Gregory E. Clark — Oğullar da Yükselir (2026)

Gregory E. Clark, toplumsal hareketlilik üzerine yerleşik kabulleri sorgulayan ve bu alandaki tartışmalara radikal bir müdahalede bulunan bir çalışmayla karşımızda. ‘Oğullar da Yükselir’ (‘The Son Also Rises’), insanların toplumsal konumlarının sanılandan çok daha güçlü biçimde aile geçmişine bağlı olduğunu ileri sürer. Kitabın temel amacı, farklı ülkelerde ve farklı tarihsel dönemlerde toplumsal hareketliliğin ne ölçüde gerçekleştiğini incelemek ve bu konuda yaygın olarak kabul edilen iyimser görüşleri test etmektir. Bunun için geleneksel gelir, eğitim ve meslek verilerinin ötesine geçerek soyadlarını nesiller boyunca takip eden özgün bir yöntem kullanıyor.

Clark’ın araştırmasının çıkış noktası, elit ya da dezavantajlı gruplara ait soyadlarının yüzyıllar boyunca çeşitli toplumsal göstergelerde nasıl temsil edildiğini incelemektir. Üniversite kayıtları, meslek listeleri, vergi belgeleri ve nüfus verileri üzerinden yapılan analizler, yüksek statülü ailelerin avantajlarını çok uzun süre koruyabildiğini gösterir. Benzer biçimde düşük statülü ailelerin de kuşaklar boyunca dezavantajlı konumlarını sürdürdüğü görülür. Bu bulgu, modern toplumların geçmişe göre çok daha hareketli olduğu yönündeki yaygın kanaate meydan okuyor.

Kitapta İsveç, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Hindistan, Çin, Japonya, Kore, Tayvan ve Şili gibi birbirinden oldukça farklı toplumlar karşılaştırılıyor. Clark’ın ulaştığı en dikkat çekici sonuçlardan biri, toplumsal hareketlilik oranlarının ülkeden ülkeye sanıldığı kadar değişmemesidir. Sosyal demokrat İsveç ile fırsatlar ülkesi olarak görülen Amerika arasında ya da feodal İngiltere ile modern sanayi toplumları arasında beklenenden çok daha büyük benzerlikler bulunduğunu savunuyor. Bu nedenle eğitim politikaları, refah devleti uygulamaları veya ekonomik büyüme gibi etkenlerin hareketlilik üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olduğunu öne sürüyor.

Eserin merkezindeki kavramlardan biri “toplumsal hareketlilik yasası”dır. Clark’a göre toplumsal statü nesilden nesile yavaş bir hızla aktarılır ve bu aktarımın temel dinamiği toplumdan topluma büyük ölçüde değişmez. Bir ailenin yüksek ya da düşük konumu birkaç kuşakta ortadan kalkmaz; etkisi yüzlerce yıl boyunca hissedilebilir. Yazar, bu nedenle bireylerin yaşam şanslarının yalnızca anne ve babalarının değil, çok daha uzak atalarının statüsüyle de ilişkili olduğunu ileri sürer.

Kitap ayrıca “doğa mı, yetiştirme mi?” tartışmasına da değiniyor. Clark, ailelerin çocuklarına aktardığı avantajların yalnızca servet, eğitim veya sosyal çevreyle açıklanamayacağını savunuyor. Toplumsal başarıyı etkileyen bazı özelliklerin kuşaklar boyunca kalıcı biçimde aktarıldığını öne sürüyor. Ancak yazar, bu aktarımın tam olarak hangi biyolojik ya da kültürel mekanizmalarla gerçekleştiği konusunda kesin hükümler vermekten kaçınıyor. Onun asıl amacı, gözlenen sürekliliğin boyutunu ortaya koymaktır.

Hindistan’daki kast sistemi, Çin’deki imparatorluk mirası, Japonya ve Kore’nin görece homojen yapıları ile Yahudiler, Çingeneler, Müslümanlar ve Kıptiler gibi topluluklar üzerinden yapılan incelemeler, teorinin sınandığı örneklerdir. Clark, bazı istisnalar bulunsa da genel eğilimin değişmediğini ve toplumsal konumun uzun dönemli kalıcılığının evrensel bir özellik taşıdığını savunuyor. Böylece toplumsal hareketliliği belirli kültürel veya siyasal sistemlere bağlayan açıklamaların yetersiz kaldığını ileri sürüyor.

Son bölümlerde yazar, bu bulguların eşitlik ve adalet tartışmaları açısından ne anlama geldiğini ele alıyor. Eğer toplumsal hareketlilik gerçekten düşünüldüğünden daha düşükse, modern toplumların fırsat eşitliği konusundaki başarıları yeniden değerlendirilmelidir. Clark, kesin siyasal reçeteler sunmak yerine, toplumsal başarı ve başarısızlığın köklerinin çok daha derinlerde bulunduğunu göstermeye çalışıyor. Sonuç olarak ‘Oğullar da Yükselir’, soyadları üzerinden yürüttüğü geniş tarihsel araştırmayla, toplumsal sınıfın ve aile mirasının modern dünyada hâlâ güçlü bir belirleyici olduğunu savunan, tartışmalı fakat etkili bir eser olarak öne çıkıyor.

Gregory E. Clark — Oğullar da Yükselir: Soyadları ve Toplumsal Hareketliliğin Tarihi
Çeviren: Sinan Çakır • Vakıfbank Kültür Yayınları
İktisat • 378 sayfa • 2026

Violet Moller – Bilginin Yolculuğu (2024)

Antik çağların kadim bilgisinin büyük eserleri Roma İmparatorluğu’nun bölündüğü, şehirlerin terkedildiği, kütüphanelerin yandığı bir devirde unutuldu ve adeta kayboldu.

Okurunu heyecanlı bir yolculuğa davet eden bu eser, üç kadim kitabın bin yıllık hayatta kalma mücadelesini, yedi şehirden oluşan bir güzergâhta takip ediyor.

İskenderiye Kütüphanesi yok olduktan sonra Bağdat, Kurtuba, Toledo, Salerno, Palermo ve Venedik karanlık bir dünyada adanmış âlimlerin metinleri topladığı, tercüme ettiği ve paylaştığı nadir bilgi merkezleri oldu.

‘Bilgi’nin Yolculuğu’, okuru bu yedi şehrin parlak entelektüel hayatına götürüyor ve Müslüman âlimlerin Batı düşüncesinin köşe taşı fikirlerini geliştirmesinde oynadıkları rolü vurguluyor.

Öklid, Batlamyus ve Galen’in matematik, astronomi ve tıp alanındaki temel eserleri nasıl olup da Rönesans ve sonrasında bilim neşriyatının ana merkezi olan Venedik’e ulaşmıştı?

Violet Moller’a kulak veriyoruz.

  • Künye: Violet Moller – Bilginin Yolculuğu: Klasik Fikirler Nasıl Kayboldu ve Bulundu (Yedi Şehir Bir Tarih), çeviren: Sinan Çakır, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 424 sayfa, 2024

Katja Hoyer – Kan ve Demir (2024)

1871’den önce Almanya henüz bir ulus değil, sadece bir fikirdi.

Otto von Bismarck, “Devrin büyük meseleleri müzakerelerle ve çoğunluğun tercihleriyle değil, demir ve kanla karara bağlanacak.” demişti.

Bismarck’ın önünde zorlu bir görev vardı.

Otuz dokuz ayrı devlet tek bir Kayser’in hükmü altına nasıl girebilirdi?

Birleşebilse bu genç Avrupa ulusu Britanya ve Fransa imparatorluklarına rakip olacak güce sahip olabilir miydi?

Yoksa böyle bir gaye bu ulusun sonunu mu getirecekti?

Katja Hoyer, modern tarihin akışını değiştirecek elli yıllık bir macerayı kitabına konu ediyor.

Bismarck’ın Realpolitik’inden II. Wilhelm’in Weltpolitik’ine Alman İmparatorluğu’nun kan ve demirle geçen bir devrini akıcı bir şekilde okura sunan bu kitap 20. yüzyılın insanlık felaketlerini anlamak için bir rehber.

  • Künye: Katja Hoyer – Kan ve Demir: Alman İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Çöküşü (1871-1918), çeviren: Sinan Çakır, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2024