Nilüfer Erdem Güngörmüş – Sanatçının Kendine Yolculuğu (2021)

Sanatsal yaratıcılık ile psikanaliz arasında bize çok şeyler söyleyebilecek sıkı ve girift bir ilişki vardır.

Nilüfer Erdem Güngörmüş de Melville’den Bauchau ve Sevim Burak’a uzanarak sanatçının eserlerini yaratırken kendi içinde nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ele alıyor.

Psikanaliz başından itibaren sadece bir tedavi yöntemi olarak değil, aynı zamanda insan zihni ve ruhsallığının nasıl işlediğini anlama ve açıklama girişimi olarak ortaya çıktı.

Psikanalizin insan zihnini ve ruhsallığını kliniğin yardımıyla başka türlü mümkün olmayan bir keskinlikle gözlemleyebilmesi sosyal bilimler ve insan bilimleri kadar sanat ve edebiyat eleştirisi alanında da faydalanılan bir bilgi birikiminin oluşmasına yol açtı.

Bilinçdışının dili hem evrensel hem de son derece bireysel bir dildir.

Dış dünyada da has yazarlar/sanatçılar ve özellikle de şairler bize bilinçdışının diliyle konuşurlar.

Psikanalizde kişinin ruhsal acısını tanımak ve acı veren ruhsal yapılanmayı dönüştürmek üzere geliştirilen kuramların büyük bir kısmı ve ruhsal işleyişe dair tanımlamaların çoğu, psikanalizden çok önce başka bir amaçla kendi sanatları bağlamında sanatçılar ve edebiyatçılar tarafından dile getirildi.

Hermann Melville’den Henry Bauchau’ya, Sevim Burak’tan Selma Gürbüz’e, Alvin Lucier’den Mehmed Siyah Kalem’e farklı ressam, yönetmen, besteci ve edebiyatçıların eserlerine odaklanan Güngörmüş’ün bu denemeleri, sanatsal yaratıcılıkla psikanalitik düşüncenin kesiştiği noktalardan doğan bu tür tekil örnekler üzerinden ilerliyor.

  • Künye: Nilüfer Erdem Güngörmüş – Sanatçının Kendine Yolculuğu: Sanat ve Edebiyat Üzerine Psikanalitik Denemeler, Metis Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2021

Jason Hickel – Çoğu Zarar Azı Karar (2021)

Bugünkü hızlı yoksullaşmaya baktığımızda, ekonomik büyüme tam bir kandırmacadır, safsatadır.

Jason Hickel, büyüme tezinin ekolojik açıdan neden sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını gözler önüne seriyor.

Toplumların esenliği ve gelişmişliği çoğu iktisatçı ve siyasetçi tarafından “büyüme” kavramıyla açıklanıyor.

Farklı siyasi ve iktisadi görüşlerin “büyüme” konusunda anlaştığını görüyoruz.

Günümüzdeki hızlı yoksullaşma, artan eşitsizlikler ve toplumsal-ekolojik felaketler de egemen söyleme göre büyüme eksikliğinin ya da azgelişmişliğin sonuçlarıdır:

“Büyümeyen, yerinde sayan, ölür”.

Elimizdeki kitap ise bu sorunların nedeninin tam da büyüme olduğunu, büyümenin aşırı masraflı, ekolojik açıdan sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını, “büyüme”yi temel alan mitik inançların terk edilmesi gerektiğini savunuyor.

Bunun için büyüme tahayyülünü ayakta tutan ve ekonomiyi bilim olmaktan çıkaran terimlerle düşünmekten vazgeçmek gerekiyor.

Kullanımdaki iktisadi dil, ifade edilmesi gerekeni ifade etmekte yetersiz kaldığı içindir ki yeni bir söz dağarcığına ihtiyacımız var.

Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunuyor.

“Küçülme” kavramı, daha az doğal kaynak tüketen ve tamamen farklı ilkeler çerçevesinde örgütlenen toplumlara giden yolu temsil ediyor.

Sadelik, şenliklilik, otonomi, bakım, müşterekler gibi kelimeler de küçülme toplumlarının neye benzeyebileceği konusuna ışık tutuyor.

  • Künye: Jason Hickel – Çoğu Zarar Azı Karar: Dünyayı Küçülme Kurtaracak, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, iktisat, 304 sayfa, 2021

Fatmagül Berktay – Düşünme Etiği (2021)

Çok öfkeliyiz, öyle ki birinci önceliğimiz hasmımızı ne olursa olsun mat etmek.

Fatmagül Berktay, her şeye rağmen etik bir yaklaşımla siyasal yaşamı nasıl daha anlamlı hale getirebileceğimizi belirtiyor.

Kitap, verili kavramları ve varsayımları sorgulayarak, onları eleştirel aklın süzgecinden geçirerek “zihnimizi genişletme” çağrısı yapıyor.

“Yeni ilişkiler, yeni bağlar kurabilmek, yeni başlangıçlar yapabilmek” için sadece bilgiye erişmeyi değil, bu dünyada nasıl yaşanacağını, başkalarıyla nasıl etik bir ilişki kurulacağını da mesele edinmemiz gerektiğini söylüyor.

“Hasmı ne pahasına olursa olsun mat etme” isteğinin tekbenci ve tahakkümcü bir tutum olduğunu, politik eylemin ancak çoğulluk olgusunu paylaşan insanlar arasında gerçekleşebileceğini hatırlatarak, tahakküme karşı çıkmaya çalışan herkesi düşünmeyi seçmeye, saygılı ve dürüst bir ortak düşünme sürecine davet ediyor.

“Dünyayı sadece çağdaşlarımızla değil bizden sonrakilerle de paylaşıyoruz ve onu yaşanabilir bir yer olarak inşa etmek, korumak ve geleceğe bırakmak sorumluluğumuz var,” diyen Berktay şöyle devam ediyor:

“Dünya sevgisi, ona ihtimam gösterme, özgürlük aşkı gibi kavramlar politik etkinliğin temelini oluştururlar. Eğer kişi politikayla ilgiliyse veya politika teorisiyle uğraşıyorsa neredeyse otomatik olarak bu değerlerle ilgilenmek ve seçimler yapmak zorunda kalır. Politik teorinin değeri, doğrulanabilir öngörülerde veya kesinliği kendinden menkul yargılarda bulunmasında değil, ortak dünyayı anlamaya çalışarak, değerlendirerek, yorumlayarak siyasal yaşama anlamlı biçimde bilgi sağlamasında yatar.”

  • Künye: Fatmagül Berktay – Düşünme Etiği, Metis Yayınları, siyaset, 368 sayfa, 2021

Barbara Natterson-Horowitz ve Kathryn Bowers – Delişmenlik Çağı (2021)

İnsanın benzersiz olmadığını, hayvanlarla insanlardaki ortak ebeveynlik deneyimlerinden bile görebiliriz.

Barbara Natterson-Horowitz ve Kathryn Bowers, erişkinliğimizi inşa eden ve biçimlendiren biyolojinin hepimizde ortak olduğunu gözler önüne seriyor.

İnsanlar için bu kadar önemli bir süreç olan ergenlik diğer hayvanlarda nasıl geçer?

Onlar da bizimkilere benzer tecrübeler yaşar mı?

Daha önce burada ufuk açıcı çalışmaları ‘İnsan Denen Hayvan’a da yer verdiğimiz Natterson-Horowitz ve Bowers, ‘Delişmenlik Çağı’nda çocuklukla yetişkinlik arasındaki dönemin evrenselliğini inceliyor.

İnsana özgü olduğunu düşündüğümüz ergenlik çağı deneyimlerinin hemen hepsinin bütün hayvanlarda gözlemlendiğini ilginç örneklerle açıklayan yazarlar, “bu ortak tecrübelerden aktarılan kadim mirasın, yetişkinliğe geçerken hayatta kalmak ve büyümek için modern bir yol haritası oluşturabileceğine” inanıyor.

Ergenlerde sık gözlenen riskli davranışlardan zorbalık ve kaygıya, ebeveyn-çocuk çatışmasından akran baskısı ve cinsel rızaya pek çok konuyu evrimsel bakış açısıyla açıklayarak bunlara yepyeni bir gözle bakmamızı sağlayan bu kitabı, ergenlik çağındaki insan ve hayvanları daha iyi anlamak isteyen tüm okurlara tavsiye ederiz.

  • Künye: Barbara Natterson-Horowitz ve Kathryn Bowers – Delişmenlik Çağı: Ergenlikten Erişkinliğe İnsanların ve Diğer Hayvanların Destansı Yolculuğu, çeviren: Şiirsel Taş, Metis Yayınları, bilim, 352 sayfa, 2021

Slavoj Žižek ve Oğuz İnel – Zaten Yoktular (2021)

Žižek’i ve özellikle de Žižek üzerinden Lacan’ı daha iyi kavramak isteyen okurlar için kaçırılmayacak bir kitap.

Çalışmasını kurmaca söyleşi formatında kurgulayan Oğuz İnel, soracağımız sorulara Žižek’in vereceği yanıtları sunuyor.

İki oturum halinde düzenlenmiş kitabın birinci oturumunda, Lacan’ın günümüzdeki en yetkin yorumcusu olarak Žižek’ten, Lacan’ın bazı temel kavramlarını açıklaması isteniyor.

İlk dört bölüm buna ayrılmış ve böylece burada arzu, gerçek, Jouissance, dürtü, gerçeklik ve özgürlük gibi önemli kavramlar açıklanıyor.

Beşinci bölüm ise, Žižek’in çok önem verdiği ve istisnasız tüm kitaplarında üzerinde durduğu bir konu olan “geriye dönük etki yoluyla özgürlük olanağı” konusuna ayrılmış.

İkinci oturumda ise, konu yelpazesi genişletilmiş ve Žižek’in Korona salgınından tesettüre, İsrail’den Çin’e kadar farklı pek çok konudaki ilginç görüşleri aktarılmış.

  • Künye: Slavoj Žižek ve Oğuz İnel – Zaten Yoktular: Kurmaca Bir Söyleşi, Metis Yayınları, felsefe, 64 sayfa, 2021

Kolektif – Agroekoloji (2021)

Dünya çapındaki gıda şirketleri, doğal tarım ürünlerine ulaşmamızın önündeki en büyük engel.

1980’lerde ortaya çıkmış agroekoloji hareketi ise, şirket tipi üretime en iyi alternatif.

İşte bu derleme de, agroekolojinin muazzam imkânlarını net bir şekilde ortaya koymasıyla çok önemli.

Bir bilim, uygulama ve hareket olarak 1980’lerde dünya sahnesine çıkan agroekoloji günümüzde, endüstriyelleşmiş, tek tip ürüne dayanan, doğaya zarar veren, kâr rasyonalitesini temel alan şirket tipi üretim karşısında güçlü bir alternatif haline geldi.

Agroekoloji organik tarım, permakültür, onarıcı tarım, doğal tarım gibi değişik yaklaşımları bir araya toplar ama bunlardan daha fazlasıdır:

Ayırt edici hedefleri arasında çiftçilerin girdi bağımlılığını ortadan kaldırmak, gıda üretimine bir ekonomi-politik meselesi olarak bakarak gelir dağılımının daha adil hale gelmesine çalışmak, zararlıların ve hastalıkların polikültür, doğal şeritler, doğal tarla sınırları vb. uygulamalarla kontrol altına alınması, çiftçiden çiftçiye bilgi aktarımını hayata geçirmek, tarımsal sorunların çözümü için geleneksel kadim bilgiyi günümüzün bilimsel tarım bilgisiyle bütünleştirmek, genel geçerli reçeteler yerine, yerele odaklanan bir bilgi birikimini ve paylaşımını teşvik etmektir.

İyi haber:

Dünya çapındaki gıda şirketlerinin bütün baskılarına rağmen günümüzde gıda üretiminin %70’i hâlâ küçük çiftçilikle yapılıyor.

Bunun anlamı, sağlıklı gıdalar için hâlâ çok geç değil.

Bu kitapta söz alan yazarlar ise, agroekolojinin çeşitli veçhelerini –yaygınlaşmasının önündeki engeller ve imkânlar da dahil– ele alırken bu ümidi korumaya ve geliştirmeye çalışıyorlar:

Başka bir tarım mümkün, başka bir dünya mümkün!

  • Künye: Kolektif – Agroekoloji: Başka Bir Tarım Mümkün, hazırlayan: Tayfun Özkaya, Mesut Yüce Yıldız, Fatih Özden ve Umut Kocagöz, Metis Yayınları, ekoloji, 328 sayfa, 2021

Kolektif – Her Şey Değişmeli! (2021)

Koronavirüs pandemisi, kapitalizmin hayatımızı cehenneme çevirmesi için fırsat oldu.

Çağımızın önde gelen düşünürlerinin katkıda bulunduğu bu derleme ise, bugüne yakışır devrimci bir tutumun nasıl olması gerektiği üzerine kafa yoruyor.

‘Her Şey Değişmeli!’, içinde bulunduğumuz durumun sorumlusu olan finansal kuruluşlar hızla sisteme “format atmak” peşindeyken, daha adil bir dünya için farklı alanlardan alternatif çözüm önerileri getiren isimlerin makalelerine yer veriyor.

Yazarlar, bu anlatıya kendi çözümlerimizle yanıt vermemiz gerektiğini, kapitalizmin “büyük sıfırlama” adını verdiği Truva atını yenmemiz gerektiğini hatırlatıyor bize.

Katılımcılar, teknolojinin kontrolünü elinde bulunduran az sayıdaki şirketin özelleştirdiği kamusal hayatı, siyaseti geri almak için; sağlık, eğitim, barınma ve emeğin daha az baltalandığı bir dünya için çalışan; bu uğurda benzersiz bir formül bulmaktan ziyade bilgiye dayalı önerilerin paylaşıldığı bir ortak çalışma hedefliyor.

Kitapta,

  • Koronavirüs günlerinde umut ve mizah,
  • Ölümcül bir kombinasyon olarak korona ve neo-faşizm,
  • Dijital sömürgecilik ve covid-19,
  • Kamusal insanın çöküşü 2020,
  • Pandemide enternasyonalizm,
  • Virüs sonrası dünya üzerine öngörüler,
  • Kapitalizm, Covid-19 ve ABD seçimi,
  • Pandemi günlerinde teknoloji,
  • Kapitalizmin ruh sağlığımız üzerindeki etkileri,
  • Borçlar, tırışkadan işler ve siyasi öz-örgütlenme,
  • Covid-1984 ve gözetim kapitalizmi,
  • Para ve borç yaratmaya zemin hazırlayan kârlı yalanlar,
  • Ve uyduruk reçeteler mi, sosyalizm mi? gibi, pek çok önemli konu irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: David Adler, Tarık Ali, Gael Garcia Bernal, Larry Charles, Noam Chomsky, Daniel Ellsberg, Brian Eno, Kenneth Goldsmith, David Graeber, Johann Hari, Maja Kantar, Stephanie Kelton, Stefania Maurizi, Ivana Nenadovic, Maja Pelevic, Vijay Prashad, Angela Richter, Saskia Sassen, Saša Savanovic, Jeremy Scahill, Richard Sennett, John Shipton, Astra Taylor, Ece Temelkuran, Yanis Varoufakis, Roger Waters, Slavoj Žižek ve Shoshana Zuboff.

  • Künye: Kolektif – Her Şey Değişmeli!: Covid-19’un Ardından Dünya, hazırlayan: Renata Ávila ve Srećko Horvat, çeviren: Kemal Güleç, Metis Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2021

İpek Türeli – İstanbul Açık Şehir (2021)

İpek Türeli, İstanbul’un geçmişinin ve hayallerinin fotoğraflardan filmlere ve tema parklarına nasıl dolaşıma girdiğini derinlemesine tartışıyor.

‘İstanbul Açık Şehir’ bunu da, Haydarpaşa’dan AKM’ye, İstanbul’un görsel temsillerini merkeze alarak yapıyor.

Kent teorisi modernliği alışılagelmiş şekliyle şehre, belirli öznellik biçimlerinin tarihsel olarak ortaya çıkışına ve kültür, sanat ve mimarideki önemli gelişmelerin yükselişine bağlar.

Bu da genellikle on dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyılın başlarında Avrupa ve Amerika’nın belli başlı metropollerindeki teknolojik, ekonomik ve toplumsal dönüşümlerin sonucu olarak değerlendirilir.

Buna karşılık, modern dönemde Batılı olmayan şehirlere genellikle Batılılaşma ve gelişme merceğinden bakılır.

Peki “diğer” şehirlerdeki kentsel modernliği nasıl anlamalıyız?

İşte bu kitap, İstanbulluların şehirlerini tartışırken, hayal ederken, inşa ederken ve tüketirken kendilerini nasıl tanımladıklarını inceleyerek kültürel yaratıcılığı vurgulamayı amaçlıyor.

Yazılı basına ve fotoğraflara, filmlere, mimari miras sergilerine ve tema parklarına odaklanan kitap ortak temsil pratikleri aracılığıyla bu popüler tasvirler arasındaki bağlantıları araştırıyor.

Türeli, kentsel modernliğe farklı bir bakış açısı öneren kitabı hakkında şunu söylüyor:

“Şehrin geçmişinin çağrıştırılması yoluyla geleceğinin tanımlanması ve tartışılması hakkındadır bu kitap: Geçmişe ait hayal ve imgeler de, geleceğe dair tahayyüller de, esasen bugüne ait yorumlardır, bugünün endişelerine istinaden üretilirler ve bugünü anlamak için kullanılabilirler. Bu varsayımdan hareketle, bu çalışma ‘İstanbul’un hangi geçmiş(ler)i nasıl dolaşıma giriyor ve yorumlanıyor?’ sorusunu kentin görsel temsilleri üzerinden incelemeyi amaçlıyor.”

‘İstanbul Açık Şehir’, kent araştırmacılarının ve tarihçilerinin, kültür araştırmacılarının, sanat tarihçileri ve antropologların yanı sıra planlamacıların, mimarların ve sanatçıların ilgisini çekecek bir çalışma.

  • Künye: İpek Türeli – İstanbul Açık Şehir: Kentsel Modernitenin Endişelerini Sergilemek, Metis Yayınları, kent çalışmaları, 256 sayfa, 2021

Sang-Hee Lee ve Shin-Young Yoon – İnsan Türleriyle Yakın Temas (2021)

Paleoantropoloji hakkında hiç bilgisi olmayanların da rahatlıkla anlayabilecekleri, başucu niteliğinde bir eser.

Koreli paleoantropolog Sang-Hee Lee, bu heyecan verici kitabında, insanlığın kökenlerine doğru, okurunu keyifli ve aydınlatıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Kitapta, aşağıdaki gibi, ufkumuzu genişleten pek çok sorunun yanıtı veriliyor:

  • Tarihin herhangi bir döneminde “yamyam” insan toplulukları var mıydı?
  • Tekeşlilik ve babalık nasıl doğdu?
  • İnsanın alametifarikası olan büyük beyin ve iki ayak üstünde yürüme bize nelere mal oldu?
  • Ete olan düşkünlüğümüz nasıl ortaya çıktı?
  • Farklı bölgelerdeki insanların ten renkleri neden ve nasıl farklılaştı?
  • Uzun ömürlü büyükanneler insan toplumuna neler kattı?
  • Neandertallerle aramızda nasıl bir ilişki vardı?
  • Medeniyetin gelişmesiyle birlikte tıp ve teknolojideki ilerlemeler evrim sürecimizi nasıl etkiledi?

  • Künye: Sang-Hee Lee ve Shin-Young Yoon – İnsan Türleriyle Yakın Temas: Bir Paleoantropoloğun Evrim Halindeki İnsana Dair İncelemeleri, çeviren: Gürol Koca, Metis Yayınları, bilim, 280 sayfa, 2021

Gamze Hakverdi – Vulnus: Kırılganlık Üzerine (2021)

Ankara ve Roma’da yapılan alan araştırmalarına dayanan ‘Vulnus’, çarpıcı kırılganlık hikâyeleri sunuyor.

Gamze Hakverdi’nin çalışmasının en özgün katkısı, popüler psikoloji paradigmasının yaptığı şekilde, kırılganlığı bireysel bir güç yitimi olarak görmek yerine, katılımcıların kırılganlık hikâyelerinin nasıl kolektif psişenin hem bir parçası hem de yansıtıcısı olduğunu anlamaya çalışması.

Hakverdi, kırılganlığı, tekil, biricik ve öznenin kişisel bir sorunu olarak düşünen ve özneye sürekli olarak bu kırılganlığı “yönetmesini” tavsiye eden popüler psikoloji paradigmasına karşı belli bir mesafeyi koruyor ve kırılganlığı, öznenin tekil, biricik ve yönetilebilir bir sorunu olarak görmenin, onun ilişkiselliğini ve kolektif psişenin öznenin kırılganlığının kurucu bir bileşeni olduğu hakikatini inkâr etmenin ya da maskelemenin yollarından biri olduğunu belirtiyor.

Dolayısıyla kitap, kırılganlığın iktidar ilişkilerinden, toplumsal asimetrilerden bağımsız, saf anlatılar olmadığını, bu anlatıların, her zaman asimetrik toplumsal ilişkiler içinde kurulduğunu ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Öte yandan kitapta yer alan kırılganlık anlatıları her ne kadar birbirinden farklı coğrafyalara ait olsa da, katılımcıların kırılganlık ve ideale ilişkin anlatılarında birbirlerine benzeyen bir dil olduğu açıkça görülüyor.

  • Künye: Gamze Hakverdi – Vulnus: Kırılganlık Üzerine, Metis Yayınları, anlatı, 152 sayfa, 2021