Esengül Akıncı Öztürk – Antik Devir’de Güneybatı Phrygia’da İnanç İstismarı(2023)

Apollon Lairbenos, Geç Hellenistik Devir’den itibaren Roma İmparatorluk Devri’nin sonlarına kadar yüzyıllarca, Denizli’nin Çal yöresi ve civarında yaşamını çiftçilikle uğraşarak sürdürmeye çalışan insanları her açıdan kontrol altında tutan Anadolulu tanrılardan birisidir.

O, bir taraftan haksızlıkları önleyerek sosyal hayatın düzenini sağlayan hukukun temsilcisi görüntüsü verirken diğer taraftan halkın günlük yaşantısını birtakım dini kurallarla yönlendirmekteydi.

Tanrı bazen hastalık formunda gönderdiği cezaların bağışlayıcısı ve iyileştiricisi olur, bazen de güneşi yanına katarak aydınlatan işleviyle her şeyi görür.

Lairbenos’a adanmış olan katagraphe yazıtları insanları hizmetinde nasıl çalıştırdığını, itiraf yazıtları ise onların davranışlarını nasıl kontrol ettiğini gösterir.

Bu epigrafik belgelerde, dini otoritenin etkisi altındaki insanlar sömürüldüklerini bilerek ya da bilmeyerek, Apollon Lairbenos’un tanrısal güçleri üzerine methiyeler düzmekteydiler.

Onun sonsuz güce sahip bir tanrı olduğuna duyulan inancın belgeleri olan söz konusu yazıtlar Roma İmparatorluk Devri’nde Phrygia’nın bu bölümünde yaşanmakta olan inanç istismarını açıkça ortaya koyuyor.

  • Künye: Esengül Akıncı Öztürk – Antik Devir’de Güneybatı Phrygia’da İnanç İstismarı: “Apollon Lairbenos Kültü”, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2023

Abdulhalik Bakır – Eskiçağlardan Ortaçağlara Doğuda ve Batıda Tıp ve Tababet (2023)

İnsan sağlığı ve insanların maruz kaldığı hastalıklar tarihin en eski devirlerinden günümüze kadar devam eden ve hiç değişmeyen önemli olgular.

Tıp ve tababet ise teorisi ve pratiğiyle insanlık tarihi kadar eski bir bilim ve meslek dalının adıdır.

Dolayısıyla da insan sağlığı ve hastalıklar sebep, tıp ve tababet ise sonuç olarak karşımıza çıkıyor.

Yeryüzünde kurulan bütün uygarlıklarda tıp ve tababet önemli bir yer işgal etti.

Bu meyanda Eski ve Antikçağlarda Mezopotamya, Mısır, Anadolu, İran, Orta Asya, Çin ve Hindistan coğrafyalarında tıp ve tababet bilimi ve çalışmaları önemli bir gelişme gösterdi ve bu birikimler daha sonra Erken ve Geç Ortaçağlara intikal ederek olgunlaşma düzeyine ulaştı.

Bu uzun soluklu zaman diliminde eserleriyle tanınan onlarca hekim, yüzlerce sağlık çalışanı, hasta bakıcısı yetişmiş ve dur durak bilmeden geceli gündüzlü insanlara hizmet sunmaya çalıştı.

Aynı süre içerisinde devlet adamları tarafından onlarca sağlık kurumu inşa edilerek hastaların hizmetine sunuldu.

İşte ‘Eskiçağlardan Ortaçağlara Doğuda ve Batıda Tıp ve Tababet’ adlı bu eser, anılan çağlarda kurulan devlet ve uygarlıklardaki tıp ve tababetin bir nevi serüvenini okuyuculara sunuluyor.

  • Künye: Abdulhalik Bakır – Eskiçağlardan Ortaçağlara Doğuda ve Batıda Tıp ve Tababet, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tıp, 592 sayfa, 2023

 

Nurdan Çakır Tezgin (Aşçı Fok) – Antandros’tan Günümüze Antik Zaman Sofraları (2023)

Arkeolojik zenginlik açısından rakipsiz, gastronomik zenginlik açısından Dünya’nın önde gelen sayılı mutfakları arasında yer alan Türkiye’de birbirinden değerli pek çok sivil toplum örgütü her yıl birbirinden ilginç etkinliklere imza atıyor.

Ne var ki hem kültürel hem bilimsel, hem de turistik açıdan önemli katma değer içeren onca etkinliklerin pek çoğunun içeriği kayda bile geçmeden kaybolup gidiyor.

‘Antik Zaman Sofraları’ kitabı, bu bağlamda önemli bir eser ve her türlü takdiri hak ediyor.

Çorbada tuzu olan çok; Antandros Antik kentinin toprak altında kalan zengin kültürünü toprak üzerine çıkaran Prof. Dr. Gürcan Polat liderliğindeki arkeoloji ekibi, Antik mutfak kültürünü kitap için derleyen Doç. Dr. Yasemin Polat, Antandros kazılarının devamlılığı için destek  olanlar, Kültürel Miras ve Arkeolojiyi anlatmak ve sevdirmek için çaba sarf eden Antandros Derneği, Antik çağ lezzetlerini günümüzün damak tadına taşıyan “Aşçı Fok” Nurdan Çakır Tezgin, Antandros Derneği’ne daima destek veren Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Edremit Ticaret Odası…

Birbirinden değerli insanların dayanışması ile ortaya çıkan bu eseri okumak ayrı bir keyif, eserin içinde yer alan antik lezzetleri tekrar yaşatmak ise önemli bir başarı.

  • Künye: Nurdan Çakır Tezgin (Aşçı Fok) – Antandros’tan Günümüze Antik Zaman Sofraları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 208 sayfa, 2023

Ulaş Töre Sivrioğlu – Perslerin Ardından İran-Sasaniler Dönemi (2023)

Akhaimenid ailesinin idaresi altında Persis bölgesinde kurulan imparatorluk, tarihe damgasını öylesine güçlü bir biçimde vurmuştu ki imparatorluğun yıkılmasından binlerce yıl sonra bile İran hâlen onların döneminde olduğu gibi Persia olarak anılmaktaydı.

Bu nedenle tarihçiler İran’daki her canlanma döneminden “Pers İmparatorluğu’nun yeniden doğuşu” ya da “Perslerin geri dönüşü” olarak söz etmeyi severler.

Sāsān ailesinden Ardāšīr’in MS 224’te kurduğu yeni krallık da modern tarihçilerin gözünde Yeni Pers İmparatorluğu (Neo-Persian Empire) olarak adlandırıldı.

Romalı tarihçilere göre de Sāsāniler, Perslerin mirasçıları oldukları konusunda kuşku duymamaktaydılar.

Sāsāni şahları Pers hükümdarlarının mezarlarının çevresini kendi kabartmalarıyla donatırken bu mirası sahiplendiklerini göstermek istemişlerdi.

İran milli destanı olan Şehnâme Parthların dört yüz yıllık tarihini birkaç satırla geçiştirir ve son Pers Şahı Darius ile Sāsān arasında doğrudan bağ kurmayı tercih eder.

Parthların, üzerinde Hellen tanrılarının tasvirlerinin yer aldığı sikkelerinin yerini Sāsānilerle birlikte Mazda dininin kutsal ateşinin alması bu “öze dönüş”ün simgesi olarak görülmüştür.

Öte yandan Sāsānilerin dört yüzyıllık öyküsünün, mirasçıları oldukları Akhaimenidlerin gölgesi altında kaldığını söyleyebiliriz.

Bilim dünyasında Persler ile onların mirasçıları arasında oldukça eşitsiz bir dağılım vardır.

Persler üzerine yapılan araştırmalar mirasçılarınınkinden kat be kat fazladır.

Sāsāniler klasik tarihçilerin gözünde Roma’yla çatışmaya girdikleri sürece önemlidirler.

İslâm tarihçileri ise Sāsānilere İslâm medeniyetine etkileri nedeniyle ilgi gösterirler.

Türk tarihçiliği de benzer şekilde Sāsānilerin Orta Asya’da oynadıkları role odaklanırlar.

Sonuçta Sāsāniler ancak başka bir kültür evrenine temas edebildikleri ölçüde dikkat çekmişlerdir.

Bu genel ilgisizliğin bir nedeni de Sāsānilerin hâkimiyetinin İlkçağ denilen dönem ile Ortaçağ arasındaki belirsiz geçiş devrine tekabül etmesidir.

Avrupa-merkezci tarihsel dönemlendirmeler sonucu bu medeniyetin bir İlkçağ uygarlığı mı yoksa Ortaçağ uygarlığı mı olduğuna karar verilmedi.

Bu engeller Sāsāni uygarlığı üzerine yapılan araştırmaların hâlen emekleme aşamasında olmasının temel nedenlerinden biridir.

  • Künye: Ulaş Töre Sivrioğlu – Perslerin Ardından İran-Sasaniler Dönemi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2023

Güzin Akyıl – Antik Yunan ve Roma’da Veba Salgınları (2022)

Salgınlar hayatla beraber başladı.

Bu süreçlerde aklın ve bilimin yolunu takip etmek toplumların kaderinde en önemli rolü oynadı.

Marcus Aurelius’un ‘Kendime Düşünceler’ adlı eserinde aktardığı gibi:

“Aklın bozulması, bizi saran soluduğumuz havanın bozulup kirlenmesinden çok daha tehlikeli bir vebadır. İkinci veba sadece canlıların yaşamlarını tehdit eder, diğeriyse insanlığımıza saldırır.”

Pandeminin gölgesinde kaldığımız zorlu dönemlere denk gelen ‘Antik Yunan ve Roma’da Veba Salgını’ adlı bu çalışmada veba salgınının tanımı, türleri, ortaya çıkışı, belirtileri, yayılımı ve tarihi seyri ile başlanarak, Antik Yunan’da Homeros döneminden itibaren yüzyıllar halinde MÖ 4. yüzyıla kadar; Antik Roma’da ise Romulus döneminden itibaren MS 476 yılına kadar kronolojik olarak ele alınarak, salgınların nedenleri, süreçleri, uygulanılan tedavi yöntemleri veya aranılan çareleri ile birlikte, antik ve modern kaynaklar ışığında seyri takip ediliyor.

  • Künye: Güzin Akyıl – Antik Yunan ve Roma’da Veba Salgınları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 144 sayfa, 2022

Murat Turgut – Girit Mitolojisi ve Kahramanları (2022)

Girit adası doğu kültürleriyle olan yoğun ilişkisine rağmen Avrupa medeniyetinin filizlendiği yer olarak gösterilmeye çalışılır.

Adada bulunan Tunç Çağına ait Minos Uygarlığı bu filizlenmenin beşiği olarak nitelendirilir.

Mitoloji denince akla genellikle Eski Yunan mitolojisi gelir.

Bu alan çalışmalarının önemli bir kısmı, Eski Yunan tanrısal varlıklarıyla Atinalı kahramanların hikayelerini yücelten bakış açısıyla yazılmışlardır.

Halbuki Girit adası Eski Yunan mitolojisi içerisinde oldukça önemli bir konumda olmuştur.

Olympos’un lideri Zeus bu adada dünyaya gelmiştir.

Fenike kıyılarından Europa’yı kaçırıp adaya getirmesiyle ondan doğan çocuklar Eski Yunan mitolojisini etkileyen ve hatta şekillendiren mitolojik karakterler arasında gösterilebilir.

Bu eserde alışılmış klasik mitoloji çalışmalarının dışına çıkılarak efsanelere Giritli kahramanlar gözünden bakılıyor.

Eser bu yönüyle Giritli unsurları, özellikle antikçağ yazarlarının verdiği bilgiler ışığında bir bütün olarak ele alıp adanın, Eski Yunan mitolojisi içerisindeki önemiyle birlikte onun Eski Yunan mitolojisinin bir parçası olmasından ziyade en önemli yapı taşlarından birisi olduğu düşüncesini öne sürmektedir.

  • Künye: Murat Turgut – Girit Mitolojisi ve Kahramanları (Eski Yunan Mitolojisi İçerisinde), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mitoloji, 176 sayfa, 2022

Alev Erarslan – Anadolu’dan Yöresel Konut Kültürü Örnekleri (2022)

Anadolu’da yüzyılların birikimiyle ortaya çıkmış konut birikimi çok zengindir.

Alev Erarslan bu enfes kitabında, yöresel/geleneksel Anadolu konutunun yaşama kültürünü ve bölgesel özelliklerini ortaya koyuyor.

Bulundukları bölgenin iklim, coğrafya ve malzeme gibi fiziki özelliklerinin yanı sıra sosyo-kültürel ve tarihsel arka planını yansıtan yöresel konut yerli yapı ustalarının elinden çıkmış olup binlerce yıllık yapı birikimi ve geleneğini taşıyor.

Bir halk mimarlığı olan yöresel konutun ardında kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi birikimleri yatar.

Bulunduğu yerin ihtiyaçlarına cevap veren, yöreye özgü niteliklere sahip olan bu konut kullanıcının yaşam biçimi ve alışkanlıklarının yanı sıra toplumun gelenek, görenek, inanç, değer yargıları ve dünya görüşünü yansıtır.

Yöresel konut toplumun sahibi olduğu kültürün, doğrudan doğruya ve bilinçsizce belirli ihtiyaçlar çerçevesinde maddeye dönüşmesidir.

Gelenekten gelir ve ait olduğu toplumun sosyal ve kültür belgeleri olarak zamanla nesilden nesile aktarılır.

Geçmişten edinilen bilgilere dayanan yöresel konut tarihsel süreçte birikmekte olup yöresel mimaride kullanılan bir yerel yapı terimleri sözlüğüne sahiptir.

Anadolu’da yöresel konut/mimari çalışmalarına ilgi son derece yoğundur.

Son yıllarda tarihi çevrede yeni yapı üretiminde önemli bir yaklaşım olan yerel veri kullanımı da bu ilgiyi arttırıyor.

Yöresel sürdürülebilirlik açısında da önemli olan bu tutum tarihi yapıyı günümüz bağlamıyla uyumlu hale getiriyor.

Böylece yerel mimariden öğrenilenler ile kentlerin kimliklerinin kaybolmasının önüne geçilmiş olur.

Yerel veri kullanımı bir anlamda toplumsal bellekte yer alan geleneksel konutun gelecek kuşaklara aktarılması yöntemidir.

Anadolu’da yöresel konut çalışmalarının tarihi oldukça yenidir. Yöresel/geleneksel Anadolu/Türk konutunun yaşama kültürünü ve bölgesel özelliklerini ortaya koyarak Anadolu’nun sahip olduğu konut birikimini yansıtmayı amaçlayan bu kitabın bu alandaki boşluğu doldurmaya aday.

  • Künye: Alev Erarslan – Anadolu’dan Yöresel Konut Kültürü Örnekleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mimari, 143 sayfa, 2022

Barış Gür – Smyrna’dan Batı Dünyasına (2021)

Ülkesini temsil etmeye ya da ticaret yapmaya gelen Avrupalılar bir tutkuyla bağlanırdı İzmir’e ama en çok da geçmişine ve geçmişinde üretilmiş olan kıymetli eserlerine.

Öyle ki her gelen yabancı giderken bir parça kopartır alırdı kendisi için, bazıları okyanustaki bir kum tanesi gibi gelirdi bu kadim kente, bazıları ise büyük, yerine koyulması zor, can yakan parçalar kopartırdı.

Konsoloslar, demiryolu mühendisleri, din adamları, varlıklı koleksiyonerlerin temsilcileri ve daha niceleri İzmir’de geçirdiği günleri hiçbir zaman yeterli bulamaz ve her zaman daha uzun bir süre kalmayı ya da tekrar gelmeyi amaçlarlardı, ancak onlar için asıl unutulmaz olan İzmir’in köklü geçmişi ile toprağın altındaki ve üstündeki arkeolojik mirasıydı…

Avrupa’nın köklü müzelerinin kurulmasında ve envanterlerinin zenginleştirilmesinde İzmir kökenli eserlerin önemli bir yeri bulunurken söz konusu durum 17. yüzyıldan itibaren Avrupalı gezgin, tüccar ve konsolosların yoğun çabaları ile şekillenmiştir.

  • Künye: Barış Gür – Smyrna’dan Batı Dünyasına: Dünya Müzelerinin Oluşumunda İzmir’in Arkeolojik Mirası, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, müze, 160 sayfa, 2021

Cicero – L. Cornelius Balbus Savunması (2022)

Sertorius’a karşı yürütülen savaşlarda büyük bir cesaret sergilediği gerekçesiyle Pompeius tarafından vatandaşlıkla ödüllendirilen Balbus, iletişim kurmadaki üstün yeteneği ve verdiği güven sayesinde çok geçmeden Caesar ile çok sıkı bir dostluk kurmuştur.

Buna karşın Caesar adına birçok önemli faaliyetin altına imza atması, onun yükselmesinde büyük bir paya sahip olması ve Roma’daki politikayı şekillendirmesi gibi etmenlerden dolayı asıllar veya asiller olarak adlandırılabilecek optimates kesiminin hedefi haline gelmiş ve bunların teşviki sonucunda vatandaşlık hakkı mahkemeye taşındı.

Optimates kesimi ile triumviri üyeleri arasında bir hesaplaşmaya dönüşen bu davayı antik dönemin en ünlü avukatlarından biri olan Cicero savunmuş ve Balbus vatandaşlık hakkını korudu.

Cicero’nun savunma yöntemlerinin anlaşılmasını sağlayan güzel örneklerden biri olan bu eser, aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi’nde yabancılara vatandaşlığın nasıl verildiğine ve ittifak antlaşmalarının içeriğine yönelik önemli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Marcus Tullius Cicero – L. Cornelius Balbus Savunması (Pro L. Cornelio Balbo Oratio), çeviren: Mehmet Oktan, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 167 sayfa, 2022

Faris Demir – Karatepe Azatiwataya (2022)

Demir Çağı’nda Adanawa (Adana) Ülkesinin kralı Azatiwata, Karatepe olarak bilinen yerde krallığını kurmuş ve bu yerleşime Azatiwataya adını vermişti.

Faris Demir, Karatepe’nin gizemler ve efsanelerle dolu dünyasını keşfediyor.

Demir Çağı’nda Adanawa Ülkesinin kralı Awariku’nun desteğini alan Azatiwata siyaset, savaş, entrika ve casusluk oyunlarının en zirvede olduğu bir dönemde bilgeliği, adaletli ve erdemli kişiliği ile ön plana çıktı.

Awariku’nun sürgüne gönderilmesi ve ölümünden sonra kral olan Azatiwata doğuda kan ve korku siyaseti üzerine kurulan Assur ve ünlü kralı II. Sargon, batıda zenginlik hırsı ile entrika, yalan ve komplolarla bölgeyi ele geçirme planları yapan Frig kralı Midas ve kuzeyde Assur’dan daha acımasız Kimmerler ile uğraşmak zorunda kalmış, bağlı olduğu hanedanlığı koruyarak kaos ve kriz ortamını en iyi şekilde yönetmişti.

Awariku’nun çocuklarını babalarının tahtına oturmasını sağlamış, kuzeydoğudan gelen yağmacı grupların ülkeye girmesini önlemek amacıyla bugün Karatepe olarak bilinen yerde krallığını kurmuş ve yerleşime Azatiwataya adını vermiştir.

Karatepe kendini ve karanlık bir dönemi yazı, resim yazısı ve resim dili ile anlatmaktadır.

Karatepe’nin gizemlerle dolu dünyasını keşfetmeye başladığımızda dileklerin ve efsanelerin gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğu bir kez daha hatırlanacaktır.

  • Künye: Faris Demir – Karatepe Azatiwataya: Tarihi Olaylar, Mimari Buluntular ve Yazıtlar Üzerine Notlar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 190 sayfa, 2022