Augustinus — Roma’nın Düşüşü (2026)

MS 410’da Vizigot Kralı Alaricus’un Roma’yı yağmalaması, yalnızca büyük bir askerî yenilgi değil, Roma’nın “ebedî” olduğu inancını da sarsan tarihsel bir kırılma yarattı. Bu olayın ardından birçok pagan, felaketin sorumluluğunu geleneksel Roma tanrılarının terk edilmesine ve Hristiyanlığın devletin hâkim dini hâline gelmesine bağladı. Augustinus, ‘Roma’nın Düşüşü: Paganlara Karşı ‘Roma’nın Düşüşü: Paganlara Karşı Tanrının Şehri’ (‘De Civitate Dei I–III’) adlı dev eserini bu suçlamalara cevap vermek amacıyla kaleme aldı. İlk üç kitaptan oluşan eser hem Hristiyanlığın savunusunu hem de Batı tarih ve siyaset düşüncesini derinden etkileyecek kapsamlı bir tarih felsefesinin başlangıcını oluşturur.

İlk kitap, Roma’nın yağmalanmasının Hristiyanlığın sonucu olduğu iddiasını reddediyor. Augustinus, istila sırasında birçok insanın kiliselere sığınarak canını kurtarabildiğini hatırlatarak Hristiyanlığın merhamet anlayışının barbarlar üzerinde bile etkili olduğunu ileri sürüyor. Savaşlarda masumlarla suçluların birlikte acı çekmesinin ilahi adaletle çelişmediğini, dünyevi felaketlerin hem inananlar hem de inanmayanlar için bir sınanma ve ahlaki arınma vesilesi olabileceğini savunuyor. Böylece gerçek güvenliğin hiçbir zaman dünyevi güçlerde değil, Tanrı’ya yönelişte bulunduğunu vurguluyor.

İkinci kitapta Augustinus, Roma’nın eski tanrılarını terk ettiği için çöktüğü iddiasını tarihsel örneklerle sorguluyor. Roma’nın Hristiyanlıktan çok önce de iç savaşlar, istilalar, salgınlar ve siyasal krizler yaşadığını göstererek bu felaketlerin pagan tanrıları tarafından engellenemediğini ileri sürüyor. Böylece Roma’nın yükselişini ya da gerileyişini yalnızca din değiştirmeyle açıklayan anlayışın tarihsel gerçeklerle bağdaşmadığını savunuyor.

Üçüncü kitap ise Roma tarihine daha geniş bir perspektiften yaklaşıyor. Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerinde yaşanan sayısız savaş, kıtlık, toplumsal çatışma ve doğal afet örnekleri üzerinden, dünyevi devletlerin hiçbir zaman kalıcı huzur sağlayamadığını gösteriyor. Augustinus’a göre insanlar Roma’nın geçmişini idealize etmekte, oysa tarih sürekli acılar, iktidar mücadeleleri ve geçici başarılarla örülmektedir. Bu nedenle hiçbir siyasal düzen mutlak güvenlik veya ebedî mutluluk vaat edemez.

Bu üç kitap boyunca Augustinus, Roma’nın çöküşünü yalnızca siyasî bir olay olarak değerlendirmez; onu insanlık tarihinin anlamı üzerine daha kapsamlı bir sorgulamanın başlangıç noktası hâline getirir. Pagan dinini, klasik Roma erdem anlayışını ve dünyevi iktidar idealini eleştirirken, gerçek yurttaşlığın ve kalıcı aidiyetin Tanrı’nın Şehri’nde bulunduğunu savunuyor. Böylece tarih, siyaset ve teolojiyi ortak bir düşünce çerçevesinde birleştirerek daha sonra ayrıntılı biçimde geliştireceği “Tanrı’nın Şehri” ile “Dünya Şehri” ayrımının temellerini atıyor.

Augustinus — Roma’nın Düşüşü: Paganlara Karşı Tanrının Şehri
Çeviren: Yunus Emre Ceren • Kronik Kitap
Tarih • 176 sayfa • 2026

Tom Holland – Hanedan (2025)

Tom Holland’ın bu kitabı, Roma İmparatorluğu’nun en kritik dönemlerinden birini anlatıyor. ‘Hanedan: Caesar Hanesi’nin Yükselişi ve Çöküşü’ (‘Dynasty: The Rise and Fall of the House of Caesar’), Jül Sezar’dan başlayarak Augustus, Tiberius, Caligula, Claudius ve Nero’ya uzanan Julio-Claudian hanedanının hikâyesini merkezine alıyor. Bu hanedan, Roma’yı bir cumhuriyetten güçlü bir imparatorluğa dönüştüren ve aynı zamanda çöküşün tohumlarını eken bir soy olarak tasvir ediliyor. Holland, siyasi entrikalar, aile içi çekişmeler ve kanlı iktidar mücadeleleri üzerinden Roma’nın dönüşümünü aktarıyor.

Kitapta Augustus’un iktidarı sağlamlaştırmak için geliştirdiği sistemler, Tiberius’un kuşkucu yönetimi, Caligula’nın şiddet ve delilikle anılan dönemi, Claudius’un şaşırtıcı biçimde başarılı sayılabilecek hükümdarlığı ve Nero’nun sanata düşkün ama yıkıcı karakteri ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Holland, bu kişilerin yalnızca bireysel zaaflarını değil, Roma toplumunun değerlerini, korkularını ve beklentilerini de gözler önüne seriyor. Böylece Julio-Claudian hanedanının hem Roma’nın kudretinin zirvesini hem de istikrarsızlığını temsil ettiği ortaya çıkıyor.

Anlatı boyunca yazar, antik kaynaklardan yararlanarak dramatik bir üslup kuruyor; saray dedikodularını, senato entrikalarını ve halkın imparatorlarla kurduğu çelişkili ilişkileri canlandırıyor. Kitap yalnızca bir siyasi tarih değil, aynı zamanda Roma’nın toplumsal yapısını, dinini ve kültürel dönüşümünü de işliyor. Böylece hanedanın yükselişi ve çöküşü, imparatorluğun kaderiyle iç içe geçmiş bir öykü olarak sunuluyor.

  • Künye: Tom Holland – Hanedan: Caesar Hanesi’nin Yükselişi ve Çöküşü, çeviren: Yunus Emre Ceren, Kronik Kitap, tarih, 512 sayfa, 2025

Richard Marsden – Sermayenin Doğası (2024)

Sanallığı benimsememize karşın sahiciliğe özlem duyuyoruz.

Geleceğe hızla atılmamıza rağmen geçmişin hasretini çekiyoruz.

‘Sermayenin Doğası’, toplumsal yaşamın mekânsal ve zamansal koordinatlarındaki süregelen rahatsızlığın tam ortasındaki bu gerilimi açıklamayı amaçlar.

Bunu, Marx ve Foucault’yu eleştirel gerçekliğin merceğinden tekrar okuyarak ve toplumsal teorilerinin esastan uyuşmadığı yönündeki yaygın kanıyı altüst ederek yapar.

Netice Marx’ın “toplumsal üretim ilişkileri” ile Foucault’nun “disipline eden iktidarı” arasında konumlanan aydınlatıcı bir sentezdir.

Yazar bu sentezden eylem kapasitemizin maddi nedeninin bir modelini inşa eder: sermaye, toplumun genetik kodu.

Kitapta Foucault’nun iktidar kavramı Marx’ın analitiğinin merkezine yerleştirilir.

İktidar mantığı ve değer yasası; disipline eden teknolojiler ve sermaye birikiminin genişleyip yükselen sarmalları iç içe geçerek birbirine karışır.

Foucault iktidarın “nasılını” Marx ise “nedenini” açıklar.

Kitapta ikisinin birlikte postmodernitenin koşullarını şekillendiren geçerli üretim ilişkilerinin etkin mantığını tanımladıkları öne sürülüyor.

Kavramsal açıdan özgün ve açıkça yazılmış bu ikonoklastik eser; toplum, iktisat ve siyasal teori ile eleştirel organizasyon, yönetim çalışmaları ve postmodernizm alanlarında okuyan ve araştıranlarca hoşnutlukla karşılanacaktır.

  • Künye: Richard Marsden – Sermayenin Doğası: Foucault’dan Sonra Marx, çeviren: Yunus Emre Ceren, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 352 sayfa, 2024

Joseph Campbell – Mitsel İmge (2022)

Uzak Asya’dan Hindistan’a, Çin’den Japonya’ya, Eski Doğu’dan Eski Batı’ya, Avrupa’dan Afrika’ya, Hıristiyanlıktan Yahudiliğe ve İslam’a, Filipinler, Endonezya, Mikronezya gibi ada uygarlıklarından İnka, Aztek, Maya gibi Amerika uygarlıklarına kadar dünyanın çeşitli inançlarını imgesel bağlamda inceleyen Joseph Campbell, kitapta ayrıca bu imgelerin kültürel, edebi ve psikolojik yönlerini ele alıyor.

Campbell, düşlerin mitlerle olan ilişkisiyle başlayarak mitolojileri okuryazar ile okuryazar olmayan halk gelenekleri şeklinde iki ayrı gruba ayırıyor.

Etkileri çağlara uzanan mitolojilerin izini metinler ve imgelere odaklanarak sürüyor.

Doğu ve Batı mitolojileri arasındaki rüya ve yaşam yorumlarındaki farklılıkları metin ve imgelere odaklanarak ortaya koyuyor.

Bu farkı izah etmesine rağmen benzerliklerini hem imgesel hem de kültürel anlamda belirtiyor.

Budizm ve Hinduizm inancı gibi Doğu’nun köklü inançlarını derinlemesine anlatırken, bir yandan da okuru Batı’nın genele etki etmiş Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam gibi inançlarının kökenlerine ve farklı yorumlanmalarına sürükleyebiliyor.

“Bütünleşik bir dünya kataloğu” olarak da adlandırılabilecek kitap, Jung’dan Freud’a çeşitli bilim insanlarından ve psikoloji kuramları gibi çok yönlü bilim dallarından da yorumlamalar esnasında faydalanıyor.

Birbirinden karmaşık kültürleri imgesel anlamda karşılaştırması dışında basit bir kültürel yasağın veya övgünün edebi ya da arkeolojik materyal açısından nasıl farklı coğrafyalarda benzer biçimde bulunabildiği uygulamalı olarak gösteriyor.

Mimari öğeleri, cam vitraylarını, ibadet merkezlerini, mağara resimlerini ve de mitoloji veya inançla ilişkili ilkel veya gelişmiş her türlü imgeyi ayrıntılarıyla açıklıyor.

Bir yanda Uzak Doğu’nun inançlarını incelerken, bir anda Afrika kabileleriyle benzerliklerinin görülebildiği kitapta Zeus, Orpheus, Aphrodite, Apollon, Ares, Adonis… Buda, Brahma, Tantra, Vişnu, Krishna… Ra, Nut, Horus, Anubis, Toth… Tlazolteotl, Tezcatlipoca, Quetzalcoatl ve daha nice tanrı ve tanrıçanın anlatısı yer alıyor.

  • Künye: Joseph Cambell – Mitsel İmge, çeviren: Ogün Baştürk ve Yunus Emre Ceren, Kabalcı Yayınları, mitoloji, 592 sayfa, 2022

Friedrich Wilhelm Nietzsche – Megaralı Theognis Üzerine (2021)

Nietzsche’nin 20 yaşındayken yazdığı doktora tezi nihayet Türkçede.

Nietzsche, Yunan düşüncesinin incelenmesine adanmış kariyerinin başlangıcını oluşturan eserinde, Yunanlı lirik şair Magaralı Theognis’i derinlemesine inceliyor.

Orijinal adı ‘De Theognide Megarensi’, Nietzsche’nin o tarihe dek yaptığı en kapsamlı tahlilini gözler önüne seriyor.

Nietzsche burada, Theognis’in külliyatına ve hayatına dair bütünlükçü bir yaklaşım getiriyor.

Theognis’in yalnızca “anlaşılmaz sözler söyleyen bir şair” olduğu ve eserlerinin de bütünlükten mahrum bir “fragman derlemesi” olduğu şeklindeki yaygın kanının aksine, Nietzsche şairin eserlerinin, hayatının ve altıncı yüzyıl Megara’sındaki siyasi vaziyetin karşılaştırmalı bir şekilde incelenmesinin tutarlı bir külliyat ortaya koyduğunu göstermek ister.

Theognis’in eserleri ne basit bir “vecizeler ve aforizmalar yığını” olarak tasavvur edilebilir ne de derinliksiz bir pedagoji şeklinde anlaşılmalıdır.

Aksine Nietzsche ‘De Theognide Megarensi’de, net bir ahlak ve siyaset anlayışı ortaya koyuyor.

  • Künye: Friedrich Wilhelm Nietzsche – Megaralı Theognis Üzerine, çeviren: Yunus Emre Ceren, Dergah Yayınları, felsefe, 94 sayfa, 2021