Michael Wildenhain – Yapay Zekânın Kısa Tarihi (2025)

Michael Wildenhain’ın ‘Yapay Zekânın Kısa Tarihi’ (‘Eine kurze Geschichte der Künstlichen Intelligenz’) adlı eseri, yapay zekâ alanındaki gelişmelerin tarihsel bir yolculuğunu sunuyor. Yazar, yapay zekânın temellerinin atıldığı ilk düşüncelerden günümüzdeki gelişmiş yapay zekâ sistemlerine kadar olan süreci, anlaşılır bir dille ve kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Kitapta, yapay zekâ alanındaki önemli dönüm noktaları, öncü bilim insanlarının çalışmaları ve yapay zekânın farklı alanlardaki uygulamaları detaylı bir şekilde inceleniyor. Yazar, yapay zekânın tarihsel gelişimini anlatırken, aynı zamanda bu alandaki zorluklar, etik tartışmalar ve gelecekteki olası gelişmeler hakkında da önemli bilgiler sunuyor.

Wildenhain, yapay zekânın sadece bir bilim dalı olarak değil, aynı zamanda insanlık için hem büyük fırsatlar hem de önemli riskler taşıyan bir teknoloji olduğunu vurguluyor. Yazar, yapay zekânın geleceği hakkında farklı senaryolar sunarak, bu teknolojinin potansiyel etkilerini tartışıyor.

Kısacası, ‘Yapay Zekânın Kısa Tarihi’ adlı eser, yapay zekâ alanına ilgi duyan herkes için kapsamlı ve güncel bir kaynak. Kitap, yapay zekânın geçmişini, bugününü ve geleceğini anlamak isteyenler için önemli bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Michael Wildenhain – Yapay Zekânın Kısa Tarihi, çeviren: Arzu Akay Kaya, Düşbaz Kitaplar, inceleme, 96 sayfa, 2025

Beatrix Caner – Türk Modernizminin Klasikçileri (2025)

Türkolog, yazar, yayıncı, çevirmen ve edebiyat eleştirmeni Beatrix Caner’in bu çalışması, Türk edebiyatının modern dönemdeki önemli eserlerini ve yazarlarını ele alıyor.

Caner, eserinde Türk modernleşme sürecinde edebiyatın oynadığı rolü inceler.

Batılılaşma sürecinde Türk edebiyatının nasıl şekillendiğini, geleneksel değerlerle modern düşüncelerin nasıl bir araya geldiğini ve bu süreçte ortaya çıkan özgün bir edebiyatın nasıl oluştuğunu detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Kitap, Türk edebiyatının önemli isimlerinden örnekler vererek konuyu derinleştiyor. Yazarlar hakkında biyografik bilgiler sunar, eserlerinin temalarını ve stilistik özelliklerini inceler. Ayrıca, Türk edebiyatının Batı edebiyatıyla olan ilişkilerini ve etkileşimlerini de ele alıyor.

Caner’in çalışması, Türk edebiyatının dünya edebiyatındaki yerini daha iyi anlamayı sağlayan önemli bir kaynak niteliğinde.

Özetle ‘Türk Modernizminin Klasikçileri’ Türk edebiyatının modern dönemdeki gelişimini, önemli yazarlarını ve eserlerini kapsamlı bir şekilde inceleyen bir çalışmadır. Kitap, hem Türk edebiyatına merak duyan yabancı okuyuculara hem de Türk edebiyatı araştırmacılarına önemli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Beatrix Caner – Türk Modernizminin Klasikçileri, çeviren: Rıza Alper, Albaraka Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2025

Georges Bataille – Erotizmin Tarihi (2024)

‘Erotizm Tarihi’, Georges Bataille’ın ‘Lanetli Pay’ adlı daha kapsamlı çalışmasının bir parçasıdır.

Bataille, bu eserinde erotizmi, sadece cinselliğin biyolojik bir yönü olarak değil, aynı zamanda insanın ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamındaki yerini ve anlamını sorgular.

Yazar, erotizmin, insanın üretim ve tüketim üzerine kurulu ekonomik sistemde harcanan enerjinin fazlası, yani “lanetlenmiş pay” olarak görülebileceğini savunur.

Bu fazla enerji, üretim ve tüketim döngüsünün dışında kalarak, sanat, din, şiddet ve tabii ki erotik deneyimler gibi farklı alanlarda kendini gösterir. Bataille’a göre, erotik deneyim, bu fazla enerjinin boşaltıldığı, tüketildiği ve böylece bireyin kendini aştığı bir anı temsil eder.

Bataille, erotizmi sadece bireysel bir deneyim olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir olgu olarak da inceler. Erotik ritüeller, mitler ve sanat eserleri aracılığıyla toplumların ortak bilinçaltında yer alan derin arzuları ve korkuları yansıtıldığını savunur.

‘Erotizm Tarihi’nde Bataille, tarih boyunca farklı kültürlerde erotik deneyimin nasıl algılandığını ve ifade edildiğini inceler. Antik Yunan’dan Orta Çağ’a, Rönesans’tan modern döneme kadar erotik temaların sanatta, edebiyatta ve dini ritüellerde nasıl yer aldığını gösterir.

Kitabın temel noktaları:

  • Erotizm, ekonomik sistemin dışında kalan bir enerji kaynağıdır.
  • Erotik deneyim, bireyin kendini aşmasına ve toplumsal bağlara katılmasına olanak tanır.
  • Erotizm, tarih boyunca farklı kültürlerde farklı şekillerde ifade edilmiştir.
  • Erotizm, sadece biyolojik bir dürtü değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal bir olgudur.

Sonuç olarak, ‘Erotizm Tarihi’, erotizmi sadece cinsellik olarak değil, aynı zamanda insanın varoluşsal sorularına cevap arayan bir felsefi ve kültürel olgu olarak ele alır. Bataille, bu eseriyle erotizmi, insanın yaşamındaki temel dürtülerden biri olarak konumlandırır ve bu dürtünün tarihsel, sosyal ve kültürel boyutlarını derinlemesine inceler.

  • Künye: Georges Bataille – Erotizmin Tarihi, çeviren: Hüseyin Can Akyıldız, Sel Yayıncılık, erotizm, 216 sayfa, 2024

Barry Sanders – Naif Ruhlar (2025)

‘Naif Ruhlar’, modern toplumun bireye karşı kayıtsızlığını derinlemesine inceliyor.

Sanayi Devrimi ile başlayan ve günümüze kadar süregelen bu süreçte, insanın merkezde olduğu bir dünyadan, bireyin giderek yalnızlaştığı ve yabancılaştığı bir dünyaya geçişi ele alıyor.

Yazar, bu dönüşümün temel nedenlerinden birinin, insanlara gösterilen ilginin azalması olduğunu savunuyor.

Sanayi Devrimi ile birlikte başlayan üretim süreçlerinde insan, makineleşmenin bir parçası haline gelmiş ve bu durum, insanın kendi değerini sorgulamasına yol açmıştır. Aynı zamanda, bilgi çağının getirmiş olduğu hızlı yaşam temposu ve sürekli bilgi bombardımanı, bireylerin kendilerine dönme ve içsel dünyalarıyla bağlantı kurma fırsatını kısıtlamıştır.

Sanders, modern toplumda yaşanan bu yabancılaşmanın, insanın en temel duygularını ve değerlerini kaybetmesine neden olduğunu vurguluyor. Ölüm ve hayat gibi evrensel konulara karşı duyulan kaygıların azalması, empatinin zayıflaması ve bireyselliğin aşırı derecede ön plana çıkması, insanlığın ortak bir değerler sistemine sahip olmasını zorlaştırmaktadır.

Yazar, bu durumun sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara da yol açtığını belirtiyor. İnsanların birbirleriyle olan bağlarının zayıflaması, toplumsal dokuyu zayıflatmakta ve toplumların daha kırılgan hale gelmesine neden olmaktadır.

Sanders, kitabında sadece sorunları ortaya koymakla kalmayıp, aynı zamanda çözüm önerileri de sunuyor. Yazar, bireylerin kendilerini yeniden keşfetmeleri, içsel dünyalarına dönmeleri ve insanlarla daha anlamlı ilişkiler kurmaları gerektiğini savunuyor. Ayrıca, toplumların da bireylere daha fazla değer vermesi ve insan merkezli bir yaşam biçimini benimsemesi gerektiğini vurguluyor.

‘Naif Ruhlar’, modern dünyanın en önemli sorunlarından biri olan yabancılaşmayı derinlemesine inceleyen ve bu konuda düşündürücü tespitlerde bulunan önemli bir eser. Kitap, hem bireylere hem de toplumlar için bir ayna tutarak, kendimizi ve çevremizi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Barry Sanders – Naif Ruhlar: İnsanın Yok Oluşu, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2025

Joseph Frank – Dostoyevski Üzerine Dersler (2024)

Joseph Frank, Rus edebiyatının en önemli isimlerinden Fyodor Dostoyevski üzerine yaptığı kapsamlı çalışmalarıyla tanınan bir akademisyen.

‘Dostoyevski Üzerine Dersler’ adlı bu eserinde, Frank, Dostoyevski’nin eserlerini ve düşüncelerini detaylı bir şekilde analiz ederken, aynı zamanda yazarın yaşadığı dönemin sosyal, siyasi ve kültürel atmosferini de gözler önüne seriyor.

Kitap, Dostoyevski’nin romanlarının tematik yapısı, karakterleri, dil kullanımı ve dönemin Rusya’sı üzerindeki etkileri gibi konuları ele alır.

Frank, Dostoyevski’nin romanlarını sadece edebi metinler olarak değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rusya’sının aynası olarak da görür. Bu sayede, okuyucu hem Dostoyevski’nin eserlerinin derinliklerine inme fırsatı bulur hem de Rusya’nın o dönemdeki karmaşık siyasi ve sosyal yapısını daha iyi anlar.

Frank, Dostoyevski’nin romanlarında sıklıkla yer alan temaları (din, özgür irade, suç ve ceza, insanın iç çatışmaları) detaylı bir şekilde inceler. Yazarın, karakterlerinin psikolojilerini ne kadar başarılı bir şekilde ortaya koyduğunu ve okuyucuda derin izler bırakan bu karakterlerin nasıl yaratıldığını açıklar. Ayrıca, Dostoyevski’nin dilinin zenginliği ve karmaşıklığı üzerine de durur.

Kitapta, Dostoyevski’nin diğer yazarlarla ve filozoflarla olan ilişkileri de incelenir. Özellikle, Nietzsche ve Dostoyevski arasındaki benzerlikler ve farklılıklar üzerinde durulur. Frank, Dostoyevski’nin felsefi düşüncelerinin, o dönemdeki Rus entelektüel çevrelerinde büyük yankı uyandırdığını ve günümüzde bile hala güncelliğini koruduğunu vurgular.

Dostoyevski üzerine beş ciltlik bir biyografinin de yazarı olan Frank’in, Stanford Üniversitesi’nde verdiği ve ilk kez yayımlanan Dostoyevski derslerinden oluşan bu kitap bizi alışık olmadığımız bir okuma biçimine davet ediyor.

  • Künye: Joseph Frank – Dostoyevski Üzerine Dersler, çeviren: Ayhan Koçkaya, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2024

A. B. Drachmann – Pagan Antik Çağ’da Ateizm (2024)

Anders Bjørn Drachmann ‘Pagan Antik Çağ’da Ateizm’ kitabı, modern bir kavram olarak görülen ateizmin antik Yunan ve Roma düşünürleri arasındaki yerini inceleyen önemli bir çalışma.

Drachmann, ateizmi sadece felsefi bir yaklaşımla ele almak yerine, dinler tarihi, klasik filoloji, sosyoloji ve hukuk gibi farklı disiplinlerle ilişkilendirerek daha kapsamlı bir inceleme sunar.

Eser, antik dönemde tanrıların varlığını sorgulayan veya reddeden düşünürlerin fikirlerini detaylı bir şekilde analiz eder. Drachmann, bu düşünürlerin argümanlarını, dönemin sosyal, kültürel ve felsefi yapısı içinde değerlendirerek ateizmin antik dünyada nasıl bir yer tuttuğunu ortaya koyar.

Kitapta ele alınan başlıca konular arasında;

Antik Yunan ve Roma’da din anlayışı: Tanrıların doğası, ibadet biçimleri ve dinin sosyal hayattaki yeri gibi konulara genel bir bakış sunulur.

Ateizmin farklı biçimleri: Zayıf ateizm, güçlü ateizm gibi farklı ateizm türleri ve bu türlerin antik dünyadaki karşılıkları incelenir.

Ateizmin felsefi temelleri: Antik filozofların evren, insan ve tanrılar hakkındaki düşünceleri, ateizmin felsefi temellerini oluştururken nasıl bir rol oynamıştır sorusu ele alınır.

Ateizmin sosyal ve siyasi etkileri: Ateist düşüncelerin antik toplumlar üzerindeki etkileri, dini otoriteye meydan okuma biçimleri ve siyasi sonuçları tartışılır.

Ateizmin tarihi gelişimi: Antik dönemdeki ateist düşüncelerin daha sonraki dönemlere etkisi ve ateizm kavramının tarihsel süreç içindeki dönüşümü incelenir.

Drachmann’ın bu çalışması, ateizm tarihi ve felsefesi alanında önemli bir boşluğu doldurur. Eser, sadece antik dünyadaki ateizmi değil, aynı zamanda modern ateizm anlayışını da daha iyi anlamak için önemli bir kaynak niteliğindedir.

  • Künye: A. B. Drachmann – Pagan Antik Çağ’da Ateizm, çeviren: Fatih Taştan, Vulgus Yayınları, inceleme, 156 sayfa, 2024

Hilde Østby – Yaratıcılık Hakkında Bir Kitap (2024)

 

Bu kitap yaratıcılığın bilimsel temellerini ve hayal kurmanın gücünü derinlemesine inceliyor. Kitap, yaratıcılığın sadece sanatçılara özgü bir yetenek olmadığını, herkesin sahip olduğu potansiyel bir beceri olduğunu vurguluyor.

  • Yaratıcılığın bilimsel temeli
  • Beyin ve yaratıcılık ilişkisi
  • Hayal kurmanın önemi
  • Yaratıcılığı geliştirme yöntemleri
  • Yaratıcılığın günlük hayattaki etkileri

Hilde Østby, kitabında yaratıcılığın beynimizdeki nörolojik süreçlerle nasıl ilişkili olduğunu açıklıyor. Beynimizin farklı bölgelerinin yaratıcı düşünce süreçlerinde nasıl bir araya geldiğini ve hayal kurmanın bu süreçteki rolünü detaylı bir şekilde ele alıyor.

Yazar, bilimsel araştırmalardan elde edilen bulguları kullanarak, hayal kurmanın sadece boş zaman geçirme aktivitesi olmadığını, aynı zamanda yeni fikirler üretmek ve sorunlara yaratıcı çözümler bulmak için hayati bir araç olduğunu gösteriyor.

Kitapta, yaratıcılığın geliştirilmesi için pratik öneriler de bulunuyor. Østby, okuyuculara günlük hayatlarında yaratıcılıklarını nasıl artırabilecekleri konusunda yol gösteriyor. Meditasyon, zihin egzersizleri ve farklı alanlara ilgi duymak gibi yöntemlerin yaratıcılığı nasıl desteklediğini açıklıyor.

‘Yaratıcılık Hakkında Bir Kitap’, yaratıcılık hakkında merak duyan herkes için ilgi çekici bir kaynak. Kitap, hem bilimsel bir bakış açısı sunuyor hem de günlük hayata uygulanabilecek pratik bilgiler içeriyor.

Yazar, yaratıcılığın herkes için erişilebilir olduğunu ve hayatımızın her alanında daha yaratıcı bir şekilde düşünebileceğimizi gösteriyor.

  • Künye: Hilde Østby – Yaratıcılık Hakkında Bir Kitap, çeviren: Ayda Akça Akkoç, Kaplumbaa Kitap, inceleme, 366 sayfa, 2024

Gönül Demez – Değişen Erkek İmgesi (2024)

Toplumsal cinsiyet rolleri, toplumun aynasıdır.

Değişen zamanlarda, farklı kültürlerde ve sosyal yapılarda bu roller de farklı şekillerde tanımlanır ve değerlendirilir.

Özellikle kadınlık ve erkeklik kavramları, tarih boyunca toplumsal normların ve beklentilerin en çok şekillendiği alanlardan biri oldu.

1980’lerden itibaren feminist hareketin güçlenmesiyle birlikte, erkekliğin de sorgulanmaya başlanması kaçınılmaz oldu.

İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte bu tartışmalar sanal ortama taşındı ve daha geniş kitlelere ulaştı.

Sosyal medya platformları, erkeklik imgelerinin nasıl şekillendiği, hangi söylemlerin kullanıldığı ve bu söylemlerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine nasıl katkıda bulunduğu konusunda önemli ipuçları sunuyor.

Bu çalışma, internet ortamında erkek kimliğini merkeze alan cinsiyetçi söylemleri inceleyerek, toplumsal cinsiyet rollerindeki dönüşümleri ele alıyor.

  • Künye: Gönül Demez – Değişen Erkek İmgesi: Kabadayıdan Sanal Delikanlıya, Sarmal Kitabevi, inceleme, 208 sayfa, 2024

İlyas Tunç – Ne çok gelecek, ne az zaman (2025)

‘Ne çok gelecek, ne az zaman’, savunmasız insanlara yapılan katliamlara ilişkin.

İlyas Tunç, insanlığın karanlık yüzünü mercek altına alarak, yirminci yüzyılın kanlı sayfalarını gözler önüne seriyor. Siyasi, etnik veya dini gerekçelerle işlenen sayısız cinayet, katliam ve kırımı, Tunç’un kaleminde yeniden canlanıyor.

Birçoğumuzun bilmediği veya unuttuğu bu olaylar, devletlerin ve ideolojilerin acımasız yüzünü gözler önüne sererek, tarihin karanlık köşelerini aydınlatıyor.

Tunç’un çalışması, geçmişin yaralarını deşerek, geleceğe dair önemli sorular soruyor. Bu tür örgütlü şiddet eylemlerinin, günümüz dünyasını nasıl şekillendirdiğini ve geleceğimiz üzerinde nasıl bir etki bıraktığını sorguluyor.

Yazar, yaşadığımız çağda barış ve huzurun ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatarak, insanlığın içine işlemiş olan şiddet eğilimlerine karşı mücadele etmenin önemini vurguluyor.

Bölgesel çatışmaların ve küresel bir savaş tehdidinin gölgesinde yaşadığımız bu dönemde, Tunç’un kitabı bize bir kez daha, uygarlığın içinde gizlenen barbarlığı ve ona karşı koyma gücümüzü hatırlatıyor.

Yazar, geçmişle yüzleşmenin, geleceğe dair umutlarımızı canlı tutmanın en önemli yolu olduğunu savunuyor. Zira geçmişteki hatalardan ders çıkararak, gelecekte benzer acıları yaşamamak için çaba göstermeliyiz.

Bu kitap, sadece tarih meraklıları için değil, aynı zamanda insanlık haliyle ilgilenen herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: İlyas Tunç – Ne çok gelecek, ne az zaman: Yirminci Yüzyıl Trajedileri, Metis Yayınları, inceleme, 248 sayfa, 2024

Carol J. Adams – Et Yiyenler Arasında Yaşamak (2024)

Bu kitap, vejetaryenlik ve hayvan hakları üzerine önemli bir çalışma.

Kitap, et tüketiminin sadece bir beslenme tercihi değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet, güç ilişkileri ve hayvanlara karşı şiddet arasındaki bağlantıları derinlemesine inceliyor.

Carol J. Adams, et tüketimi ile cinsiyetçilik arasında güçlü bir bağ olduğunu savunur. Kadın bedeninin nesneleştirilmesi ve hayvanların sömürülmesi arasında paralellikler kurar.

Kitapta, insanın diğer canlı türlerine üstünlük taslaması olan türcülük kavramı ele alınır. Bu üstünlük anlayışının, hayvanlara karşı şiddetin ve sömürünün temel nedenlerinden biri olduğunu vurgular.

Et tüketiminin, bireyin vücut ve kimlik algısı üzerindeki etkilerini inceler. Et yeme eyleminin, insanın kendisini diğer canlılardan üstün görmesine nasıl hizmet ettiğini analiz eder.

Adams, vejetaryenliğin sadece bir beslenme tercihi olmadığını, aynı zamanda mevcut sisteme karşı aktif bir direnç olduğunu savunur.

Kitap, hayvan hakları felsefesi ve etik üzerine önemli bir katkı sunar. Etçil bir toplumda vejetaryen olmanın ne anlama geldiğini derinlemesine sorgular.

Adams, cinsiyet çalışmaları alanına da önemli bir bakış açısı getirir. Kadınların ve hayvanların ortak deneyimlerini ve karşılaştıkları güçlükleri vurgular.

Kitap, okuyucuları mevcut gıda sistemini ve hayvanlara karşı tutumlarını sorgulamaya teşvik eder. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve hayvan hakları mücadelesine katkı sağlama amacı taşır.

  • Et tüketimi ile cinsiyetçilik arasında nasıl bir ilişki vardır?
  • Türcülük nedir ve neden önemlidir?
  • Vejetaryenlik neden sadece bir beslenme tercihi değildir?
  • Et endüstrisi, toplum üzerinde nasıl bir etki yaratır?

Kitap, vejetaryenlik ve hayvan hakları konularına yeni bir boyut kazandıran önemli bir eserdir. Kitap, okuyucuları, et tüketimi alışkanlıklarını ve dünyaya bakış açılarını sorgulamaya davet eder. Adams, hem akademik bir bakış açısıyla hem de kişisel deneyimleriyle zenginleştirilmiş bir analiz sunar.

Kitaptan bir alıntı:

“Her yolculuk gündelik hayatı aksatır. Bu yolculuk da farklı değil.

Hayvanları yemeye son verdiğinizde, artık hem bir yolculuğa çıkan kişisinizdir hem de kasabaya gelen yabancısınızdır. Yolculuk, diğer varlıkları yemeyi bırakma kararınız ve bu değişim için attığınız adımlardır. Bu süreçte ailenizin, dostlarınızın ve iş arkadaşlarınızın gözünde bir yabancıya dönüşürsünüz; çünkü artık onlar gibi değilsinizdir.

Alıştıkları o eski ‘sizi’ geri isterler. Dahası bu yeni ve ‘garip’ sizle kurdukları ilişki, kendilerinin de bu yolculuğa çıkıp çıkmama kararlarını etkileyebilir. Artık gözleri üstünüzdedir.”

  • Künye: Carol J. Adams – Et Yiyenler Arasında Yaşamak: Vejetaryenler ve Veganlar İçin Hayatta Kalma Rehberi, çeviren: Zerin Dirihan, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 352 sayfa, 2024