Gregor Schöllgen – Emperyalizm ve Denge (2022)

‘Emperyalizm ve Denge’, 1914 öncesi Alman dış siyaseti üzerine harika bir inceleme.

Gregor Schöllgen, hem Alman İmparatorluğu’nun siyasi birliğini sağladıktan sonra benimsediği dış siyaseti derinlemesine inceliyor hem de Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı dış siyaseti ve Osmanlı’nın Almanya ilişkilerine yakından bakıyor.

1871’de büyük ölçüde kendi idaresi altında kurulan Alman İmparatorluğu’nun ilk şansölyeliğini de bizzat yapan Otto von Bismarck’ın dış siyasetteki başlıca hedefi, Avrupa kıtasının ortasındaki bu genç ulusun güvenliğini sağlamaktı.

Dış siyasetteki temel stratejisi ise sair büyük güçlerin çıkarlarını birbirine düşürmeye, topyekûn gerilimleri Avrupa’nın merkezinden çevresine yönlendirmeye, sonra da büyük güçlerin emperyalist müdahalelerinden doğan zıtlaşmaları Afrika ve Asya’da kullanmaya dönüktü.

Bu tarz bir stratejinin uygulanıp başarılı olmasını sağlayan şey ise Avrupalı güçlerin, Avrupa dışı dünyaya hükmetme yarışına girdikçe diplomasinin manevra sahasının büyümesi olmuştu.

Şüphesiz ki Bismarck’la birlikte bu sahayı hâkim bir tavırla kullanmayı beceren devlet adamlarına sahip olması Alman İmparatorluğu için gayet elverişli olmuştu.

Ancak Avrupalı büyük güçlerin arasına görece yeni katılan bu devlet, bir ölçüde daha doğuştan karakterinde bulunan, genel olarak emperyalist, özel olaraksa Şark cephesinde faaliyetlerde bulunmaya mecbur kalmıştı.

1890 sonrası dönemde Almanya, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki angajmanını sürekli artırarak, bir ölçüde bile isteye, gerilimlerin merkezine yönelmiştir.

Kayzer II. Wilhelm’in Osmanlı topraklarına ziyareti, Bağdat Demiryolu projesi ve inşası, Boğazlar hakkında Ruslarla müzakereler, Balkanlardaki meselelere taraf çıkması Alman İmparatorluğu’nun büyük dünya siyasetinin bir parçası olarak atılmış adımlardır.

Bu hamlelerle Almanya, İngiltere ile Rusya’nın Yakın ve Orta Doğu’daki çıkar çatışmasının belirlediği durumu daha da şiddetlendirmiş, dünya savaşına giden yolu döşemeye başlamıştır.

Schöllgen bu kitabında İngiliz ve Alman arşivlerini ince ayrıntılarıyla tarayıp daha önce yayımlanmamış pek çok belgeyi ele alarak sadece 19. yüzyılın sonlarındaki devletlerarası siyasetteki kılavuz hatlarını, temel tasarımları değil pek çok rastlantıyı da ortaya koyuyor.

‘Emperyalizm ve Denge’, Alman İmparatorluğu’nun siyasi birliğini sağladıktan sonra benimsediği dış siyaseti derinlemesine inceliyor ve Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı dış siyaseti ve Osmanlı’nın Almanya ilişkilerine bir de Almanya ve İngiltere’nin gözünden bakmaya davet ediyor.

  • Künye: Gregor Schöllgen – Emperyalizm ve Denge: Almanya, İngiltere ve Şark Meselesi 1871-1914, çeviren: M. Sami Türk, Kronik Kitap, tarih, 704 sayfa, 2022

Plutarkhos – İskender-Sezar (2022)

Plutarkhos’un bir biyografi ve tarih şaheseri olan ‘İskender-Sezar’, tam metin halinde Türkçede!

Bu değerli eser, dünya tarihinin iki büyük komutanı olan İskender ve Sezar’ın hayatını adım adım takip ediyor.

Plutarkhos Antik Çağ’ın en önemli yazarlarının başında gelir.

Gerek ahlaki ve felsefi denemeleri gerekse de biyografik eserleri ile kendinden sonraki yazarları derinden etkiledi.

Özellikle, ‘Paralel Hayatlar’ başlığı altında toplanan biyografileri Yunan ve Roma dünyasından siyasetçi ve komutanların yaşantılarına ilişkin çok kıymetli bilgiler verir.

Plutarkhos’un biyografilerini kaleme aldığı devlet adamları arasında en dikkat çekici isimler ise hiç şüphesiz İskender ve Sezar’dır.

Plutarkhos İskender ile Sezar’ın hayatlarını aşama aşama kaydeder, yaşadıkları olayları ve bunlar karşısında verdikleri tepkileri yazar.

Bunu bir kronik yazarı telaşıyla değil, filozofvari bir yaklaşımla ele alır, çözümlemeler yapar.

Her ne kadar amacının tarih yazmak değil hayatları kayda almak olduğunu belirtse de adeta bir tarihçi gibi davranır ve kaynaklara başvurmaksızın herhangi bir aktarımda bulunmaz.

Plutarkhos, İskender ve Sezar’ın hem kendilerinin hem de yanlarındakilerin kaleme aldığı eserlerden faydalanarak, kariyer basamaklarını tırmanırken geçirdikleri ruhsal değişimleri, savaşlarda verdikleri mücadeleleri, elde ettikleri gücün insan ruhuna etkilerini ustaca aktarır; bu sırada da okuyuculara örtülü olarak birtakım dersler verir.

Emre Poyraz’ın Eski Yunanca aslından tam metin olarak çevirdiği, açıklayıcı notlarla zenginleştirdiği İskender-Sezar dünya tarihinin bu iki büyük komutanın sadece hayatlarını anlatmakla kalmıyor ayrıca yaşadıkları dönemi incelikli bir şekilde sunuyor.

  • Künye: Plutarkhos – İskender-Sezar (Tam Metin): Paralel Hayatlar, çeviren: Emre Poyraz, Kronik Kitap, tarih, 208 sayfa, 2022

Adrian Goldsworthy – Roma Nasıl Çöktü? (2022)

Süpergüçler de tarihin çöplüğünü boylar.

Adrian Goldsworthy, görkemli Batı Roma İmparatorluğu’nu çözülüp dağılmaya ve yıkıma götüren yapısal zayıflıklarını ve buna sebep olan dışsal faktörleri, berrak ve akıcı biçimde aktarıyor.

MS 200 yılında Roma İmparatorluğu, bilinen dünyanın çoğunu bünyesine katmış geniş toprakları nedeniyle saldırıya uğramaz görünüyor ve altın çağını yaşıyordu.

Beşinci yüzyılın sonuna gelindiğinde ise, Batı Avrupa’da ve Kuzey Afrika’nın çoğunda Roma egemenliği ortadan kalkmış ve geriye yalnızca küçük bir doğu imparatorluğu kalmıştı.

Ödüllü Goldsworthy, Roma İmparatorluğu’nun yıkılışını anlatan bu kitabında süpergücün çöküşünün acı dolu yüzyıllarını inceliyor.

Ülke dışındaki düşmanlara karşı yürütülen mücadelelerin yanında hiç eksik olmayan iç karmaşanın, 395’te imparatorluğun batı ve doğu olarak ikiye bölünmesine, imparatorluğun batı tarafının ise 476’da son imparatorunun darbeyle indirilerek yıkılmasına yol açması son 300 yıldır birçok isim tarafından işlenen bir anlatı olmasına rağmen Goldsworthy, bu dağılış sürecini muhteşem bir kalem maharetiyle sunabilen sayılı tarihçilerden biri.

Roma İmparatorluğu’nu Gotlar, Hunlar ve Vandallar gibi “barbar” kabilelerin hırslarına karşı savunmasız kılan esas şeyin yapısal zayıflık ve özellikle de bitmek bilmeyen iç savaşlar olduğunu ileri sürerek aslında çok önceden başlamış olan bu süreci tüm aktörlerine hayat katıp titiz, girift ve merak uyandırıcı bir üslupla okura sunuyor.

Sadece Roma İmparatorluğu meraklılarını değil tüm tarih okurlarının zevkle okuyabileceği ‘Roma Nasıl Çöktü?’, dışarıda ciddi hiçbir rakibi olmadığı halde, sadece Geç Antik Çağ’ın değil tüm dünya tarihinin en etkili devletlerinden birinin, yöneticilerinin ihtirasları, memurlarının kısa vadeli hesaplarını ve şahsi çıkarlarını öncelemeleri, bunlar dolayısıyla sonu gelmeyen idari, ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar sonucunda nasıl çözülüp dağılabildiğini ayrıntılarıyla gözler önüne seren bir eser.

  • Künye: Adrian Goldsworthy – Roma Nasıl Çöktü?: Bir Süpergücün Ölümü, çeviren: Samet Özgüler, Kronik Kitap, tarih, 624 sayfa, 2022

Bernard Lewis – İslam’ın Siyasal Söylemi (2021)

İslam dininin siyasi alan içerisinde geliştirmiş olduğu söylemi tarih içinde nasıl gelişti?

Bernard Lewis, İslam dünyasındaki siyasi yapının unsurlarını sosyolojik, dilbilimsel, etimolojik, siyasal ve tarihsel bir okumaya tabi tutuyor.

Kitapta, “Cihat aslında ne demektir?”, “Müslümanların kanun anlayışı nedir?” ve “İslam’ın kâfirlere karşı tutumu nedir?” gibi önemli soruların yanıtları aranıyor.

Edebi ve tarihi kaynakları ele alan Lewis, İslam’ın siyasal söyleminin gelişiminin, Peygamber’in zamanından günümüze kadar izini sürüyor, bunun yanı sıra, Arapça, Türkçe ve Farsça belgeleri inceleyerek İslam’ın siyaset düşüncesi ile Batı siyaset teorisi arasındaki farkları ortaya koyan Lewis, bununla birlikte İslam dünyasındaki siyaset algısına, tartışmalarına ve uygulamalarına ışık tutuyor.

Günümüzde İslam’ı siyasal söyleminden ayrı, hatta siyasal söylemi olmaksızın düşünebilmek olanaksız hale geldi.

Hatta İslam’ın siyaset sahasında ileri sürdüğü konular ve başlıklar bugün, belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar ön planda ve sorgu altında.

Tarihçi ve İslam bilimleri uzmanı Lewis, meseleyi ustaca çevreleyen bu kitabında, İslam dininin siyasi alan içerisinde geliştirmiş olduğu söylemi inceliyor.

‘İslam’ın Siyasal Söylemi’nde yazar, İslam dünyasındaki siyasi yapının unsurlarını sosyolojik, dilbilimsel, etimolojik, siyasal ve tarihsel bir okumaya tabi tutuyor ve bu yapının yüzyıllar içerisinde atılan temellerini ele alıyor.

İslam uygarlığının siyaset sahasında geliştirdiği dile ait örnekleri irdeleyerek kökenine dair kaynaklara işaret eden Lewis’in İslam siyasetine ait unsurlar ile Batı siyaset teorisi ve pratiğini kıyaslaması kitabı özellikle önemli kılıyor.

‘İslam’ın Siyasal Söylemi’, İslam siyaset dilinin tarih içerisindeki serencamını kısa ve öz biçimde sunuyor.

  • Künye: Bernard Lewis – İslam’ın Siyasal Söylemi, çeviren: Ünsal Oskay, Kronik Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2021

Lyudmila Pavliçenko – Ölüm Meleği (2021)

Lyudmila Pavliçenko, Sovyetlerin Nazilere karşı savaşında Kızıl Ordu bünyesinde bir keskin nişancı olarak katılmıştı.

Savaştaki başarıları nedeniyle Sovyet halkı için büyük ilham kaynağı olmuş Pavliçenko’nun bir döneme ışık tutan anıları, burada.

Pavliçenko İkinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli, Nazi Almanyası’nın yenilmezlik imajının en güçlü olduğu yıllarda bir kadın olarak cephede çarpıştı.

Sovyetler Birliği’nin ileri mevzilerinde, hatta düşman hatlarında Nazi savaş makinesine karşı sonu gelmez bir mücadele verdi.

Almanların Sovyetler Birliği’ne taarruzuyla, Rusların deyişiyle, Büyük Vatan Savaşı patlak verir vermez Pavliçenko gönüllü olarak askere yazıldı, yetenekli vatansever bir Sovyet kadınından dünya tarihinde en fazla düşman askeri öldürmüş keskin nişancılardan birine, Sovyet halkı için büyük bir ilham kaynağına dönüştü.

Savaşa 26 Haziran 1941’de Kızıl Ordu saflarında katılan Pavliçenko ilk olarak Odessa, iki ay sonra ise Sivastopol savunmalarında görev yaptı.

Önce Rumen ardından Alman işgalcilere karşı gözü pek bir mücadele içerisinde bulunan Pavliçenko kitap boyunca aldığı eğitimi, bulunduğu koşulları, yürüttüğü operasyonları, omuz omuza çarpıştığı yoldaşlarını bütün açıklığıyla aktarıyor.

Kitabın çekirdeğini ise Pavliçenko’nun cephede yasak olmasına rağmen gizlice tuttuğu günlüğe zaman zaman yazdığı notlar oluşturuyor.

1942 Ağustos’unda bizzat Stalin’in emriyle cepheden alınarak Ulusal Öğrenci Kongresi için ABD’ye gönderilen Pavliçenko, burada ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile görüştü, eşi Elanor Roosevelt ile arkadaşlık kurdu.

ABD’de Sovyetlerin cephede verdikleri çetin mücadeleyi çeşitli mecralarda anlattı ve ardından bu görevine İngiltere’de devam etti.

Cepheden binlerce kilometre ötede vatanını savunmaya devam eden Pavliçenko Sovyetler Birliği’ne döndükten sonra da keskin nişancı okulunda eğitmen olarak orduda hizmet vermeyi sürdürdü.

‘Ölüm Meleği’, keskin nişancı tüfeğiyle 309 düşman askerini öldürerek dünya savaş tarihine geçmiş Pavliçenko’nun (Lady Death) yaşadıklarını canlı bir şekilde sunuyor.

  • Künye: Lyudmila Pavliçenko – Ölüm Meleği: Bir Sovyet Nişancısının İkinci Dünya Savaşı Anıları, çeviren: Tibet Abak, Kronik Kitap, anı, 384 sayfa, 2021

Kolektif – Kadının Değişen Dünyası (2021)

İkinci Meşrutiyet döneminde kadının değişen toplumsal konumunu ve geleneksel yaşamdan modern yaşama geçişte kadının dönüşüm sürecini çok yönlü irdeleyen usta işi bir derleme.

Çalışma, Türkiye’deki feminist tarih yazınına çok önemli bir katkı sunuyor.

İkinci Meşrutiyet döneminin en önemli özelliği kadın ve aile yaşamında yol açtığı dönüşümdü.

1908 Devrimi’ni gerçekleştiren Genç Türklerin şiarı olan “hürriyet, müsavat, adalet, uhuvvet” ilkeleri, 19. yüzyılın sonundan itibaren Osmanlı kadınlarının gündeminde olan “müsavat-ı tamme” hayalini gündeme getirmiş ve dönemin siyasal, ekonomik koşullarıyla birleşerek sınırlı da olsa bu alanda önemli adımların atılmasına yol açmıştı.

İşte alanının yetkin isimlerinin yazdığı makalelerden oluşan elimizdeki kitap da, İkinci Meşrutiyet döneminde kadının değişen konumunu, kadın hapishanelerinin fiziki koşullarını ve mahkûmların yaşam şartlarını, kadın işçileri, felsefe ile kadınlar arasındaki ilişkiyi, Batılı kadınların Osmanlı hemcinslerine yaklaşımlarını ve sanatçı kadınları yeniden gündeme getiriyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Fatmagül Berktay, Ümüt Akagündüz, Meliha Nur Çerçinli, Bahar Gökpınar, Özlem Poyraz, Simge Sarçın, Seval Yinilmez Akagündüz, Ayşen Müderrisoğlu ve İlkay Canan Okkalı.

  • Künye: Kolektif – Kadının Değişen Dünyası: Osmanlı Sosyal ve Kültürel Yaşamından İzler (1908-1918), editör: Ayşen Müderrisoğlu, Kronik Kitap, tarih, 256 sayfa, 2021

Kolektif – Osmanlı Tarihçiliğine Yön Veren Konuşmalar (2021)

Türkiye tarihçiliğinin son yıllardaki macerası hakkında usta işi bir envanter.

Türkiye’nin önde gelen tarihçilerinin makalelerinden oluşan bu derleme, Osmanlı tarihi çalışmalarının mevcut durumu hakkında ufuk açıcı değerlendirmeler sunuyor.

Buradaki yazılar, Osmanlı tarihini, kitabi kaynaklardan harem çalışmalarına, askeri tarihten deniz tarihi araştırmalarına, şeriyye sicillerinin Osmanlı araştırmaları için öneminden iktisat tarihi araştırmalarının serencamına, tıp tarihi çalışmalarındaki sorunlardan sınır araştırmalarına kadar geniş bir yelpazede ele alıyor.

Kitaba katkıda bulunan tarihçiler ise şöyle: Abdülkadir Özcan, Ahmet Yaşar Ocak, Ahmet Tabakoğlu, Ali Akyıldız, Berch Berberoglu, Feridun Emecen, Gábor Ágoston, İdris Bostan, Mehmet Akif Aydın, Michael Ursinus ve Nil Sarı.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı Tarihçiliğine Yön Veren Konuşmalar, editör: Arif Bilgin ve M. Bedizel Aydın, Kronik Kitap, tarih, 304 sayfa, 2021

Alessandro Barberodante – Dante (2021)

Hem Dante hakkında iyi bir biyografi, hem de Ortaçağ ruhu ve yaşantısı üzerine usta işi bir tarih okuması.

İtalyan tarihçi Alessandro Barberodante, ‘İlahi Komedya’nın büyük yazarı Dante Alighieri’nin hayatını ve düşünce yapısını, içinde yaşadığı çağ olan Ortaçağ’ın alışkanlıkları, gelenekleri ve siyaseti içinde ele alıyor.

Kitap aracılığıyla, bir tefecinin oğlu olarak dünyaya gelen ve edebiyat dünyasına girebilmek için inanılmaz mücadeleler vermek zorunda kalan Dante’nin görkemli hayatına daha yakından bakıyoruz.

Dante’yi hem bir sanatçı, hem de bir Ortaçağ insanı olarak anlatan Barberodante, bunu yaparken Ortaçağ dünyasının değerleriyle birlikte 14. yüzyıl İtalya’sının her yönden zengin atmosferini de gözümüzde yeniden canlandırıyor.

Pek çok kaynak ve incelikli analizlerle zenginleşmiş kitabı, sıra dışı bir ismin ve olağanüstü bir dönemin keyifle okunacak hikâyesi olarak öneriyoruz.

  • Künye: Alessandro Barberodante – Dante, çeviren: Kemal Atakay, Kronik Kitap, biyografi, 336 sayfa, 2021

Seyyid Ahmed Canpulad – İstiklâl Harbi’nde İranlı Bir Subayın Anıları (2020)

Yabancı kökenli askerlerin Milli Mücadele’ye katkısı konusunda çok az kaynak vardır.

İranlı Seyyid Canbulad’ın anılarını sunan elimizdeki çalışma ise, bu alandaki boşluğu bir nebze de olsa dolduruyor.

Seyyid Canbulad, de İstiklâl Harbi boyunca Türk Ordusu’nda teğmen ve üsteğmen olarak hizmet vermiş, İkinci İnönü Muharebesi’nden sonra grup karargâhına alınmış ve Büyük Taarruz’da da bir subay olarak yer almıştı.

Canbulad’ın anıları, Milli Mücadeleye dair pek çok ilgi çekici ayrıntı barındırmasıyla önemli.

  • Künye: Seyyid Ahmed Canpulad – İstiklâl Harbi’nde İranlı Bir Subayın Anıları, çeviren: Mehmet Çalışkan, Kronik Kitap, anı, 96 sayfa, 2020

Bernard Lewis – Hata Neredeydi? (2020)

Avrupa nasıl oldu da silah teknolojisinde, sanayi ve ticarette, yönetimde, eğitimde ve kültürel hegemonyada İslam dünyasının önüne geçti?

Ortadoğu araştırmaları alanının önde gelen isimlerinden olan Bernard Lewis, yeni bir çeviriyle raflardaki yerini alan bu enfes çalışmasında, 18 ile 20. yüzyıllar arasında Batı ve Ortadoğu kültürleri arasındaki farklılıkları merkeze alarak bu soruya çarpıcı yanıtlar veriyor.

İki kültür arasındaki uçurumu Hıristiyanlık ve İslam, müzik ve sanat, kadınların konumu, laiklik ve sivil toplum, saat ve takvim gibi farklı yönleriyle irdeleyen Lewis, yüzyıllar boyunca hem askerî ve ekonomik anlamda hem de uygarlık sanatları ve bilim gibi alanlarda öncü olan İslam dünyasının, nasıl olup da aynı yüzyıllarda “barbar” ve “dinsiz” olduğu iddia edilen Hıristiyan Avrupa’nın gerisinde kaldığını çok yönlü bir şekilde irdeliyor.

Kitap, Doğu’nun Batı tarafından nasıl alt edildiğinin, gölgede bırakıldığının ve tahakküm altına alındığının hikâyesi olarak muhakkak okunmalı.

  • Künye: Bernard Lewis – Hata Neredeydi?: Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru, çeviren: M. Murtaza Özeren, Kronik Kitap, tarih, 192 sayfa, 2020