John Updike – Tavşan Kaç (2008)

  • TAVŞAN KAÇ, John Updike, çeviren: Meram Arvas, Alef Yayınları, roman, 360 sayfa

John Updike’ın ‘Tavşan Kaç’ı, hayatı boyunca kendisiyle yüzleşememiş, bunu yapacağı anda da hemen kaçan karakteri Harry Angstrom’un, nam-ı diğer Tavşan’ın trajikomik hikâyesini anlatıyor. Amerika’nın bir taşra kasabasında sıkışıp kalmış eski bir basketbol yıldızı olan Tavşan, başarısız bir iş adamı, başarısız bir koca ve başarısız bir âşıktır. Ev kadınlarına meyve sebze soyacağı pazarlayan Tavşan’ın hayatı da, tahmin edilebileceği gibi başarısızlığın getirdiği tatminsizliklerle doludur. Updike, en iyi becerdiği şey kaçmak olan, fakat her kaçışından sonra da yeniden yuvaya geri dönen Tavşan’ın küçük dünyasını, güçlü trajikomik unsurlarla harmanlayarak anlatıyor.

 

David C. Korten – Dünyayı Yöneten Şirketler (2008)

  • DÜNYAYI YÖNETEN ŞİRKETLER, David C. Korten, çeviren: Mustafa Cesar, Etkileşim Yayınları, siyaset, 422 sayfa

Uzun yıllar, yoksul ülkelerin kalkınması için çalışmış olan David C. Korten’in ‘Dünyayı Yöneten Şirketler’i, dünyanın son iki yüz yıllık tarihine yön verecek denli güç kazanmış şirketleri ele alıyor. Yazar şirket küreselleşmesinin ortaya büyük tehlikeler ve tehditle çıkardığını, ekosistemin bu nedenle dengesini yitirerek çökme sinyalleri verdiğini, kaynakların ve paranın adil olmayan bir şekilde paylaşıldığını gözler önüne seriyor. “Küresel ekonomi, otomatik pilotta büyük bir dağa doğru uçuyor,” diyen Korten, şirket kurumuna ve işletmelerin içinde faaliyet gösterdiği sisteme karşı, keskin bir eleştirel bakış sunuyor.

 

Roswitha Defersdorf – Beni Sıkı Sıkı Kucakla (2008)

  • BENİ SIKI SIKI KUCAKLA, Roswitha Defersdorf, çeviren: Semra Kuru, Özgür Yayınları, psikoloji, 229 sayfa

Roswitha Defersdorf’un ‘Beni Sıkı Sıkı Kucakla’ isimli bu çalışmasında, örnek vaka olan oğlu Daniel üzerinden, algılama güçlüğü olan çocukların sorunları ve bunlara yönelik terapi yöntemleri anlatılıyor. Konuşma güçlüğü olan Daniel, başarısız cümleler kurma, yanlış sesler düzenleme ve kendini etraftan soyutlama gibi sorunlar yaşıyordu. Defersdorf kitabında, algılama rahatsızlığı ve konuşma güçlüğü çeken oğluyla yaşadıkları sorunlar ile bunlara karşı verdikleri mücadeleyi ve bu sorunları nasıl atlattıklarını anlatıyor. Kitap, bu rahatsızlıktan etkilenmiş çocuklara sahip aileleri, onları daha iyi gözlemlemeye, bunu uzmanlarla paylaşmaya ve sorunlar karşısında daha azimli olmaya çağırıyor.

 

Auguste Comte – İslamiyet ve Pozitivizm (2008)

Auguste Comte’un pozitivizmine yöneltilen başlıca eleştiri, sisteminin maneviyatı reddeden ve Tanrısı insanlık, peygamberi de bilim insanı olan, başlı başına bir din olduğu yönünde.

Gerçekte de pozitivizm, 1845’ten başlayarak, insanlığın dinler ve Tanrılarla hesaplaşmasının lokomotif görüşlerinden, anlayışlarından biri haline gelerek kurumsallaştı.

Comte’un Christian Cherfils tarafından hazırlanan bu kitabı ise kendisinin İslamiyet hakkındaki görüşlerini barındırıyor.

Kitapta, Comte’un 1853 yılında Sadrazam Reşit Paşa’ya gönderdiği ve Osmanlı’yı “insanlık dini” dediği pozitivizme davet eden ünlü mektubu da bulunuyor.

  • Künye: Auguste Comte – İslamiyet ve Pozitivizm, hazırlayan: Christian Cherfils, çeviren: Özkan Gözel, Dergah Yayınları, felsefe, 55 sayfa 

 

 

Gürkan Sert – Tıp Etiği ve Mahremiyet Hakkı (2008)

  • TIP ETİĞİ VE MAHREMİYET HAKKI, Gürkan Sert, Babil Yayınları, inceleme, 270 sayfa

Hukukçu Gürkan Sert’in uzmanlık alanı tıp etiği. Sert’in ‘Tıp Etiği ve Mahremiyet Hakkı’ isimli bu çalışması da, kendisinin daha önce yayınlanan ‘Hasta Hakları’ ile birlikte, konu hakkında yayınlanan ikinci kitabı. Mahremiyet hakkını, “bireyin beden ve zihinsel bütünlüğüne ulaşılmasına bir sınır koyması,” şeklinde tanımlayan Sert, bunun, bireyin korumak, saklamak ve kontrol etmek istediği duygular ve düşünceler ile beden bütünlüğü ile ilgili bir hak olduğunu vurguluyor. Mahremiyet hakkının sorunları ve içeriği konusundaki tartışmaları anlatan Sert, bu hakkın sağlanması önündeki engelleri tıp etiği çerçevesinden değerlendiriyor.

 

Hikmet Çetinkaya – Şeriat Pazarı (2008)

  • ŞERİAT PAZARI, Hikmet Çetinkaya, Günizi Yayıncılık, siyaset, 304 sayfa

Hikmet Çetinkaya’nın ‘Şeriat Pazarı’, yazarın ‘Tarikat / Siyaset / Ticaret’ dizisinin üçüncü kitabını oluşturuyor. Çetinkaya bu kitabında, ülkedeki siyasal islamın ve onun en öne çıkan aktörlerinin dününe ve bugününe odaklanıyor. Yazar, İmam Hatip okulları, tarikatlar, kayıp trilyon davası, bu davanın öne çıkan isimlerinden Mercümek, İslami sermayenin önemli kuruluşlarından olan Yimpaş, 28 Şubat süreci gibi farklı ayrıntılar üzerinden bu sürecin kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor. Günümüzdeki durumu “şeriat pazarı” olarak tanımlayan Çetinkaya’nın kitabı, ülkedeki yeşil sermayenin gelişmesini, varlığını neye borçlu olduğunu, tarihi arka plana inerek ortaya koymasıyla önemli.

 

Hikmet Uluğbay – İmparatorluktan Cumhuriyete Petropoliik (2008)

  • İMPARATORLUKTAN CUMHURİYETE PETROPOLİTİK, Hikmet Uluğbay, De Ki Yayınları, tarih, 456 sayfa

Hikmet Uluğbay’ın ‘İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik’inin ilk baskısı 1995 yılında yapılmıştı. Kitabın bu genişletilmiş baskısı da, konu hakkında çok sayıda yeni bilgi ve belgeler barındırmasıyla dikkat çekiyor. Uluğbay çalışmasında, insanın petrolle ilk buluşmasını anlatıyor ve ardından, bu maddenin dünyanın geleceğini ne şekilde etkileyip dönüştürdüğünü ele alıyor. Kitabın öne çıkan yönü, Osmanlı’nın sahip olduğu devasa petrol kaynakları nedeniyle, 1. Dünya Savaşı esnasında Batılı güçler tarafından sömürge haline getirilişini analiz etmesidir denebilir. Uluğbay bu dönemi, Batılı petrol şirketlerinin sahip olduğu imtiyazlar üzerinden adım adım izliyor.

Barış Doster – Türkiye ve Karanlık Savaş (2008)

  • TÜRKİYE VE KARANLIK SAVAŞ, Barış Doster, Bizim Kitaplar, siyaset, 232 sayfa

Barış Doster, ‘Türkiye ve Karanlık Savaş’ta, “Yaşadığımız dönem, Türkiye’ye yönelik kuşatmanın, Türkiye üzerindeki karartmanın doruğa çıktığı bir dönem,” diyor. Doster, Türkiye’de sadece siyasi ve iktisadi alanda değil, toplumsal, kültürel, manevi ve ahlaki değerlerin de çöktüğünü, çürüdüğünü söylüyor. Yazara göre buna neden olan araçlar da, aslında karanlık savaşın birebir unsurları olan psikolojik harp, algı yönetimi, siyasi, ekonomik ve kültürel yönlendirmelerdir. Doster’in ilk olarak, karanlık savaş araçlarını ele aldığı çalışması, ABD’nin Türkiye ve bölge üzerine hesaplarını, ekonominin dış politikada önemini ve kuşatılmışlık karşısında Türkiye’nin güç alabileceği tarihsel birikimini anlatıyor.

Salo Wittmayer Baron – Modern Milliyetçilik ve Din (2008)

  • MODERN MİLLİYETÇİLİK VE DİN, Salo Wittmayer Baron, çeviren: Mehmet Özay, Açılım Kitap, sosyoloji, 424 sayfa

‘Modern Milliyetçilik ve Din’, modern dünyada hem milliyetçiliğin hem de dinin birbiriyle ilişkisine odaklanması yönüyle oldukça ilgi çekici bir çalışma. Salo Wittmayer Baron’un yaklaşımının, bu iki olguyu birbirinden bağımsız ve ilgisiz olmaktan çok, birbiriyle ilişkili bir biçimde ele alması, çalışmayı daha da nitelikli kılıyor. Kitapta, ulus fikrinin hangi dönemde ortaya çıktığı; milliyetçiliğin fikir babalarının kimler olduğu; Ortodoks Çarlığı ile Papalık’ın işlevinin ne olduğu; dinî milliyetçiliğin ne anlama geldiği, nasıl anlaşıldığı ve nihayet, dinî milliyetçiliğin medeniyetler arasındaki ilişkileri nasıl belirlediği, kitapta cevaplanan sorulardan birkaçı.

Gonca Özmen – Belki Sessiz (2008)

  • BELKİ SESSİZ, Gonca Özmen, Yapı Kredi Yayınları, şiir, 76 sayfa

Gonca Özmen, şiir ve inceleme dalındaki birincilik ödülleriyle, genç yaşında önemli başarılara imza atmış bir isim. ‘Belki Sessiz’, kendisinin daha önce yayınlanan ‘Kuytumda’ isimli eserinden sonraki ikinci şiir kitabı. Kitaba adını veren şiir şöyle: “Geceye hazırlanıyor orman / Yavaş yavaş soyunuyor yeşili // Bir kuşun bir buluta karışmış düşü // Rüzgâr yine kayalardan söz ediyor / Rüzgâr gezip gördüğü yerleri anlatıyor // Bu sefer akar belki sözcükler diyorum / Yağmurla boşanır tenin arzusu // Belki şaşırır vaktini ezanlar ve ölümler / Nasılsa çiçek açar bir çocuğun kesik kolu // Ey dünya, küçüldükçe küçüldün içimizde // Durmadan birikiyor söz balçığı / gölün dibinde // Durmadan sesini yitiriyor her şey”