A. Raşit Kaya – İspanya (2019)

İspanya yalnızca Avrupa’nın değil, dünyanın en ilginç ülkelerinden biridir.

Çünkü İspanya siyasal yaşamı, siyaset biliminin jargonuna yeni kavramlar armağan ettiği gibi, toplumsal/siyasal gelişme, değişme konularına ilgi duyanlara da yeni ve farklı düşünme olanakları sunuyor.

İşte Raşit Kaya’nın elimizdeki çalışması, İspanya’nın dört dörtlük bir siyasi tarihini sunmasıyla bu alana ilgi duyanlar için kaçırılmayacak bir fırsat.

Burada, kıyım gibi bir iç savaştan sonra faşizme yenilen, faşizmin bütün baskılarına ve uzun yıllar iktidarda olmasına rağmen yine de yönünü demokrasiye dönen ve bu yönüyle özellikle Türkiye gibi ülkeler açısından ders mahiyetinde bir tarihe sahip olan İspanya’nın kendine has dinamikleri ele alınıyor.

Kitapta,

  • İspanyol Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yaşananlar,
  • General Miguel Primo de Rivera’nın diktatörlüğü ve İspanya’da iç savaşa götüren yol,
  • İç savaşın neden olduğu yeni siyasi yapı,
  • Faşizmin zaferi ve Franco’nun iktidara gelişi,
  • İç savaş sonrası ve II. Dünya Savaşı sonrasındaki yeni düzende İspanya’nın rolü,
  • İspanya’da demokrasiye geçiş süreci,
  • İspanya’nın “Aydınlar Dilekçesi”,
  • Demokrasiye geçiş sürecinde Franco’cu Devlet’in çözülmesi,
  • İspanyolların yeni anayasası “La Magna Carta Española”nın hazırlanma süreci,
  • İspanya’nın AB’ye giriş sürecinde yaşananlar,
  • Ve bunun gibi pek çok konu ele alınıyor.

Künye: A. Raşit Kaya – İspanya: Faşizmden Demokrasiye, Ayrıntı Yayınları, 208 sayfa, 2019

E. Fuat Keyman ve Ayşe Köse Badur – Kürt Sorunu (2019)

Tarihsel olarak Kürt sorunu her zaman birincil olarak ulusal ve yerel bir sorun olmuştu.

Ta ki Suriye’deki durum ve son İstanbul yerel seçimleri yaşanana kadar.

Şimdi, Kürt sorununda bölgesel ve küresel aktörlerin ve dinamiklerin, ulusal ve yerel dinamiklerin önüne geçtiği bir süreç yaşanıyor.

  1. Fuat Keyman ve Ayşe Köse Badur’un Diyarbakır, Van, Mardin, Tunceli ve Bingöl’de yaptıkları kapsamlı araştırmalara dayanan elimizdeki araştırma ise, bu kentlerde yaşayan Kürtlerin ve sivil toplum aktörlerinin görüşleriyle zenginleşmiş.

Kürt sorununda son dönemde yeni parametrelerin ortaya çıktığını belirten yazarlara göre, bu parametreler, Kürt sorununun bugünkü doğasını şekillendirdiğni söylüyor.

Yazarlara göre söz konusu parametreler de, Kürt sorununun bölgeselleştiği, kentleştiği, kentlerde orta sınıflaşma özelliği gösterdiği ve Kürt seçmenin kilit aktör konumuna gelmesidir.

Kitap temelde, bu üç gelişmenin Kürt sorununun tarihselliği içinde bugün önemli kırılma noktalarını oluşturduğu ve bugünün doğasını şekillendirmede belirleyici rol oynadığını inceliyor.

Yazarlar ayrıca, kayyumlar ile bölge insanının ve kentlerin tanışmasının Kürtlerin siyasete dair algılarında nasıl bir kırılma yarattığını da ele alıyor.

  • Künye: E. Fuat Keyman ve Ayşe Köse Badur – Kürt Sorunu: Yerel Dinamikler ve Çatışma Çözümü, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2019

Ralph Fox – Roman ve Halk (2019)

Lenin ve Cengiz Han biyografileri ile de bilinen İngiliz gazeteci, romancı ve tarihçi Ralph Winston Fox, 1936’da İspanya İç Savaşı’nda faşizme karşı savaşırken öldürüldü.

Yazarın 36 yıllık kısacık hayatına sığdırdığı ‘Roman ve Halk’da, geniş bir Marksist analiz eşliğinde İngiliz romanını irdeliyor.

Fox bu kısa fakat etkileyici edebiyat eleştirisinde, Marksizm ve edebiyat, hakikat ve gerçeklik, roman ve gerçeklik, epik olarak roman, Victoria Çağı’nda romanda yaşanan dönüşüm, romanda kahramanın ölümü ve sosyalist gerçekçilik gibi konuları irdeliyor.

İngiliz edebiyatını Sigmund Freud’un derinden etkilediğini söyleyen Fox, Freudcu yöntemin mümkün kıldığı birey analizinin İngiliz romanının başarısında önemli bir payı olduğunu belirtiyor.

Fakat yazara göre bu durum, aynı zamanda İngiliz romanını bir entelektüel iflasın eşiğine de getirmiştir.

  • Künye: Ralph Fox – Roman ve Halk, çeviren: Ferit Burak Aydar, Ayrıntı Yayınları, edebiyat eleştirisi, 128 sayfa, 2019

James Forsyth – Kafkasya (2019)

James Forsyth’nin ‘Kafkasya’sı, modern tarihçiliğin doruklarındandır.

Tamı tamına 912 sayfayı bulan çalışma, Avrupa, Asya ve Ortadoğu’nun sınırlarında yer almasından kaynaklı olarak çok karmaşık bir bölge olagelmiş Kafkasya’nın tarih öncesinden bugününe ışık tutuyor.

Kitapta işlenen kimi konular şöyle:

  • Kafkasya’nın kökenleri,
  • Kafkas toplulukları ve dilleri,
  • Yolu bu bölgeden geçmiş Persler, Yunanlar ve Romalıların Kafkasya’daki mirası,
  • Erken Ortaçağ döneminde Arapların Kafkasya’yı fethi,
  • İç Asya kökenli göçler ve ticaret yolları,
  • Haçlı seferlerinin Kafkasya’ya yansımaları,
  • Kafkasya’da Moğollar,
  • On beşinci yüzyılda Gürcistan, Şirvan ve Kafkasya’da yaşananlar,
  • Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türklerin Kafkasya’daki etkinlikleri,
  • İran ve Osmanlı Türkiye’si arasında Kafkasya,
  • Kafkasya ile Ruslar arasında ilk temaslar ve devamı,
  • Katerina’nın “Doğu Projesi”nde Kafkasya’ya biçilen rol,
  • Rusya’nın Kafkasya’yı fethi,
  • Rusya’nın milliyetçi ideolojisinin Kafkasya üzerindeki etkileri,
  • Rusya’nın Ortodoks Hıristiyanlaştırma seferi,
  • Çeçenya ve Dağıstan direnişi,
  • Birinci Dünya Savaşı, Rus Devrimi ve İkinci Dünya Savaşı’nın Kafkasya’ya yansımaları,
  • Almanya’nın Kuzey Kafkasya’yı işgali,
  • Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra Kafkasya’nın yaşadığı dönüşüm,
  • Ermenistan ve Azerbaycan arasında yaşanan Karabağ sorununun büyümesi,
  • Sovyetler’in yıkılışından sonra bölgede yaşanan huzursuzluklar,
  • Rusya’nın Kuzey Kafkasya’yı askerileştirmesi,
  • Komünizm sonrası Rusya ve eski sömürgeleri…

Forsyth’nin çalışması, bütün bu konuları ayrıntılı şekilde açıklıyor ve bunu yaparken hem İngilizce ve Rusça kaynaklara hem de Farsça ve Arapça çevirilere dayanıyor.

Kitap, bölgenin Ermeniler, Azeriler, Çeçenler, Dağıstanlılar, Çerkezler ve Gürcüler de dâhil olmak üzere yerli toplulukları ve onların bölge yaşamında bugün hâlâ rol oynayan bölge dışından topluluklarla ilişkileri üzerine yoğunlaşmasıyla da dikkat çekici.

Çalışmayı önemli kılan bir husus da, Kafkas ülkelerinde Rus emperyalizminin rolünü ayrıntılı bir şekilde ortaya koyması.

  • Künye: James Forsyth – Kafkasya, çeviren: Timuçin Binder, Ayrıntı Yayınları, tarih, 912 sayfa, 2019

Uğur Küçükkaplan – Türkiye’nin Pop Müziği (2016)

Türkiye pop müziğinin serencamını detaylıca araştıran, güzide bir kaynak.

Uğur Küçükkaplan’ın çalışması, Türkiye’deki pop müziğe ilişkin ilk müzikolojik araştırmadır.

Popüler Batı müziğinin Tanzimat’tan itibaren Türkiye’deki yansımalarından popun 1970’lerin sonlarında arabeskle etkileşim içerisine girmesine kadar pek çok konu, burada.

Önde gelen pop müzik icracıları, bestecileri, söz yazarları, aranjörler ve çeşitli akımlarından gelen kişilerle yapılmış söyleşiler barındırması ise, kitabın bir başka artısı.

Attilâ Özdemiroğlu, Cihan Sezer, Erhan Bayrak, Garo Mafyan, Nino Varon . Osman İşmen ve

Turhan Yükseler, burada söyleşi yapılan isimlerden.

Kitabın ilk bölümünde, popüler Batı müziğinin Tanzimat’tan itibaren Türkiye’deki yansımaları ele alınıyor ve buradan hareketle pop müziğin ilk örneklerinden bahsediliyor.

Daha sonra 1960’larda ortaya çıkan Türkçe sözlü hafif Batı müziği (aranjman) ve Anadolu-pop akımlarına değiniliyor, bu aşamada pop müziğin gelişimini yön verecek düzeyde etkileyen isimler ve öne çıkan çalışmaları üzerinde duruluyor.

İkinci bölümde, 1970’lerin sonlarında arabeskle etkileşim içerisine girerek dönüşüme uğrayan pop müziğin yeni kimliği ele alınıyor ve bu etkileşimle birlikte müzikal yapısının nasıl dönüştüğü somut örnekler üzerinden inceleniyor.

Üçüncü bölümde, Türkiye’deki pop müziğin gelişim sürecini ve müzikal özelliklerini yansıttığı düşünülen şarkıların bütününe ait notalar yer alıyor.

Dördüncü ve son bölümde ise, Türkiye’de popüler müziğin gelişimine önemli katkılar sağlamış, farklı kuşaklardan müzisyenlerle yapılmış kapsamlı söyleşiler yer alıyor.

Kitabın yoğunlaştığı yıllar 1970’lerin ortaları ile 2000 arasındaki yaklaşık yirmi beş yıllık süreç olsa da, pop müziğin nasıl bir zemin üzerine oturduğunu daha iyi kavramak amacıyla 1950’lerden 1970’lere kadarki dönemde yaşanan önemli gelişmeler üzerinde de duruluyor.

  • Künye: Uğur Küçükkaplan – Türkiye’nin Pop Müziği, Ayrıntı Yayınları, müzik, 516 sayfa, 2016

Patrick Doorly – Sanatta Hakikat (2019)

Sanat bir değer yansıtır.

İnsan yapımı bir eser, biz o eserin niteliğini fark edip algılayabildiğimiz ölçüde sanat eserine dönüşür.

Kötü bir sanat eseri, tıpkı kötü beceri ifadesi gibi bir oksimorondur, birbiriyle çelişen terimlerin bir arada kullanılmasıdır.

Sanatta değeri yansıtan ise, ne olursa olsun güzellik, mükemmellik ve niteliktir.

İşte Patrick Doorly de, Güzel ve İyi için çaba sarf ederek kültürümüzü oluşturmuş ve yeniden şekillendirmiş sayısız sanatçının izini sürüyor ve sanatta güzellik, mükemmellik ve niteliğin ne olduğu üzerine düşünüyor.

Bugün sanatın ne anlama geldiği konusunda şaşkınlık içinde olduğumuzu söyleyen Doorly, bunun en önemli sebebinin de, nitelik kavramını ayırt edici özelliği üzerinden değerlendirmememiz olduğunu belirtiyor.

Kitap da bu noktadan başlıyor ve sonrasında da, sanatla ilgili düşüncelerimizi böylesi düğümler haline getirmiş iplikleri birer birer çözmeye koyuluyor.

Sanatı gizem, estetik, deha, erdem, yüce, romantizm, transandantal sanat, nitelik metafiziği, sanatın kanonları, anti-sanat ve sanatta hakikat kavramlarıyla irdeleyen Doorly,

  • Sanat ve zanaat,
  • Sanatın aydınlanma kategorileri,
  • Sanatta hayal gücü,
  • Filozofların sanat hakkındaki görüşleri,
  • Pirsig’in estetik eleştirisi,
  • Gombrich’in Platon eleştirisi,
  • Hegel ve sanat,
  • Plotinus’un sanat üzerine görüşleri,
  • Sanatta metafizik,
  • Nitelik hakkında sanat tarihçilerinin görüşleri,
  • Mükemmelliğin kanonları,
  • Ve bunun gibi konuları ele alıyor.

Doorly bu konuları tartışırken, aynı zamanda sanat tarihinde iz bırakmış Shakespeare, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Rembrandt, Goya, Shakespeare ve Marcel Duchamp’ın gibi isimlerin eserleri üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Patrick Doorly – Sanatta Hakikat: Niteliğin Dönüşü, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, sanat, 512 sayfa, 2019

Jeremy Brecher – Grev! (2019)

Jeremy Brecher, bize bugüne kadarki ABD emek tarihinin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

İlk kez 1972’de yayımlanan, daha sonra farklı baskılarla güncellenen kitap, 1877’deki Büyük Kargaşa’dan 1977’deki UPS taşımacılar grevine, 1934’te Minneapolis sokaklarından 1960’lardaki Vietnam Savaşına, yoksulluğa ve ırkçılığa karşı kitlesel gösterilerden İllinois Decatur’a ve 1990’ların savaş alanına kadar, kitlesel işçi sınıfı eylemleri ve örgütlenmelerinin kapsamlı bir tarihini sunuyor.

Örgütlü işçilerin ve sınıf temelli toplumsal hareketlerin gücünü bir kez daha gözler önüne seren kitap, emek hareketi ve ABD tarihine önemli ve eleştirel bir perspektif sunmasıyla çok değerli.

Amerika’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana emek tarihi üzerine yayımlanmış en önemli kitaplardan biri olan ‘Grev!’in asıl vazgeçilmezliği ise, hem şirket gücüne hem de sendika bürokrasisine direnen sıradan insanların bakış açısı ve ruhunu yansıtarak tüm sınırları aşan işçi topluluğu dayanışmasını vurgulaması.

  • Künye: Jeremy Brecher – Grev!, çeviren: Tamer Tosun, Ayrıntı Yayınları, emek tarihi, 560 sayfa, 2019

Can Şafak – Necmettin: Bir Devrimcinin Hatırası (2019)

Necmettin Giritlioğlu, Yapı İşçileri Sendikası’nın grevinin başladığı sabah, Aliağa Rafinerisi’nin kapısında vurularak öldürüldüğünde henüz 26 yaşındaydı.

Tarih, 22 Ağustos 1970.

Giritlioğlu, Sendika’nın Genel Başkanı’ydı.

Türkiye’nin hızla 12 Mart faşizmine doğru yol aldığı zorlu yıllardı.

Grevler, direnişler, sürüyordu.

Kavel’de, Kozlu’da, Paşabahçe’de,  Singer’de,  Gamak’ta,  Demir Döküm’de…

15-16 Haziran Direnişi yaşanmış, işçi sınıfı ne kadar örgütlü ve güçlü olduğunu göstermişti.

İşte Can Şafak’ın sözlü tarihe ağırlık veren elimizdeki biyografisi, Necmettin Giritlioğlu’nun kısa ama dolu dolu yaşanmış hayatının izini sürüyor.

Yoldaşları, en yakınında bulunmuş dostları ve kardeşleriyle yapılan söyleşilere dayanan kitap, Giritlioğlu’nun hiç bilinmeyen yanlarını, çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını ve mücadelesini aydınlatıyor.

Kitap, aynı zamanda çok güzel bir dönem okuması.

Şafak, solun, işçi hareketinin ve devrimci dalganın yükselmeye başladığı 60’lı yılların ve 1970’in sağlam bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Can Şafak – Necmettin: Bir Devrimcinin Hatırası, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 272 sayfa, 2019

Todd May – Şiddetsiz Direniş (2016)

Şiddetsiz direnişin pasif direnişten farkı nedir?

Kendisi de şiddetsiz kampanyalara katılmış olan siyaset felsefecisi Todd May, bu soruya sağlam yanıtlar veriyor ve daha da önemlisi, felsefi bir bakışla şiddetsizlik, şiddetsizliğin hedefleri ve dinamikleri konularında ufuk açıcı bir tartışma sunuyor.

Önemli eseri ‘Postyapısalcı Anarşizmin Siyaset Felsefesi’yle de bildiğimiz May, ABD’nin Güney Amerika’ya yaptığı müdahaleler, Filistin topraklarındaki İsrail işgali, iş sendikalarına karşı sergilenen negatif tutum, ırkçılık, gey, lezbiyen ve transseksüellerin maruz kaldığı baskı gibi çeşitli konularda duyarlılık gösteren şiddetsiz mücadelelerin bir parçası oldu.

May’in şiddetsizlik üzerine bu felsefi tefekkürü, şiddetsizliğin ve şiddetsiz direniş mücadelelerinin nitelikleri üzerine geniş kapsamlı bir inceleme.

Kitabı, siyasal dönüşüm yaratmanın en etkili yollarından birinin tarihsel gelişimini daha yakından görmek isteyenlere özellikle tavsiye ederiz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Eylemi şiddet içerir hale getiren şey eylemin kendisi değil, neye sebep olduğudur.”

“Kişi, sonunda olmak istediği insan olmalıdır. Daha klişe bir şekilde söyleyecek olursak, olmasını istediğin değişimin kendisi olmalısın.”

“Şiddetsiz protestonun sahip olduğu haysiyetin bir özelliği de, politik eylemi yıkıcı değil, yapıcı bir eylem haline getirmesidir.”

  • Künye: Todd May – Şiddetsiz Direniş, çeviren: Can Kayaş, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2016

Liviu Rebreanu – Umut Toprakları (2019)

Çok güzel haber:

Rumen edebiyatçı Liviu Rebreanu’nun efsane romanı ‘Padurea Spînzuratilor’, ‘Umut Toprakları’ adıyla Türkçede.

Birinci Dünya Savaşı sırasında geçen romanında Rebreanu, ülkesinin sancılı modernleşme sürecinde yaşananları çarpıcı bir şekilde hikâye ediyor.

Geri kalmış Romanya’nın savaş ve devrim, isyan ve kölelik arasında gidip gelen tarihini özgün karakterler ve sıra dışı bir kurguyla hikâye eden roman, özellikle köylülerin modern devrimlerdeki konumlarını tartışmaya açmasıyla dikkat çekiyor.

Ayrıca savaş üzerine yazılmış çok iyi bir metin olarak ‘Umut Toprakları’, savaşın toplumda yarattığı tahribatı ustaca ortaya koyuyor.

  • Künye: Liviu Rebreanu – Umut Toprakları, çeviren: Gülen Aktaş, Ayrıntı Yayınları, roman, 496 sayfa, 2019