Johann Hari – Çalınan Dikkat (2022)

Gazeteci-yazar Johann Hari, son yıllarda bir şeylere odaklanmakta ne kadar zorlandığını fark ettiğinde suçu önce kendisinde aramış.

Ama sonra aslında çoğu insanın aynı sorundan mustarip olduğunu görmüş.

Böylece meseleyi araştırmaya, uzmanlarla görüşmeye başladığında çok daha derin ve kapsamlı nedenlerin söz konusu olduğunu keşfetmiş.

‘Çalınan Dikkat’te Hari, bu nedenleri detaylarıyla ele almanın yanı sıra, dikkatimizi geri kazanmanın yollarına kafa yoruyor.

Bireysel çabaların, yani sırf kendi hayatlarımızda birtakım değişiklikler yaparak sorunu çözmeye çalışmanın ancak bir yere kadar etkili olabileceğini vurgulayan Hari, “dikkatimizi bizden çalan kuvvetlerle kolektif olarak yüzleşip onları değişime zorlamamız gerektiğini” belirtiyor.

Bunun ise acil bir mesele olduğunu, çünkü dikkati dağılmış bir toplumun, önündeki en önemli sorunlara bile odaklanamayacağını ve çözüm üretemeyeceğini söylüyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Böyle az uyuyup çok çalışan, üç dakikada bir faaliyet değiştiren, zaaflarımızı öğrenip manipüle etmek için tasarlanmış sosyal medya siteleri tarafından takip edilip gözlemlenen, stres fazlalığından aşırı tetikte yaşayan, enerjinin sıçrayıp çakılmasına yol açan bir şekilde beslenen, her gün beyne zarar veren toksinlerle dolu bir kimyasal çorbası soluyan bir toplum olmaya devam ettiğimiz takdirde – ciddi dikkat sorunları yaşayan bir toplum olmaya da devam edeceğiz, evet. Ama bunun bir alternatifi var. Örgütlenip karşı koymak – dikkatimizi ateşe veren kuvvetlerle mücadele edip yerlerine iyileşmemize yardımcı olacak kuvvetler geçirmek.”

  • Künye: Johann Hari – Çalınan Dikkat: Neden Odaklanamıyoruz?, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2022

Kolektif – Feminist Eleştiri (2022)

Türkiye’de feminist eleştiri ne tür bir iş yapar?

Kendini nasıl eleştirir?

Derlemeyi hazırlarken bu sorulardan yola çıktıklarını söyleyen Demet Gülçiçek ve Emine Erdoğan, niyetlerinin bir reçete sunmak olmadığını, amaçlarının feminist eleştirinin ortaya koydukları üzerine feminist özenle konuşmayı teşvik etmek olduğunu belirtiyorlar.

‘Feminist Eleştiri’, Donna Haraway’in sözünü, “feminist nesnellik, basitçe, konumlu bilgiler demektir”i merkezine alarak bilginin konumluluğuna ilişkin farklı düzeylerde ama ortak bir tartışma yürütüyor.

Derlemelerde pek sık rastlamadığımız bir nitelik: Her yazı başka bir yerden, başka bir hikâye anlatıyor ama bütün yazılar aynı gövdeye bağlanıyor: Feminist bilgi, konumlu bilgidir.

“Eleştiri” kelimesinin düşündürdüğü negatif etkinlikten çok, kitaptaki yazılar eleştiriyi üretken bir faaliyet olarak kuruyorlar.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Aksu Bora, Atilla Barutçu, Clare Hemmings, Deniz Gündoğan İbrişim, Ezgi Burgan, Feyza Akınerdem, Gülhan Başsoy, Kimberlé W. Cranshaw, Leslie McCall, Özlem Güçlü, Sara Ahmed ve Sumi Cho.

  • Künye: Kolektif – Feminist Eleştiri: Arayışlar ve Müzakereler, hazırlayan: Demet Gülçiçek ve Emine Erdoğan, Metis Yayınları, feminizm, 312 sayfa, 2022

Michael Wooldridge – Bilinçli Makinelere Giden Yol (2022)

Bilgisayar teknolojilerinin hızla geliştiği şu günlerde “yapay zekâ” terimini giderek daha sık duyuyoruz; bilim, sağlık, eğitim, sanayi, eğlence, sanat ve daha nice alanda yapay zekâ uygulamaları gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Peki ama yapay zekâ (YZ) derken tam olarak ne kastediyoruz?

Otuz yıldan uzun süredir YZ araştırmacısı olarak çalışan Michael Wooldridge, bu kitapta bize YZ’nin ne olduğunu ve –belki daha da önemlisi– ne olmadığını açıklıyor.

Gerek medyada çıkan sansasyonel haberlerin gerekse yakın gelecekte “bilinçli makinelerin” aramızda olacağını ima eden araştırmacıların aşırı iyimserliğinin yanıltıcı bir tablo çizdiğini vurgulayan Wooldridge, YZ araştırmacılarının gerçekte ne üstünde ve nasıl çalıştığını anlatıyor.

  • “Makine öğrenmesi” ve “derin öğrenme” nedir?
  • YZ konusunda filmlerde, edebiyatta ve medyada karşılaştığımız “Terminatör” senaryolarının gerçekleşmesi mümkün mü?
  • YZ’de işler nasıl zıvanadan çıkabilir?
  • YZ konusunda gerçekten endişelenmemiz gereken meseleler ve endişelenmemize çok uzun bir zaman hiç gerek olmayan meseleler neler?
  • YZ işimizi elimizden alacak mı ve çalışmanın doğasını nasıl etkileyecek?
  • YZ teknolojilerini kullanmanın insan hakları üstünde nasıl bir etkisi olabilir?
  • YZ sistemlerinin ahlaki fail olarak edimde bulunması mümkün mü?
  • Ve elbette: Makineler düşünebilir ve arzulayabilir mi?

Yapay zekânın geçmişine, mevcut durumuna ve nereye gittiğine dair nesnel bir değerlendirme sunan bu kitabı, konuya ilgi duyan okurlarımıza hararetle tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Michael Wooldridge – Bilinçli Makinelere Giden Yol: Yapay Zekânın Dünü, Bugünü, Yarını, çeviren: Özge Çelik, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2022

Antoine Compagnon – Teorinin Cini (2022)

  • Bir metni edebi metin yapan nedir?
  • Eserin anlamı yazarın tekelinde midir?
  • Kurmaca gerçekliği taklit mi eder?
  • Okurun metinde yeri var mıdır?
  • Üslubu meydana getiren nedir?
  • Bir eseri anlamak için muhakkak yazıldığı bağlamı bilmek mi gerekir?
  • Evrensel edebi değerler var mıdır?

‘Teorinin Cini’, bu kilit sorular etrafına kurulmuş bir kitap.

Amacı modern edebiyat teorisinin, özellikle de Fransız yapısalcılığının bu konulardaki temel tezlerini “sağduyu”yla, yani edebiyat konusunda sahip olduğumuz yaygın fikirlerle karşı karşıya getirmek, çarpıştırmak, bu şekilde teoriyi eleştirmek ve sonunda hem teorinin hem sağduyunun hakkını vermek.

Kitap edebiyat teorisinin, dolayısıyla da edebiyat incelemelerinin 20. yüzyılda kat ettiği yola dair açık seçik bir panorama da sunuyor.

  • Künye: Antoine Compagnon – Teorinin Cini: Edebiyat ve Sağduyu, çeviren: Savaş Kılıç, Metis Yayınları, edebiyat kuramı, 280 sayfa, 2022

Uğur Tanyeli – Korku Metropolü İstanbul (2022)

İstanbul neden bu kadar tekinsiz?

Ve günden güne neden daha da korkutucu bir şehir haline geliyor?

Mekânlar sadece taşla, betonla, demirle varedilmez.

Korkular başta olmak üzere psikososyal haller de mekân kurucudur.

Genelde metropoller, özelde İstanbul korku ortamlarıdır ve bu anlamda korku kişisel değil toplumsal bir kaygıdır.

Öyleyse mekânın toplumsallığından ve zorunlu olarak da siyasallığından konuşmak gerekir.

Mekânda korkulur, mekândan korkulur.

Mekânda sıkılınır, mekândan sıkılınır.

Bu haller de mekânda dışavurulur.

Mekânı korkutmayacak hale getirmek için düşsel ve gerçek otoriteler tesis edilir.

Dolayısıyla aşınmayacak kadar sıkı bir güvenlik düzeni arzulanır, bir disiplin rejimi inşa etmek için uğraşılır.

İstanbullular en azından 18. yüzyıldan başlayarak korkmak için hiçbir fırsatı kaçırmamış gibidirler.

Kadın toplumsal kimliğindeki değişimlerden, otoritelerin protesto edilmesinden, kadın erkek mesire yerlerinde özgürce dolaşmaktan, kentteki yer ve sokak adlarından, kentsel ortamın çirkinleşmesinden, kente yeni göçmenlerin gelişinden, ötekileştirilen eski yeni her güç odağından, örneğin Bizans’tan, Batı’dan, hatta doğadan ve tarih yazmaktan korkulur.

Hepsinin ardında da toplumsal “porozite korkusu” yatar.

Kişilerin kentsel konum ve statülerini değiştirmelerinden, insanların ait oldukları yer ve toplumsallıklara sabitlenmeyip özgürleşmelerinden, öznelerin daha önce deneyimlemedikleri sulara, enginlere açılmasından endişe edilir.

Korkularla paralize olunur; okurken size de çok tanıdık gelecek birçok ketlenme böyle oluşur.

Bu kitap, iki yüzyıldır kılıktan kılığa girerek metropoliten mekânı tanımlamayı hâlâ sürdüren bir psikososyal ortamda nasıl bir “korkular imparatorluğu” inşa edildiğini tartışıyor.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Korku Metropolü İstanbul: 18. Yüzyıldan Bugüne, Metis Yayınları, kent çalışmaları, 432 sayfa, 2022

Kolektif – Salgın, İklim, Toplum (2022)

Covid-19 salgını, şu an pek görmek istemesek de aslında çoktan hayatımızı kökten dönüştürmüş durumda.

Bu özenli derleme de, salgının ekonomik ve sosyal etkileri ve geleceğimizi nasıl dönüştüreceği çok yönlü bir bakışla ele alınıyor.

Küçücük bir virüsün kibir, gösteriş dolu, her şeye kadir ve muktedir olduğu düşünülen kapitalist dünyamızı fos çıkarışını izlerken sürekli bundan bir şeyler öğrenmeliyiz demiştik.

Bugün sormalıyız: Öğrenebildik mi?

Ne öğrendik?

İstanbul Politikalar Merkezi COVID-19 salgınının başladığı 2020 başından günümüze, web üzerinde, salgın koşullarında dünyanın, toplumların ve bireylerin durumunun değerlendirildiği çok sayıda panel düzenledi.

Bu panellerden hazırlanan ‘Salgın, İklim, Toplum’da ilk günlerden başlayarak salgının dünyadaki ve özellikle Avrupa Birliği ve Türkiye’deki ekonomik ve sosyal etkileri, olağanüstü kriz koşulları altında insan davranışları, salgın ile iklim krizinin birlikte ilerleyişi, devletlerin ve uluslararası kurumların salgını yönetmedeki başarı ve başarısızlıkları, aşılama, komplo teorileri, salgının ekonomi politiği, göçmenler ve işsizler, salgın koşullarında sosyal güvenliğin, eşitlik, adalet ve temel özgürlüklerin durumu, bütün dünyada dijitalleşmenin artışı ve iş süreçlerindeki değişim ve Türkiye bağlamında din ile siyaset arasındaki ilişki tartışılıyor.

Çoğu katılımcı, yaşadığımız bu sıradışı deneyimden öğrenebileceğimiz çok şey olduğunu, gelecekteki salgınlarla ve gittikçe derinleşen iklim değişikliğinin getireceği ekolojik krizlerle başa çıkabilmek için bu deneyimimizi adaletli ve eşitlikçi bir dünya düzenine doğru seferber etmemiz gerektiğini düşünüyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: E. Fuat Keyman, Selim Badur, Senem Aydın-Düzgit, Evren Balta, Ümit Şahin, Kâmil Yılmaz, Işıl Arıcan, Yağız Üresin, Pelin Oğuz, Cem Güneri, Çiğdem Nas, Nebi Sümer, Emre Erdoğan, S. Adil Sarıbay, Erdoğan Özmen, Sinan Alper, Ayşenur Dal, Onurcan Yılmaz, Fikret Adaman, Zafer Yenal, Sinan Erensü, Hande Paker, Gökşen Şahin, Akgün İlhan, Murat Türkeş, Tuğba Öztürk, Galip Dalay, Çağlar Keyder, Atila Eralp, Nilgün Arısan-Eralp, Feyzi Baban, Pınar Uyan Semerci, Işık Özel, Mustafa Kutlay, Alper Kaliber, Yusuf Leblebici, Galip Yalman, Gökçe Uysal, İnsan Tunalı, Ateş Altınordu, Umut Azak ve Ayşe Çavdar.

  • Künye: Kolektif – Salgın, İklim, Toplum: Nasıl Bir Dünyada Yaşayacağız?, hazırlayan: Ayşe Köse Badur, Metis Yayınları, sağlık, 448 sayfa, 2022

Thor Hanson – Tohumların Zaferi (2022)

Gezegenimizi tepeden tırnağa değiştiren tohumlar olağanüstüdür.

Thor Hanson da bu harika çalışmasında, tohumların evrimini, önemini ve doğa tarihi ile insan kültüründeki yolculuğunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Hem bir keşif yolculuğu hem de bir davet olarak okunabilecek ‘Tohumların Zaferi’, Hanson’ın araştırma yaptığı ormanlar ve laboratuvarlardan başlayıp yol boyunca tanıştığı bahçıvanların, botanikçilerin, kâşiflerin, çiftçilerin, tarihçilerin, keşişlerin –ve elbette harikulade bitkilerin, onlara bağımlı olan hayvanların, kuşların, böceklerin– kılavuzluğunda ortaya çıkmış.

“Tohumların ortak özelliklerinden biri onları bulmak için uzaklara bakmamıza gerek olmamasıdır, çünkü tohumlar dünyamızın ayrılmaz bir parçasıdır.” diyen Hanson, bir tohumlar dünyasında yaşadığımızı; sabah kahvemizden, onun yanında yediğimiz çörekten tutun da kıyafetlerimizin dokunduğu pamuğa, yatmadan önce içtiğimiz bir fincan kakaolu süte kadar tohumların gün boyu bizimle olduğunu söylüyor.

Tohumlardan yiyecekler, alkollü içkiler, yağlar, baharatlar, zehirler, yakıtlar, iplikler, boyalar elde ediyoruz.

Bu kitabın da ortaya koyduğu gibi, tohumlar dünyadaki hayatın temel yapıtaşlarıdır; farklı beslenme alışkanlıklarının, ekonomilerin ve yaşam tarzlarının temelini onlar oluşturur. Keza, vahşi doğadaki yaşama dayanak oluşturanlar da yine onlardır.

Kitaptan bir alıntı:

“Peki tohumlar nasıl bu kadar başarılı oldu? Tohumların ve onları taşıyan bitkilerin gezegenimizi tepeden tırnağa değiştirmelerine imkân tanıyan özellikleri, alışkanlıkları nelerdi? Bu sorunun cevabı, elinizdeki kitabın anlatısını kuruyor ve sadece tohumların doğada nasıl serpildiklerini değil, insanlar için neden bu kadar elzem olduklarını da açıklığa kavuşturuyor.”

  • Künye: Thor Hanson – Tohumların Zaferi: Tahıllar, Kabuklu Yemişler, Çekirdekler ve Taneler Bitkiler Âlemini Nasıl Fethetti, İnsanlık Tarihini Nasıl Biçimlendirdi?, çeviren: Kemal Genç, Metis Yayınları, bilim, 312 sayfa, 2022

Elif Daldeniz-Baysan – Kavramların Yolculuğu (2022)

‘Kavramların Yolculuğu’, bizde pek yapılmayan kavram tarihi araştırmalarına yetkin örneklerden biri olarak okunmalı.

Elif Daldeniz-Baysan, Türkiye’de kültürel değişimi yansıtan kimi kavramları analiz ediyor.

Kavram araştırmaları özellikle sosyal bilimlerin, tarihin, etimolojinin alanına giren pek çok çalışmada geçmişe dönük incelemelerin bir parçasıdır.

Bu kitaptaki incelemelere kuramsal temel sağlayan kavram tarihi ise ayrı bir çalışma alanı ve yaklaşımı özelliği taşıyor.

Alanın öncüsü Reinhart Koselleck tarihsel olgulara kavramlar penceresinden bakmaya çağıran bir üst bakış getiriyor.

Elif Daldeniz-Baysan’ın ––bir bölümü Nihal Ekin Erkan’la ortak çalışmanın ürünü olan–– incelemelerini bir araya getiren bu seçki, Türkiye’de sınırlı ölçüde ilgi odağı olan kavram tarihi araştırmaları içinde özel bir yerde duruyor.

Kavram tarihi yöntemini çeviri(bilim) perspektifiyle ele alan bu yazılar, Türkiye’deki kültürel değişimi yansıtan belli bazı kavramların izini sürüyor.

Diller ve kültürler arasında kavramlara ilişkin aktarım sorunsalının temel izlek olarak tekrarlandığı çalışmalarda; kültür ve millet kavramlarının Osmanlı / Türk düşünce coğrafyasına aktarılışı, patent metinlerinin çevirisi, şehircilik kavramlarının uluslararası düzlemden yerel politikalara girişi gibi konulara uzanılıyor.

Bu çalışmalar düşünce dünyamıza genel anlamda katkıda bulunmanın yanı sıra, çeviri ve dil alanına özel bir araştırma perspektifi de sunuyor.

  • Künye: Elif Daldeniz-Baysan – Kavramların Yolculuğu: Çeviribilimsel Perspektiften Bir Bakış, Metis Yayınları, dilbilim, 200 sayfa, 2022

Bülent Somay – Tufan Göründü (2022)

‘Tufan Göründü’, liberalizmin derin krizinin sıkı bir fotoğrafını çektiği gibi, buradan çıkmanın yolları üzerine de düşünen, çarpıcı bir metin.

Bülent Somay, tarihin bizi yargılamaması için susmak ya da olacakları seyretmek yerine bizi harekete geçmeye çağırıyor.

Somay’ın, kitabında esas olarak üstünde durduğu noktalar şunlar:

İlki, neoliberalizm çağında bilginin üretilmesi, iletilmesi ve dağıtılmasında yaşanan ve entelektüel mülkiyet, medya ve üniversite çevresinde yoğunlaşan derin kriz.

İkincisi buna bağlı olarak “hakikat” dediğimiz, başlangıcından bugüne felsefenin esas konusunu teşkil eden ve birbirimizle anlaşabilmemiz için zorunlu olan kavramsal zemini oluşturan şeyin kaybolma eğilimine girmesi.

Ve üçüncü olarak da “popülizm” diye adlandırdığımız, bir bakıma binyıllardır çeşitli adlar altında varolan, ama daha somut bir açıdan bakıldığında da son yarım yüzyıldır hızla yükselen yeni politik/kültürel oluşumların yarattığı büyük tehlike.

Yazar bu konuları irdelerken bazı sorulardan yola çıkıyor, bazı metodoloji arayışlarını yüksek sesle dillendiriyor.

  • Künye: Bülent Somay – Tufan Göründü: Neoliberalizmin İflası Üzerine Altı Deneme, Metis Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2022

Edwin Kirk – Bizi Biz Yapan Genler (2022)

Genetik bozukluk ve hastalıkları gen tedavisiyle tedavi etmek mümkün mü?

Tıbbi genetikçi ve genetik patolog Edwin Kirk bu harika çalışmasında, hem bu sorunun yanıtını arıyor hem de genlerin incelikli işleyişini açıklıyor.

Yaşamları genetik hastalıklardan en çok etkilenen insanlardan pek çok öykü aktaran ‘Bizi Biz Yapan Genler’, özellikle insan genetiğindeki insancıllığı ortaya çıkarmasıyla dikkat çekiyor.

Kalıtımın temel birimi olan genler hepimizin hayatında önemli bir rol oynar; dış görünüşümüzden belli hastalıklara yatkın olup olmamamıza ve hatta mizacımıza kadar pek çok özelliğimizde hatırı sayılır bir etkileri var.

Teknolojinin sunduğu imkânlar sayesinde, son yıllarda genetik alanında çarpıcı gelişmeler yaşanıyor.

Anne karnında yapılan taramalar birçok genetik bozukluğun teşhis edilmesini sağlıyor ve ebeveynlere seçenekler sunuyor.

Araştırmacılar kanserin ve çeşitli hastalıkların genetik altyapılarını temel alan tedaviler üzerinde çalışıyor.

Hastalık genlerinin kesilip atılmasını ya da düzenlenmesini içeren yeni yöntemler –her ne kadar şu an emekleme döneminde ve biraz tartışmalı olsa da– daha sağlıklı bir insanlığa giden bir yol vadediyor.

Tıpta böyle bir devrim yaşanırken, genetiğin temel kavram ve mekanizmalarını anlamak giderek daha fazla önem kazanıyor.

  • Gen, genom, kromozom ve DNA nedir?
  • Genetik bozukluk ve hastalıklar nasıl aktarılır?
  • Bunları ve başka hastalıkları “gen tedavisi” aracılığıyla iyileştirmek mümkün mü?
  • Genlerine müdahale edilerek “tasarım bebekler” üretilebilir mi?
  • Bu müdahalelerin ahlaki içerimleri nelerdir?

Kirk, bu kitapta bir yandan genlerin incelikli işleyişini açıklarken, bir yandan da genetik bozukluk ve hastalıklardan etkilenen insanların dokunaklı hikâyelerini aktarıyor.

“İnsan genetiğinin hikâyesi insanların hikâyesidir,” diyen Kirk, bize genetiğin soyut bir araştırma alanı olmanın ötesinde, etten kemikten insanların kaderleri açısından belirleyici olabilen son derece insani bir alan olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Edwin Kirk – Bizi Biz Yapan Genler: Bir Tıp Devriminden İnsan Hikâyeleri, çeviren: Çağatay Tarhan, Metis Yayınları, bilim, 272 sayfa, 2022