Elisabeth Roudinesco – Sigmund Freud (2016)

Doğu Galiçyalı Yahudi tüccarların soyundan gelen ihtiraslı bir adamın varoluş öyküsü.

Elisabeth Roudinesco’nun, Sigmund Freud’un hayatının, yapıtının, özel ve kamusal yaşamının kapsamlı bir fotoğrafını çeken bu çalışması, yeni açılan arşivlerin ışığında Freud’un Nazi faşizmiyle kıyasıya hesaplaştığı hayatının son dönemine dair bilinmeyenleri de aydınlatıyor.

  • Künye: Elisabeth Roudinesco – Sigmund Freud, çeviren: Nesrin Demiryontan, Metis Yayınları

Theodor W. Adorno – Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri (2020)

‘Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri’, Theodor Adorno’nun 1967’de verdiği kitaba adını veren konferansıyla, bundan yıllar önce, 1954 yılında verdiği ‘Geçmişin İşlenmesi Ne Demektir?’ adlı başka bir konferansını bir araya getiriyor.

Bu metinlerinde Adorno, faşizmi, yeni sağ radikalizmin hilelerini, faşizmi olgunlaştıran toplumsal önkoşulları, siyasetin geçmişi yeniden işleyerek nasıl kendi amacı için kullandığını ve bunun gibi, güncelliğini bugün de koruyan çok önemli konuları tartışıyor.

Adorno burada, sağ radikalizmin potansiyelinin, faşizmi olgunlaştıran toplumsal şartların hâlâ geçerli olmasıyla açıklanabileceğini söylüyor.

Başka bir ifadeyle Adorno, faşist rejim yıkılmış olmasına rağmen, faşist hareketlerin yeşermesi için gerekli önkoşulların, doğrudan siyasal düzeyde olmasa da, toplumsal düzeyde bugün de eskisi gibi devam ettiğini belirtiyor.

Savaş sonrası dönemde demokratik ortak temsil ile sermayenin yoğunlaşma eğilimi arasındaki yapısal karşıtlığın devam ettiğini, bu nedenle milliyetçi ve faşist hareketlerin sürdüğünü vurgulayan düşünür, onlardan “kendi kavramsal içeriğinin hakkını bugüne kadar tam anlamıyla verememiş bir demokrasinin yara izleri” olarak söz ediyor ve radikal sağ propagandanın başvurduğu hileleri ve yenilginin toplumda yol açtığı narsisist incinmenin izlerini çok yönlü bir şekilde izliyor.

  • Künye: Theodor W. Adorno – Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri ve Geçmişin İşlenmesi Ne Demektir?, çeviren: Şeyda Öztürk ve Tarhan Onur, Metis Yayınları, felsefe, 88 sayfa, 2020

Jacques Bidet – Foucault’yu Marx’la Okumak (2016)

Karl Marx ile Michel Foucault’yu iletişime sokan, iki düşünür arasındaki benzerlik ve ayrımları derinlemesine irdeleyen bir çalışma.

Jacques Bidet, Foucault’nun üstatlarından biri olarak kabul ettiği Marx ile arasındaki “ihtilaf”ın boyutlarını ölçüyor, Marx’ın ve Foucault’nun kavramsallıkları arasındaki ilişkiyi sistematik biçimde ele alıyor.

  • Künye: Jacques Bidet – Foucault’yu Marx’la Okumak, çeviren: Zehra Cunillera, Metis Yayınları

James Bridle – Yeni Karanlık Çağ (2020)

Teknolojiyi anlamak neden hayati derecede önemlidir?

Çünkü yeni teknolojiler, bilimler ve toplumlar, siyaset ve eğitim, savaş ve ticaret gibi tüm konulardaki becerilerimizi hem geliştiriyor hem de onları bizzat biçimlendirip yönlendiriyor.

O nedenle, bu biçimlendirme ve yönlendirmede anlamlı bir rol üstlenebilmek için yeni teknolojiler üzerine düşünmenin farklı yollarını bulmak, eleştirel bir yaklaşım geliştirmek giderek daha önemli hale geliyor.

İşte James Bridle, tam da bu ihtiyaca yanıt veriyor.

İnsan, siyaset, kültür ve teknolojinin iyice iç içe geçtiği bu dünyanın gerçekliğini hem tanıyan hem irdeleyen yeni bir stenografiye ihtiyacımız olduğunu belirten Bridle, bir teknolojiyi enine boyuna, diğer sistemlerle ilişkisi içinde anlamanın yolları üzerine derinlemesine düşünüyor.

Bir nevi teknoloji okuryazarlığı olarak okunabilecek çalışma, teknolojiyi pratik kullanımının ötesinde, bağlamı ve sonuçlarını merkeze alarak irdeliyor.

Şeyler ile biz birbirimize kökten bağlı bulunuyoruz.

Bridle da, teknoloji bağlamında bu gerçeği yeniden hatırlatıyor ve bunu anlayabilmenin yollarını anlatıyor.

  • Künye: James Bridle – Yeni Karanlık Çağ: Teknoloji ve Geleceğin Sonu, çeviren: Kemal Güleç, Metis Yayınları, inceleme, 280 sayfa, 2020

Frantz Fanon – Siyah Deri, Beyaz Maskeler (2020)

Frantz Fanon’dan modern siyahinin dünyasına tutulan güçlü bir ışık.

‘Siyah Deri, Beyaz Maskeler’, bugünkü siyah insanı, onun beyaz dünyadaki tutumlarını belirliyor, daha da önemlisi siyahın varoluş biçimini psikopatolojik ve felsefi anlamda yorumluyor.

Fanon, siyah insanın beyaza benzemek, onun gibi olmak istediğini, uzunca bir zamandan beri beyazın tartışılmaz üstünlüğünü kabul ettiğini ve böyle olduğu için de, beyaz insanın değerler örgüsüyle yoğrulmuş bir varoluş hamlesi gerçekleştirme eğilimi içinde olduğunu belirtiyor.

Siyah insanın varoluş biçimi bağlamında sömürgecilik psikolojisini çarpıcı bir şekilde ortaya koyan Fanon, siyah insana aşağılık kompleksinin nasıl aşılandığını ve sömürülenlerin nasıl sonunda zulmedicilerini taklit eder hale geldiğini psikanalitik bir bakışla gözler önüne seriyor.

‘Siyah Deri, Beyaz Maskeler’in, ABD’deki Kara Panterler ve Üçüncü Dünyadaki bağımsızlık mücadeleleri gibi siyasi hareketlere ilham kaynağı olduğunu, aynı zamanda sömürgecilik ve ırkçılıkla bağlantılı kimlik sorunlarının tartışılmasına öncülük ettiğini de ayrıca belirtelim.

Irkçılık ve ayrımcılık halen büyük bir sorun olmaya devam ediyor ve modern eşitlikçi düşüncenin klasiklerinden biri olan bu kitap da, bu nedenden dolayı güncelliğini koruyor.

  • Künye: Frantz Fanon – Siyah Deri, Beyaz Maskeler, çeviren: Orçun Türkay, Metis Yayınları, psikanaliz, 192 sayfa, 2020

Jennifer M. Groh – Mekân Yaratmak (2016)

Beyin neyin nerede olduğunu nasıl biliyor?

Jennifer Groh, beynin görme ve işitme duyularını nasıl harmanladığını gözler önüne seren, özgün bir çalışmayla karşımızda.

Konum ve sınır bilgimiz fiziksel nesnelerle baş etmemizi ve dünya içinde hareket etmemizi sağlar.

Beynin bu sıradan becerileri geliştirmemize yardımcı olan o muhteşem işlem gücüne yakından bakmak isteyenlere.

  • Künye: Jennifer M. Groh – Mekân Yaratmak, çeviren: Gürol Koca, Metis Yayınları

Étienne Balibar – Eşitliközgürlük (2016)

Marksist düşünür Étienne Balibar’ın 1989-2009 arasında yazdığı siyasal denemeler, bu kitapta.

Kitap, hakların kurumsallaşması, sosyal yurttaşlık ve sosyal haklar meselesi, öznellik ve yurttaşlık, egemenlik, özgürleşme, popülizm ve siyaset, demokrasi, laiklik, itaatsizlik ve daha pek çok konu üzerine, Balibar’ın eşsiz yorumları eşliğinde derinleşmek için birebir.

  • Künye: Étienne Balibar – Eşitliközgürlük, çeviren: Oylum Bülbül, Metis Yayınları

Elizabeth Harrower – Gözetleme Kulesi (2016)

Babaları öldükten sonra, Felix isimli hastalıklı ve akıldışı bir adamla evlenen Laura ile kardeşi Clare’in tehlikeli ve pamuk ipliğine bağlı yaşamı…

Ruhsal bozuklukların ne denli bulaşıcı olduğunu ve hastalıklı bir kimsenin yakınında bulunmanın dehşetini derinlikli psikolojik çözümlemelerle tasvir eden bir roman.

  • Künye: Elizabeth Harrower – Gözetleme Kulesi, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları

Nathan H. Lents – İnsanın Kusurları (2020)

Dünyanın efendisi insanın, bütün sistemleri, organları ve dokularıyla o görkemli vücudu öve öve bitirilemiyor.

Oysa insan, dünyanın en kusurlu türlerindendir.

Amerikalı biliminsanı Nathan Lents de, bu özgün çalışmasında, insanın görkemi ve yüceliği yerine onun kendine has kusurlarını konu ediniyor.

Tepeden tırnağa kusurlarımız üzerine harika bir hikâye sunan kitapta,

  • Diğer hayvanlara kıyasla üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden daha açık olduğumuz,
  • Bedenimizde niçin gereksiz kemiklerin bulunduğu,
  • Dizlerimiz, sırtımız ve belimizin niye sık sık sorun çıkardığı,
  • Birçok hayvan tek çeşit besinle bütün ihtiyacını karşılayabilirken bizim neden “dengeli” beslenmek zorunda olduğumuz,
  • Primatlar içinde neden bebek ve anne ölüm oranı en yüksek olan türün neden insan türü olduğu,
  • İnsanın bağışıklık sisteminin niye kendi bedenine bu denli sık saldırdığı,
  • Beynimizin yanılgılara ve kötü kararlar vermeye neden bu denli yatkın olduğu,
  • Ve bunun gibi, insana özgü daha pek çok konu aydınlatılıyor.

Lents, kusurlarımızın kendine has bir güzelliği olduğunu düşünüyor ve kusurlarımızı, yaşam mücadelesinde kazandığımız galibiyetlerden geriye kalan yara izleri olarak tanımlıyor.

  • Künye: Nathan H. Lents – İnsanın Kusurları: İşe Yaramaz Kemiklerden Bozuk Genlere, Arızalarımıza Genel Bir Bakış, çeviren: Şiirsel Taş, Metis Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2020

Emil Michel Cioran – Zamana Düşüş (2020)

Emil Michel Cioran’ın, “yazdığım en ciddi şeyi temsil eden” diyerek tanımladığı üç kitabından biri olan ‘Zamana Düşüş’ (diğerleri ‘Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne’ ve ‘Burukluk’), Haldun Bayrı’nın muhteşem çevirisiyle Türkçede.

Cioran burada, Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşu efsanesinin izini sürerek insan olmak, bilgelik, Tanrı’ya hesaplaşma, ebediyet ve zaman, tarih ve uygarlık üzerine o kendine has lanetler yağdıran tarzıyla düşünüyor.

İnsanın yanlış ağacın, hayat ağacı yerine bilgi ağacının meyvesini yediğini belirten Cioran, ebediyetten zamana düşüşün, başka bir deyişle Tarih’i başlatan adımın böyle atıldığını söylüyor.

Cioran bu esnada, insanoğlunun neden doğası gereği kusurlu olduğunu, uygarlığın ve ilerlemenin neden büyük bir yanılsamadan ibaret olduğunu o kendine has acımasız, sakınımsız tavrıyla tartışıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Sahip olduğumuz ya da ürettiğimiz her şey, varlığımızın üzerine eklenen her şey, tabiatımızı bozar ya da boğar. Hiçbir işe girişmeden potansiyellikte ve etkilenmezlikte sebat etmek varken, bizzat varlığımıza varoluşu iliştirmek nasıl bir hata nasıl bir yaradır!”

“Başkaları zamana düşer; bense zamandan düştüm. Zamanın üzerinde yükselen ebediyetin yerini, onun aşağısında kalan öteki ebediyet alır; o kısır mıntıkada artık ancak tek bir arzu duyulur: Tekrar zamanla bütünleşmek, her ne pahasına olursa olsun ona yükselmek, yerleşilen bir yuva yanılsaması için ondan bir parseli sahiplenmek. Ama zaman kapalıdır, ama zaman erişilmezdir: Bu negatif ebediyet, bu kötü ebediyet de zamana nüfuz etmenin imkânsızlığından ibarettir zaten.”

“Sofuluk hiçbir şeyi tahlil etmediğinden, hiçbir şeyi ufaltamaz; her tarafta ‘değer’ algılar, kendini şeylere kaptırır ve sabitler. Kuşkucu geçmişte sofuluğu hissetmiş midir? Asla tekrar bulamayacaktır onu, gece gündüz dua da etse.”

“Bilgi tarafından zamana itilince, aynı anda bir kader bahşolunmuştur bize. Zira kader ancak cennetin dışında olur.”

“Adımızın güneşin etrafına kazınmasını temenni ettikten sonra, öteki uca düşer ve adımızın her taraftan silinip ilelebet yok olması için dilekler tutarız.”

  • Künye: Emil Michel Cioran – Zamana Düşüş, çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, felsefe, 2020