Le Corbusier – Şehircilik (2022)

Le Corbusier’nin ‘Urbanisme’i (Şehircilik), modernist kentin manifestosu olarak kabul ediliyor.

1925 tarihli, 20. yüzyıl şehircilik tasavvuruna yön vermiş bu kitabın bizim açımızdan dikkat çeken diğer yanı ise, burada İstanbul’a çok sayıda atfın yapılması.

Le Corbusier’nin kent tasavvurunda önemli bir yeri olan kitabı, Pelin Kotas’ın çevirisiyle Türkçede.

Kitap, özgün formatı ve özgün tipografisiyle, ikonik değeri özenle korunarak basılmış.

Kitap, bu ünlü mimarın endüstri şehrini nasıl okuduğunu, bu okumanın hangi paradigmayı meşrulaştırdığını görmek açısından da doğru bir kaynak.

Çalışma, bunun da ötesinde, özellikle bugünün okurunu ilgilendirecek başka bir boyutu da var: ‘Şehircilik’ aynı zamanda “ütopya” tarihinin önemli metinlerinden biri ve iki ütopya türünün, “yazınsal ütopyalar” ile “mimari ütopyalar”ın buluştuğu yerde duruyor.

Yazınsal ütopyalar mekânsal model önerisini metinlerinin baş köşesine oturtur, mimari ütopyalar ise, kaçınılmaz bir zorunlulukla tasarımlarını toplumsal model önerisiyle bütünler.

İşte Le Corbusier’nin metni tam da bu ortak alanda var oluyor, hatta kimi kez yazınsal ütopyalara daha çok yaklaşıyor.

‘Şehircilik’in Türkiyeli okurlarının dikkatini çekecek noktalardan biri de İstanbul’a yapılan çok sayıda atıf olacaktır.

Tüm ütopya yazarlarının kendi modellerini uzak ve gizemli coğrafyalarda bulmaları gibi, Le Corbusier de, aradığı şehrin pek çok özelliğini, ‘Şehircilik’i kaleme aldığı tarihe dek gittiği en uzak yer olan ve 20. yüzyıl başında henüz gizemini yitirmemiş İstanbul’da bulmak istiyor.

Le Corbusier’nin ‘Şehircilik’i farklı okumalara açık bir metin.

Anlamı sadece mimarlık bağlamıyla sınırlı olmayan bu metnin Türkçe yayımlanması, yeni bir dilin taşıyıcılığında, yeni okumaların ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

  • Künye: Le Corbusier – Şehircilik, çeviren: Pelin Kotas, Arketon Yayıncılık, mimari, 318 sayfa, 2022

Le Corbusier – Modulor (2021)

Le Corbusier’nin mimarlık yazınının en heyecan verici eserlerinden olan ‘Modulor’, yeni baskısıyla raflarda…

Kitap içeriğiyle de; boyutu, görsel malzemesi, görsel malzemesinin sunumu, tipografisi, sayfa ve kapak tasarımlarıyla da her kitaplıkta bulunmayı hak ediyor.

Le Corbusier’nin mimarlığa bir norm getirmek amacıyla tasarladığı Modulor’u açıklamak, tanıtmak ve farklı uygulamalarını göstermek için kaleme aldığı ‘Modulor’ ve ‘Modulor 2’ başlıklı kitapları, bir tıpkı basım özeniyle yeniden yayımlandı.

Mimarlık yazınının kült kitapları arasında yer alan, 1950 ve 1955 yıllarında iki cilt olarak yayımlanmış  ‘Modulor’ ve ‘Modulor 2’ insan bedeninden, altın orandan ve matematikteki Fibonacci dizisinden yola çıkan bir ölçü ve oran sistemi.

Le Corbusier bu sistemle, insan yaşamını çevreleyen tüm nesnelerden tipografiye uzanan geniş bir bağlama, tasarımı denetleyecek bir norm taşımayı hedefliyor ve bu amaçla bir cetvel oluşturuyor.

Usta mimar, “zamanımızda her şeyin kuralsızlaşmış olduğu saptaması”nın yapıldığını vurgulayarak, çağdaş üretimin tüm alanlarda tanımlanmış kurallara sahip olması gerektiğini ima ediyor ve şu soruyu yöneltiyor: “Uygarlığımızın, müziğin gerçekleştirdiği aşamayı görsel konularda, uzunluklar konusunda henüz gerçekleştirmemiş olduğunu biliyor muyuz?”

Le Corbusier bu soruya, “nesneleri üretmekte kullanılan ölçüler yerel kalabilir mi?” sorusunu ekliyor ve yanıt olarak kendi evrensel ölçü sistemi olan Modulor’u öne sürüyor.

Sistemi sorgulamak için pek çok kişiyle görüşen ve farklı yorumlara kitaplarında yer veren Le Corbusier, Albert Einstein’ın “bu öyle bir oranlar gamı ki, kötüyü zorlaştırıyor, iyiyi kolaylaştırıyor” dediğini aktarıyor.

Modulor’un simgeleşmiş göstergesi ise kolunu kaldırmış insan imgesi.

Le Corbusier bu imgeyi kendi imzası gibi kullanıyor ve Modulor ölçüleriyle tasarladığı Marsilya’daki Unitéd’habitation gibi yapılarda Modulor insanını brüt beton rölyefe dönüştürüyor.

Mimarlık kuramcısı Siegfried Giedion, Lenardo da Vinci’nin Vitruvius adamıyla Modulor insanını karşılaştırarak, Lenardo’nun statik insanının statik bir mimarlığa karşılık geldiğini, Modulor’un dinamik insanının ise dinamik bir mimarlığı gösterdiğini söylüyor.

Modulor sistemi yalnızca Le Corbusier’nin mimarlığı bağlamında değil, modernizmin denetim normlarını arayışını kavramak için de önemli bir ipucu.

İki ciltten oluşan ‘Modulor’ kitapları ise, bu sistemi aktaran bir kaynak olmanın ötesinde, modernizmin ikonik değer taşıyan kült nesnelerinden birini oluşturuyor.

  • Künye: Le Corbusier – Modulor (2 Cilt), çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, Arketon Yayıncılık, mimari, 2 Cilt, 564 sayfa, 2021

Vasili Kandinski – Nokta ve Çizgiden Düzleme (2021)

Modernist resmin öncülerinden Vasili Kandinski’den sanatta biçimler üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Kandinski burada, nokta, çizgi, düzlem gibi resmin ana öğelerini çözümlüyor, bu öğeler arasındaki ilişkileri irdeliyor.

Daha önce burada da yer verdiğimiz, Kandinski’nin ‘Sanatta Manevilik Üzerine’ adlı yapıtı, bilindiği gibi renkler kuramı üzerineydi.

Sanatçının bu eseri ise sanatta biçimler kuramı hakkında.

Soyut resmin grammaire’ini tanımlayan kuramını geliştirmesiyle dikkat çeken çalışmanın en önemli özelliği son derece yenilikçi ve yaratıcı olması.

Kandinski’nin biçimler kuramı, modernist sanatı kavramak için önemli ipuçlarını barındırıyor.

  • Künye: Vasili Kandinski – Nokta ve Çizgiden Düzleme, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, sanat, 172 sayfa, 2021

Bruno Zevi – Mimarlığı Görebilmek (2021)

Bruno Zevi’nin, 1948’de kaleme aldığı ‘Mimarlığı Görebilmek’, bugün de modernist mimarlık yazınının en parlak örneklerinden biridir.

Mimari gerçeklik üzerine bu ufuk açıcı eser, gözden geçirilmiş yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Zevi, çalışmasına, toplumun mimari alandaki bilgisizliğinin nedenlerini çözümleyerek başlıyor.

Kitabın devamında da, mekân olarak mimarinin ne anlama geldiği ele alınıyor; mimarinin çok kere sanıldığının aksine birtakım genişlik, uzunluk ve yüksekliklerin toplamı olmaktan ziyade, kişinin duyup yaşadığı içinde gezinip dolaştığı kapsanan bir iç mekânın ta kendisi olduğu tartışılıyor.

Zevi kitabında, kendi mimari eleştiri anlayışını da açıklıyor.

Zevi’ye göre, bir sanatçıyı ya da eseri değerlendirmeye girişmeden önce, onun üretildiği devrin sosyal, düşünsel, teknik, estetik ve figüratif çevre gibi faktörleri göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Yazar, kitabının beşinci ve son bölümünde ise, mimari yaratma eyleminin birtakım mimarlık eleştirmenlerince çeşitli açılardan nasıl ele alınıp yorumlandığını inceliyor.

  • Künye: Bruno Zevi – Mimarlığı Görebilmek, çeviren: Alp Tümertekin, Arketon Yayıncılık, mimari, 176 sayfa, 2021

Ricardo Porro – Mimarlıkta İçeriğin Beş Görünümü (2021)

Hem mimarlığı hem de hocalığıyla dünya çapında nam salmış Ricardo Porro’nun mimari anlayışını yansıtan çok önemli bir çalışma.

Porro’ya göre mimarlık bir sanattır ve içerik ile biçim ayrılmazdır.

Fidel Castro’nun mimarlığını da yapmış, Küba asıllı Fransız mimar Porro, belirli bir kalıba sokulamayan bir mimari üretim gerçekleştirmekle kalmamış, hem hocalığı hem de güçlü entelektüel formasyonuyla geçen yüzyılın sonunda kalıcı bir iz bırakmıştı.

Porro’nun düşüncelerini yansıtan bu kitap, çalışmalarını bir araya getiren bir sergi dolayısıyla, 1993’te Fransızca yayımlanmış.

Gerek eğitimci gerekse de tasarımcı olarak Porro için ‘içerik’ kavramı birincil önemdedir.

Porro için, mimarlığın bir sanat olduğu ve sanatın biçim ile içeriğin ayrılmaz birlikteliğinden oluştuğu bir ön kabuldür.

İşte, Porro’nun, ‘Mimarlıkta İçeriğin Beş Görünümü’ başlıklı kitabı, bu ana paradigmaya dayanır.

Mimarlık, içinde yaşanılan mekânlara dönüşen kültürdür.

Kültür ise insanı çevreleyen, onun yaşam alanını oluşturan her şeydir.

Bununla ifade edilen sadece insanın çevresi değil, çevresi ile etkileşim halindeki insanın, doğuştan gelen özellikleriyle de biçim kazanan iç dünyasıdır.

Burada simgeler ön plana çıkar.

Porro’ya göre, yirminci yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren, akademizme ve türlü şekilci yaklaşımlara, rasyonalizmin yaşam makinelerine, merkantilizmin çıkar temelli hedeflerine odaklı, uluslararasılaşmış bir modern mimarlık anlayışı kentlerimizin manzarasını çölleştirmiş, ruhu olmayan, yaşantısı olmayan yapılarla dünyayı doldurmuş ve bir kültür varlığı olarak insanı ihmal etmiştir.

Kentleri çölleştirenler kendi iç dünyalarını da çölleştirmiş ve kurutmuşlardır.

Porro bir mimar olarak mekânlarına şiirselliğin onurunu kazandırmayı hedeflemişti. Mimarlıktan ne anladığını ve mimari tasara nasıl yaklaştığını anlatan bu kitap geçmişin olduğu kadar günümüzün mimarlığı için de önemli bir bakış açısı, bir yöntem öneriyor.

  • Künye: Ricardo Porro – Mimarlıkta İçeriğin Beş Görünümü, çeviren: Orhun Alkan, Arketon Yayıncılık, mimari, 140 sayfa, 2021

Otto Wagner – Modern Mimarlık (2021)

Paradigma kurucu bir metin olan ‘Modern Mimarlık’ mimarlık tarihinde haklı bir üne sahiptir.

Otto Wagner burada, mimaride modernizmin temel ilkelerini ortaya koyduğu gibi, 19. yüzyılın tarihselci eğilimleriyle de hesaplaşıyor.

Özgün dilinden yapılan çevirisiyle raflardaki yerini alan kitapta, usta mimarın tüm çalışmalarının fotoğraflarına da yer verilmiş.

Bu fotoğraflar, metne paralel bir düzende akarak Wagner’in sözüne eşlik ediyor.

Mimarlık tarihinde, yapıtında bir dönüşüm sürecinin izlenebildiği mimarların başında Wagner gelir.

Kısaca özetlersek, Wagner’in ilk çalışmaları, 19. yüzyıl seçmeciliğinin sıkı örnekleri arasında yer alır ve bu dönemini de Art Nouveau hareketinin Avusturya versiyonu olan Secession çizgisinde yapıtlar izler.

Wagner, burada fazla zaman geçirmez ve hızla Modernizme doğru yol alır.

1895’te verdiği konferanslar bunun ilk kırılmasını oluşturur ve 1896’da yayımladığı elimizdeki kitap da bu dönüşümün ilk yazılı ürünü olur.

Modern mimari konusunda neredeyse bir manifesto olarak da tanımlanabilecek bu eser, mimarlık yazınının temel metinlerinden biri olduğu gibi, daha sonra yazılan metinleri de derinden etkileyecekti.

Bunun en bilinen örneklerinden biri ise, daha önce burada da yer verdiğimiz Bruno Taut’un ‘Mimarlık Öğretisi’ adlı kitabıdır.

  • Künye: Otto Wagner – Modern Mimarlık, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, mimari, 140 sayfa, 2021

Bruno Taut – Mimarlık Öğretisi (2021)

Mimarlık tarihinde unutulmaz yeri olan Bruno Taut’un Güzel Sanatlar Akademisi’nde çalıştığı dönemde yazdığı ve ilk basımı 1938’de yapılan ‘Mimarlık Öğretisi’ yepyeni bir çeviri ve zengin görsellerle raflardaki yerini aldı.

Taut burada, hem kendi mimarlık anlayışını açıklıyor hem mimarinin sanat, resim, renk, heykel, müzik, astroloji gibi alanlarla ilişkisini ve hem de milli mimarlık ve modern mimarlık gibi pek çok ilgi çekici konuyu tartışıyor.

Hem bir akademisyen hem de Ankara’daki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi binası ve ünlü Taut Evi’yle usta bir uygulamacı olarak mimariye muazzam katkılarda bulunmuş Taut’un buradaki kuramsal mimari üzerine yazıları, aradan geçen yıllara rağmen güncelliğini halen koruyor.

  • Künye: Bruno Taut – Mimarlık Öğretisi, çeviren: Hüseyin Tüzün, editör: Zeynep Kuban ve Pınar Gökbayrak, Arketon Yayıncılık, mimari, 216 sayfa, 2021

Steen Eiler Rasmussen – Şehirler ve Yapılar (2020)

Mimarlık literatüründe özel bir yere sahip olan ‘Şehirler ve Yapılar’, yalnızca mimari ve şehircilik alanında değil, kültür tarihi alanında da önemli bir kitaptır.

Pek çok çizimle zenginleşen kitap, bir yapıyı yalnızca kendi başına bir eser olarak değil, aynı zamanda içinde bulunduğu şehirle ilişkisi içinde ele alıyor.

Kentlerin belirli ideallere işaret eden varoluşlara sahip olduğunu belirten Steen Eiler Rasmussen, anıtlar ve yapıları tek tek bir bütünün parçası olarak değerlendiriyor.

Pek çok şehir ve yapıyı inceleyen çalışma, şehirlere ve buralardaki anıtsal yapıtlara farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor.

  • Künye: Steen Eiler Rasmussen – Şehirler ve Yapılar, çeviren: Deniz Özden, Arketon Yayıncılık, mimari, 208 sayfa, 2020