Bridget Boland ve Maureen Boland – Bahçıvanlar İçin Kocakarı İlmi (2021)

İyi bahçıvanlar, örneğin tohumları ay büyürken ekmenin iyi fikir olduğunu bilir.

Bizim gibi bilmeyenler ise, bu kitaptan öğrenir.

Bridget Boland ve Maureen Boland, bahçıvanlıkla ilgili nesilden nesile aktarılan enteresan bilgileri bize ulaştırıyor.

Gülün yakınına dikilen sarımsak yeşil sinekleri kaçırır, bira mayası bitkileri coşturur, fasulyenin dibine saç koyarsanız bazı menfur yaratıkları kaçırabilirsiniz, naftalin topları meyve ağaçlarına dadanan zararlılara birebirdir…

Bu ve buna benzer pek çok ilgi çekici bilgiler barındıran kitap, bilimsel olmaktan ziyade daha çok kulaktan kulağa, nesilden nesile aktarılan kadim bilgilerin eğlenceli bir derlemesi olarak okunabilir.

Burada anlatılan, Antik Yunan’dan bugüne uzanan, eş dost, komşu bahçıvanlardan, modern kitaplardan harmanlanan, hafif batıl inanışlarla karışık belirli bilimsel temelleri olan kocakarı ilmi, içimizdeki bahçıvanı coşturacak türden.

Künye: Bridget Boland ve Maureen Boland – Bahçıvanlar İçin Kocakarı İlmi: Bahçıvanın Büyüsü, çeviren: Çiçek Öztek, Alef Yayınları, hobi, 128 sayfa, 2021

Lev Troçki – Komünist Enternasyonalin İlk Beş Yılı (2020)

Komünist Enternasyonal’in tarihi üzerine, tam 928 sayfalık eşsiz bir kaynak.

Lenin ve yoldaşları en büyük başarılarının Enternasyonal’in kurulması olduğunu düşünüyorlardı ve bu yapının temel belgelerini yazma görevini de Troçki’ye vermişlerdi.

İşte şimdiye kadar birçoğu çevrilmemiş belgeleri de kapsayan bu yazılar, nihayet Türkçede.

Komünist Enternasyonal’in dört kongresinde de partinin manifestosunu ve diğer birçok önemli belgesini yazma görevinin verildiği Troçki, bir yandan Rusya’daki iç savaşta cepheyi karış karış dolaşırken, diğer yandan bu kitapta bir araya getirilmiş olan yazıları ve konuşmaları üretmişti.

Siyaset teorisine önemli katkılar sunan çalışma, öncesinde çevrilmemiş birçok Komintern belgesini de barındırmasıyla, tarihçiler için de çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Lev Troçki – Komünist Enternasyonalin İlk Beş Yılı, çeviren: Ferit Burak Aydar, Alef Yayınları, siyaset, 928 sayfa, 2020

Carrie Snyder – Kız Koşucu (2016)

Başlıca yaşam amacı koşu olan Aganetha Smart’ın, ülkesi Kanada’nın yakın tarihi ile iç içe geçen hikâyesi.

Snyder’ın romanı, ömür boyu bu tutkusunun peşinden gidecek Smart’ın mücadelesi üzerinden, kadınların ilk defa 800 metre koştuğu efsanevi Amsterdam Olimpiyatları’na ve Kanadalı kadın koşucuların dünyasına iniyor.

  • Künye: Carrie Snyder – Kız Koşucu, çeviren: Çiçek Öztek, Alef Yayınları

Elvis Peeters – Herhangi Bir Gün (2014)

İnsana, uygarlığa dair iyimser bakışı acımasızca baltalayan bir roman.

Başkalarına yaptığı kötülüklerden ve sonu gelmez bencilliğinden en ufak pişmanlık duymayan bir ihtiyarın, anımsayışlarla örülü bir günü.

Her hatırlama, aslında bir kendini aklama girişimi.

İnsanoğlunun bir kötülük ve şiddet ustası olarak portresi.

  • Künye: Elvis Peeters – Herhangi Bir Gün, çeviren: Gül Özlen, Alef Yayınları

Thomas Lieske – Şumanların Gelini (2009)

Thomas Lieske ‘Şumanların Gelini’nde, 1930’lu yıllarda, yolları Anadolu’ya düşen iki Hollandalının yaşadıklarını hikâye ediyor.

Simon ve Otto, İngiliz ordusuna katılarak Anadolu’ya savaşmaya gelir.

Fakat Anafartalar’da Türklere esir düşen iki adamın hayatı, hiç düşünemeyecekleri bir şekilde değişecektir.

Zira ikili, savaş sırasında yanlarına aldıkları ve adını Julia koydukları bir kız çocuğuyla beraber, Anadolu’da oradan oraya sürüklenerek yaşayacaktır.

Ayrıca bunlardan Simon, henüz temelleri atılan Türk hava kuvvetlerinin inşa sürecinde de rol alır.

Lieske’nin romanı, karakterlerinin maceralarla dolu hayatını, Türkiye’nin yakın tarihindeki olaylar ekseninde anlatıyor.

  • Künye: Thomas Lieske – Şumanların Gelini, çeviren: Gül Özlen, Alef Yayınevi, roman, 319 sayfa

Jaume Cabré – İtiraf Ediyorum (2015)

Jaume Cabré’nin, Avrupa medeniyetini hem yarattığı güzellikler hem de kötülükleriyle ustaca resmettiği kült romanı.

Cabré benzersiz üslubuyla, romanın başkahramanı Adria’nın sevgilisine yazmaya başladığı ve bir süre sonra adeta bir günah çıkarmaya dönüşecek mektubu üzerinden ilerliyor.

Roman, Avrupa uygarlığının kusurlarının bir itirafı olarak okunabilir.

  • Künye: Jaume Cabré – İtiraf Ediyorum, çeviren: Suna Kılıç, Alef Yayınları

Federico Garcia Lorca – Konuşmalar (2009)

‘Konuşmalar’a, Federico Garcia Lorca’nın şiir, tiyatro, resim, müzik, halk şarkıları, ninniler hakkında görüşlerini yansıtan konuşmaları yer alıyor.

Lorca 1922-1935 arasında İspanya’nın ve Amerika’nın çeşitli şehirlerinde, İspanyol sanatının önemli kültürel değerlerini yeniden canlandırmak ve yaymak; şiirlerinde ve tiyatro eserlerinde ima ettiği estetik fikirlerini ifade etmek ve yaratım sürecini açıklamak için konferanslar verdi.

Zamansız ölümü birçok çalışmasını yarım bıraktığı gibi, bu konuşmaları derleyip yayına hazırlamasını da engelledi.

Fakat ölümünden sonra kardeşeri, dostları ve yayımcıları, geride bıraktığı her bir satırı kurtarıp okurlarına iletmeye çalıştı.

İşte bu derleme, böylesi bir çabanın ürünü olarak elimizde duruyor.

Derleme özellikle, Lorca’nın şiir konusundaki düşüncelerindeki değişimi detaylı bir biçimde göstermeleriyle ilgi çekiyor.

  • Künye: Federico Garcia Lorca – Konuşmalar, çeviren: Suna Kılıç, Alef Yayınları, deneme, 196 sayfa

Kolektif – Videonun Eylemi (2017)

Anaakım medyanın olduğu her yerde, medyadan kovulan, bilinçli bir şekilde görmezden gelinen ötekiler de vardır.

İşte bu aşamada ortaya çıkmış video eylemciliği, hem devlete ve topluma muhalif olan kesimlerin hem de farklı fikirlerin kendilerini ifade etmelerine olanak tanıyan etkili bir yöntem.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de video eylemciliğin çok iyi örnekleri bulunuyor.

İşte, farklı isimlerin katkılarıyla ortaya çıkmış bu değerli kitap da, 1990’lardan bugüne Türkiye’deki video eylemciliği hem kuramsal bir perspektifle hem de uygulamalı örnekleriyle izliyor.

Kitap bu deneyimleri eleştirel bir bakışla irdelemekle kalmıyor, aynı zamanda video eylemciliğin bir muhalefet ve ifade aracı olarak nasıl daha aktif ve verimli kullanılabileceği üzerine de kafa yoruyor.

Çalışmaya katkıda bulunanlar ise şöyle:

Ulus Baker, Maurizio Lazzarato, Hito Steyerl, Angela Melitopoulos, Ayşe Uslu, Gülsüm Depeli, Ege Berensel, Gürşat Özdamar, Oktay İnce, Özge Çelikaslan, Alper Şen, Belit Sağ, Funda Başaran, Sibel Tekin, Onur Metin, Genç Sinema, Video Aktivist Şebeke, Witness Video Kollektif, Indymedia, Karahaber, Videa, Balıkbilir, Seyri Sokak, bak.ma, Artıkişler, çapul.tv, Ankara Eylem Vakti ve Vitopya Video Kollektif.

  • Künye: Kolektif – Videonun Eylemi, derleyen: Ege Berensel, Alef Yayınları, medya, 240 sayfa

Giorgio Agamben – Çıplaklıklar (2017)

Giorgio Agamben’in olgunluk eseri olarak tanımlanan ‘Çıplaklıklar’, uzun zamandır Türkçeye kazandırılmayı bekliyordu.

Şimdi nihayet raflardaki yerini alan kitap, felsefe ve sanat alanına giren farklı konular üzerine düşünürün yorumlarını bir araya getiriyor.

Düşünür burada, Kafka’nın edebiyatında suç, yasa ve cezadan Kleist’in kendine has evrenine ve bireysel kimlikten biyometrik aygıta pek çok konuyu kendine has tarzıyla tartışıyor.

Şiirle felsefe arasında gidip gelen, gerçeklerin üzerindeki perdeyi aralamayı amaçlayan ‘Çıplaklıklar’ın, en çok da Kafka’nın özgün evreni, oradan güncel anlamda suçun aldığı biçimler üzerine yoğunlaşmasıyla ayrıca dikkat çekeceğini söylemeliyiz.

  • Künye: Giorgio Agamben – Çıplaklıklar, çeviren: Suna Kılıç, Alef Yayınları, felsefe, 144 sayfa

 

Zafer Şenocak – Köşk (2008)

  • KÖŞK, Zafer Şenocak, Alef Yayınları, roman, 141 sayfa

‘Alman Terbiyesi’, ‘Atletli Adam’, ‘Hitler Arap mıydı?’, ‘Kara Kutu’, ‘Taşa ve Kemiğe Yazılıdır’, ‘Tehlikeli Akrabalık’ ve ‘Yolculuk Nereye?’, Zafer Şenocak’ın daha önce yayınlanmış kitapları. Şenocak’ın ‘Köşk’ isimli bu romanı ise Almanya’da müzik eğitimi alan ve bir süre için Türkiye’ye gelen Hamit’in bu süreçte kendisiyle giriştiği hesaplaşmayı hikâye ediyor. Yazı geçirmek ve abisinin arılarına bakmak için sevgilisi Hilde ile birlikte 1960 baharında İstanbul’a gelen Hamit, son halife Abdülmecid’in köşkünde kalır. Fakat kahramanımız, bu köşkte bir araya gelecek farklı kişilerin aşk, inanç ve inançsızlık üçgeninde gidip gelen girift ilişkileriyle kuşatılacaktır. Hamit kendini, ailesinin hakiki Osmanlı geçmişi ile Cumhuriyet Türkiye’sinin yeni değerleri, inançsızlık ile sofuluk ve Müslümanlığın nostaljik ve uhrevi boyutu ile dini yobazlık arasında gidip gelen karmaşık duyguların tam ortasında bulacaktır.