Mehmet Aydın — Deprem ve Felsefe (2026)

Mehmet Aydın’ın ‘Deprem ve Felsefe’ adlı çalışması, depremi yalnızca fiziksel bir yıkım olarak değil, insanın doğayla kurduğu ilişkinin sınırlarını açığa çıkaran felsefi bir olay olarak yeniden düşünmeye çağırıyor. Kitap, Francis Bacon’ın doğaya hükmetmenin ancak ona uymakla mümkün olduğu yönündeki uyarısını merkeze alarak, insanın doğa karşısındaki konumunu eleştirel bir bakışla yeniden kuruyor. Deprem, kontrol edilemeyen bir doğa olayı olarak kalırken, onun yol açtığı yıkımın büyük ölçüde insanın hazırlıksızlığı, ihmali ve yanlış kurduğu yaşam düzeniyle ilişkili olduğunu gösteriyor.

Bu çerçevede eser, Immanuel Kant’ın deprem üzerine düşüncelerini hatırlatarak, doğal afetleri ilahi ceza olarak yorumlamanın hem epistemik hem de ahlaki bir sorun taşıdığını vurguluyor. İnsanın Tanrı’nın niyetini bildiğini varsayması, aslında bir tür kibir olarak değerlendiriliyor. Deprem karşısında yapılması gereken, metafizik açıklamalara sığınmak değil; akıl, gözlem ve deneyim yoluyla önlem almak olarak ortaya konuyor.

Kitabın önsözünde ise 1999 depreminden 2023 Kahramanmaraş depremleri’ne uzanan süreçte, Türkiye’nin aynı hataları tekrar ettiğine dikkat çekiliyor. Depremlerin öngörülemezliği vurgulanırken, risklerin bilindiği ve buna rağmen gerekli hazırlıkların yapılmadığı açıkça dile getiriliyor. Bu durum, yalnızca bireysel ihmallerle değil, aynı zamanda şehirleşme politikaları, rant odaklı büyüme ve kurumsal eksikliklerle açıklanıyor.

Metin, deprem sonrasında ortaya çıkan yıkım görüntülerini savaş ve kitlesel şiddet sahneleriyle karşılaştırarak, insanın kendi yarattığı felaketlerle doğal felaketler arasındaki sınırın bulanıklaştığını anlatıyor. Buna karşılık, felaket anlarında ortaya çıkan dayanışma, yardımlaşma ve insanî refleksler, umudun tamamen kaybolmadığını gösteriyor.

Aydın, insanların deprem gibi travmatik olayları anlamlandırma ihtiyacına da dikkat çekiyor. Bu noktada astroloji, komplo teorileri ya da “ilahi ceza” gibi açıklamaların psikolojik bir rahatlama sağladığını, ancak bilimsel düşünceden uzaklaştırıcı bir etkisi olduğunu vurguluyor. Bu tartışma, 1755 Lizbon Depremi sonrasında Voltaire ve Jean-Jacques Rousseau arasında yürütülen klasik felsefi tartışmalarla derinleştiriliyor. Rousseau’nun işaret ettiği gibi, yıkımın büyüklüğü çoğu zaman doğadan değil, insanın kurduğu kırılgan yapılardan kaynaklanıyor.

Son olarak eser, Herakleitos’un “doğa kendini gizlemeyi sever” düşüncesinden hareketle, doğanın bütünüyle denetlenemeyeceğini hatırlatıyor. Bu bağlamda deprem, insanın doğa üzerindeki hâkimiyet iddiasını sorgulayan bir sınav hâline geliyor. Kitap, felsefe ile güncel gerçekliği buluşturarak, depremi anlamanın aynı zamanda insanın kendini, sınırlarını ve sorumluluklarını anlaması anlamına geldiğini ortaya koyuyor.

Mehmet Aydın — Deprem ve Felsefe: Doğa, Kültür ve İnsan
• Doğu Batı Yayınları
Felsefe • 94 sayfa • 2026

Oya Açıkalın – Yüzyılın Hesabı: Deprem Bağlamında Dirayetli Bir Toplumun Neresindeyiz? (2017)

Türkiye deprem kuşağında bulunan bir ülke olmasına rağmen, ne devletin yeterli derecede sorumluluk almasından ne de toplumun yeteri kadar bilinçli olduğundan bahsedebiliriz.

Oya Açıkalın’ın elimizdeki kitabı da, depremin toplumsal hafızamızda kalıcı bir yer edinmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Deprem gerçeğiyle yüzleşmenin bina yıkıp yıkmakla değil, bakış açımızı farklılaştırmakla mümkün olduğunu belirten Açıkalın, toplumda var olan büyük eşitsizliklerin depremin sonuçlarını derinleştirdiğini, yaşanan olumsuz sonuçlardan,  sorumluluğu üstlenmeyen devlet kadar toplumun da sorumlu olduğunu belirtiyor.

Kitapta,

  • Van depreminde yaşananlar,
  • Depremdeki göç yolları ve konaklanan yerler,
  • Kadınlar, çocuklar ve erkeklerin deprem deneyimlerindeki farklılıklar,
  • Depremin beraberinde getirdiği ayrımcılık,
  • Depremin ardından Van’da gündelik yaşam,
  • Deprem öncesi ve sonrasında yoksul ev kadınlarının günlük yaşamı,
  • Türkiye’de deprem bağlantılı psikolojik durumlar,
  • Depremin yarattığı psiko-sosyal sorunlar ve bunların aşılması,
  • Depreme dair farkındalık ve sorumluluğun oluşturulması,
  • Ve deprem için AFAD ve belediyelerce yapılacak kurumsal hazırlıklar gibi pek çok konu ele alınıyor.

Kitabın, ülkemizde bundan sonra da yaşayacağımız depremler hakkında daha bilinçli olmamızı ve önlem almamızı sağlayacak önemli bir çalışma olduğunu söylemeliyiz.

  • Künye: Oya Açıkalın – Yüzyılın Hesabı: Deprem Bağlamında Dirayetli Bir Toplumun Neresindeyiz?, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 504 sayfa

Arthur C. Clarke ve Mike McQuay – Deprem (2008)

İki yazarlı ‘Deprem’, deprem tahmini konusunda önemli bir teori geliştiren Lewis Crane’i ve onun depremle olan trajik ilişkisini hikâye ediyor.

Crane, 1994 Los Angeles depreminde tüm ailesini kaybetmiştir.

Sadece bu acısı nedeniyle deprem uzmanı olmaya karar veren Crane, aradan geçen süre içinde dünyanın en önemli sismologlarından biri olmuştur.

Deprem tahmini konusunda çok önemli bir teori geliştiren Crane, çok yakın zamanda 10 Richter büyüklüğünde bir deprem olacağını tespit eder.

Fakat kahramanımızın teorisi, bu dünyayı yöneten dev şirketlerin hesaplarını bozacaktır ve şimdi bunlar ile Crane arasında büyük bir kovalamaca yaşanmaya başlar.

  • Künye: Arthur C. Clarke ve Mike McQuay – Deprem, çeviren: Ali Seval ve Emre Yerlikhan, Resif Yayıncılık, roman, 351 sayfa