William Davies – Mutluluk Endüstrisi (2018)

Mutluluğa karşı olunabilir mi?

Aristoteles mutluluğu –ahlaki açıdan daha geniş anlamıyla– insanlığın nihai amacı olarak görüyordu.

Bu kuşkusuz herkesin katılmayacağı bir yorum.

Nietzsche ise, “İnsanlar mutlu olmak için çabalamaz; bu sadece İngilizlere özgü bir davranıştır,” demişti.

Öte yandan pozitif psikoloji ve mutluluk ölçümü 1990’lardan bu yana siyasi ve ekonomik kültürümüze nüfuz etti ve bugün de, siyasetçilerle yöneticilerin mutluluk ve esenlik mefhumlarını sahiplenme şekline yönelik kaygılar artmış durumda.

Bunun yanı sıra “mutluluk bilimi”, nihayetinde çektikleri ıstıraplardan ötürü insanları sorumlu tutup –tabii dâhiyane bir şekilde onları ilaçla tedavi ederek– sorunu oluşturan koşulları yok sayacak bir konuma gelme riski taşıyor.

İşte William Davies’in şahane çalışması ‘Mutluluk Endüstrisi’, yeni nesil kapitalist sistemin mutluluğumuzu bahane ederek yaşamımızın kontrolünü nasıl ele geçirdiğini gözler önüne seriyor.

Davies, hem büyük şirketlerin, piyasaların ve hükümetlerin, haz ve mutluluk arayışımızdan faydalanarak, tüketim davranışlarımıza nasıl yön verdiğini örnekler eşliğinde açıklıyor hem de bu korkunç kısırdöngüden nasıl kurtulabileceğimizi gösteriyor.

Kitabı, reklamların, motivasyon artırmaya yönelik işyeri terapilerinin, zindelik ve esenlik vaat eden guruların, yaşam koçlarının, spor hocalarının, pozitif psikoloji uzmanlarının ve mutluluk iktisatçılarının yarattığı statüye, güce, kariyere ve paraya odaklanmış bu tüketim sarmalının gerçekte neye hizmet ettiğini daha iyi kavramak isteyenlere şiddetle öneririz.

Kitaptan iki alıntı:

“Zihni izlenip ölçümlenmesi gereken kendine has davranış ve hastalıklara sahip, mekanik ya da organik bir nesne olarak gören bilimsel bakış açısı belki de sıkıntılarımızın çözümünden ziyade onları yaratan köklü kültürel nedenlerden biridir.”

“‘Mutluluk endüstrisi’ güçlüye zayıfın haklarını hatırlatmak yerine zayıfa güçlü olmayı dayatıyor. Rekabet ve acımasızlık sağlıklı sayılıyor.”

  • Künye: William Davies – Mutluluk Endüstrisi, çeviren: Müge Çavdar, Sel Yayıncılık, inceleme, 294 sayfa, 2018

küçük İskender – Papağana Silah Çekme! (2009)

küçük iskender’in şiir serüveninin en önemli duraklarından biri olan ‘Papağana Silah Çekme!’, üç ayrı bölümden oluşuyor.

Yeni bir baskıyla okurun karşısına çıkan kitapta yer alan ‘Karaltı’ şiirinden bir alıntı:

“bak! gece geliyor! sakın üstüne basma!

bronz boynuzlarından kedi tiryakileri!

 

terkedildiğim kentte benim de bir küfür bütçem var!

sonuna kadar yabancıyım suratımdaki çukura!

 

yatağımdaki boy aynası: bu otelin bütün gölgesi,

dışardaki adamın çocukluk çetelesi!

 

geri dönmeden önce bir mektup yazıp postalamalı!

zarfın içine kulaklar, gözler ve sözde yeminler de koymalı!

 

ben buralara sevmek için gelmiştim

vuruldum gönlümün oturumunda ayağımın tozuyla! (…)”

  • Künye: küçük İskender – Papağana Silah Çekme!, Sel Yayıncılık, şiir, 168 sayfa

Kolektif – Yaşayan Lenin (2009)

Altı yazarın metinlerini bir araya getiren ‘Edebiyat ve Sinemada Yaşayan Lenin’, Lenin’i sanat yoluyla anlatmaya çalışıyor.

Kitapta yer alan beş metin, Lenin’in devrimci pratiğinin sinema ve edebiyat alanındaki yansımalarına odaklanıyor.

“Tarihsel gerçeğin, sanatsal gerçekliğin temeli ve özü olduğu” ilkesinden yola çıkan kitap, sinema ve edebiyatın toplumu değiştirip dönüştürmede büyük bir güce sahip olduğunu göstermeyi amaçlıyor.

İdeolojik savaşın şiddetlendiği günümüzde bu kitabın, Lenin’in edebiyat ve sanattaki imajına güçlü bir katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz.

  • Künye: V. V. Novikov, Roland Leroy, Aleksandr S. Karaganov, Luda Schnitzer, Jean Schnitzer ve Sergey Yutkeviç – Edebiyat ve Sinemada Yaşayan Lenin, çeviren: İsmail Yerguz, Sel Yayıncılık, sanat, 207 sayfa

Fernando Pessoa – Anarşist Banker (2018)

Antikçağ felsefesinin diyalog yöntemiyle kaleme alınmış ve ilk basımı 1922’de yapılmış ‘Anarşist Banker’, Fernando Pessoa’nın en ünlü eserlerinin başında gelir.

Burjuva toplumunun ikiyüzlü ahlak anlayışını kıyasıya eleştiren eser, iki arkadaşın bir yemek sonrasında başlayan sohbetleri üzerinden ilerler.

Bu arkadaşlardan biri bankerdir ve anlatının ana fikri de bu karakterce dillendirilir.

Bankerliğin, gerçekleşebilir tek anarşist eylem olduğunu düşünen bu karakter, kendine has akıl yürütmelerle bu fikrini adım adım ispat etmeye koyulur.

Kahramanımız bunu yaparken hem Avrupa toplumunun ikiyüzlülüğünü gözler önüne serer hem paranın iktidarını sorgular hem de bunu alaşağı etmenin yolları üzerine düşünür.

Kitaptan iki alıntı:

“Birine yardım etmek onun yeteneksiz olduğunu kabul etmek olur ya da eğer yeteneksiz değilse, yeteneksizleştirmek ya da öyle olduğunu varsaymak olur. İlk durumda bu bir zorbalıktır, ikinci durumda ise küçümseme…”

“Para devletten daha iyi değildir, aile dinlerden daha iyi değildir. Bunların yerine başka kurgular olsaydı, bunlar da bir o kadar kötü olurdu çünkü bunlar da sırası geldiğinde doğal gerçeklerin üzerine gelip yapışır ve onları boğardı.”

  • Künye: Fernando Pessoa – Anarşist Banker, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, anlatı, 69 sayfa, 2018

Sara Ahmed – Duyguların Kültürel Politikası (2015)

Bir kültürel olgu olarak duygular, iktidar ilişkilerini yeniden üretmede nasıl bir işlev üstleniyor?

Korku, iğrenme, utanç ve sevgi gibi duyguların, “ötekilere” karşı farklı yönelimler olarak işlediğini savunan Sara Ahmed’e göre nefret de, mültecilik ve göçmenlik söylemlerinde bir tehdide dönüşerek dolaşıma girmekte.

Duyguların kültüre dahi etki edebilecek denli güçlü olduğunu yakından görmek isteyenler bu kitabı kaçırmasın.

  • Künye: Sara Ahmed – Duyguların Kültürel Politikası, çeviren: Sultan Komut, Sel Yayıncılık

Henri Michaux – Asya’da Bir Barbar (2018)

“Hindistan’da görecek hiçbir şey yok, her şey yorumlanmak için.”

Fransız edebiyatının çağdaş kalemlerinden Henri Michaux, Avrupa’nın büyük bir bunalımın arifesinde bulunduğu 1930’lu yılların başında uzak Asya’ya bir gezi gerçekleştirmişti.

‘Asya’da Bir Barbar’, Michaux’nun Hindistan, Endonezya, Çin ve Japonya topraklarını kapsayan bu geziden izlenimlerini sunduğu güncesi.

Okura, Michaux’nun yazarlığının yanı sıra, kişiliğinin de başka bir yönünü gösteren kitap, ilk kez Türkçede.

Bu toprakları hayatı boyunca ilk kez görmenin verdiği heyecanla yazar, Doğu ile Batı arasındaki kadim farklılıkların altını kendine has bakışıyla çiziyor.

Gezisi boyunca, Doğu toplumları ve halklarıyla Batı Avrupa halklarının farkları üzerine düşünen Michaux, Avrupalıların Doğuluların kültürel pratiklerinden öğrenebilecekleri şeyler olduğunu düşünüyor.

  • Künye: Henri Michaux – Asya’da Bir Barbar, çeviren: Rahime Sarıçelik Abbasbeyli, Sel Yayıncılık, anlatı, 168 sayfa, 2018

Selçuk Erez – Dünyanın Sonu Gelmeyecek (2009)

Selçuk Erez, elimizdeki romanı ‘Dünyanın Sonu Gelmeyecek’te, doğumu sıra dışı olaylarla başlayan Hasan’ın ilginç hayatını hikâye ediyor.

Annesi Hürmüz’ün doğurmuş olduğu dokuz çocuktan hayatta kalan tek çocuk Hasan’dır.

Hasan’ın yaşamındaki gariplikler, doğumundaki mucizelerle sınırlı kalmadığından, kısa bir süre sonra halkın gözünde ilahi bir varlık olarak yer edecektir.

Erez’in kurgusu, bir film ekibinin, Hasan’ın yaşamını filme aktarmak için köy sakinlerinin anlatımlarına başvurması üzerine inşa ediliyor.

Hasan’ın geçmişine doğru yolculuğa çıkan ekip, halk arasında ermiş olarak kabul edilen Hasan’a atfedilen mucizeler kadar, bir insan olarak sahip olduğu zaaflara da tanık olacaktır.

  • Künye: Selçuk Erez – Dünyanın Sonu Gelmeyecek, Sel Yayıncılık, roman, 199 sayfa

Stavros Stavrides – Müşterek Mekân (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Peki her etkinlikten kâr etmeye odaklı egemen iktisadi anlayış, günümüz şehirlerine nasıl yaklaşıyor?

Bu yaklaşım, bizim pek çok örnekten gördüğümüz gibi, çok açıktır:

Neoliberal veya hatta post-neoliberal aşamasındaki talancı kapitalizm, yalnızca şehirleri sömürmekle kalmıyor, bunu yaparken içinde yaşayanlar olarak bizleri iktisadi birer metaya dönüştürmeyi amaçlıyor.

Bu nedenle, farklı tahakküm biçimleri üzerinden ilerleyen şehir talanı, bugün korkutucu boyutlara varmış durumda.

Öte yandan, günümüzün şehir sakinleri mevcut kentsel düzen içinde ya da ona karşıt bir şekilde kendi şehirlerini inadına sahipleniyor, yeni paylaşım mekânları ya da işbirliğine dayalı yaşama pratikleri yaratıyor ve bu amaçla yeni fırsatları keşfediyor.

Buna kısaca, müşterekleşme deniyor.

İşte bu Stavros Stavrides bu ilgi çekici çalışmasında, müşterekleşmenin tam olarak ne anlama geldiğini ve müşterekleşme pratiklerini kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Stavrides’in çalışması, özellikle günümüz metropol yaşamının bünyesindeki imkânları açığa çıkaran sosyo-mekânsal deneyimlere odaklanarak mekânsal dönüşüm süreçleriyle siyasal özneleşme süreçleri arasındaki karşılıklı bağlantıların izini sürmesiyle önemli.

  • Künye: Stavros Stavrides – Müşterek Mekân: Müşterekler Olarak Şehir, çeviren: Cenk Saraçoğlu, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 279 sayfa, 2018

Kolektif – Homofobi Sözlüğü (2018)

Her ayrımcılık bir şiddettir.

Kimliğinden dolayı bir eve sahip olamamak ya da bir işe alınmamak gerçek şiddettir.

Homofobi davranışların içine işlediğinde ve bir refleks, basit ve acımasız bir “oyun”, bazı medya

organlarında dahi “gündelik dilin” bir parçası gibi işlediğinde sembolik şiddettir.

İşte bu yoğun eser de homofobiyle ilgili önemli meseleleri dile getirerek tartışmayı aydınlatması ve ilerleme sağlaması bakımından oldukça değerli.

Dinden sinemaya, siyasetten gündelik hayata birçok alanda eşcinsellere yönelik ayrımcılığı irdeleyip ifşa eden sözlük, homofobinin daha sağlıklı anlaşılmasına büyük katkıda bulunuyor.

Doyurucu ve geniş kapsamlı yanıtlanmış, konuyla ilgili tüm kavramları açıklayan sözlük, homofobiyle mücadelenin aynı zamanda kültürel, pedagojik, hatta felsefi bir mücadele olduğunu bir kez daha gösteriyor.

  • Künye:  Kolektif – Homofobi Sözlüğü, derleyen: Louis-Georges Tin, çeviren: Melis Tezkan ve Okan Urun, Sel Yayıncılık, sözlük, 444 sayfa, 2018

Sara Ahmed – Feminist Bir Yaşam Sürmek (2018)

Sara Ahmed’ten, feminizmi bizzat yaşamın içinde konumlandırma, bu yönüyle yaşam ile düşünce arasındaki çatışmayı feminist bir yaşamı öne çıkararak aşma girişimi.

Feminizm birbirimizi nasıl bulduğumuzdur.” diyen Ahmed, feminist bir yaşam sürdürmenin biricik yolunun, en başta her şeyi, ama her şeyi sorgulamakla başlayacağını belirtiyor.

Ahmed burada,

  • Ne adil ne de eşit olan bir dünyada, başka bir deyişle feminist olmayan ve feminizme karşı bir dünyada, nasıl daha iyi yaşanabileceği,
  • Diğerleriyle nasıl daha eşit ilişkiler yaratılabileceği,
  • Ve toplumsal sistemler tarafından desteklenmeyenleri veya daha az desteklenenleri desteklemenin yollarının nasıl bulunacağı gibi konularda etik sorular soruyor.

Yazar, zengin bir teorik çerçeve içinde ve bizzat kendi feminist olma deneyiminden edindiklerinden de hareketle, bu sorulara yanıt arıyor.

Savunduğu değerleri yalnızca zihninde yaşamakla yetinmeyip, bunları hayatına da yedirebilmek isteyen her feministin muhakkak okumak isteyeceği bir kitap.

  • Künye: Sara Ahmed – Feminist Bir Yaşam Sürmek, çeviren: Beyza Sumer Aydaş, Sel Yayıncılık, feminizm, 394 sayfa, 2018