Mehmet Aydın’ın ‘Deprem ve Felsefe’ adlı çalışması, depremi yalnızca fiziksel bir yıkım olarak değil, insanın doğayla kurduğu ilişkinin sınırlarını açığa çıkaran felsefi bir olay olarak yeniden düşünmeye çağırıyor. Kitap, Francis Bacon’ın doğaya hükmetmenin ancak ona uymakla mümkün olduğu yönündeki uyarısını merkeze alarak, insanın doğa karşısındaki konumunu eleştirel bir bakışla yeniden kuruyor. Deprem, kontrol edilemeyen bir doğa olayı olarak kalırken, onun yol açtığı yıkımın büyük ölçüde insanın hazırlıksızlığı, ihmali ve yanlış kurduğu yaşam düzeniyle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Bu çerçevede eser, Immanuel Kant’ın deprem üzerine düşüncelerini hatırlatarak, doğal afetleri ilahi ceza olarak yorumlamanın hem epistemik hem de ahlaki bir sorun taşıdığını vurguluyor. İnsanın Tanrı’nın niyetini bildiğini varsayması, aslında bir tür kibir olarak değerlendiriliyor. Deprem karşısında yapılması gereken, metafizik açıklamalara sığınmak değil; akıl, gözlem ve deneyim yoluyla önlem almak olarak ortaya konuyor.
Kitabın önsözünde ise 1999 depreminden 2023 Kahramanmaraş depremleri’ne uzanan süreçte, Türkiye’nin aynı hataları tekrar ettiğine dikkat çekiliyor. Depremlerin öngörülemezliği vurgulanırken, risklerin bilindiği ve buna rağmen gerekli hazırlıkların yapılmadığı açıkça dile getiriliyor. Bu durum, yalnızca bireysel ihmallerle değil, aynı zamanda şehirleşme politikaları, rant odaklı büyüme ve kurumsal eksikliklerle açıklanıyor.
Metin, deprem sonrasında ortaya çıkan yıkım görüntülerini savaş ve kitlesel şiddet sahneleriyle karşılaştırarak, insanın kendi yarattığı felaketlerle doğal felaketler arasındaki sınırın bulanıklaştığını anlatıyor. Buna karşılık, felaket anlarında ortaya çıkan dayanışma, yardımlaşma ve insanî refleksler, umudun tamamen kaybolmadığını gösteriyor.
Aydın, insanların deprem gibi travmatik olayları anlamlandırma ihtiyacına da dikkat çekiyor. Bu noktada astroloji, komplo teorileri ya da “ilahi ceza” gibi açıklamaların psikolojik bir rahatlama sağladığını, ancak bilimsel düşünceden uzaklaştırıcı bir etkisi olduğunu vurguluyor. Bu tartışma, 1755 Lizbon Depremi sonrasında Voltaire ve Jean-Jacques Rousseau arasında yürütülen klasik felsefi tartışmalarla derinleştiriliyor. Rousseau’nun işaret ettiği gibi, yıkımın büyüklüğü çoğu zaman doğadan değil, insanın kurduğu kırılgan yapılardan kaynaklanıyor.
Son olarak eser, Herakleitos’un “doğa kendini gizlemeyi sever” düşüncesinden hareketle, doğanın bütünüyle denetlenemeyeceğini hatırlatıyor. Bu bağlamda deprem, insanın doğa üzerindeki hâkimiyet iddiasını sorgulayan bir sınav hâline geliyor. Kitap, felsefe ile güncel gerçekliği buluşturarak, depremi anlamanın aynı zamanda insanın kendini, sınırlarını ve sorumluluklarını anlaması anlamına geldiğini ortaya koyuyor.
Mehmet Aydın — Deprem ve Felsefe: Doğa, Kültür ve İnsan
• Doğu Batı Yayınları
Felsefe • 94 sayfa • 2026

