Roy Boyne – Foucault ve Derrida’da Feminizm ve Ayırım (2011)

  • FOUCAULT VE DERRIDA’DA FEMİNİZM VE AYIRIM, Roy Boyne, çeviren: Ayşe Banu Karadağ, Sel Yayıncılık, inceleme, 91 sayfa

Roy Boyne, elimizdeki nitelikli makalesinde, Fransız düşünürler Michel Foucault ve Jacques Derrida’nın “cinsiyet”, “ayırım”, “kadın-erkek ilişkileri” ve “erk” konulu çalışmalarını inceleyerek, bu metinlerin feminizme ilişkin mesajlarının olup olmadığını araştırıyor. Yaptığı çalışmayı “metin kazısı” olarak  tanımlayan Boyne’un, iki düşünürün metinlerini ayrıntılı bir şekilde okuduğu görülüyor. Bir dönemin iki ünlü düşünürü Foucault ve Derrida’nın kadın özgürlüğü, kadının özne oluşu ve feminist mücadele konusundaki düşüncelerinin izini süren yazarın, aynı zamanda postmodern dönemin feminist harekete bakışını da ortaya koyduğu söylenebilir.

William S. Burroughs – Yumuşak Makine (2011)

  • YUMUŞAK MAKİNE, William S. Burroughs, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Sel Yayıncılık, 140 sayfa

‘Yumuşak Makine’, Beat kuşağının önemli temsilcisi William S. Burroughs’un “cut-up” tekniğiyle yazdığı üçlemenin ilk romanı. Hatırlanacağı gibi, yazarın bu üçlemeye dahil ettiği diğer iki romanı da, ‘Patlamış Bilet’ ve ‘Nova Ekspresi’ydi. Burroughs’un zorlu tarzını bilenler bilir fakat, biz yine de hatırlatalım. Bu romanlar, olay örgüsü ya da karakterleriyle değil, daha çok yazım teknikleriyle öne çıkıyor. Zira Burroughs’un “cut-up” tekniğiyle ortaya çıkardığı roman, fark teyp bantlarının kesilip rastgele birbirine yapıştırılmasıyla aynı sonucu veriyor. Yazar cümleleri, düşünceleri kesip birbiriyle rastgele birleştiriyor ve böylece tuhaf, aynı zamanda okunması da zor bir roman oluşturuyor. Bu yolla düşüncenin sınırlarını belirsizleştiren yazar, “anti-edebiyat” olarak da tanımlanabilecek bir metne imza atmış.

Hubert Mingarelli – Dört Asker (2007)

  • DÖRT ASKER, Hubert Mingarelli, çeviren: Orçun Türkay, Sel Yayıncılık, roman, 133 sayfa

Hubert Mingarelli’nin ‘Dört Askeri’, savaşın hiçliğini hikâye eden iyi bir roman. 1919’da Kızıl Ordu’nun dört askeri, ilkbaharda Polonya ve Romanya ordularına karşı başlayacak savaştan önce, kışı geçirmek için bir ormanın içine sığınırlar. Bu aşamada, dört kişilik gruba, okuma yazma bilen Evdokim isimli beşinci bir asker katılır. Romanın asıl teması burada başlar. Çünkü Evdokim, bu savaş hiçliğinde diğer askerlerin anılarına yer vererek onları yazıyla ölümsüz kılmaya çalışacaktır. Mingarelli’nin romanı, savaşın birebir belgeselini vermekten, çarpışma anlarını öykülemekten çok, bu beş askerin ölüm düşüncesinden kurtulmak için başvurdukları çareleri anlatıyor.

Suzan Samancı – Reçine Kokuyordu Hêlîn (2011)

  • REÇİNE KOKUYORDU HÊLÎN, Suzan Samancı, Sel Yayıncılık, öykü, 125 sayfa

Suzan Samancı’nın, ilk kez 1993’te yayımlanan ‘Reçine Kokuyordu Hêlîn’i, on beş kısa öyküden oluşuyor. Buradaki öykülerde Kürt coğrafyası sesiyle, rengiyle ve kuşkusuz acısıyla karşımıza çıkıyor. Öyküleri ilgi çekici kılan bir diğer husus ise, yazarın bölgenin kokularına, ilginç ayrıntılar eşliğinde, kendine özgü bir açıdan bakmasıdır diyebiliriz. Samancı, acılara ağıt yakmadan, onları gerçekçi bir bakışla işliyor; militanca sözler ve sloganlar yerine, karakterlerini kanlı canlı bireyler olarak resmediyor. Buradaki öykülerin içinde yer alan ‘Halepçe’den Gelen Sevgili’ ise, Samancı’nın daha sonra yazacağı bir romana da adını verdi.

Marguerite Duras – Yann Andréa Steiner (2007)

  • YANN ANDRÉA STEINER, Marguerite Duras, çeviren: Esra Özdoğan, Sel Kitapçılık, roman, 111 sayfa

Marguerite Duras, ‘Yann Andréa Steiner’da, on yıl boyunca mektuplaştığı, âşık olduğu ve 1996 yılındaki ölümüne kadar beraber olduğu kitaba ismini veren sevgilisini anlatıyor. Yann Andrea Stéiner, 1970’li yıllarda henüz yirmi yaşındayken Marguerite Duras’ın bir romanını eline alıp kendisinden etkilendi. On yıl süren mektuplaşmalardan sonra genç okur, âşık olduğu yazar ile, o ölene kadar ayrılmamak üzere bir araya gelir. On altı yıl süren bu birliktelik, Duras’ın bu kitabında kurgu ve gerçek iç içe geçtiği bir şekilde okurlara sunuluyor. Duras’ın bilinen yetkin tarzı, bu romandaki şaşırtıcı ve tutumlu dil kullanımıyla daha bir zenginleşiyor.

Ferit Edgü – Kimse (2006)

  • KİMSE, Ferit Edgü, Sel Yayıncılık, roman, 128 sayfa

Ferit Edgü’nin ‘Kimse’si, en çok da ‘Hakkari’de Bir Mevsim’in bir anlamda devamı olması yönüyle ilgi çekici. Bu romanda, ‘Hakkari’de Bir Mevsim’in gizemli anlatıcısının, öğretmenlik yaptığı Hakkari’nin on üç haneli Pirkanis adlı dağ köyünde, kendisiyle yaptığı yalnızlık konuşmalarından oluşuyor. Edgü’nün burada kullandığı ‘Birinci Ses’ ve ‘İkinci Ses’ hem birer roman kahramanı, hem de birbirinden farklı düşüncelerin uzlaşmaya varma çabası olarak okunabilir. Romana, ‘Hakkari’de Bir Mevsim’de olay örgüsüne monologlarıyla katılan kahramanın; anmak, anımsamak, anlamak, sormak ve karşılık aramak gibi konular üzerine, ikinci sesiyle, öteki kendiyle yaptığı diyaloglar veya yalnızlık konuşmaları diyebiliriz.