Stuart Elden bu çalışmasında, Michel Foucault’nun 1960’larda geçirdiği entelektüel dönüşümü, yayımlanmış kitapların yanı sıra ders notları, elyazmaları, konferans metinleri ve arşiv belgeleri üzerinden yeniden kuruyor. ‘Foucault’nun Arkeolojisi’ (‘The Archaeology of Foucault’, Foucault’nun 1961’de doktora tezlerini savunması ile 1970’te Collège de France’daki açılış dersi arasındaki dönemi inceliyor. Elden Foucault’nun ne yazdığını değil, düşüncelerini hangi sorunlar etrafında geliştirdiğini de araştırıyor.
Bu bağlantılar, Foucault’nun yönteminin oluşumunu izlememizi sağlıyor. Kitap, 1960’ların Foucault’sunu doğrusal gelişim çizgisine yerleştirmek yerine araştırma alanlarının nasıl bağlandığını gösteriyor. Delilik ve tıp tartışmaları, Kliniğin Doğuşu’yla birlikte bilginin kurumlar, pratikler ve bakış biçimleriyle ilişkisini sorguluyor. Edebiyat ve sanat çalışmaları ise dilin, temsilin ve görmenin nasıl kurulduğunu araştırıyor.
Elden, ‘Kelimeler ve Şeyler’in bir anda ortaya çıkmış kapalı bir sistem olmadığını gösteriyor. Foucault’nun 1960’ların ortalarındaki dersleri, doğal tarih, genel dilbilgisi ve servet analizinden biyoloji, dilbilim ve ekonomi politikaya geçişin nasıl düşünüldüğünü izlemeyi sağlıyor. Böylece “bilgi”, belirli dönemlerde belirli nesneleri ve ifadeleri mümkün kılan tarihsel düzenekler içinde ele alınıyor.
Kitapta, cinsellik, psikoloji ve biyoloji arasındaki ilişkiler araştırılıyor. Foucault psikoloji ve felsefe dersleri verirken cinsellik sorununa yöneldi ve insanı açıklayan bilimsel söylemlerin nasıl oluştuğunu araştırdı. Dilbilim ve yapısalcılık tartışmalarıyla ilişki kurdu; ancak Elden onu basitçe yapısalcı olarak sınıflandırmak yerine, dönemin kuramlarıyla temasını ve ayrışmalarını gösteriyor.
‘Bilginin Arkeolojisi’ bu kitapta önemli bir başlık oluşturuyor. Elden, Foucault’nun “arkeoloji” adını verdiği yaklaşımın arşivi geçmişten kalan belgeler yığını olarak değil, belirli ifadelerin, nesnelerin ve bilgi biçimlerinin ortaya çıkmasını mümkün kılan kuralları araştıran bir alan olarak ele aldığını gösteriyor. Böylece kitabın kendisi de bir arşiv kazısı gibi çalışıyor: farklı metinleri ve belgeleri yan yana getirerek Foucault’nun düşüncesinin oluşum katmanlarını yeniden inşa ediyor.
Elden’in gösterdiği gibi Foucault için 1960’lar, birbirinden kopuk uğraşların yaşandığı bir ara dönem değil; delilikten tıbba, edebiyattan sanata, cinsellikten dilbilime ve Nietzsche’den söylem analizine uzanan araştırmaların tarihsel-eleştirel bir yöntemde kesiştiği bir dönüm noktasıydı. Elden’in çalışması, Foucault’nun sonraki iktidar ve soybilim çalışmalarının entelektüel zeminini de görünür kılıyor.
Kitap, Elden’in Foucault üzerine yazdığı dört ciltlik entelektüel tarihinin kronolojik olarak ikinci halkasını oluşturuyor ve özellikle 1962–1969 arasındaki görece “kayıp” yılları dolduruyor.
Elden’in çalışmasının önemli yönlerinden biri, Foucault’nun 1960’lardaki düşüncesini yalnızca dört ana kitabı üzerinden değil, dersler, makaleler, çeviriler, elyazmaları ve yayımlanmamış malzemeler üzerinden ele alması.
Stuart Elden — Foucault’nun Arkeolojisi
Çeviren: Duygu Yurttaşen • Ayrıntı Yayınları
İnceleme • 352 sayfa • 2026

