Fatma Torun Reid – Unutkan Erkekler, “Hadi”leyen Anneler (2008)

Fatma Torun Reid’in ‘Unutkan Erkekler, “Hadi”leyen Anneler’ başlıklı bu kitabı, gündelik hayatın içinde yaşanan olumlu-olumsuz psikolojik durumları anlatıyor.

Reid’in 1997-1999 yılları arasında bir kadın dergisinde yayımlanmış yazılarını bir araya getiren kitapta, anne-çocuk ilişkisinde sevgi ve öfke ikilemi; çocukların yemek sorunu; gençliği tehdit eden şiddet; evde suskunluğu tercih eden erkeğin nelere sebep olabileceği; evlilikle aşkın bitip bitmeyeceği; “Boş yuva” sendromunun ne olduğu, bunun nasıl aşılacağı ve depresyonun neden daha çok kadınlarda görüldüğü gibi konular yer alıyor.

“Duygularımızın, ister beynimizle ve hormonlarla olan etkileşimden, ister geçmişte yaşadıklarımızdan olsun, tüm yaşamımızı etkilediğini görüyoruz,” diyen Reid, gündelik hayatta yaşanan pozitif veya negatif duyguları, klinik çalışmalarından gözlemlediği örnekler eşliğinde sunuyor.

  • Künye: Fatma Torun Reid – Unutkan Erkekler, “Hadi”leyen Anneler, Remzi Kitabevi, kişisel gelişim, 239 sayfa

Lionel Shriver – Kevin Hakkında Konuşmalıyız! (2008)

Lionel Shriver’in ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız!’ isimli bu romanı, anneliğin kutsallığını sorgulamasıyla dikkat çekiyor.

Anneliğin yüceltildiği, evlat sevgisinin övüldüğü, ailenin kutsandığı romanların aksine, tertemiz duyguların da karanlık, rahatsız edici taraflarının bulunabileceğini anlatması, Shriver’in kurgusunu ilgi çekici kılan başlıca unsur.

Birbirlerine âşık, artık orta yaşa gelmiş Eva ve Franklin’in dengeleri, oğulları Kevin’in dünyaya gelmesiyle sarsılır.

Bu doğumun özellikle kadın karakter Eva üzerindeki etkisi daha sarsıcı olur.

Zira Eva, Kevin’in doğumunun hemen ertesinde anneliğin kutsallığını sorgulamaya başlayacak ve anne olmanın da oğul olmanın da iki ucu keskin bir bıçak olduğunu fikrine varacaktır.

Shriver’i ünlü bir yazar haline getiren bu romanın, yayınlandıktan bir süre sonra Orange Ödülü’nü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Lionel Shriver – Kevin Hakkında Konuşmalıyız!, çeviren: Berna Kılınçer, Everest Yayınları, roman, 494 sayfa

Ahmet Ertürk – Soygunu Gören Adam (Ahmet Ertürk Konuşuyor) (2008)

‘Soygunu Gören Adam’, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün yazılı basında yer almış röportajlarını ve hakkında kaleme alınmış köşe yazılarını barındırıyor.

Ertürk’ün röportajları, finans alanındaki önemli sıkıntıları işaret etmeleri ve bankaların soyulmasında veya çökmesinde ihmali bulunanları kıyasıya eleştirmeleriyle dikkat çekiyor.

Ertürk’ün, 28 Şubat dönemindeki soygun furyasının hortumladığı elli milyar doların yarısından fazlasını tahsil etmesi de, kendisine haklı bir ün getirmişti.

Kitap, bu röportajların en öne çıkan on sekizini ve beş yazarın kendisiyle ilgili kaleme aldığı birer köşe yazısını bir araya getiriyor.

  • Künye: Ahmet Ertürk – Soygunu Gören Adam (Ahmet Ertürk Konuşuyor), editör: Yusuf Adıgüzel, Şehir Yayınları, röportaj, 266 sayfa

Hasan Oğuz – Sınıf, Felsefe, İnsan (2008)

‘Postmodernizm ve Nietzsche Eleştirisi’, Hasan Oğuz’un ‘Sınıf, Felsefe, İnsan’ isimli bu kitabının alt başlığı.

Oğuz çalışmasında, bu üçlü yapının maddi-tarihsel kökenlerini, yabancılaşma metodu başta olmak üzere, genel olarak Marksizm’in argümanlarıyla inceliyor.

İnsanlığın toplumsal krizinin felsefedeki karşılığını irdeleyen Oğuz, ekonomi politik ile felsefenin birbirinden kopuşunun, insanlığın kurtuluşunu olumsuz etkilediğini söylüyor.

Oğuz’un çalışmasını ilgi çekici kılan bir diğer unsur da, Marksizm’in insancıl yönlerini merkeze taşıma çabasıdır.

Yazara göre sosyalizm, işçi sınıfına iktidar yolunu açan bir süreçten çok, bunları aşan insani bir amaca hizmet eder.

  • Künye: Hasan Oğuz – Sınıf, Felsefe, İnsan, Ceylan Yayınları, inceleme, 254 sayfa

Ülkü Tamer – Alleben Öyküleri (2008)

Ülkü Tamer’in Gaziantep’i boydan boya geçen bir dereden adını alan ‘Alleben Öyküleri’, yazarın ‘Sitti Zeynep’, ‘Çete İsmail’, ‘Şekerci Asım’ ve ‘Macı Hüseyin’ isimli öykülerini bir araya getiriyor.

Sevgi ve hüznün ağır bastığı öyküler, Tamer’in Gaziantep’te geçirdiği çocukluk döneminden anılarla kurulmuş.

Anlatılan bu dönemin insan sıcaklığı, sevgi, vefa, dostluk ve hayal gücüyle çerçevelenmesiyle de, öykülerin günümüzde neredeyse yok olan birçok değeri okura yeniden hatırlattığı söylenebilir.

Yeni bir baskıyla sunulan ve Fethi Naci’nin “…Şu gayri insanileşmiş ülkemizde ilaç gibi geldi bana Ülkü Tamer’in hikâyeleri.” diyerek övdüğü öyküler, Tamer’i yeniden okumak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Ülkü Tamer – Alleben Öyküleri, Kırmızı Yayınları, öykü, 95 sayfa

Nermin Vahid – Boğaz’daki Kırmızı Köşk (2008)

Nermin Vahid, ilk kitabı ‘Boğaz’daki Kırmızı Yalı’da, 2. Abdülhamid’in Dâhiliye Nâzırlığı’nı yapmış Memduh Paşa’nın, genç eşi için Arnavutköy’de yaptırdığı, fakat sonradan yok olan Kırmızı Köşk’ün hikâyesini anlatıyor.

1895’te Dâhiliye Nâzırı olan Memduh Paşa, Meşrutiyet’in ilanından sonra görevden alındı ve Sakız Adası’na sürüldü.

Daha sonra genel aftan yararlanarak İstanbul’a dönen Memduh Paşa’nın, Memduh ve Faik mahlâslarını kullanan Divan geleneğinden bir şair olduğu da bilinir.

İşte Vahid’in romanı, Memduh Paşa’yı, babası Mazlum Paşa’yı, eşi Şehbal Hanım’ı, ailenin daha sonraki kuşaklarının yaşadıklarını ve daha sonra yanıp kül Kırmızı Köşkü anlatıyor.

  • Künye: Nermin Vahid – Boğaz’daki Kırmızı Köşk, çeviren: Halil Gökhan, Remzi Kitabevi, roman, 127 sayfa

Celal Saçıklıoğlu – Yüreğini Ferah Tut “Psihi Vathia” (2008)

Celal Saçaklıoğlu ‘Yüreğini Ferah Tut’ta, her biri farklı kökenlerden karakterlerinin, resmi tarih anlayışlarının, milliyetçiliklerin ve ırkçılıkların etki edemediği dostluklarını anlatıyor.

Romanın başkahramanlarından Arif, kökenlerini araştırmak amacıyla Yunanistan’ın kuzey bölgelerine bir yolculuğa çıkar.

Arif’e bu yolculuğunda, Yunanlı Eleni ve Bulgar Teodor da eşlik eder.

Ortak bir coğrafyadan gelen üç arkadaşı daha da kaynaştıracak asıl etken ise, üçünün dedelerinin de, Balkanlar’ın en kötü dönemlerinde dahi dostluklarından ödün vermemeleridir.

Saçaklıoğlu savaş karşıtı romanında, Arif, Eleni ve Teodor’un dedelerinin dostluğuna sahip çıkmalarını anlatıyor.

  • Künye: Celal Saçıklıoğlu – Yüreğini Ferah Tut “Psihi Vathia”, Kırmızı Yayınları, roman, 426 sayfa

Ali Budak – Batılılaşma ve Türk Edebiyatı (2008)

Ali Budak ‘Batılılaşma ve Türk Edebiyatı’nda, Osmanlı’nın Lale Devri’nden Tanzimat’a uzanan Batılılaşma hareketleri içinde edebiyatın rolünü irdeliyor.

Budak, üç bölümden oluşan kitabının ‘Uyanış’ başlıklı ilk bölümünde, matbaanın kurulma süreci gibi Batı’ya doğru atılan ilk adımları inceliyor ve bu aşamada yapılan ilk çeviri faaliyetlerini anlatıyor.

Kitabın ‘Yenileşme’ başlıklı ikinci bölümünde Fransız İhtilali’nin, Fransız Elçiliği’nde çıkarılan bültenler yoluyla Osmanlı toplumunu nasıl etkilediği işleniyor.

Kitabın ‘Batılılaşma’ başlıklı son bölümünde de, Batı düşüncesinin Osmanlı topraklarına girişinden sonra, edebiyat alanında yaşanan dönüşümler inceleniyor.

  • Künye: Ali Budak – Batılılaşma ve Türk Edebiyatı, Bilge Kültür Sanat Yayınları, inceleme, 616 sayfa

Hüseyin Yurttaş – Robotlar Ülkesi (2008)

Hüseyin Yurttaş, gençlik romanı türünde kaleme aldığı eseri ‘Robotlar Ülkesi’, teknolojinin sınır tanımadığı kaotik bir gelecekte geçiyor.

Küçük bir ülke olan Muranga, hiç hesapta olmadığı halde dünya piyasalarını ele geçirmeye başlar.

Muranga ülkesinin kendine has yönü, sahip olduğu muazzam gücü robot teknolojilerinde önemli başarılar kaydetmesine borçludur.

Teknoloji yarışında geride kalan ülkeler, Muranga’nın bu başarısının ardındaki etkenleri merak eder.

İşte, romanın başkahramanları Nik ve Çesa da, bunu araştırmak üzere Muranga’ya doğru yola çıkar.

Yurttaş’ın ‘GDO Ülkesi’ isimli romanının devamı olan bu hikâyesi, Nik ve Çesa’nın robotlar ülkesinde yaşadığı maceraları hikâye ediyor.

  • Künye: Hüseyin Yurttaş – Robotlar Ülkesi, Say Yayınları, gençlik romanı, 208 sayfa

Osman Olmuş – Kuduruk Kalpler Malikânesi (2008)

‘Vişne Çürüğü Aşklar’ ve ‘Pan Flüt Çetesi’ Osman Olmuş’un daha önce yayımlanmış şiir kitapları.

Şair, son kitabı ‘Kuduruk Kalpler Malikânesi’nde ise, şiirlerini on üç güzergâhta meraklısına sunuyor.

Kitapta yer alan ‘Hepimizin İnceldiği Yer’ isimli şiirden bir alıntı:

“hiç kimseyle geçinemedim. Geçinmedim

geçimsizlik üzerine kurdum bu hayatı ben

en baştan! küçücük şeylere taktım hep

takıldım! takıldığım yerlerde kaldım. Ufaldım

unufak! parçalandım. kendime: bir başkası

bir başkasınaysa yüzüme astığım bir çerçeveydim

ya hep bir şey eksik kaldı ya da herşey kontrast!

ne o içimdeki küçük ‘ben’leri büyütebildim

ne de o mâlum çerçeveyi doldurabildim (…)”

  • Künye: Osman Olmuş – Kuduruk Kalpler Malikânesi, Yasakmeyve Yayınları, şiir, 78 sayfa