Dan Levitt – Hepimiz Yıldız Tozuyuz (2025)

‘Hepimiz Yıldız Tozuyuz’, insan vücudunun temel yapı taşları olan atomların ilginç ve sürükleyici bir hikayesini anlatıyor.

Kitap, bu atomların evrenin başlangıcından itibaren nasıl oluştuğunu, yıldızların içinde nasıl şekillendiğini ve nihayetinde bizim gibi canlıların oluşumunda nasıl bir rol oynadığını izliyor.

Levitt, büyük patlamadan sonra evrende hidrojen ve helyum atomlarının nasıl oluştuğunu açıklayarak başlıyor. Daha sonra, yıldızların çekirdeğinde nükleer füzyon süreçleri sonucunda daha ağır elementlerin nasıl üretildiğini ve bu elementlerin süpernova patlamalarıyla evrene yayıldığını anlatıyor. Bu süreçte, oksijen, karbon, azot gibi vücudumuz için hayati önem taşıyan elementlerin nasıl oluştuğunu ve yıldızların “kozmik fırınlar” olarak nasıl işlediğini vurguluyor.

Levitt, bu kozmik yolculuğu daha da ileri taşıyarak, yıldızlararası bulutların nasıl oluştuğunu ve bu bulutların içindeki gaz ve toz parçacıklarının nasıl bir araya gelerek gezegenleri oluşturduğunu açıklıyor. Dünya’nın oluşumu ve üzerinde yaşamın ortaya çıkışı sürecini anlatırken, oksijen, karbon ve diğer elementlerin canlıların yapı taşları haline gelmelerini izliyor.

Kitap, bu kozmik yolculuğu daha da kişiselleştirerek, okurunu kendi bedenindeki atomların hikayesine odaklanmaya davet ediyor. Soluduğumuz hava, yediğimiz yiyecekler ve içtiğimiz su aracılığıyla vücudumuza giren atomların, yıldızların kalbinde doğup, süpernovaların patlamalarıyla uzay boşluğuna saçıldığını ve sonunda bizim bir parçamız olduğunu gösteriyor.

Levitt, karmaşık bilimsel konuları akıcı ve anlaşılır bir dille anlatarak, okurların evrenin büyüklüğü ve insan vücudunun mucizesi karşısında hayranlık duymalarını sağlıyor. Kitap, sadece bilimsel bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda evrene ve kendi varoluşumuza dair daha geniş bir perspektif kazanmamıza yardımcı olan bir düşünce deneyimi sunuyor.

  • Künye: Dan Levitt – Hepimiz Yıldız Tozuyuz: Büyük Patlama’dan Dünkü Akşam Yemeğine Bedenimizdeki Atomların Hikâyesi, çeviren: Sevkan Uzel, Metis Yayınları, bilim, 400 sayfa, 2025

Monty Lyman – Derimizin Olağanüstü Yaşamı (2024)

En sıradışı organımızı baştan aşağı inceleyen bu çalışma, deriye yazılmış bir aşk mektubu.

Kitapta deriyi bir prizma olarak kullanarak farklı zaman ve mekânlara bir bakış atacağız; antik tarihten bilimin geleceğine, Papua Yeni Gine’de timsaha tapan insanların zarif dövmelerinden Miami Plajı’ndaki güneşperestlerin derilerindeki değişimlere uzanacağız.

Kitap, hem bilimsel bir bakış açısı sunuyor hem de cildimizin günlük yaşamımızdaki rolünü ve önemini kişisel bir deneyimle birleştiriyor.

Derinin sadece bir dış örtü olmadığını, milyarlarca mikrobiyal organizmaya ev sahipliği yapan karmaşık bir ekosistem olduğunu öğrenirsiniz.

Derinin bağışıklık sistemimizle olan ilişkisi, vücut sıcaklığını düzenlemesi ve dış dünyadan gelen sinyalleri algılaması gibi hayati fonksiyonları keşfedersiniz.

Derinin duygularımızı ifade etmedeki rolü, stresin cilt üzerindeki etkileri ve cilt hastalıklarının psikolojik etkileri gibi konulara değiniliyor.

Cilt bakımı, güzellik standartları, dövmeler ve vücut modifikasyonları gibi kültürel ve sosyal konular ele alınıyor.

Bu kitap, derinizi daha iyi anlamanıza yardımcı olur, cildiniz hakkında bilmediğiniz birçok şeyi öğrenmenizi sağlayarak ona daha iyi bakmanızı sağlar.

Karmaşık bilimsel konular, sade ve akıcı bir dille anlatıldığı için herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilir.

Deriyi sadece bir dış görünüş olarak değil, yaşayan ve nefes alan bir organ olarak görmenizi sağlar.

  • Künye: Monty Lyman – Derimizin Olağanüstü Yaşamı: Dış Yüzeyimize Yakından Bakış, çeviren: Sevkan Uzel, Metis Yayınları, bilim, 296 sayfa, 2024

Ron Cowen – Kütlenin Gizli Çekiciliği (2023)

Modern fiziğin en ilginç konularından biri olan kütleçekimin etkilerini her an hissediyoruz ama üzerinde pek durmuyoruz.

Onu daha ziyade –Newton’ın kütleçekim kuramının açıkladığı gibi– havaya atılan bir cismin yere düşmesine neden olan bir “kuvvet” olarak hayal ediyoruz, oysa Einstein’ın genel görelilik kuramı bambaşka bir evren modeli sunarak gerçeğin öyle olmadığını gösterdi.

Peki kütleçekim tam olarak ne ve genel görelilik kuramının doğru söylediğini nereden biliyoruz?

Ron Cowen bu soruların cevabını verirken bizi bilimin en heyecan verici dönemlerinden birinde kısa bir yolculuğa çıkarıyor.

Einstein’ın genel görelilik kuramını geliştirme süreciyle başlayıp 1919 yılındaki güneş tutulmasında kütleçekimin ışığı büktüğünün teyit edilmesiyle ivme kazanan, yakın geçmişte de kütleçekim dalgalarının ilk defa tespit edilmesi ve bir kara deliğin ilk defa görüntülenmesi gibi çarpıcı gelişmeleri kapsayan bir dönem bu.

Cowen kütleçekim hakkındaki mevcut bilgimize varma sürecimizi anlatırken, uzay-zamanın eğilip bükülebilen ya da kısalıp uzayabilen esnek dokusunu; içlerine düşen hiçbir şeyin –ışığın bile– kaçamayacağı kozmik obruklar olan kara delikleri; devasa kütleli cisimlerin hareketleriyle oluşan ve uzay-zamanı gerip sıkıştırarak titreşimler oluşturan kütleçekim dalgalarını; kütleçekimi kuantum mekaniği temelinde anlama çabalarını ve tüm bunların araştırılmasını mümkün kılan teknolojiyi yalın bir dille açıklıyor.

  • Künye: Ron Cowen – Kütlenin Gizli Çekiciliği: Einstein’dan Günümüze Kütleçekimin Kısa Bir Tarihi, çeviren: Sevkan Uzel, Metis Yayınları, bilim, 184 sayfa, 2023

Martin J. Blaser – Kayıp Mikroplar (2023)

Mikrobiyolog Martin J. Blaser, çağımızın ciddi sorunlarından birine parmak bastığı bu önemli kitabında, “yaşamsal bir organ” olarak nitelediği mikrobiyomumuzu oluşturan mikropların bir kısmını neden kaybetmekte olduğumuzu, bu durumun hangi yaygın sağlık sorunlarını körüklüyor olabileceğini ve bu kaybın telafi edilmesi için neler yapılabileceğini yalın bir dille anlatıyor.

Blaser, gelecekte daha da yıkıcı sağlık sorunlarından kaçınmak için neler yapabileceğimiz konusunda bize rehberlik ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Her birimiz, çok uzun zamandır türümüzle birlikte evrilmekte olan mikropların muazzam çeşitlilikteki bir ekolojisine evsahipliği yapıyoruz. Hepsi birlikte bağışıklığımızda ve hastalıkları yenme becerimizde kritik bir rol oynuyorlar. Kısacası bizi sağlıklı tutan, mikrobiyomumuz. Fakat bu mikrobiyomun bazı bileşenlerini yitiriyoruz.

“Bu felaketin nedenleri her yanımızı sarmış durumda; insanlarda ve hayvanlarda antibiyotiklerin aşırı kullanımı, sezaryen doğumlar, temizleyicilerin ve antiseptiklerin yaygın kullanımı bunlardan sadece birkaçı. Antibiyotik direnci çok büyük bir sorun. Ama dirençli patojenler ne kadar korkutucu olsa da, mikrobiyomumuzun çeşitliliğinde ortaya çıkan kayıplar çok daha tehlikeli. Bu kayıplar metabolizmamızı, bağışıklığımızı ve bilişsel yetimizi etkileyerek bedensel gelişimin kendisini değiştiriyor.

“Eğer tutum değiştirmezsek, daha kötü bir senaryo karşımıza çıkacak. İşte bu yüzden alarm zillerini çalıyorum.”

  • Künye: Martin J. Blaser – Kayıp Mikroplar: Antibiyotiklerin Aşırı Kullanımı Çağımızın Salgınlarını Nasıl Körüklüyor?, çeviren: Sevkan Uzel, Metis Yayınları, bilim, 296 sayfa, 2023