Roda Uyanık – İşrak’ûl Kebir (2011)

  • İŞRAK’ÛL KEBİR, Roda Uyanık, Avesta Yayınları, roman, 349 sayfa

 

‘İşrak’ûl Kebir’, Roda Uyanık’ın ilk kitabı. Kendisini kutluyoruz. Uyanık burada, başkahramanı Şewn’in, olağanüstü güçlere sahip bir kitap ile yüzüğün izini sürüşünü hikâye ediyor. Gördüğü bir rüya aracılığıyla Şewn, eski bir konağın içine gömülmüş bir kitap ile Diyarbakır surlarına gizlenmiş zümrüt yeşili bir yüzüğe ulaşır. Fakat bu keşif, genç kadının hayatını tehlikeye atar. Zira kitap ile yüzük olağanüstü güçler barındırmakta ve kötü niyetli kişiler, bunları ele geçirmeye çalışmaktadır. Kendisini, Diyarbakır-İsfahan arasında süren bir kovalamaca içinde bulan Şewn, çocukluk aşkı Zend’in yardımıyla hayatta kalmaya çalışacaktır.

John Wray – Dipteki Çocuk (2011)

  • DİPTEKİ ÇOCUK, John Wray, çeviren: İmge Tan, Everest Yayınları, roman, 327 sayfa

 

John Wray ‘Dipteki Çocuk’ta, şizofren bir çocuğun, trenlerle garip ilişkisini hikâye ediyor. Romanın başkahramanı, şizofreni tanısıyla özel bir okulda kalan on altı yaşındaki William Heller’dır. Trenlere aşırı derecede tutkun olan Heller, günün birinde bulunduğu okuldan kaçarak, New York Metro istasyonuna girer. Metronun karanlık dünyasını yeryüzüne tercih eden ve bu nedenle “dipteki çocuk” olarak tanımlanan Heller, kentin altında kurulduğu söylenen mitolojik şehri aramaya koyulur. Genç adamın gerçek ve hayallerle iç içe geçmiş dünyasını anlatan romanın, hem bir dedektiflik hikâyesi, hem de bir fantastik kurgu olduğunu söyleyebiliriz.

China Miéville – Perdido Sokağı İstasyonu (2011)

  • PERDIDO SOKAĞI İSTASYONU, China Miéville, çeviren: Güler Siper, Yordam Kitap, roman, 736 sayfa

China Miéville’in, bilim kurgu / fantastik romanı ‘Perdido Sokağı İstasyonu’, çete savaşlarının yaşandığı gerçeküstü bir dünyayı hikâye ediyor. Roman, Yeni Crobuzon adlı bir kentte geçer. Dünyanın merkezi olan bu kentte insanlar, Tekraryapımlar ve sıra dışı ırklar bir arada yaşamaktadır. Fakat bu ülke, aynı zamanda güçlü olanların güçsüz olanları, olabildiğince acımasız yöntemlerle baskı altına aldığı bir cehennemdir. Yaklaşık bin yıldır parlamento ve onun eli kırbaçlı milisleri; işçileri, askerleri ve sanatçıları ezmektedir. Bu esnada, bütün kente dehşet saçan bir yaratık peyda olmuştur. Yaratık, kentin tüm düzenini alaşağı edecektir.

Mario Bellatin – Güzellik Salonu (2011)

  • GÜZELLİK SALONU, Mario Bellatin, çeviren: Şevin Aksoy, Notos Kitap, roman, 54 sayfa

 

İspanyol yazar Mario Bellatin, ruhsal ve fiziksel arızaları olan kişilerin çevresinde kurduğu romanlarıyla biliniyor. Bellatin’in elimizdeki kısa romanı da, erkek eşcinsellerin sığındığı bir güzellik salonunda yaşanan trajik olayları hikâye ediyor. Romanın, kadın giysileri giymekten hoşlanan anlatıcısı, bir güzellik salonu sahibidir. Fakat kısa bir süre sonra salon, homofobiklerin saldırılarına maruz kalan erkeklerin sığındığı bir bakımevine dönüşür. Salgın hastalıklarla, egemen cinsiyet anlayışıyla ve eşcinsel düşmanı katillerin saldırılarıyla boğuşan bu erkeklerin sığındığı Güzellik Salonu, şimdi tam bir Ölüm Evi’ne dönüşmüştür.

Charles Bukowski – Postane (2011)

  • POSTANE, Charles Bukowski, çeviren: Avi Pardo, Parantez Yayınları, roman, 166 sayfa

 

‘Postane’, ünlü Amerikalı yazar Charles Bukowski’nin ilk romanı. Bukowski burada, kendine has ironik ve alaycı tarzıyla, hayatının önemli bir dönemini oluşturan postacılık günlerini, o dönemlerde yaşadığı zorlukları, tanımış olduğu ilginç insanları, bürokrasi denen organizmanın işleyişini ve yöneticilerle yaşadığı çatışmaları anlatıyor. Unutmadan belirtmek gerekiyor: bol bol diyalogun kullanıldığı romanda, postacılarla alıcılar arasındaki maceralar da mizahi bir üslupla okurun karşısına çıkıyor. ‘Postane’, Bukowski’nin külliyatının önemli bir durağını oluşturmasının yanı sıra, onun yazarlığının ilk dönemlerine ışık tutmasıyla da önemli.

Patrick Rothfuss – Rüzgarın Adı (2011)

  • RÜZGARIN ADI, Patrick Rothfuss, çeviren: Cihan Karamancı, İthaki Yayınları, roman, 736 sayfa

 

‘Rüzgarın Adı’, Patrick Rothfuss’a dünya çapında ün getiren ‘Kralkatili Günceleri’nin ilk kitabı. Bu fantastik kurgu, baş kahramanı Kvothe’nin evrenin anlamını arama çabasını ve bunu yaparken yaşadığı sıradışı olayları hikâye ediyor. Kvothe’nin anlatımlarıyla yol alan roman, insanın varoluşsal kaygılarını merkeze alsa da, hikâye amansız çatışmalarla da hareket kazanıyor. Böylece Kvothe, hayatın kendisine ne ifade ettiği üzerine düşünürken, aynı zamanda azılı düşmanlarına karşı savaşmaktan da geri durmayacaktır. Roman, hem Kvothe’nin ilginç kişiliği hem de iç içe geçmiş hikâyeler üzerinden ilerlemesiyle keyifli bir okuma vaat ediyor.

Alma Alexander – Jin-Shei Kız Kardeşlik Öyküleri (2007)

  • JIN-SHEI KIZ KARDEŞLİK ÖYKÜLERİ, Alma Alexander, çeviren: Nurduran Duman, Literatür Yayınları, roman, 495 sayfa

 

Alma Alexander’ın ‘Jin-Shei’si Uzakdoğu’da her annenin kızına öğrettiği, sadece kadınlara özgü yazılı bir dilin varlığını sürdürdüğü Syai denen bir ülkede geçiyor. Bu ülkenin başkentinde sekiz kadın yaşar. Bunlardan biri şair, biri imparatoriçe, biri bilge, biri şifacı, biri gezgin, biri savaşçı, biri simyacı ve sonuncusu da asi liderdir. Bu kadınların tümü de, kardeşlik yemini anlamına gelen, kutsal jin-shei ile birbirlerine bağlılık sözü vermişlerdir. Fakat yaşadıkları Syai ülkesinin başkentini vuran deprem, kuraklık ve ülkenin başına musallat olan kötü büyücü, bu kız kardeşlik yeminini acımasız bir sınavdan geçirecektir.

Hakan Yaman – İsrafil’in Kanatları (2007)

  • İSRAFİL’İN KANATLARI, Hakan Yaman, Doğan Kitap, roman, 359 sayfa

 

‘İsrafil’in Kanatları’, Hakan Yaman’ın ilk romanı. Yaman’ın romanı, mekân olarak, 1950’lerin Kuzguncuk’unda geçiyor. Dinlerin, dillerin ve insanların bir arada yaşadığı bu dönemde, Raffi, David, Teodor ve Ömer, bütün sırların gizlenmiş olduğu kayıp bir kitabın izini sürer. Bu, Tanrı’nın kâinatı yaratmadan önce, insanların yolunu aydınlatsın diye göndermiş olduğu ve en eski dille yazılmış bir kitaptır. Kahramanlarımızın bu arayışta, uzun geceler boyunca, ucuz şarap eşliğinde yaptıkları felsefe sohbetleri, kurgunun asıl ilgi çeken yönü. Yaman’ın bu çerçeve içine yerleştirdiği, Sırp köle Miloş’un Osmanlı’ya vezir olduğu günler ise, romanın tarihsel özelliklerini zenginleştiriyor.

Fahri Erdinç – Kardeş Evi (2007)

  • KARDEŞ EVİ, Fahri Erdinç, Yordam Kitap, roman, 254 sayfa

 

Fahri Erdinç’in ‘Kardeş Evi’nin ilk baskısı 1979 yılında yapılmıştı. 1986 yılında hayatını kaybeden Erdinç, 1940 kuşağından önemli bir isim. Yazarın bu romanı, kendisi Bulgaristan’da yaşarken yazıldı. Yeni doğmuş sosyalist Bulgaristan’da kişisel anlamda yaşadıkları Erdinç’in romanının asıl kurgusunu oluşturuyor. Fakat buna ek olarak, zamanın Soğuk Savaş koşulları, yeni kurulan sosyalist toplumun sorunları da kurgu boyunca okuyucuyu yalnız bırakmaz. Kısa süre önce yayınlanan ‘Acı Lokma’sıyla beraber ‘Kardeş Evi’nin de yeniden yayınlanması, yazarın külliyatına önemli bir katkı sunmuş oluyor.

Hamid Skif – Tehlike Coğrafyası (2007)

  • TEHLİKE COĞRAFYASI, Hamid Skif, çeviren: İsmail Yerguz, İstiklal Kitabevi, roman, 156 sayfa

 

‘Tehlike Coğrafyası’nın yazarı Hamid Skif, aynı zamanda şair de. 1951 yılında Cezayir’in Oran kentinde doğan Skif, Cezayir hapishanelerinde yaşanan işkence ve kötü muamele üzerine yazılar yazdı. Fundamentalistlerin bombalı saldırısı sonucu ailesiyle birlikte ülkesinden kaçmak zorunda kalan Skif, Hamburg’a yerleşti. Skif’in bu romanı, kimlik belgesi olmayan bir adamın aylarca bir hizmetçi odasında yaşamasını hikâye ediyor. Odasının çatı penceresinden insanları izleyen bu sürgün anlatıcı, sıklıkla geçmişini hatırlarken, öte yandan da okuyucuyu sürgünler, mülteciler gibi, “yasadışı” yaşamak zorunda kalmış olanların hayatı üzerine düşünmeye çağırıyor.