Miraçhan Yılmaz — Tefecinin Defteri Gayyadır, Düşmeyegör! (2026)

Miraçhan Yılmaz imzalı ‘Tefecinin Defteri Gayyadır, Düşmeyegör!’, fındığı yalnızca bir tarım ürünü olarak değil, bir toplumsal ilişkiler ağı, bir mücadele zemini ve bir tarih anlatısı olarak yeniden düşünmeye çağırıyor. Kitap, Doğu Karadeniz’in yamaçlarında şekillenen üretim pratiklerini merkeze alarak, 1960-1980 arasındaki dönüşümü köylülerin gündelik hayatı, borç ilişkileri ve siyasal talepleri üzerinden okuyor. Böylece tarih, yukarıdan yazılan bir anlatı olmaktan çıkıp, aşağıdan yükselen deneyimlerin diliyle yeniden kuruluyor.

Çalışma, fındığın zaman içinde geçirdiği dönüşümü yalnızca ekonomik bir değişim olarak ele almıyor; aksine bu sürecin, üreticilerin adalet duygusu, geçim anlayışı ve toplumsal meşruiyet algısıyla nasıl çatıştığını gösteriyor. Geçimlik üretimden piyasa ekonomisine doğru yaşanan kırılma, köylüler açısından sadece bir uyum süreci değil; aynı zamanda bir kayıp, bir gerilim ve giderek bir direniş alanı yaratıyor. Bu noktada fındık, bir meta olmanın ötesine geçerek, yaşam biçiminin ve hak arayışının simgesine dönüşüyor.

Çalışma, Antonio Gramsci, E. P. Thompson ve Charles Tilly’den ödünç alınan kavramlar çerçevesinde, üretici köylülerin değişen geçim ilişkilerini, yükselen toplumsal taleplerini ve kitlesel hareketlerin oluşumunu birlikte ele alıyor. Thompson’un ahlâk ekonomisi yaklaşımıyla köylünün adalet algısı görünür hale gelirken, Gramsci’nin hegemonya kavramı devlet ile yerel aktörler arasındaki güç ilişkilerini açıklıyor. Tilly’nin çekişmeci siyaset perspektifi ise mitingler ve yürüyüşler gibi eylem biçimlerini, köylülerin politik özneleşme sürecinin bir parçası olarak yorumluyor.

Çağatay Edgücan Şahin’in sunuş yazısında vurguladığı gibi, eser toplumsal tarihin kıyısında kalmış özneleri merkeze alarak güçlü bir itiraz geliştiriyor. Köylüler, küçük üreticiler ve yerel aktörler bu anlatıda edilgen figürler değil; kendi taleplerini kuran, örgütlenen ve mücadele eden öznelere dönüşüyor. Kitap, bu dönüşümü hem kuramsal hem de tarihsel bir derinlikle ele alarak, yerel deneyimleri daha geniş siyasal bağlamlarla ilişkilendiriyor.

Bu çerçevede eser, üç temel eksen etrafında okunabilir. İlk olarak, üreticilerin “ahlâk ekonomisi”nin bozulmasıyla ortaya çıkan adalet arayışını gösteriyor; yani ekonomik ilişkilerdeki dönüşümün nasıl bir meşruiyet krizine yol açtığını ortaya koyuyor. İkinci olarak, devlet politikaları ile yerel talepler arasındaki gerilimin nasıl bir karşı koyuş ve alternatif siyasal dil ürettiğini izliyor. Üçüncü olarak ise mitingler, yürüyüşler ve kolektif eylemler üzerinden köylülerin nasıl politik öznelere dönüştüğünü görünür kılıyor.

Kitap, Beyceli yürüyüşü ya da Fatsa deneyimi gibi örneklerle, yerel direnişlerin aslında daha geniş bir siyasal dönüşümün parçası olduğunu gösteriyor. Bu eylemler yalnızca ekonomik taleplerin dile getirildiği anlar değil; aynı zamanda temsil, adalet ve söz hakkı arayışının kamusal ifadesi hâline geliyor. Böylece fındık etrafında şekillenen mücadeleler, bir bölge tarihinin ötesine geçerek Türkiye’nin toplumsal ve siyasal dönüşümüne dair güçlü ipuçları sunuyor.

Sonuç olarak eser, geçmişi yalnızca anlatmıyor; bugünü anlamak ve geleceği düşünmek için bir zemin kuruyor. Fındık üzerinden kurulan bu tarih, emeğin, borcun, direnişin ve umudun iç içe geçtiği bir hikâye olarak, toplumsal hafızayı yeniden canlandırıyor ve okuru şu soruyla baş başa bırakıyor: Bugünün kırılmaları karşısında, geçmişin bu mücadele deneyimleri bize ne söyleyebilir?

Miraçhan Yılmaz — Tefecinin Defteri Gayyadır, Düşmeyegör!: Doğu Karadeniz’de Fındığın Toplumsal Tarihi (1960-1980)
• Heretik Yayıncılık
Tarih • 268 sayfa • 2026

Kolektif – Yüzüncü Yılında Türkiye (2023)

Alanında uzman birçok ismin emeğiyle meydana gelen bu kitap, yüzüncü yılına gelen Türkiye Cumhuriyeti’nin hem geçmişine hem bugününe odaklanıyor.

Bu doğrultuda Levent Ürer ve Davut Taş, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyete vatandaşlık kavramını çözümlerken Anıl Mühürdaroğlu, Türkiye’de disiplin olarak sosyolojinin modernleşme perspektifiyle geçirdiği safhaları inceliyor.

Mustafa Budak, Erken Cumhuriyet dönemi tarih ders kitaplarında Osmanlı ve İslam algısının seyri üzerinde duruyor.

Namık Sinan Turan ve Bilen Işıktaş, müziğin ulusal inşa sürecindeki önemini vurguluyor.

Can Kakışım, sol siyasal düşünce geleneğinin Türkiye’deki seyrini sorgularken Serap Yolcu Yavuz ve Miraçhan Yılmaz da Atatürkçülüğün dönem içindeki seyrini Gramsciyen teori çerçevesinde sorguluyor.

Sedef Zeyrekli Yaş, 1960-2019 arası yapılan seçimleri analitik bir bakış açısıyla değerlendiriyor.

Göktürk Tüysüzoğlu, Türkiye’de Avrasyacı düşüncenin dış politikadan iç siyasete uzanan tarihsel seyrine odaklanırken Cenk Özgen ise 15 Temmuz askeri darbe girişiminin Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde kurumsal dönüşüm noktasında yarattığı etkilerine odaklanıyor.

Yeliz Yazan Koç, Türkiye’de son zamanların en tartışmalı konularından biri olan kadın cinayetlerinin hukuksal olarak geçirdiği süreci toplu bir bakış açısıyla ortaya koyuyor.

Son olarak Gizem Bilgin Aytaç, Türkiye’de hala gelişmekte olan kadın hareketini feminist bakış açısıyla tartışıyor.

  • Künye: Kolektif – Yüzüncü Yılında Türkiye: Tarih, Toplum, Siyaset, editör: Serap Yolcu Yavuz, Ünsal Yavuz, Paradigma Akademi Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2023