Shūsui Kōtoku – Emperyalizm (2025)

Japon anarşist ve sosyalist hareketlerinin öncülerinden Shūsui Kōtoku, 1901 yılında yayımlanan bu eserinde emperyalizmi 20. yüzyılın hem en belirgin hem de en tehlikeli olgusu olarak tanımlıyor. Ona göre emperyalizm yalnızca askerî yayılma ya da ekonomik sömürü değildir; aynı zamanda halkların zihinsel, kültürel ve siyasal köleleştirilmesidir. Emperyalizmin yükselişi, sadece sömürgeciliği değil, aynı zamanda otoriter yönetimleri ve savaş ideolojilerini de teşvik eder.

‘Emperyalizm: Yirminci Yüzyılın Canavarı (1901)’ (‘L’impérialisme, le spectre du vingtième siècle’), Japonya’nın Batı’yı taklit ederek emperyalist bir rota izlemesini sert biçimde eleştirir. Ona göre bu yol, halkın özgürlüğünü yok eden, eşitsizliği artıran ve savaşları meşrulaştıran bir süreçtir. Emperyalizm, sadece yabancı toprakların işgaliyle değil, içerde de emekçilerin haklarının gasp edilmesiyle kendini gösterir. Dolayısıyla, bu mücadele yalnızca dışarıya karşı değil, içerideki baskı mekanizmalarına karşı da verilmelidir.

Kitap boyunca Kōtoku, pasifizm ve özgürlükçü sosyalizm arasında bir bağ kurar. Ona göre gerçek barış, sadece silahların susması değil, halkların eşit ve adil bir düzen içinde yaşamasıdır. Emperyalizmin karşısına konulacak en güçlü alternatif, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını savunan, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum tahayyülüdür.

Kōtoku’nun bu çalışması, hem Japonya’nın erken dönem emperyalist politikalarını sorgulayan nadir seslerden biridir, hem de evrensel bir anti-emperyalist düşünce manifestosu niteliğindedir. Bugün hâlâ geçerliliğini koruyan bu fikirler, gücün değil adaletin yolunu arayanlar için güçlü bir referans sunar.

  • Künye: Shūsui Kōtoku – Emperyalizm: Yirminci Yüzyılın Canavarı (1901), çeviren: Güney Çeğin, A. Halim Karaosmanoğlu, Nika Yayınevi, siyaset, 151 sayfa, 2025

Neil Brenner – Kentleşmenin Eleştirisi (2025)

Neil Brenner’in ‘Kentleşmenin Eleştirisi’ (‘Critique of Urbanization’) adlı kitabı, kentleşme olgusunu derinlemesine ele alan ve bu konudaki geleneksel yaklaşımlara eleştirel bir bakış açısı sunan önemli bir eserdir. Brenner, kentleşmenin sadece şehir merkezlerinde yoğunlaşan bir süreç olmadığını, aksine gezegenin tamamını kapsayan, karmaşık ve çok boyutlu bir olgu olduğunu savunur. Bu bağlamda, “gezegenleşmiş kentleşme” kavramını ortaya atarak, kentleşmenin kırsal alanlardan okyanuslara, hatta atmosfere kadar uzanan etkilerini inceler.

Brenner’e göre, kentleşme kapitalist sistemin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu sistemin işleyişiyle yakından ilişkilidir. Kapitalizm, kâr elde etme dürtüsüyle kentleşmeyi teşvik eder ve bu süreç, eşitsizliklerin derinleşmesine, çevresel sorunların artmasına ve toplumsal çelişkilerin şiddetlenmesine yol açar. Kitapta, kentleşmenin tarihi, teorisi, ekonomik, sosyal, politik ve çevresel etkileri detaylı bir şekilde ele alınır. Brenner, kentleşmenin sadece olumsuz yönlerini değil, aynı zamanda potansiyelini ve alternatif yaklaşımlarını da değerlendirir. Ancak, mevcut kentleşme modelinin sürdürülemez olduğunu ve radikal bir şekilde dönüştürülmesi gerektiğini vurgular.

Kitapta, kentleşmenin geleceği, alternatif kentleşme modelleri ve toplumsal hareketlerin rolü gibi konular da tartışılır. Brenner, kentleşmeye karşı eleştirel bir yaklaşım benimseyerek, daha adil, sürdürülebilir ve yaşanabilir kentlerin mümkün olduğunu savunur. ‘Kentleşmenin Eleştirisi’, kentleşme üzerine düşünen herkes için önemli bir kaynak niteliğindedir ve bu karmaşık olguyu anlamak için değerli bir çerçeve sunar.

  • Künye: Neil Brenner – Kentleşmenin Eleştirisi, çeviren: Ayten Alkan, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 386 sayfa, 2025

Sibel Kiraz – Şiddetsiz Bir Tarihin Olanağı (2025)

Tarih ve şiddet, insanlık tarihi boyunca iç içe geçmiş kavramlar olarak karşımıza çıkar. Savaşların tarihi, aynı zamanda şiddetin de tarihidir. Bu durum, şiddetin ve tarihin özdeş olduğu, hatta tarihin şiddetin tarihi olduğu yanılgısını beraberinde getirmiştir. Ancak bu bakış açısı, Hannah Arendt ve Walter Benjamin gibi düşünürler tarafından sorgulanmıştır.

Arendt ve Benjamin, şiddetin tarihi tahrif ettiğini ve tarihin ancak şiddetsizliğin koşuluyla ortaya çıkabileceğini savunmuşlardır. Onlara göre, şiddet, düzenin içine nüfuz ederek kendini görünmez kılar ve bu nedenle de ancak çözümleyici bir yöntemle açığa çıkarılabilir. Bu iki düşünür, düzenin şiddetten arındırılmasının, tarih, siyaset ve hukukun da şiddetten arındırılmasıyla mümkün olacağını ileri sürmüşlerdir.

Sibel Kiraz, bu kitabında Arendt ve Benjamin’in şiddet eleştirilerini ve şiddetsiz tarih anlayışlarını karşılaştırmalı bir biçimde ele alarak tartışmaktadır. Yazar, bu tartışma ile şiddet olgusunun çözümlenmesine katkıda bulunmayı ve şiddetsizliğin olanağına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Kiraz’a göre, şiddetten arındırılmış bir siyasetin, özgürlüğün, demokrasinin ve hukukun adalete yaklaşmasının olanağı, bu tartışmada yatmaktadır.

  • Künye: Sibel Kiraz – Şiddetsiz Bir Tarihin Olanağı: Arendt ve Benjamin, Nika Yayınevi, siyaset, 196 sayfa, 2025

John Alexander Armstrong – Milliyetçilikten Önce Milletler (2025)

John Alexander Armstrong’un ‘Milliyetçilikten Önce Milletler’ (‘Nations Before Nationalism’) adlı eseri, modern milliyetçilik kavramının ortaya çıkışından önceki dönemlerde var olan etnik ve kültürel toplulukların nasıl şekillendiğini ve nasıl işlediğini inceleyen çığır açıcı bir çalışmadır. Armstrong, yaygın kabul görenin aksine, milletlerin modern bir olgu olmadığını, aksine milliyetçilikten çok önce var olduğunu savunuyor.

Kitap, etnik kimliklerin ve toplulukların oluşumunda dinin, dilin, coğrafyanın ve siyasi yapıların oynadığı rolleri detaylı bir şekilde ele alıyor. Armstrong, farklı tarihsel dönemlerde ve coğrafyalarda var olan etnik toplulukları karşılaştırarak, onların ortak özelliklerini ve farklılıklarını ortaya koyuyor. Kitapta, Ortaçağ Avrupa’sından Bizans İmparatorluğu’na, Rusya’dan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar geniş bir coğrafyada var olan etnik toplulukların incelenmesi yer alıyor.

Armstrong, etnik toplulukların oluşumunda mitlerin, sembollerin ve ritüellerin önemini vurguluyor. Ona göre, bu unsurlar, etnik kimliğin inşasında ve sürdürülmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Kitap, etnik toplulukların sadece kültürel bir olgu olmadığını, aynı zamanda siyasi ve ekonomik güç ilişkileriyle de yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Armstrong, etnik toplulukların nasıl siyasi aktörler haline geldiğini ve nasıl devletlerle etkileşimde bulunduğunu analiz ediyor.

  • Künye: John Alexander Armstrong – Milliyetçilikten Önce Milletler, çeviren: S. Erdem Türközü, Nika Yayınevi, siyaset, 2025

Denis Lawton, Peter Gordon – Batı Eğitim Düşüncesi Tarihi (2025)

‘Batı Eğitim Düşüncesi Tarihi’, batı dünyasında eğitim düşüncesinin tarihsel gelişimini kapsamlı bir şekilde inceleyen önemli bir çalışma.

Kitap, eğitim felsefesi ve tarihine ilgi duyan araştırmacılar, öğrenciler ve eğitimciler için değerli bir kaynak niteliğinde.

Kitap, Antik Yunan’dan günümüze kadar batı eğitim düşüncesinin tüm önemli dönemlerini ve akımlarını kapsar.

Her bir dönem ve düşünürün eğitim anlayışı, felsefi temelleri ve tarihsel bağlamı detaylı bir şekilde inceliyor.

Yazarlar, sadece düşünürlerin fikirlerini sunmakla kalmaz, aynı zamanda bu fikirlerin tarihsel ve toplumsal etkilerini de eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirir.

Kitap, günümüz eğitim sistemleri ve tartışmalarıyla da bağlantılar kurarak, okurların konuya daha yakından bakabilmelerini sağlar.

Kitapta ele alınan başlıca konular:

Antik Yunan Eğitimi: Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi düşünürlerin eğitim anlayışları ve bu anlayışların batı eğitim düşüncesine etkileri.

Orta Çağ Eğitimi: Kilise’nin eğitim üzerindeki etkisi, skolastik felsefe ve üniversitelerin ortaya çıkışı.

Rönesans ve Reform Dönemleri: Humanizm, bireycilik ve sekülerleşmenin eğitim üzerindeki etkileri.

Aydınlanma Çağı: Akılcılık, deneyimcilik ve eğitimde eşitlik arayışları.

On Dokuzuncu ve Yirminci Yüzyıl Eğitim Düşünceleri: Progresivizm, pragmatizm ve eleştirel pedagoji gibi modern eğitim akımları.

  • Künye: Denis Lawton, Peter Gordon – Batı Eğitim Düşüncesi Tarihi, çeviren: Özgür Atakan, Nika Yayınevi, eğitim, 342 sayfa, 2025

Randolph Bourne – Devlet (2024)

Randolph Bourne’un ‘Devlet’ adlı kitabı, devletin doğası, savaşla ilişkisi ve birey üzerindeki etkileri üzerine derinlemesine bir inceleme yapıyor.

Bourne’a göre, devlet, özellikle savaş zamanlarında bireylerin özgürlüklerini kısıtlayan, toplumsal birliği baskıcı bir şekilde sağlayan bir kurumdur.

“Savaş, devletin sağlığıdır” sözüyle bu durumu özetleyen yazar, devletin savaş sayesinde güçlendiğini ve genişlediğini savunur.

Ancak bu durum, bireylerin özgürlüklerinin feda edilmesi anlamına gelir.

Savaş, devletin varlık nedenidir ve bireyleri bir araya getirirken, aynı zamanda muhalifleri bastırır.

Devlet, bireyleri toplumsal birliğe zorlar ancak bu birlik, bireylerin özgürlüklerini sınırlar. Savaş, bu durumu daha da belirgin hale getirir.

Bourne, devleti eleştirel bir gözle inceler ve onun birey üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeker.

Bourne’a göre, savaşın uluslara değil, devletlere ait bir işlev olması ve devletin, ulusun enerjisini yıkıcı amaçlar için tüketmesi önemli bir paradoksa işaret eder: Devlet savaşla güçlenir ve genişler, ancak bu genişleme çoğunlukla yurttaşların özgürlüklerinden ödün verilmesini gerektirir.

Savaş, topluluğun sürü duygusunu canlandırarak, kolektif bir kimlik yaratırken muhalifleri dışlama ve bastırma eğilimini doğurur; bu, devletin kendi varlığını koruma çabasının bir tezahürüdür.

  • Künye: Randolph Bourne – Devlet, çeviren: Güney Çeğin, A.Halim Karaosmanoğlu, Nika Yayınevi, siyaset, 2024

Howard S. Becker – Toplumu Anlatmak (2024)

 

Howard S. Becker, bu kitabında toplumu anlatma eyleminin sadece sosyal bilimcilerin tekelinde olmadığını savunuyor.

Romanlar, şiirler, filmler gibi sanatsal eserler de toplum hakkında derinlemesine bilgi verebilir.

Kitapta, farklı anlatım biçimlerinin toplumsal gerçekliği nasıl yansıttığı, hangi yöntemlerin daha etkili olduğu gibi sorulara yanıt arıyor.

Toplumu anlatmanın birçok yolu var. Sadece bilimsel makaleler değil, romanlar, filmler, hatta günlük hayattaki sohbetler bile toplumu anlatmanın birer aracıdır.

Her anlatım biçimi farklı bir perspektif sunar. Farklı sanat ve bilim dalları, topluma farklı açılardan bakarak farklı yönlerini ortaya çıkarır.

Anlatım tarzı, içeriği etkiler. Nasıl anlattığımız, ne anlattığımız kadar önemlidir. Anlatım biçimimiz, okuyucunun veya izleyicinin konuya bakış açısını şekillendirir.

Toplumu sadece sayılar ve istatistiklerle değil, aynı zamanda hikayeler ve sanatla da anlamak isterseniz bu kitap size ilham verecektir.

Eğer bir yazar, sanatçı veya araştırmacıysanız, bu kitap size farklı anlatım biçimleri ve yöntemleri hakkında fikirler sunacaktır.

Günlük hayatta karşılaştığımız olayları ve insanları daha derinlemesine analiz etmek için size yeni bir bakış açısı kazandıracaktır.

Kısacası, ‘Toplumu Anlatmak’, toplumu anlama ve anlatma konusunda farklı disiplinlerden gelen düşünceleri bir araya getiren hem akademik hem de genel okur için ilgi çekici bir eser.

  • Künye: Howard S. Becker – Toplumu Anlatmak, çeviren: Şerife Geniş, Mesut Hazır, Ebru Arıcan, Nika Yayınevi, sosyoloji, 380 sayfa, 2024

Aydoğan Kutlu – Türkiye’nin Cumhuriyeti (2024)

Türkiye’de cumhuriyet kavramı, taraftarlarının ve karşıtlarının gözünde yoğun bir duygusal etkiye sahip olmasına rağmen, açık ve analitik bir tartışmaya pek konu olmaz.

Öyle ki, “Halkın kendi kendisini yönetmesi” veya “Egemenliğin millete ait olması” gibi harcıâlem tanımlar, cumhuriyetten daha çok, ilkinde demokrasiye ikincisinde halk egemenliğine karşılık gelmektedir.

Bir kesimin gözünde Atatürk’ün mirasını ve çağdaşlaşmayı simgelerken başka bir kesim için otoriter bir modernleşmenin, tekçi bir millet düşüncesinin, pozitivist bir bilimcilik anlayışına dayalı gelenekten kopuşun anlatımıdır.

Bu farklı farklı cumhuriyet “algıları”, cumhuriyete yönelik güçlü bir duygusal çağrışım üretirken; cumhuriyetin ne olduğu, dünyada neye karşılık geldiği ve bizdekinin dünyadaki örnekleriyle nasıl karşılaştırılabileceği gibi sorular genellikle gölgede kalır.

Aydoğan Kutlu’nun ‘Türkiye’nin Cumhuriyeti: Cumhuriyet Kavramının Türkiye’deki Dönüşümü’ başlıklı kitabı, Cumhuriyet’in 100. yılında, Batı’daki felsefi kökenlerinden başlayarak cumhuriyet kavramının nasıl bir tarihsel dönüşüm geçirdiğinin izini sürüyor.

Cumhuriyetin Antikçağ’ın kent-devletlerinden modern dönemlerin ulus-devletlerine dönüşürken hangi niteliklerinin başkalaşım geçirdiğini inceliyor ve Osmanlı/Türk tarihinde cumhuriyet kavramının ortaya çıkışını ve evrimini de bu perspektife yerleştiriyor.

Böylece Yeni Osmanlılardan İkinci Cumhuriyetçilere dek uzanan cumhuriyet tartışmasını, cumhuriyetin temel niteliklerinin nasıl yorumlandığı üzerinden göstermeye çalışırken bir yandan da devletle özdeşliğe hapsolmayan bir cumhuriyet mefhumunun peşinden gitmeye çalışıyor.

Siyasi tarihten daha çok düşünce tarihini temel alan bu kitap, Türkiye’deki cumhuriyet anlayışının temel unsurlarını gün yüzüne çıkartmayı amaçlarken aynı zamanda Türkiye’de neden etkili bir cumhuriyetçi akımın doğmadığının da yanıtlarını araştırıyor.

  • Künye: Aydoğan Kutlu – Türkiye’nin Cumhuriyeti: Cumhuriyet Kavramının Türkiye’deki Dönüşümü, Nika Yayınevi, siyaset, 204 sayfa, 2024

Kolektif – Dijital Teknoloji Sorgulanıyor (2024)

Dijital teknolojilerin toplumsal yaşantımızın temel belirleyicisi olduğuna dair görüş, medya ve iletişim literatüründe yaygın biçimde yer alıyor.

Dijital teknolojiler, toplumsal yaşamın tüm alanlarında öncelikli dönüştürücü bir güç olarak değerlendiriliyor; ancak bu çerçeve ekonomik, siyasal ve toplumsal alanların karşılıklı etkileşimindeki bütünlüklü yapıyı göz ardı etmesi nedeniyle yetersiz bir bakış açısı sunuyor.

Elinizdeki kitap, teknolojinin belirleyiciliği iddiasının karşısında, onun kapitalist birikim rejimi içindeki rolünü sorguluyor.

Kitapta yer alan yazılar, toplumsal yaşantının üretim ilişkileri bağlamında şekillenen diyalektik bütünlüğünden yola çıkarak dijital teknolojinin işlevini farklı boyutlarıyla ekonomi politik bir konumlanışla irdeliyor.

  • Künye: Kolektif – Dijital Teknoloji Sorgulanıyor, editör: Nurcan Törenli, Ayçin Özoktay, Nika Yayınevi, inceleme, 325 sayfa, 2024

Kolektif – Thomas S. Kuhn (2024)

Thomas Kuhn’un bilim felsefesine getirdiği yeni bakış açısı ve argümanlarının derinliği, yirminci yüzyılın son çeyreğinden yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanan bilim tarihi ve bilim felsefesi çalışmalarında büyük bir etki yarattı.

Batı felsefesinde olduğu gibi ülkemizdeki bilim felsefesi ve bilim tarihi yazıcılığında da Kuhn’un bilim algısı her geçen gün kendini yeni alanlarda ve farklı tartışmalarda hissettiriyor.

Geniş bir yelpaze içinde yer alan bu tartışmalar, Kuhn’un popülerliğini ve önemini açıkça ortaya koyuyor.

Özellikle onun kavramlarından yola çıkarak günümüz düşünsel çalışmalarını şekillendirmek ve bu çalışmalara yeni bir yön vermek büyük bir değer taşıyor.

Bu bağlamda, Kuhn’un bilim algısına kazandırdıklarını güncel tartışmalardan hareketle aktarmak ve onun mirasını anmak adına 2 Kasım 2022 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü çatısı altında bir kongre düzenlendi.

Bu kongrede sunulan bildiriler, Kuhn’un sadece bilim felsefesini değil, sosyal bilimlerin çeşitli alanlarını da derinden etkilediğini ortaya koydu.

Kongre sonrası, Kuhn’un kavramlarının ülkemizdeki disiplinler arası etkisini araştırmak adına, daha geniş bir yazar katılımıyla bu kitap hazırlanmış.

Kitap, ‘ülkemizde gerek bilim üzerine yapılan çalışmalarda gerekse de doğrudan bilimsel çalışmalarda Kuhn’un kavramları ne derece etkili ve yaygın?’ sorusuna verilen cevabın somut bir örneği olarak, Kuhn’un farklı alanlardaki etkisini ortaya koyan çalışmalardan oluşuyor.

  • Künye: Kolektif – Thomas S. Kuhn: Bilimsel Devrimlerin Yapısından Sonra Altmış Yıl, editör: Ömer Faik Anlı, Ömer Fatih Tekin, Sercan Palavan, Nika Yayınevi, felsefe, 340 sayfa, 2024