Francis Macdonald Cornford – Platon’un Kozmolojisi (2022)

Platon’un en önemli ve günümüzde de üzerinde çeşitli tartışmaların yürütüldüğü ‘Timaios’ diyalogu, düşünürün kozmolojisini, evrenin nasıl oluştuğuna dair kendi öğretisini ve doğa anlayışını ortaya koyar.

Francis Macdonald Cornford’un bu çalışması ise, Platon’un bu eseri üzerine gelmiş geçmiş en iyi incelemelerden biri.

Kitap, Timaios’un çevirisini içeriyor ve çevirinin aralarına, ortaya çıktıkça, her bir yorumlama sorununu tartışan birer şerh serpiştiriyor.

Cornford’un öncelikli amacı, Platon’un sözlerini mümkün olduğunca aslına yakın çevirmek olmuştur.

Ancak Cornford’un kendi ifadesiyle, Platon’un haşmetli şiirsel üslubunu yeniden üretmeye çalışan herkes başarısızlıkla yüzleşmeye mahkûmdur.

Ona göre, buna anlamı bozma riski de eşlik eder

Cornford’un yorumları, okuyucuya uzun ve karmaşık bir argüman boyunca rehberlik etmek ve en sadık çeviride dahi belirsiz kalması gereken şeyleri açıklamak için tasarlanmıştır; zira ‘Timaios’, düşünceyi en küçük yere sıkıştırma pahasına, uçsuz bucaksız bir alanı kaplar.

  • Künye: Francis Macdonald Cornford – Platon’un Kozmolojisi: Timaios Çevirisi ve Açıklaması, çeviren: Özgüç Orhan, Albaraka Yayınları, felsefe, 500 sayfa, 2022

Robert Shiller – Anlatı İktisadı (2021)

Bir açıklamanın dövizi zıplatmaya yettiği bir dönemde yaşıyoruz.

Nobel Ödüllü ekonomist Robert Shiller, ekonomiyi etkileyen popüler hikâyeleri araştırmanın krizler söz konusu olduğunda, önceden tahmin etme, hazırlık yapma ve muhtemel zararı minimuma çekme yeteneğimizi katkıda bulunacağını savunuyor.

İnternetin artık seçim kampanyaları vasıtasıyla ülkelerin geleceklerini dahi etkisi altına almaya başladığı bir dünyada, viral hikâyelerin ekonomileri etkileme gücünü görmezden gelebilir miyiz?

Shiller, bu çığır açan kitabında ekonomi ve ekonomik değişim hakkında bize yeni bir düşünme yöntemi öneriyor.

Zengin bir dizi tarihsel örnek ve veriyi kullanan Shiller, bireysel ve kolektif ekonomik davranışı etkileyen popüler hikâyeler hakkında yapılacak araştırmaların, krizler söz konusu olduğunda, önceden tahmin etme, hazırlık yapma ve muhtemel zararı minimuma çekme yeteneğimizi büyük ölçüde geliştireceğini savunuyor.

  • Künye: Robert J. Shiller – Anlatı İktisadı: Hikâyeler Nasıl Yayılır ve Büyük İktisadi Olayları Yönlendirir, çeviren: Gülnihal Kafa, Albaraka Yayınları, iktisat, 372 sayfa, 2021

Muzaffar Alam ve Sanjay Subrahmanyam – Keşifler Çağında Hint-İran Seyahatleri (2021)

Hindistan, İran ve Orta Asya ile ilgili Farsça kaleme alınmış seyahatnameler üzerine ayrıntılı ve çığır açıcı bir okuma.

Muzaffar Alam ve Sanjay Subrahmanyam’ın çalışması, önemli bir dönüşüm ve kültürel temas çağında üretilmiş ve Bâbürlüler, Safevîler ve Orta Asya’yı birbirine bağlayan bu ihmal edilmiş edebiyat türünün (sefernâme) ilk kapsamlı incelemesi olmasıyla çok değerli.

Kitabın yazarlarının bu seyahatnamelere dair yaptıkları yakın okuma, bu kıymetli anlatıları üreten Müslüman ve gayrimüslim yazarların zihinsel ve manevi dünyalarına nüfuz etmemize yardımcı oluyor.

Bu metinler, onları Asya bağlamında üretilen diğer anlatıların yanı sıra erken modern Avrupa seyahat anlatıları ile de yan yana getiren ve kültür tarihi ile materyal tarih içerisinde oldukça zengin ve umulmadık bir bakış açısının kapısını aralayan karşılaştırmalı bir çerçevede sunuluyor.

Çalışma, sadece erken modern karşılaşmaların doğasını daha iyi anlamak için değil, aynı zamanda sadece yeni bir dünyaya adım atmanın verdiği keyif için de okunabilir.

  • Künye: Muzaffar Alam ve Sanjay Subrahmanyam – Keşifler Çağında Hint-İran Seyahatleri: 1400-1800, çeviren: Nihan Aksoy, Albaraka Yayınları, tarih, 468 sayfa, 2021

Thomas Bauer – Dünyanın Tekdüzeleşmesi (2021)

Çağımız belirsizliklerle dolu.

Peki, insanlar ve toplumlar bu müphemliklere karşı nasıl tavır alır?

Arap dili edebiyatı ve İslâm uzmanı Şarkiyatçı Thomas Bauer, Batılı modernliğin kesinlik “takıntısının,” müphemlik kültürünü gitgide nasıl tahrip ettiğini tartışıyor.

Nereye bakarsak bakalım, ister doğaya ister insanlara ve onların kültürlerine, daha az çeşitliliğe doğru bir eğilim olduğu gözlemlenebilir.

Bunların sebepleri arasında kentleşme, daha fazla hareketlilik, küreselleşme, sanayileşmiş tarım, iklim değişikliği, büyük gıda şirketlerinin tekelleri ve genel olarak kapitalist ekonomi gibi bir dizi neden sayılabilir.

Bununla birlikte Bauer’in elinizdeki kitabı etrafımızdaki çeşitliliğin varlığını göstermekle ilgili değil, kitap daha ziyade, çeşitliliğin tüm tezahürlerine katlanma konusundaki arzumuz veya çekincemiz hakkında.

Kitapta bir yanda etnik çeşitlilik veya farklı yaşam tarzları gibi, dış çeşitlilikle olan ilişkilerimiz, diğer yanda muğlak bir dünyanın çeşitli hakikatleriyle olan ilişkilerimiz tartışılıyor.

Yazara göre insanlar sürekli olarak farklı yorumlara izin veren, belirsiz görünen, net bir anlam ifade etmeyen, birbiriyle çelişen, zıt duyguları tetikleyen izlenimlere maruz kalırlar.

Kısacası dünya müphemliklerle doludur ve çağımızın hâkim kültürünü bu müphemliklere karşı alacağımız tavır belirleyecektir.

  • Künye: Thomas Bauer – Dünyanın Tekdüzeleşmesi: Müphemlik ve Çeşitlilik Kaybı Üzerine, çeviren: Mücahid Kaya, Albaraka Yayınları, inceleme, 140 sayfa, 2021

John R. Searle – Zihin (2021)

Zihin felsefesindeki tartışmalar üzerine iyi bir çalışma arayanlar bu kitabı muhakkak edinmeli.

John Searle’ün bu alana yaptığı en özgün katkılardan biri ise, bu tartışmaların Descartes ve Hume gibi isimlere uzanan kökenlerini aydınlatması.

Analitik felsefenin en önemli isimlerinden olan Searle’ün, zihin felsefesindeki tartışmaları sistematik biçimde ele aldığı bu çalışması, 20. yüzyıldan günümüze uzanan dönemde zihin hakkındaki kavrayışımız üzerinde etkili olmuş tüm önemli pozisyonları, argümanları ve düşünce deneylerini aktarıyor.

Daha da önemlisi çalışma, bu fikirlerin kökenlerinin Descartes ve Hume gibi Batı Felsefesindeki başat figürlere nasıl dayandığını da gösteriyor.

Searle’ün amacı, okura zihin felsefesi hakkında kendi başına düşünebilmesini olanaklı kılacak düşünsel araçları sağlamak.

Dolayısıyla kitap, günümüzde merkezî öneme sahip olduğu kabul edilen zihin kavramı ve etrafındaki entelektüel iklim hakkında bilgi edinmek isteyen her okur için çok önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: John R. Searle – Zihin, çeviren: Deniz Saraç, Albaraka Yayınları, felsefe, 292 sayfa, 2021

Hans-Johann Glock – Analitik Felsefe Nedir? (2021)

Analitik felsefenin artı ve eksileri üzerine zengin bir sorgulama.

Hans-Johann Glock, analitik felsefenin neye karşılık geldiğini ve kıta felsefesinden ayrışmasının kültürel ve düşünsel sonuçlarını aydınlatıyor.

Yaklaşık yüz yaşında olan analitik felsefe, şu anda Batı felsefesindeki baskın güçtür.

Tarihsel tekâmülüne olan ilgi artmasına rağmen, şimdiye dek analitik felsefenin hâlihazırda neye karşılık geldiğini ve “kıta” felsefesi denen şeyden hangi açılardan ayrıştığını açıklığa kavuşturma adına soluksuz bir teşebbüs vaki değil.

Bu zengin ve kapsamlı çalışmasında Glock, analitik felsefenin [karşılıklı] etki bağları ve çeşitli “aile benzerlikleri” vasıtasıyla bir arada tutturulan serbest bir hareket olduğunu savunuyor.

Analitik felsefenin çeşitli tanımlarının artı ve eksilerini göz önünde bulunduran Glock, bu tanımların neden olduğu yöntembilimsel, tarihsel ve felsefi meseleleri ele alıyor.

Son olarak Glock, analitik felsefe ile kıta felsefesinin artık dillere düşen ayrılığının düşünsel ve kültürel neticelerini etraflıca araştırıyor.

Çalışma, analitik felsefe ile onun nasıl yapıldığını anlamak isteyenler için değerli bir kılavuz mahiyetinde.

  • Künye: Hans-Johann Glock – Analitik Felsefe Nedir?, çeviren: Osman Baran Kaplan, Albaraka Yayınları, felsefe, 428 sayfa, 2021

Friedrich Meinecke – Devlet Aklı (2021)

Devlet yönetiminin merkezinde güç mü olmalı ahlak mı?

Friedrich Meinecke bu çalışmasında, Machiavelli’nin fikirlerini merkeze alarak modern çağda devlet aklı düşüncesinin nasıl geliştiğini gözler önüne seriyor.

Meinecke, yönetimin merkezine kendisine göre kaçınılmaz olarak gördüğü güç unsurunu koyarak devlet aklı kavramının modern çağ öncesi düşünce tarihindeki izlerine de temas ederek konuyu ele alıyor.

Yazar, bu bağlamda Machiavelli’yi milat olarak belirler.

Zira yazara göre, Machiavelli’yle beraber, olan ve olması gereken arasındaki ayrımda ilkinin lehine bir tavır alınmaktadır.

Böylelikle Machiavelli, kendinden sonraki tüm siyaset düşüncesini de uğraştıran bir tartışmayı fitillemiştir.

Temeli kamu yararı ve çıkar olan “devlet aklı” ahlaki gereklerle teraziye konmuş, olan’ı tespit etme cesaretini gösteren Machiavelli de sırf bu tavrından ötürü eleştiri oklarını üstüne çekmiştir.

Makyavelizmin Fransa, İtalya ve Almanya’da alımlanışındaki eleştirilerden Büyük Friedrich’e etkisine; Hobbes, Hegel ve Fichte gibi filozoflardan Ranke ve Treitschke gibi tarihbiliminde çığır açmış bilginlere kadar uzanan bir çizgide, düşünce tarihi yaklaşımının mimarlarından Meinecke devlet aklı kavramının tarihini adım adım izliyor.

  • Künye: Friedrich Meinecke – Devlet Aklı: Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi, çeviren: M. Sami Türk, Albaraka Yayınları, siyaset, 452 sayfa, 2021

David T. Courtwright – Bağımlılık Çağı (2021)

‘Bağımlılık Çağı’, bağımlılıklarımızın arkeolojisi olarak okunabilir.

David Courtwright, hem bağımlılıkların sebepleri ve sonuçlarını inceliyor hem de gençlerde artan bu durumun nelere mal olduğunu örnekleriyle ortaya koyuyor.

İnsan kendini kaybedeli uzun zaman oldu.

Bir bilgisayar oyununa, uyuşturucuya, alkole bağımlı hâle gelmek, sıradan bir olgu haline geldi.

Öte yandan bağımlılık, biyolojik olduğu kadar sosyal bir süreç de.

Her ne kadar bağımlılık süreci insanın kendi beyninde ortaya çıkıyor olsa da stres ve çevredekilerin davranışları gibi faktörler de kişileri bağımlılığa itmekte önemli rol oynuyor.

Özellikle gelişmekte olan beyinlerde, yani çocuklar ve ergenler ne kadar erken yaşta bağımlılık yapan bir maddeyi veya uğraşı deneyimlerse, bu madde veya uğraşıdan uzak dursalar bile bir zamanlar kendilerini çok iyi hissetmelerine neden olan bu güçlü duygusal anıyı unutmama ihtimalleri o kadar artıyor.

İşte bu çalışma da, alkol, uyuşturucu ve uyuşturucu benzeri maddelere sık sık başvurmanın, nöronlarda gen ekspresyonu değişikliğinin de içinde olduğu değişikliklere nasıl neden olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: David T. Courtwright – Bağımlılık Çağı: Kötü Alışkanlıklar Nasıl Büyük Bir Sektöre Dönüştü?, çeviren: Faik Cem Arı, Albaraka Yayınları, psikoloji, 408 sayfa, 2021

Donald Robertson – Bilişsel-Davranışçı Terapi Felsefesi (2021)

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Sokratik felsefeye, özellikle de Stoacılığa nasıl entegre edilebilir?

Donald Robertson, bu enfes eserinde, Antik filozoflardan psikolojik terapiye dair neler öğrenebileceğimizi açıklıyor.

Antik Yunan felsefesi ile modern bilişsel-davranışçı psikoterapi arasındaki ilişkiyi irdeleyen Robertson, okurunu, psikoterapi ve felsefenin her zaman ayrı disiplinler olmadığı gerçeği üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.

BDT’nin kurucuları Stoacılığın, kendi yaklaşımlarının “felsefi kökenlerini” oluşturduğunu söylemişlerdi.

Ayrıca hem teori hem de pratik açıdan Stoacılık ile BDT arasında pek çok paralellik bulmak mümkün.

Bugün de hipnotizma ve erken yirminci yüzyıl rasyonel psikoterapisi ile başlayarak ve ilk dönem davranış terapisi, rasyonel-duygucu davranış terapisi (RDDT) ve bilişsel-davranışçı terapi (BDT) ile devam ederek Stoa felsefesi ve modern psikoterapi arasındaki bağlar tanımlanıyor ve açıklanıyor.

Bu kitap, Stoa felsefesinin modern psikoterapi üzerindeki etkisinin ilk ayrıntılı açıklamasını sunmasıyla önemli.

  • Künye: Donald Robertson – Bilişsel-Davranışçı Terapi Felsefesi: Rasyonel ve Bilişsel Psikoterapi Olarak Stoa Felsefesi, çeviren: Feyza Elif Önder, Albaraka Kültür Yayınları, felsefe, 384 sayfa, 2021

Jon Miller – Spinoza ve Stoacılar (2021)

Spinoza, Stoacı olarak tanımlanabilir mi?

Jon Miller’ın bu kitabı, Spinoza düşüncesi ile Stoacılık arasındaki ilişkiyi irdeleyen ilk sistematik çalışma olmasıyla çok değerli.

Spinozacılığın ana unsurlarından metafiziğin, epistemolojinin, felsefi psikolojinin ve etiğin Stoacılıktaki muadilleriyle ilişkisini gözler önüne seren Miller’ın, bunu yaparken birincil metinler üzerine yaptığı titiz inceleme dikkat çekiyor.

Aynı zamanda literatürdeki tüm ikincil kaynaklara başvuran Miller, Spinoza’nın Stoacı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine doyurucu yanıtlar verdiği gibi, her iki sistemin özgünlüklerini de ortaya koyuyor.

  • Künye: Jon Miller – Spinoza ve Stoacılar, çeviren: Berk Utkan Atbakan, Albaraka Yayınları, felsefe, 360 sayfa, 2021