Selin Melikler — Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi (2026)

Selin Melikler’in ‘Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi’ adlı kitabı, deliliği tıbbi ya da patolojik bir sapma olarak değil, düşünce ve sanat tarihinde trajik bir deneyim olarak ele alan eleştirel bir inceleme sunuyor. Melikler, Nietzsche’den Foucault’ya uzanan temel metinleri merkeze alarak, deliliğin akıl karşısında bastırılan bir “eksiklik” değil, modern öznenin sınırlarını açığa çıkaran kurucu bir deneyim olduğunu tartışıyor.

Kitap, Nietzsche’nin trajedi, Dionysosçu taşkınlık ve aklın sınırları üzerine düşüncelerini, Foucault’nun deliliğin tarihine ilişkin çözümlemeleriyle birlikte okuyor. Bu iki düşünür arasında kurulan hat, deliliğin dışlanma, sessizleştirilme ve denetim altına alınma süreçlerini görünür kılarken, aynı zamanda deliliğin düşünceyi sarsan ve dönüştüren gücünü de öne çıkarıyor. Delilik, burada modern rasyonalitenin karanlık karşıtı olarak değil, onun kırılganlığını ifşa eden bir eşik deneyimi olarak konumlanıyor.

Melikler, felsefi metinlerle yetinmeyip çağdaş trajik sanatın güçlü örneklerinden Lars von Trier sinemasını da tartışmaya dahil ediyor. Von Trier’in filmleri, deliliğin estetik, etik ve varoluşsal boyutlarını güncel imgeler üzerinden düşünmek için bir alan açıyor. Böylece delilik, tarihsel bir kavram olmanın ötesinde, bugün hâlâ süren bir deneyim olarak ele alınıyor.

‘Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi’, deliliği aklın dışında tutan açıklamalara karşı, onu düşüncenin merkezine yerleştiren bir okuma öneriyor. Kitap, felsefe, sanat ve eleştirel teoriyle ilgilenen okurlar için deliliğin neden hâlâ vazgeçilmez bir sorgulama alanı olduğunu ikna edici biçimde ortaya koyuyor.

Selin Melikler — Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi
• Agora Kitaplığı
Felsefe • 176 sayfa • 2026

Marco Guglielmo — Sol ve Dijital Siyaset (2026)

Marco Guglielmo’nun bu çalışması, dijital teknolojilerin sol siyaseti nasıl dönüştürdüğünü ve bu dönüşümün hem olanaklarını hem de sınırlarını inceliyor. Kitap, internetin ve sosyal medyanın sol hareketlere otomatik olarak ilerici bir güç kazandırdığı yönündeki iyimser kabulleri sorguluyor ve dijital alanın siyasal mücadelede tarafsız bir zemin olmadığını gösteriyor.

Guglielmo, çevrimiçi örgütlenme biçimlerinin hız, görünürlük ve erişim sağladığını kabul ediyor ancak bu araçların aynı zamanda parçalanma, yüzeysellik ve kısa ömürlü mobilizasyonlar ürettiğini söylüyor. Hashtag kampanyalarının ve platform temelli eylemlerin, kalıcı politik örgütlenmenin yerini alamadığını, çoğu zaman onu ikame eden zayıf formlar yarattığını ileri sürüyor. Dijital siyasetin, katılımı artırıyor gibi görünürken kolektif karar alma süreçlerini aşındırdığını tartışıyor.

‘Sol ve Dijital Siyaset’ (‘Left and Digital Politics’), platform kapitalizminin mantığını merkeze alıyor ve solun dijital araçları kullanırken bu yapısal koşulları yeterince hesaba katmadığını öne sürüyor. Algoritmaların, veri ekonomisinin ve özel şirketlerin kontrolündeki altyapıların siyasal eylemi nasıl şekillendirdiğini ayrıntılı biçimde analiz ediyor. Guglielmo, sol siyasetin yalnızca dijital mecralarda var olmasının, onu bu iktidar ilişkilerine bağımlı kıldığını vurguluyor.

‘Sol ve Dijital Siyaset’, dijital teknolojileri reddetmek yerine onları eleştirel bir bilinçle kullanmayı öneriyor. Yazar, yüz yüze örgütlenme, uzun vadeli strateji ve maddi siyasal mücadeleyle dijital araçlar arasında dengeli bir ilişki kurulması gerektiğini savunuyor. Kitap, çağdaş solun dijital çağda nasıl yeniden düşünülmesi gerektiğine dair önemli bir teorik çerçeve sunuyor.

Marco Guglielmo — Sol ve Dijital Siyaset: Platform Neoliberalizminden Platform Sosyalizmine Siyasi Partiler
Çeviren: Duygu Şahin • İletişim Yayınları
Siyaset • 331 sayfa • 2026