Lauren Berlant – Zalim İyimserlik (2024)

Tüm bağlılıklar iyimserdir ancak arzu ettiğiniz şey aslında gelişmenizin önünde engel oluşturduğunda zalim bir iyimserlik ilişkisi ortaya çıkar.

Bugünü kavramanın cesur yeni yollarını sunan Lauren Berlant ‘Zalim İyimserlik’ kitabında tutkuyla bağlı olduğumuz, arzuladığımız şeyleri sorgulamamızı sağlıyor: aşk, politika, aile, erdemli yeni yıl kararları…

Liberal-kapitalist sistemlerin bireylere hayatlarını “bir şeye dönüştürmek” için fırsatlar sağlayamayacağına dair kanıtlar ortadayken “iyi bir yaşam sürme” fantezisine bağlı kalmanın beyhudeliğini gözler önüne seriyor.

Bu kitabı okurken, sizi harekete geçiren her ne ise onun aynı zamanda sizi hayal kırıklığına doğru hızla sürüklediğini de hissedeceksiniz.

‘Zalim İyimserlik’ sert bir analiz olmasının yanı sıra, modern toplum fantezilerimizin ve bu fantezilere doğru Don Kişotça atılımlarımızın karanlık bir natürmortu.

Tarihsel şimdinin başka herhangi bir şekilde anlaşılmadan önce duygusal olarak algılandığını savunan Berlant günümüzün dikkate değer duygusal tarihini anlatıyor bizlere.

Modern çağ insanının umut krizini tanımlamak için okunması gereken bir kitap.

  • Künye: Lauren Berlant – Zalim İyimserlik: Bugünün Duygusal Tarihi, çeviren: M. Çağlar Atmaca, Minotor Kitap, felsefe, 456 sayfa, 2024

Angela Saini – Üsttekiler (2024)

Binlerce yıldır, egemen toplumların içten içe kendilerinin en iyisi olduğuna inanmak gibi bir alışkanlığı var; güçleri arttıkça da bu gücü yalnızca kültürel değil, aynı zamanda doğal bir unsurmuş gibi sunuyorlar.

İktidarın ırk fikrini nasıl şekillendirdiğini gördüğünüzde onun anlamını da kavramaya başlıyorsunuz.

Yirmi birinci yüzyılda, bilimsel ırkçılığı geride bıraktığımıza, çoğu insanın ırkın biyolojik bir durumdan ziyade toplumsal bir inşa olduğunu kabullendiğine inanma eğilimindeyiz.

Gelgelelim bilimin belirli siyasi çevrelerce istismar edilmesiyle ırk bilimi yeniden aramıza döndü.

İyi niyetli biliminsanları dahi genetik ve tıbbi araştırmalarda ırk kategorilerini kullanarak ırkın bir çeşit biyolojik temeli olabileceği kuşkularını açığa vuruyor.

Oysa bu şüpheleri, muktedirlerin icat ettiği ırk hiyerarşilerinin hüküm sürdüğü yüz yıl öncesinden daha gerçek değil bugün de.

Ödüllü yazar Angela Saini dünyanın dört bir yanından genetikçiler, antropologlar, tarihçiler ve sosyal bilimcilerle görüşerek ilk zamanlarından günümüze ırk kavramının izini sürüyor.

‘Üsttekiler’ ırkın gerçek, bazı insanların da diğerlerinden üstün olduğuna dair sinsi ve yıkıcı inancın doğasını irdeleyen güçlü ve titiz bir çalışma.

  • Künye: Angela Saini – Üsttekiler: Irk Biliminin Geri Dönüşü, çeviren: Özlem Özarpacı, Minotor Kitap, bilim, 360 sayfa, 2024

Hakan Kızıltan – Türkiye Psikanaliz Tarihi (2024)

Psikanaliz yüz yılı aşkın tarihi boyunca, insan ruhsallığına dair evrensel bir kuram ve tedavi yöntemi olma iddiasına koşut biçimde dünyanın hemen her coğrafyasına yayılıp kurumsallaştı.

Nitekim Türkiye’de psikanalizin oldukça uzun sayılabilecek bir geçmişi vardır.

Osmanlı’nın geç döneminde, yirminci yüzyılın başlarında ilk kez Türkiye coğrafyasına giren psikanalizin gelişimi erken Cumhuriyet döneminde devam etti, Cumhuriyet tarihi boyunca giderek artan bir ivmeyle nihayet geçtiğimiz on yıllarda uluslararası geçerliliği tescil edilmiş bir kurumsallığa ulaştı.

Divan analizinden dinamik psikoterapilere uzanan çeşitliliğiyle yaygın bir klinik ve terapötik uygulama alanına, canlı ve zengin bir kurumsallığa sahip olmanın yanı sıra psikanaliz günümüzde, ülkenin kültürel ve entelektüel hayatının saygın bir parçası olarak da dikkat çekiyor.

Türkiye’de psikanalizin hatırı sayılır bir geçmişi olmasına rağmen bu geçmişi anlatan tarih çalışmaları Türkçe literatürde yok denecek kadar az; olanlar da derli toplu ve kapsamlı bir tarih anlatısı sunmazlar.

Geç Osmanlı’dan günümüze, Türkiye psikanaliz tarihini kişi, kurum, belirleyici olay ve ayırt edici dönemleriyle beraber bütünlük içinde ele alan bu kitap, konuyla ilgili Türkçe literatürde yayımlanmış ilk çalışma özelliği taşıyor.

  • Künye: Hakan Kızıltan – Türkiye Psikanaliz Tarihi, Minotor Kitap, psikanaliz, 112 sayfa, 2024

Howard L. Kaye – Toplumsal ve Kültürel Kuramcı Olarak Freud (2024)

Bu kitap Freud’u bir tıp insanı olarak değil, her zaman olmayı arzuladığı bir toplumsal kuramcı ve filozof olarak ele alıyor ve onun çalışmalarını bu gözle okumaya dayanan yeni bir bakış açısı öneriyor.

Howard L. Kaye Freud’un nevrozlar üzerine yazdığı ilk denemelerden başlayıp rüyalar ve cinsellik üzerine yazılarından geçerek sanat, din ve kültürün dinamikleri hakkındaki geniş kapsamlı düşüncelerine varan çalışmalarını birbirine bağlayan ortak noktaları ortaya koyuyor.

Freud’un çalışmalarını harekete geçiren en temel konulara (kötülüğün doğası; dinin, ahlakın ve geleneğin kökenleri ve tetikte bekleyen barbarlığın yeniden dirilmesi tehdidi) geri dönen bu kitap, Freud’un toplumsal ve kültürel düşüncelerinin sistematik bir yeniden incelemesini sunuyor.

Bu niteliğiyle de toplumsal ve kültürel kuramcıların, felsefecilerin, entelektüel ve kültürel tarihçilerin, ayrıca psikanalizle ve kökenleriyle ilgilenen herkesin ilgisini çekecek bir çalışma.

Kitap, Freud’u bir toplumsal kuramcı olarak ayrıntılı ve bilimsel bir şekilde anlatıyor.

  • Künye: Howard L. Kaye – Toplumsal ve Kültürel Kuramcı Olarak Freud: İnsan Doğası ve Uygarlaşma Süreci Üzerine, çeviren: Hasan Can Utku, Minotor Kitap, psikanaliz, 448 sayfa, 2024

Rebecca Solnit – Orwell’in Gülleri (2024)

Rebecca Solnit, Orwell’in 1936’da diktiği güllerin hikâyesinden yola çıkarak onun hayatının gözden kaçan yönlerini irdeliyor.

Orwell’in yeryüzünden, havadan, nergislerden, kirpilerden, güllerden ve bahçıvanlıktan büyük keyif alabildiğini ve bu keyfin onun siyasi vizyonuna içkin olduğunu gösteriyor.

Solnit şaşırtıcı ve ezber bozan bağlantılar kurma konusundaki becerisiyle Orwell’i anlatırken, İngiltere’nin kömür madenlerinden İspanya İç Savaşı’na, Kolombiya’nın gül fabrikalarından yalanlar ve otoriteryanizm arasındaki ilişkileri analiz etmeye uzanan bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.

Kitaptan bir alıntı:

“Yazarın biri 1936 baharında gül dikmişti … Bu güllerle ilgili yazıyı okuyalı otuz yıldan fazla olmuştu ama üzerine pek düşünmemiştim. Hepsi birer güldü, o kadar. Halbuki şimdi, uzun süre önce kabullendiğim, o bilinen Orwell ile ilgili yargılarımı ortadan kaldırıyor, daha derine ineyim diye aklımı çeliyorlardı. Orwell kimdi, biz kimdik, ölçülebilir somut bir sonucu olmayan keyif, güzellik ve zaman kavramları; adalet, hakikat, insan hakları ve dünyayı değiştirmek gibi meseleleri önemseyen birinin veya belki de herkesin hayatında nasıl da aynı şekilde yer ediyordu, bunları sorgulatıyorlardı.”

  • Künye: Rebecca Solnit – Orwell’in Gülleri, çeviren: S. Melis Baysal, Minotor Kitap, deneme, 320 sayfa, 2024

Stuart Jeffries – Büyük Uçurum Oteli (2024)

Yirminci yüzyılın en heybetli entelektüel hareketlerinden biri olan Frankfurt Okulu’nun tarihi hakkında harika bir çalışma.

1923 yılında bir grup entelektüel modern dünyanın işleyişini çözümlemek, kapitalist sistemin eleştirisini yapmak üzere Frankfurt’ta bir araya geldi.

Sonraları Frankfurt Okulu olarak anılacak Marksist Araştırma Enstitüsü kurulduğu andan itibaren reel siyasete mesafeli, siyasi mücadelelere karşı şüpheci bir tavır takındı.

Bu okulun ileri gelen üyeleri –Theodor Adorno, Max Horkheimer, Herbert Marcuse, Erich Fromm, Friedrich Pollock, Franz Neumann ve Jürgen Habermas– faşizmin habisliğini ve ka­pitalizmin batı toplumlarının içini oyan, çökerten etkilerini irdelemek ve eleştirmek konusunda ustaydılar ve sadece düşünme biçimimizi değil, tartışmaya değer gördüğümüz konu başlıklarını da değiştirdiler.

Frankfurt Okulu’nda ortaya konan fikirler ve yürütülen tartışmalar her şeye rağmen önemini hep korudu.

Kapitalizm ve faşizmin kendisini güncellediği, toplumun sosyal medya ve tüketim çılgınlığına mahkûm olduğu, makineleştiği çağımızın karanlığını çözümleme yolunda Frankfurt Okulu düşünürlerinin hâlâ söyleyecek sözleri var.

Stuart Jeffries’in ifadesiyle “Onların şişeye koydukları mesajı açıp okumanın vakti geldi artık.”

  • Künye: Stuart Jeffries – Büyük Uçurum Oteli: Frankfurt Okulu’ndan Yaşam Öyküleri, çeviren: Banu Karakaş, Minotor Kitap, felsefe, 504 sayfa, 2024

Ernst Kris, Otto Kurz – Sanatçı İmgesinin Oluşumu (2024)

Estetiğin psikolojisi ve sanatsal yaratımla ilgilenen herkes bu kitabı okumalı.

Ernst Kris ile Otto Kurz, dünya çapındaki kültürlerdeki sanatçı efsanesi ile Gombrich’in bir giriş makalesinde sanatçı için “belirli değişmez özellikler” olarak adlandırdığı şeyler arasındaki bağlantıları inceliyor.

Kitap eski ve modern, Doğu ve Batı sanatçılar hakkındaki çeşitli efsaneleri ve tutumları bir araya getiriyor ve sanatsal yaratıma yönelik tutumlara dair sağlam bilgiler veriyor.

‘Sanatçı İmgesinin Oluşumu’ psikolojiye, sanat tarihi ve tarihine, estetiğe, biyografiye, mit ve büyüye etki edecek ve pek çok alanda geniş bir kitlenin ilgisini çekecek bir çalışma.

  • Künye: Ernst Kris, Otto Kurz – Sanatçı İmgesinin Oluşumu: Efsane, Mit ve Büyü, çeviren: Sabri Gürses, Minotor Kitap, sanat, 160 sayfa, 2024

Manon Garcia – İtaat Etme (2024)

En bağımsız, en feminist kadınlar bile erkeklerin fethedici bakışlarını üzerlerinde görmeyi sevdiklerini, kendilerini partnerlerinin kollarına bırakmayı arzuladıklarını veya günlük ev işlerini güya daha tatmin edici başka faaliyetlere tercih ettiklerini büyük bir şaşkınlıkla fark ederler.

Peki, bu arzular ve tercihler bağımsızlıklarıyla çelişir mi?

Kendilerinden önce gelen, asırların feminist hareketine bir ihanet midir bu durum?

“İlk adımı” erkeklerin atmasını bekleyip yine de cinsiyet eşitliği talep edebilir miyiz?

Manon Garcia, ‘İtaat Etme: Kadınlık Üzerine Bir İnceleme’ kitabında, kadınların erkeklere teslimiyet hâlini inceliyor.

Kadınların deneyimlerini biçimlendiren cinsiyetler hiyerarşisinin yapılanmasını ezber bozan bir tarzla irdeliyor.

Yaşadığımız “kadınsı kafa karışıklıklarını” felsefeyle ve bilhassa Simone de Beauvoir’ın felsefesiyle ele alıyor.

“… Kadın olmak, belirli bir ekonomik, toplumsal ve siyasi durumda bulunmaktır. Bu durum, kadınların ona göre davranması gereken ve ona göre yargılandığı bir dizi kuralı ifade eder. Kadın olmak, ‘gerçek’ bir kadın olmak, bu normlara uymayı gerektirir. Tıpkı bir aletin işlevini yerine getirmediğinde doğasının sorgulanması gibi, kendi davranışı ile toplumsal olarak kendisine dayatılan davranış arasında mesafe varsa kadının da kadınlığı sorgulanır. Peki o hâlde, toplumda kadına dayatılan davranış nedir? Teslimiyet.”

  • Künye: Manon Garcia – İtaat Etme: Kadınlık Üzerine Bir İnceleme, çeviren: Ayşen Sarı, Minotor Kitap, feminizm, 200 sayfa, 2024

Kolektif – Psikomitoloji (2024)

Öncesi hiçlikti.

Sonra, varlık peyda oldu.

Canlandı bir zaman; günü geldi ayaklandı, insan oldu.

Söylenmeye başladı.

Kendini ve dünyasını anlamak için öyküler uydurdu, anlatmaya koyuldu.

Masallar anlattı, mitler yarattı, destanlar söyledi.

Şüphesiz inandı.

Tutkulu ideolojilere kapıldı.

Yazı yazdı, sayı saydı, kuram kurdu.

Baktı, düşündü, felsefe yaptı.

Varlığın ardındaki mutlak hiçliği, sözün gerisindeki derin sessizliği fark ettiği vakit ise her şeyden kuşkuya düştü.

Mehmet Bilgin Saydam’ın, özgün bir yorumlamayla, bireysel ve kolektif öykülerin çatı disiplini olarak tanımladığı psikomitoloji işte bu kuşkuyu rehber edinir.

Masalların, mitlerin, destanların, halk öykülerinin, türlü inanç ve felsefi görüşlerin, ideolojilerin ve bilimsel kuramların, varlık ve eylem bilgisinden yoksun insan tarafından, bu epistemolojik yoksunluğu ikame etmek üzere çoğu kez farkında olunmaksızın kurgulanan öyküler olduğunu varsayar.

Bu kurgusal öyküleri psikodinamik/psikokültürel perspektiften yorumlamak suretiyle, insan bilincinin ve ruhsallığının içyüzünü açığa çıkarmaya, yapısını, işleyişini ve gelişimini anlamaya çalışır.

İstanbul Psikomitoloji Çalışma Grubu (İPM) etkinliği kapsamında İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. M. Bilgin Saydam’la birlikte 2015 yılından bu yana düzenlenen “HER ŞEY HİKÂYE!” başlıklı seminer dizisinde mitolojiden dine, sanattan felsefeye, ideolojiden bilime dek insanın tüm kültürel hayat bilgisini kapsayan disiplinleri kendine has “öykü”lerine yer veriliyor.

İşte bu kitap, söz konusu seminerin metinlerini barındırıyor.

  • Künye: Kolektif – Psikomitoloji: İnsanı Öykülerinde Aramak 1, editör: M. Bilgin Saydam, Hakan Kızıltan, Minotor Kitap, mitoloji, 248 sayfa, 2024

Rebecca Solnit – Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar (2024)

Rebecca Solnit ‘Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar’ kitabında kadim bir hikâyeyi incelikli ve bir o kadar da öfkesini kuşanmış üslubuyla anlatıyor bizlere.

Hayatın birçok alanında kadınların nasıl susturulduğunu, ezildiğini, taciz ve tecavüze uğradığını, öldürüldüğünü gerçek hikâyeler üzerinden aktarırken bu karanlık tabloyu üreten sistem çarklarını gözler önüne seriyor.

Solnit sarsıcı gerçekleri ortaya koymakla yetinmiyor, kadınların güven içinde yaşayabildiği, eşit, özgür bir dünya hayalini gerçek kılma yolunda umut da veriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kadının adı sessizlik. Erkeğinki iktidar. Kadının adı yoksulluk. Erkeğinki zenginlik. ‘Kadının’ diyoruz da, ona ait olan bir şey var mı gerçekten? Erkek ise her şeyin kendisine ait olduğunu iddia ediyor, kadın da dahil. İzin almadan ve bir bedel ödemek zorunda kalmadan kadına sahip olabileceğine inanıyor. Bu çok eski bir hikâye, yine de son yıllarda hikâyenin sonu değişmeye başladı… Ezber bozuldukça, değişmez sanılan düşünce kalıpları temelden sarsılıyor.”

  • Künye: Rebecca Solnit – Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar, çeviren: Asude Küçük, Minotor Kitap, kadın, 136 sayfa, 2024