Kolektif – Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar (2025)

Bu kitap post-Keynesyen ve heterodoks ekonomi alanında, Türkiye’de bugüne dek yayımlanmış en kapsamlı başvuru kaynaklarından biri.

‘Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar: Post-Keynesyen Ekonomi Ansiklopedisi’ (‘Elgar Encyclopedia of Post-Keynesian Economics’), post-Keynesyen ekonominin temel kavramlarını ve gelişimini bütüncül biçimde ele alıyor. Louis-Philippe Rochon ve Sergio Rossi’nin editörlüğündeki bu eser, geleneksel ana akım ekonominin soyut varsayımlarına karşı daha gerçekçi bir yaklaşım sunuyor. Para, bankacılık ve finansın ekonomik sürecin merkezinde yer aldığını vurguluyor. Keynesyen etkin talep düşüncesi, belirsizlik ve istihdam sorunları üzerinden ekonominin nasıl işlediğini yeniden yorumluyor. Bu sayede büyümenin, gelir dağılımının ve toplumsal refahın piyasanın kendi kendine ulaşacağı bir sonuç olmadığını gösteriyor.

Ansiklopedi ekonomik düşünceyi tarihsel bağlamıyla birlikte inceliyor. Finansal krizlerin sadece teknik aksaklıklar değil, ekonomik düzenin yapısından kaynaklanan sonuçlar olduğunu belirtiyor. Devletin ekonomi içindeki işlevi yeniden tanımlanıyor ve maliye politikalarının istihdamı, üretimi ve toplumsal dengeyi koruma açısından önem taşıdığı anlatılıyor. Para arzının özel bankaların kredi yaratma süreçleriyle ilişkilendiği ve finansal sistemin toplumsal etkilerinin göz ardı edildiğinde kırılganlığın arttığı ifade ediliyor.

Bu çalışma, heterodoks ekonomi içindeki farklı görüşleri bir araya getirerek tartışma alanını genişletiyor. Post-Keynesyen yaklaşımın eleştirel yönü korunurken çözüm odaklı politika önerileri de sunuluyor. Böylece hem akademi hem politika yapıcılar için alternatif bir düşünme çerçevesi oluşturuyor. Ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, toplumsal ve tarihsel koşullarla şekillenen bir süreç olduğunu vurguluyor. Post-Keynesyen ekonomi, gerçek dünyanın sorunlarına bakarak yanıt üretmeye devam ediyor.

  • Künye: Kolektif – Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar: Post-Keynesyen Ekonomi Ansiklopedisi, editör: Louis-Philippe Rochon, Sergio Rossi, çeviren: Ali Utku Barış, Mustafa Sacid Öztürk, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 796 sayfa, 2025

Mengzi – Hükümdara Öğütler (2025)

‘Hükümdara Öğütler’ ya da Batı’da bilinen adıyla ‘Mencius’, Konfüçyüs sonrası Çin düşüncesinin en önemli klasiklerinden biri. ‘Hükümdara Öğütler’ (‘孟子 (Mèngzǐ)’, Mengzi’nin MÖ 4. yüzyılda farklı hükümdarlarla yaptığı diyalogları, ahlak, siyaset ve insan doğası üzerine görüşlerini içeriyor. Temel iddiası, insanın doğuştan iyi olduğu fikridir. Mengzi’ye göre merhamet, adalet, saygı ve bilgelik her insanda potansiyel olarak vardır; ancak bu nitelikler doğru eğitim ve erdemli bir yönetimle geliştirilmediğinde körelir. Bu nedenle iyi bir toplumun temeli, bireylerin içsel iyiliğini besleyen adil bir yönetimdir.

Kitapta yöneticiye düşen görev, halkın refahını sağlamak ve onların ahlaki gelişimine zemin hazırlamaktır. Mengzi, zorbalığa dayanan yönetimleri meşru saymaz; bir hükümdar halkın iyiliğini gözetmiyorsa, halkın ona karşı çıkma hakkı vardır. Bu düşünce, Çin siyaset felsefesinde “erdemli yönetici” idealini pekiştirir. Mengzi ayrıca ekonomik adalet, ölçülü yönetim ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması üzerine de ayrıntılı analizler yapar.

Eserin dili öğretici ve diyaloglar üzerinden ilerler; bu yönüyle hem felsefi hem pedagojik bir metindir. Mengzi, Konfüçyüs’ün öğretilerini soyut ahlak ilkelerinden çıkarıp toplumsal ve politik bir zemine taşır. Mengzi, insan doğasına duyduğu güvenle, ahlakın kaynağını dışsal otoritede değil, insanın içsel vicdanında arayan bir bilgelik kitabıdır.

  • Künye: Mengzi – Hükümdara Öğütler: Mengzi Klasiği, çeviren: İlknur Sertdemir, Vakıfbank Kültür Yayınları, siyaset, 272 sayfa, 2025

Anthony Gottlieb – Aklın Rüyası (2025)

Anthony Gottlieb, bu eserinde Batı düşüncesinin doğuşundan Rönesans’a kadar uzanan felsefe tarihini, yalnızca büyük filozofların fikirlerini anlatmakla kalmadan, bu fikirlerin ortaya çıktığı toplumsal ve entelektüel atmosferle birlikte ele alıyor. ‘Aklın Rüyası: Antik Yunan’dan Rönesans’a Batı Felsefesi Tarihi’ (‘The Dream of Reason: A History of Western Philosophy from the Greeks to the Renaissance’), mitolojik açıklamalardan akıl temelli sorgulamaya geçişi merkeze alıyor. Thales, Anaksimandros ve Pythagoras gibi erken dönem düşünürlerin doğa üzerine rasyonel açıklama çabalarıyla başlayan süreç, Sokrates’in ahlak temelli sorgulamalarına, Platon’un ideal düzen arayışına ve Aristoteles’in sistematik düşüncesine doğru evriliyor.

Gottlieb, Helenistik dönemde Stoacılık, Epikürcülük ve Septisizm gibi akımların insanın mutluluk ve bilgelik arayışına verdiği yanıtları inceliyor. Roma İmparatorluğu’nun yükselişiyle birlikte felsefenin dinle olan ilişkisini, Hristiyanlığın entelektüel zeminde nasıl şekillendiğini gösteriyor. Orta Çağ düşüncesinde Augustinus’un içe dönüş öğretisinden Aquinas’ın akıl ile inancı uzlaştırma çabasına uzanan bir çizgi kuruyor.

Eser, Rönesans’a yaklaştıkça insanın yeniden merkeze alınışını, bilginin otoriteye değil gözleme ve deneye dayanması gerektiğini vurgulayan bir dönüşümün habercisi olarak görüyor. Gottlieb’in anlatımı, tarihsel bir kronoloji içinde ilerlerken, felsefeyi soyut bir bilgi yığını olmaktan çıkarıp insanın anlam arayışının canlı bir hikâyesi haline getiriyor.

  • Künye: Anthony Gottlieb – Aklın Rüyası: Antik Yunan’dan Rönesans’a Batı Felsefesi Tarihi, çeviren: Ramazan Atıl Karabey, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 440 sayfa, 2025

Katja Haustein – Kayıp Zamana Dair (2025)

Katja Haustein’in bu kitabı, fotoğrafın edebiyat, felsefe ve kültürle ilişkisini derinlemesine inceleyen disiplinlerarası bir çalışma. Haustein, fotoğrafın yalnızca bir temsil aracı değil, aynı zamanda kimliğin, belleğin ve duygunun (affect) kurucu bir unsuru olduğunu ileri sürüyor. ‘Kayıp Zamana Dair: Proust, Benjamın ve Barthes’ta Fotoğraf, Kimlik ve Duygulanım’ (‘Regarding Lost Time: Photography, Identity, and Affect in Proust, Benjamin, and Barthes’), özellikle üç büyük düşünür ve yazar üzerinden bu sorunsalı tartışıyor: Marcel Proust, Walter Benjamin ve Roland Barthes.

İlk bölümde, Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde”si bağlamında fotoğrafın zamanı sabitleyen, kaybolanı yeniden çağıran ama aynı zamanda asla geri getirilemeyen bir anın melankolik izi olduğu vurgulanıyor. Haustein, Proust’un karakterleri ve anlatısı üzerinden fotoğrafın hem kişisel hatırlamanın hem de kaybın ifadesi olduğunu gösteriyor.

İkinci bölümde, Walter Benjamin’in fotoğraf üzerine yazıları ele alınıyor. Benjamin’in “aura” kavramı, teknik yeniden üretimin etkileri ve fotoğrafın tarihle kurduğu bağ merkeze alınıyor. Haustein, Benjamin’in fotoğrafı hem politik hem de estetik bir araç olarak düşündüğünü ve kimlik inşasında kolektif boyutun öne çıktığını belirtiyor.

Üçüncü bölümde, Roland Barthes’ın “Camera Lucida”sı üzerinden fotoğrafın kişisel ve duygusal etkisi tartışılıyor. Barthes’ın “punctum” kavramı, fotoğrafın seyircide yarattığı ani ve kişisel sarsıntıyı ifade ederken, Haustein bu kavramın kimlik ve aidiyetle nasıl ilişkilendiğini inceliyor.

Genel olarak kitap, fotoğrafın bireysel hafıza, toplumsal kimlik ve duygusal deneyim arasında nasıl bir köprü kurduğunu, kayıp ve hatırlama üzerinden şekillenen bir estetik ve varoluşsal alan sunduğunu savunuyor.

  • Künye: Katja Haustein – Kayıp Zamana Dair: Proust, Benjamın ve Barthes’ta Fotoğraf, Kimlik ve Duygulanım, çeviren: Sibel Erduman, Vakıfbank Kültür Yayınları, fotoğraf, 344 sayfa, 2025

Donald J. Robertson – Bilge Kral Marcus Aurelius (2025)

Donald J. Robertson’ın kaleme aldığı bu kitap, Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un yaşamını Stoacılık felsefesiyle birlikte ele alıyor. Böylece hem bir biyografi hem de felsefi bir rehber niteliğinde. ‘Bilge Kral Marcus Aurelius’ (‘Marcus Aurelius: The Stoic Emperor’), yalnızca bir imparatorun siyasi ve askeri mücadelesini değil, aynı zamanda bir filozofun içsel yolculuğunu ve erdemli yaşam arayışını da gözler önüne seriyor. Robertson, Marcus’un hem bireysel zaaflarını hem de Stoacı ilkelerle güçlendirdiği taraflarını aktararak onu tarihsel bir figürden çok, çağımıza seslenen bir rehber olarak konumlandırıyor.

Kitapta Marcus’un çocukluğu, aldığı eğitim ve imparatorluğa giden yolu detaylandırılıyor. İmparatorluk görevleri sırasında karşılaştığı savaşlar, veba salgını ve siyasi çekişmeler gibi zorluklara rağmen Marcus’un her zaman Stoacı ölçülülük, bilgelik, adalet ve cesarete bağlı kalmaya çalıştığı vurgulanıyor. Robertson, ‘Meditasyonlar’ üzerinden onun zihinsel dayanıklılığını, kendini sorgulayan içsel konuşmalarını ve hayatın zorluklarına karşı geliştirdiği tavırları derinlemesine inceliyor.

Eser, modern okurlar için liderlik, kişisel gelişim ve etik bir yaşam üzerine dersler sunuyor. Robertson, Marcus’un imparatorluk iktidarını Stoacı bir öz disiplinle yönetmesini, bugünün dünyasında yöneticiler ve bireyler için ilham verici bir örnek olarak yorumluyor. Böylece kitap, Marcus Aurelius’u yalnızca Roma’nın son filozof imparatoru değil, aynı zamanda çağımızın değer arayışına ışık tutan bir figür olarak sunuyor.

  • Künye: Donald J. Robertson – Bilge Kral Marcus Aurelius, çeviren: Sibel Doğru, Vakıfbank Kültür Yayınları, biyografi, 256 sayfa, 2025

Pervez Tahir – Az Gelişmişlik ve Kalkınma (2025)

Pervez Tahir, bu kitabında, 20. yüzyılın en etkili iktisatçılarından Joan Robinson’un Hindistan’daki deneyimlerini ve bu deneyimlerin düşünce dünyasındaki etkilerini inceliyor. Robinson, Cambridge’de Keynes’in yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak tanınıyor ancak Hindistan seyahatleri onun ekonomi anlayışında derin izler bırakıyor. ‘Az Gelişmişlik ve Kalkınma: Joan Robinson’ın Hindistan Gözlemleri’ (‘Joan Robinson in Princely India’), Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesi, sömürge sonrası kalkınma sorunları ve planlama tartışmaları çerçevesinde Robinson’un gözlemlerini ele alıyor. Robinson, burada tanık olduğu yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikleri yalnızca akademik bir sorun olarak değil, insanlığın temel meselelerinden biri olarak değerlendiriyor.

Tahir, Robinson’un Nehru dönemi kalkınma politikalarıyla olan ilişkisini detaylandırıyor. Planlı kalkınma, tarımsal dönüşüm ve sanayileşme gibi konularda Robinson’un görüşleri Hindistanlı siyasetçiler ve ekonomistler tarafından dikkatle inceleniyor. Ona göre, kalkınma yalnızca büyüme rakamlarıyla ölçülemiyor; toplumsal adalet, eşitlik ve refahın paylaşımı da sürecin ayrılmaz parçası oluyor. Robinson’un Marksist düşünceyle kurduğu bağ, onun Hindistan’daki deneyimlerinde daha görünür hale geliyor.

Kitap, aynı zamanda Robinson’un Hindistan’daki entelektüel çevrelerle ilişkilerini, akademik konferanslarını ve öğrencilerle kurduğu bağları da inceliyor. Bu temaslar, onun teorik çalışmalarını somut sosyal sorunlarla buluşturmasına imkân sağlıyor. Tahir, Robinson’un Hindistan’da geliştirdiği bakış açısının küresel iktisat düşüncesinde alternatif bir damar açtığını savunuyor. Böylece kitap, hem Robinson’un kişisel entelektüel yolculuğunu hem de Hindistan’ın modernleşme serüvenini bir arada sunuyor.

  • Künye: Pervez Tahir – Az Gelişmişlik ve Kalkınma: Joan Robinson’ın Hindistan Gözlemleri, çeviren: Mustafa Kahya, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 384 sayfa, 2025

Martin Glazier – Öz (2025)

Martin Glazier, bu kısa ama yoğun eserinde “öz” kavramının metafizikteki yerini yeniden değerlendiriyor. ‘Öz’ (‘Essence’), özün yalnızca şeylerin ne olduğu sorusuna yanıt veren bir nitelik olmadığını, aynı zamanda gerçekliğin yapısını kavramak için temel bir araç sunduğunu savunuyor. Glazier, özsel gerçekliklerin yalnızca tanımlayıcı değil, açıklayıcı da olduğunu öne sürüyor. Öz, bir varlığın kimliğini belirlemekle kalmıyor, onun neden öyle olduğunu anlamamıza da katkı sağlıyor.

Kitapta öz, “aktif” ve “gizli” gerçeklikler ayrımı üzerinden ele alınıyor. Aktif gerçekler, gözlemlenebilir ve dünyada etkin olan durumlarken; gizli olanlar daha çok mantıksal veya olasılıkla ilgili düzeyde kalıyor. Glazier, özsel doğruların aktif gerçekliklere dayandığını ileri sürerek, özün gerçeklik içinde dinamik bir yer kapladığını gösteriyor. Bu yaklaşım, öz kavramını soyut bir kategori olmaktan çıkarıp işleyen bir açıklama düzeyine taşıyor.

Öz ile kimlik, açıklama, zorunluluk ve bilgi gibi temel felsefi kavramlar arasındaki ilişki de ayrıntılı biçimde inceleniyor. Glazier, özün yalnızca metafizik değil, epistemolojik bir rolü de olduğunu belirtiyor. Ona göre öz, yalnızca varlığın ne olduğunu bilmemizi değil, onu neden öyle bildiğimizi de açıklar. ‘Essence’, özün metafizikteki konumunu tartışmaya açmakla kalmıyor, bu konumun daha derin bir felsefi çözümleme gerektirdiğini de ortaya koyuyor.

  • Künye: Martin Glazier – Öz, çeviren: Samet Büyükada, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 128 sayfa, 2025

Hippolyte Taine – İngiltere Üzerine Notlar (2025)

Hippolyte Taine, 1860’larda gerçekleştirdiği İngiltere seyahatine dayanarak kaleme aldığı bu kitapta, gözlemci bir filozof titizliğiyle İngiliz toplumunu analiz ediyor. ‘İngiltere Üzerine Notlar’ (‘Notes sur l’Angleterre’), bir seyahat günlüğünden ziyade sosyolojik ve kültürel bir inceleme niteliği taşıyor. Fransa’dan farklı olarak İngiltere’nin bireycilik, düzen ve özgürlükle şekillenen yapısına dikkat çekiyor. Taine’in yaklaşımı, gözlemleri kadar yorumlarıyla da tarihsel anlam taşıyor.

Kitap boyunca İngiliz ahlak anlayışı, çalışma disiplini, dinî yaşantı ve toplumsal kurumlar üzerinde duruluyor. İngilizlerin güçlü burjuva değerlerine sahip olduğu, iş etiğiyle dinî tutumlarının birbirini desteklediği anlatılıyor. Sanayi devriminin etkisiyle şekillenen sosyal yapı, kentleşme ve refah seviyesi ayrıntılı biçimde betimleniyor. Taine, İngilizlerin pratik zekâsı ve sade yaşam tarzları karşısında hem hayranlık hem mesafe hissediyor.

İngiltere’nin siyasi sistemine ve kamu hayatına dair yapılan tespitlerde, anayasal monarşinin istikrarı ve özgürlükçü karakteri öne çıkıyor. Taine, İngiltere’nin eğitim kurumlarından tiyatroya, basın özgürlüğünden hukuk sistemine kadar birçok alandaki farklılıkları not ediyor. Bu gözlemler, 19. yüzyıl İngiltere’sinin sadece fiziksel değil zihinsel haritasını da ortaya koyuyor. Taine’in kalemi, Avrupa’nın iki büyük kültürü arasında bir ayna görevi üstleniyor.

  • Künye: Hippolyte Taine – İngiltere Üzerine Notlar, çeviren: Uzay Özgülenç, Vakıfbank Kültür Yayınları, seyahatname, 344 sayfa, 2025

Michael S. Weisbach – İktisatçının Zanaatı (2025)

Michael S. Weisbach’ın bu kitabı, ekonomi alanında akademik araştırma yapmak isteyenler için uygulamalı bir rehber sunuyor. Yazar, araştırma sürecinin ilk adımında iyi bir soru belirlemenin önemine dikkat çekiyor. Literatürdeki boşlukları bulmak, bu boşlukları anlamlı ve test edilebilir sorulara dönüştürmek, kitabın temel vurgularından biri olarak öne çıkıyor. Weisbach, yalnızca metodolojik doğruluğun değil, araştırmanın ikna edici ve dikkat çekici olmasının da gerekli olduğunu savunuyor.

‘İktisatçının Zanaatı: Araştırma ve Yayın Rehberi’ (‘The Economist’s Craft: An Introduction To Research, Publishing, and Professional Development’), ampirik ekonomi araştırmalarında kullanılan yöntemleri örneklerle açıklıyor. Korelasyonla nedensellik arasındaki fark, doğal deneyler, araç değişkenler, panel veriler gibi temel kavramlar pratik yönleriyle ele alınıyor. Bu yöntemlerin sadece teknik değil, aynı zamanda ikna gücüne sahip biçimde uygulanması gerektiği vurgulanıyor.

Araştırma süreci kadar bulguların sunumu da kitabın merkezinde yer alıyor. Özellikle bir makalenin giriş bölümünün taşıdığı ağırlık, okuyucunun ilgisini ilk sayfalarda kazanmanın gerekliliğiyle açıklanıyor. Yazar, hakemli dergilerde yayın sürecinin dinamiklerini açık biçimde anlatıyor ve reddedilmenin olağan bir parça olduğunu, bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiğini örneklerle gösteriyor.

Kitapta son olarak, akademik yaşamın pratik yönleri de yer alıyor. İş başvuruları, sunum hazırlıkları, akademik toplantılar, zaman yönetimi, işbirlikleri ve meslek etiği gibi konular, ekonomi araştırmacılarının günlük yaşamları açısından ele alınıyor. Tüm bu içerik, araştırma yapmak isteyenler için doğrudan ve yol gösterici bir biçimde aktarılıyor.

  • Künye: Michael S. Weisbach – İktisatçının Zanaatı: Araştırma ve Yayın Rehberi, çeviren: M. Ali Kayacık, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 424 sayfa, 2025

Tim Maudlin – Fizik Felsefesi (2025)

Tim Maudlin, bu kitabında fizik felsefesinin temel başlıklarından biri olan uzay ve zaman kavramlarını ele alıyor. ‘Fizik Felsefesi: Uzay ve Zaman’ (‘Philosophy of Physics: Space and Time’), sadece fiziksel teorilerin teknik yönlerini değil, bu teorilerin dayandığı kavramsal çerçeveyi de sorguluyor. Kitap, okuyucuyu Newton’dan Einstein’a uzanan düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor. Fiziksel gerçekliğin yapısı üzerine yapılan klasik ve modern yorumları tartışarak, uzay ve zamanın ne olduğu sorusuna derinlikli yanıtlar arıyor.

İlk bölümlerde Newtoncu mutlak uzay ve zaman anlayışı ile Leibniz’in ilişkisel görüşü karşılaştırılıyor. Maudlin, her iki yaklaşımın dayandığı felsefi varsayımları açıklıyor ve bu çerçevenin klasik mekanik üzerindeki etkisini gösteriyor. Ardından Einstein’ın görelilik kuramı ile birlikte uzay ve zaman anlayışının nasıl dönüştüğü detaylı biçimde ele alınıyor. Özel ve genel görelilik kuramları, yalnızca fiziksel sonuçlarıyla değil, aynı zamanda felsefi anlamlarıyla da açıklanıyor. Zamanın akışı, eşzamanlılık, nedensellik ve gerçeklik gibi kavramlar, bu bağlamda yeniden tartışılıyor.

Maudlin, soyut tartışmalardan uzak durarak konuları açık, anlaşılır ve örneklerle desteklenen bir biçimde sunuyor. Matematiksel karmaşıklık yerine kavramsal berraklığı öne çıkarıyor. Kitap, fizik felsefesine ilgi duyanlar için hem giriş düzeyinde hem de derinleşmeye açık bir içerik sunuyor. Bilimin yalnızca formüllerden değil, düşünsel temellerden oluştuğunu hatırlatıyor. Uzay ve zaman üzerine düşünmek, yalnızca fizik değil, varlık ve gerçeklik üzerine düşünmek anlamına geliyor.

  • Künye: Tim Maudlin – Fizik Felsefesi: Uzay ve Zaman, çeviren: Recep Demir, Vakıfbank Kültür Yayınları, fizik, 248 sayfa, 2025