşayacağımız dünyanın ileride nasıl olacağını bu belirleyecek.

Wohlleben’in harikulade çalışması, hayvanlarla duygu, düşünce ve değerler dünyamızdaki ortaklıkları çarpıcı örneklerle ortaya koymasıyla önemli.

Kitapta, birbirlerine adlarıyla seslenen kuzgunlardan kendi yaptıklarına kafa yorup pişman olan sıçanlara, tavukları kandıran horozlardan sadık domuzlara, utangaç atlardan yas tutan geyiklere ve yavrularını eğiten keçilere kadar, yeryüzünü paylaştığımız türlü çeşit hayvanın hikâyesine yer veriliyor.

Wohlleben’in bilimsel keşiflerle kendi deneyimlerini harmanladığı kitabı, yeryüzünün diğer canlılarının renkli ve zengin yaşamları hakkında bizi bilgilendiren, enfes bir çalışma.

  • Künye: Peter Wohlleben – Hayvanların Gizli Yaşamı, çeviren: Zehra Aksu Yılmazer, Kolektif Kitap, hayvan, 213 sayfa, 2020

Byron Reese – Yapay Zekâ Çağı (2020)

Yapay zekâ; ateş, tarım, tekerlek ve yazı gibi tarihin yönünü tümüyle değiştirecek icatlardan biri midir, yoksa insanlığın sonunu getirecek bir felaket midir?

Kimilerine göre bugün, dördüncü bir çağın, yapay zekâ çağının başlangıcındayız ve bu günler, geleceğimizi kökten dönüştürecek nitelikte potansiyellere sahip.

Byron Reese’in bu rehber kitabı da, yapay zekâ çağına dair akla gelen bütün sorulara yanıt veriyor.

Kitap, günümüze kadar gelen süreçte insanlığın nasıl bir gelişim kat ettiğini inceleyerek açılıyor.

Reese burada, insanlığın hem doğaya hem de otoritelere karşı verdiği bin yılları bulan mücadelenin bugüne, yani bilgisayarların ve makinelerin yüzyılına nasıl ulaştığını adım adım izliyor.

Ardından yapay zekânın günümüz insanlığı için ne anlama geldiğini irdeleyen Reese, felsefeden sinemaya, tarihten mühendisliğe uzanarak yapay zekânın ne gibi dönüşümlere vesile olabileceğini anlatıyor, aynı zamanda insanları da konu hakkındaki önyargılarıyla hesaplaşmaya çağırıyor.

“Bilgisayarlar herhangi bir şey hissedebilir mi?”, “Bilinç kazanmaları mümkün mü?”, “Eğer bilinçlenirlerse, bu bizi bir insan-robot savaşına yönlendirir mi?” ve “Etiğin bütün bunlar üzerindeki etkisi nedir?” gibi soruların yanıtlarını veren ayrıca bu konudaki kimi hurafelerle de hesaplaşan kitap, okurunu yapay zekâ üzerine daha derinlemesine düşünmeye sevk edecek türden.

  • Künye: Byron Reese – Yapay Zekâ Çağı, çeviren: Mihriban Doğan, Say Yayınları, bilim, 360 sayfa, 2020

François Savatier ve Silvana Condemi – Homo Sapiens (2020)

Şimdiye kadar, modern insan ve yakın atalarının atası Homo Sapiens’in, 200 bin yıl önce Doğu Afrika’da ortaya çıktığı düşünülüyordu.

Peki, ya bu doğru değilse?

Ya bu tuhaf tür, bu tarihten çok daha önce de yaşıyorsa?

Son bulgular, onun söz konusu tarihten çok önce, kıtanın her yerinde zaten yaşamakta olduğuna işaret ediyor.

François Savatier ve Silvana Condemi, bilim dünyasında Homo Sapiens’le ilgili son bulguları, gelişmeleri bizimle paylaşıyor.

Kitaptan öğrendiğimize göre, Çin’de çok daha eski fosiller keşfedilene dek, Homo Sapiens’in Afrika’dan 80 bin yıl önce ayrılıp dünyaya yayıldığı düşünülüyordu.

Fakat genetik bilimi, çok da uzun olmayan bir süre öncesine kadar bu gezegeni başka insan türleriyle paylaştığımızı, onlarla gen alışverişi yaptığımızı ortaya koydu.

İşte elimizdeki kitap, bu ve bunun gibi, Homo Sapiens’e ilişkin son haberler konusunda bizi aydınlatıyor ve bunu yaparken de, insanın evriminin Australopithecus’tan Neolitik Çağ’a kadar uzanan etkileyici öyküsünü sunuyor.

  • Künye: François Savatier ve Silvana Condemi – Homo Sapiens, çeviren: Fatmagül Ezici, Say Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2020

Jean-Luc Nancy – Esersiz Ortaklık (2020)

Zorlu ve bir o kadar da büyük dönüşümlere gebe bir döneme tanıklık ediyoruz.

Jean-Luc Nancy’nin ‘Esersiz Ortaklık’ı, bu kritik günlerin bizi nereye götüreceği üzerine düşünürken komünizm fikrini yeni baştan tartışmaya açarak çıkış yolları arıyor.

Nancy’nin sorgusunu özgün kılan asıl husus, komünizm üzerine düşünürken kültür/toplum ya da elitler/kitleler gibi ilk akla gelen aşırı basit şemalara başvurmadan sorunun terimlerini yeni baştan tartışmaya açması.

Filozofa göre, eğer komünizm üzerine düşüneceksek, asıl işlerlik kazandırılması gereken şey bizzat ortaklık meselesidir, başka bir deyişle topluluk meselesidir.

Zira ayakları yere basan bir komünist fikrin ve pratiğin yeniden düzenlenişi, tamı tamına bu meseleye bağlıdır.

‘Esersiz Ortaklık’, komünizmin sürüklendiği aşırılıkları inkâr etmeden, ayrıca beraberinde getirdiği borcu da unutmadan, nasıl bir gelecek tahayyülü kurabileceğimizi irdelemesiyle önemli.

  • Künye: Jean-Luc Nancy – Esersiz Ortaklık, çeviren: Devrim Çetinkasap, MonoKL Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020

Quentin Meillassoux – Sonluluğun Sonrası (2020)

‘Sonluluğun Sonrası’, Kant’ın ünlü metafizik eleştirisine sıkı eleştiriler getiren, harikulade bir felsefi tartışma.

Bernard Bourgeois ve Alain Badiou gibi filozofların öğrencisi de olmuş Quentin Meillassoux’nun bu ufuk açıcı çalışması, bir anlamda Kant’ın bugün artık standart haline gelmiş ‘dogmatizm’, ‘skeptisizm’ ve ‘eleştiri’ yaklaşımlarını didik didik ediyor ve buradan alternatif bir bakış açısı geliştirmeye koyuluyor.

Kant’ın eleştiri projesiyle başlattığı ve çağdaş felsefe tarafından büyük ölçüde benimsenen metafizik eleştirisi, mutlakın bilinemeyeceği ve düşünülemeyeceği kararını vererek düşünceyi sonluluğa mahkûm etmişti.

Meillassoux ise ‘Sonluluğun Sonrası’nda, dogmatik ve metafizik olmayan bir mutlak anlayışı ortaya koymaya girişiyor.

  • Künye: Quentin Meillassoux – Sonluluğun Sonrası, çeviren: Kağan Kahveci, İş Kültür Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020

Çiğdem Aksu Çam – Türkiye’de Konut Siyaseti (2020)

Adana’da 1984-2010 yılları arasında belediye başkanlığı yapmış Aytaç Durak, daha önce de kentte uzun yıllar konut müteahhitliği yapmıştı.

Dolayısıyla kendisi, belediye başkanlığıyla birlikte, şehrin bugünkü halini doğuran kentleşme dinamiklerini belirleyen bir isim oldu.

Çiğdem Aksu Çam, Durak’ın başkanlık pratiğini merkeze alarak onun belirlediği ve yönlendirdiği konut siyasetini çok yönlü bir bakışla ortaya koyuyor.

Kitap her şeyden önce, Türkiye’de konut politikalarının yerele nasıl yansıdığı hakkında çok iyi bir çalışma olarak okunabilir.

Durak’ın kente dair vizyonu, tasavvuru ve bu yöndeki tasarruflarının hem kentte konut ve yerleşim yapısının aldığı fiziksel biçim hem de kentsel mekânın üretimi etrafında geliştirilen siyaset ve iş yapma pratikleri bağlamlarında günümüzdeki Adana’yı nasıl ortaya çıkardığını irdeleyen Çam, Durak dönemi Adana’sının, Türkiye’de kentsel siyasetin işleyişini anlamak açısından ne kadar önemli bir örnek olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Çiğdem Aksu Çam – Türkiye’de Konut Siyaseti: Adana Konut Alanında Yapı ve Aktörler, Siyasal Kitabevi, siyaset, 208 sayfa, 2020

Wilhelm Schmid – Dokunmanın Gücü Üzerine (2020)

Madem pandemi sürecinde hepimiz köşelerimize çekildik, tam da şimdi dokunmanın anlamı üzerine düşünmenin vaktidir.

Yaşam filozofu Wilhelm Schmid de, hayatımıza anlam katacak bir dokunma sanatının olanakları üzerine düşünüyor.

“Şeylerin ve ilişkilerin gitgide daha fazla dijitalleştiği bir zamanda, analog olan, dokunulabilir olan, tekrar ilginç hale geliyor. Dijital duyusuzlaşma, aletlerin ötesindeki duyusallığı yeniden keşfetmeye sevk ediyor.” diyen Schmid, insan için hem biyolojik hem sosyal açıdan hayati bir kavram olan dokunmayı çok yönlü bir perspektifle inceliyor.

Schmid bunu yaparken de, zorla dokunmanın neden bir şiddet eylemi olduğunu, birinin ruhuna dokunmanın ne anlama geldiğini, bebek ve çocuk gelişiminde dokunmanın hayati önemini, kucaklaşmanın kişinin bağışıklık sistemini nasıl kuvvetlendirdiğini, bir başkasına zihinsel olarak dokunmanın yollarını, korkarken ya da telaşlıyken neden farkında olmadan yüzümüze dokunduğumuzu ve bunun gibi pek çok ilginç konuyu ele alıyor.

Kitaptan diğer bir alıntı:

“Dokunmanın gücü, aynı anda hem tüy gibi hafif hem son derece tesirlidir, çünkü taze bir yaşama cesareti aşılar.”

  • Künye: Wilhelm Schmid – Dokunmanın Gücü Üzerine, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, kişisel gelişim, 57 sayfa, 2020

Rachel Corbett – Hayatını Değiştirmelisin (2020)

Rainer Maria Rilke’nin, henüz kariyerinin başındayken büyük heykeltıraş Auguste Rodin’le bir araya gelişinin, sanat ve yaratıcılık söz konusu olduğunda bize söyleyeceği çok şey var.

1902’de Rilke, ünlü heykeltıraş Rodin’le ilgili kısa bir kitap yazmak için Paris’e gitti.

O zamanlar Rodin altmışlarında, saygı duyulan, tanınmış bir sanatçıydı, Rilke’yse henüz yirmilerinde, tanınmamış bir şair.

İki ismin de birbirinden öğreneceği çok şey vardı ve Rilke bu buluşmada Rodin’e, “Nasıl yaşamalıyım?” diye soracaktı.

İşte Rachel Corbet’nin bu güzel kitabı, iki dehanın bu buluşmasını merkeze alarak yaratıcılık, sanatın anlamı ve sanatçının konumu gibi hayati konuları tartışıyor.

  • Künye: Rachel Corbett – Hayatını Değiştirmelisin: Rainer Maria Rilke ve Auguste Rodin’in Hikâyesi, çeviren: Kerime Dalyan, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 312 sayfa, 2020

Ercan Çağlayan – Diyarbakır (2020)

Kemalist yönetimin asıl amacı, Diyarbakır’ı Türkleştirmekti.

Özellikle Cumhuriyet’in ilanından itibaren hazırlanan Şark Raporlarında Diyarbakır, “Türk kültürlü nüfusun tekâsüfü (yoğunlaşması) ve Türk kültürüne temsili istenilen yerlerden” biri olarak öne çıkıyordu.

1935 yılında şehri ziyaret eden Başbakan İsmet İnönü, Diyarbakır’ın “kuvvetli bir Türk merkezi” yapılması için alınması gereken tedbirlere dikkat çekiyordu.

Diyarbakır’ı “kuvvetli bir Türk merkezi” yapmak için Birinci Umumi Müfettişlik, Türk Ocağı, Millet Mektepleri ve Halkevleri, kız mektepleri ile yatılı mektepler açılmıştı.

Ayrıca, şehre Türk nüfus iskân edilerek şehirdeki nüfuzlu kişi ve aileler Batı Anadolu vilayetlerine sürgün edilerek vilayette teritoryal hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştı.

Ercan Çağlayan’ı Kemalist Cumhuriyet’in tek parti döneminde inşa ettiği veyahut inşa etmeye çalıştığı “yeni Diyarbakır” hakkında ‘Cumhuriyet’in Diyarbakır’da Kimlik İnşası (1923-1950)’ adlı çalışmasıyla biliyoruz.

Çağlayan söz konusu kitabın devamı olarak da okunabilecek eldeki son çalışmasında ise, “yeni Diyarbakır”ın inşasında önemli yer tutan ve rol oynayan nüfus sayımları, seçimler, belediye, eğitim ve sağlık konularının yanı sıra tarım, ticaret ve sanayi alanlarındaki iktisadi konulara odaklanarak Diyarbakır’ın o döneminin nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

Arşiv belgeleri, gazeteler, istatistikler, hatıralar, gezi yazıları gibi birincil kaynakları referans alan kitap, Diyarbakır araştırmalarına büyük katkı sağlayacak türden.

  • Künye: Ercan Çağlayan – Diyarbakır: Nüfus, Siyaset, Eğitim, Sağlık ve İktisat (1923-1950), Libra Kitap, tarih, 212 sayfa, 2020

David Evans – Sıfır Atık (2020)

Bu güzel kitap, dünyada bu kadar yoksulluk varken satın aldığımız gıdaların nasıl ve neden daha kullanılamadan çöpe atıldığını inceliyor.

Sürdürülebilirlik, yiyecek ve sorumluluk, tüketimin sosyolojisi ve tüketim coğrafyası gibi alanlarda çalışmış Profesör David Evans, her tüketicinin muhakkak okuması gereken ‘Sıfır Atık’ta, “gıda” olarak algılanan maddelerin “atığa” dönüşme sürecini ve birkaç pratik adımla bu korkunç israfın önüne nasıl geçebileceğimizi anlatıyor.

Evans, insanların çoğunlukla satın aldıkları gıdaları umursamadıkları için değil, miktarı nasıl azaltacaklarından emin olmadıkları için onları çöpe attıklarını söylüyor ve gıda israfını nitelikli bir küreselleşme analizi, gücün politik ve ekonomik boyutlarını merkeze alarak irdeliyor.

Evans, gıda israfı sorununu çok yönlü bir şekilde saptamakla kalmıyor, aynı zamanda gıda tüketimini planlamak, tutumlu olmayı öğrenmek, artakalan yemekleri çöp kutusuna atmak yerine değerlendirmek, yeniden kullanım ve atıkları azaltmak konularında çok değerli ipuçları da veriyor.

  • Künye: David Evans – Sıfır Atık: Tüketim Kültürü ve Gıda İsrafı, çeviren: Burcu Yeşil, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 128 sayfa, 2020