Enzo Traverso – Modern Barbarlığın Eleştirisi (2024)

Enzo Traverso, Yahudi karşıtlığı, modernite ve Holokost arasındaki ilişkileri inceliyor.

Kitabın farklı bölümleri Avrupalı Yahudilerin yok edilmesinin çeşitli boyutlarını, tarihsel belleğe ilişkin yaklaşımları ve antisemitizmin doğasına dair sol tartışmaları anlatıyor.

Frankfurt Okulu’nun eleştirel teorisinden ve Walter Benjamin gibi bir düşünürün heterodoks Marksizminden ilham alan Traverso, Auschwitz’ten sonra eleştirel düşüncenin ilerleme kavramını yeniden ele alması gerektiğini savunuyor.

  • Geçmişten günümüze tarihsel anlamda bir ilerleme sürecinde olduğu varsayılan Batı medeniyetinin önde gelen temsilcilerinden biri olan Almanya, Auschwitz’e imza attığında bu ilerleme bir kesintiye mi uğramıştı yoksa Auschwitz, Aklı, özgürleştirici bir güç olmaktan çıkarıp bir tahakküm ve terör aracına dönüştüren uzun bir Batı medeniyeti yolunun doruk noktası mıydı?
  • Hitler’in yaklaşım ve yöntemleri ayrık birer olgu muydu yoksa tüm Avrupa’nın sınıf ve ırk kökenli dürtülerinin özünü mü yansıtıyordu?
  • Auschwitz’in Yahudi toplumunda yarattığı refleks İsrail Devleti’nin nasıl bir yol izlemesine neden oldu ve gelecekte neler olabilir?

Enzo Traverso, bu soruları yanıtlamaya çalışıyor.

  • Künye: Enzo Traverso – Modern Barbarlığın Eleştirisi: Faşizm, Antisemitizm ve Tarihin Kullanımı Üzerine Makaleler, çeviren: Selim İ. Kabak, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 208 sayfa, 2024

Lewis Mumford – Teknoloji ve Uygarlık (2024)

Teknolojik değişimin insani boyutlarını inceleyen herhangi bir araştırmacı eninde sonunda Lewis Mumford’la karşılaşacaktır.

Mumford, konuyla ilgili çığır açıcı, ileri görüşlü yaklaşımlarıyla, modern materyal kültürün merkezindeki temel inanışlar ve etik ikilemler üzerinde düşünmemize yardımcı olacak geniş bir entelektüel kaynak sunar.

Bu konudaki kitaplarından ilki olan ‘Teknoloji ve Uygarlık’, yirminci yüzyılın başlarındaki akademik geleneklere açıkça meydan okudu ve teknoloji merkezli yaşamın doğurduğu beklentiler hakkında onlarca yıldır süren canlı tartışmalara zemin hazırladı.

Mumford bizi her biri paradigma niteliğinde bir dizi büyüleyici bölümden geçirirken makineye dair “büyük anlatıyı” sunar.

Makineyi, teknolojiyi, teknolojinin insan ruhu üzerindeki etkisini, yarattığı insan tipini, ortaya çıkardığı toplumsal sınıfları, bu sınıfların birbiriyle ilişkisini belki de eşi benzeri görülmemiş bir netlikle gözler önüne serer.

Kent planlamasından kültür ve sanat tarihine, teknolojiden toplumsal eleştiriye uzanan geniş bir alanda çalışmış olan Amerikalı düşünür Lewis Mumford’un başyapıtlarından biri olan ‘Teknoloji ve Uygarlık’, okuyucuyu kendi modern varoluşunun gerçeklerini, kökenlerini, çelişkilerini, yanlışlarını, doğrularını ve teknolojiyle ilişkisini irdelemeye davet ediyor.

  • Künye: Lewis Mumford – Teknoloji ve Uygarlık, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 480 sayfa, 2024

Richard Marsden – Sermayenin Doğası (2024)

Sanallığı benimsememize karşın sahiciliğe özlem duyuyoruz.

Geleceğe hızla atılmamıza rağmen geçmişin hasretini çekiyoruz.

‘Sermayenin Doğası’, toplumsal yaşamın mekânsal ve zamansal koordinatlarındaki süregelen rahatsızlığın tam ortasındaki bu gerilimi açıklamayı amaçlar.

Bunu, Marx ve Foucault’yu eleştirel gerçekliğin merceğinden tekrar okuyarak ve toplumsal teorilerinin esastan uyuşmadığı yönündeki yaygın kanıyı altüst ederek yapar.

Netice Marx’ın “toplumsal üretim ilişkileri” ile Foucault’nun “disipline eden iktidarı” arasında konumlanan aydınlatıcı bir sentezdir.

Yazar bu sentezden eylem kapasitemizin maddi nedeninin bir modelini inşa eder: sermaye, toplumun genetik kodu.

Kitapta Foucault’nun iktidar kavramı Marx’ın analitiğinin merkezine yerleştirilir.

İktidar mantığı ve değer yasası; disipline eden teknolojiler ve sermaye birikiminin genişleyip yükselen sarmalları iç içe geçerek birbirine karışır.

Foucault iktidarın “nasılını” Marx ise “nedenini” açıklar.

Kitapta ikisinin birlikte postmodernitenin koşullarını şekillendiren geçerli üretim ilişkilerinin etkin mantığını tanımladıkları öne sürülüyor.

Kavramsal açıdan özgün ve açıkça yazılmış bu ikonoklastik eser; toplum, iktisat ve siyasal teori ile eleştirel organizasyon, yönetim çalışmaları ve postmodernizm alanlarında okuyan ve araştıranlarca hoşnutlukla karşılanacaktır.

  • Künye: Richard Marsden – Sermayenin Doğası: Foucault’dan Sonra Marx, çeviren: Yunus Emre Ceren, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 352 sayfa, 2024

Dominic Pettman – Libido Zirvesi (2024)

Libidonuzun karbon ayak izi nedir?

Bu son derece özgün kitapta Dominic Pettman, insan arzusu ve ekolojik krizin karşılıklı etki ve sonuçlarını inceliyor.

Pettman’ın anlatısı basit ama şaşırtıcı bir gözleme dayanıyor: Dünya nüfusu arasında libidonun azalması, insan cinsel dürtüsünün kaybı, dünya çapında çevrenin tahribatını yakından takip ediyor.

Antroposen’in ortaya çıkışı erosun azalmasına, cinsel haz ile insan üremesi arasındaki bağın zayıflamasına ve dolayısıyla potansiyel olarak insan neslinin tükenmesine yol açıyor.

Birbirimizle anlamlı bir şekilde ilgilenme kapasitemizin yerini huzursuz, teknolojik olarak geliştirilmiş bir zombi dürtüsü alıyor.

Zamanımızın çevresel krizi aynı zamanda ve eş zamanlı olarak insan üremesinin ve kişiler arası yakınlığın da krizidir.

Freud’un ‘libidinal ekonomi’ dediği şey libidinal ekolojiye dönüşmüştür.

Georges Bataille’dan Donna Haraway’e kadar çok çeşitli düşünürlerin çalışmalarından yararlanan Pettman, bu gelişmeyi eko-cinsellik, poliamori ve diğer ‘libidonun yeşillenmesi’ vakalarına yönelik yeni kültürel ilgiyle ilişkilendirerek libidonun zirvesinin sonuçlarını araştırıyor.

Azalan arzuya dair incelikli bir teoriyi cinsel metaların kültürel analizleriyle birleştiren Pettman’ın yirmi birinci yüzyıl yaşamının arzu halleri anlaşılır ve özgün bir bakışla ele alıyor.

  • Künye: Dominic Pettman – Libido Zirvesi: Seks, Ekoloji ve Arzunun Çöküşü, çeviren: Oya Gürbahçe Teoman, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 160 sayfa, 2024

Peter Singer, Jim Mason – Aslında Ne Yiyoruz, Nasıl Yiyoruz? (2024)

Modern çağın çığır açan ahlak felsefesi filozoflarından Peter Singer, bu kez satın aldığımız ve tükettiğimiz yiyecekler konusunu ele alıyor ve son derece mühim sorular soruyor: Yediklerimiz nereden geliyor, nasıl üretiliyor ve insancıl bir şekilde yetiştiriliyor mu?

Birlikte yazdıkları ‘Hayvan Fabrikaları’nın ardından yeniden bir araya gelen Peter Singer ve Jim Mason, yiyecek tercihlerimizin insanlar, hayvanlar ve çevre üzerindeki etkilerini araştırmak için sarsıcı bir serüvene çıkıyor.

Singer ve Mason, bu serüvene beslenme şekilleri birbirinden tamamen farklı üç Amerikalı ailenin yeme alışkanlıklarını inceleyerek başlıyor ve tükettikleri yiyeceklerin kaynağına giderek, üretim ve pazarlama aşamalarında gündeme gelen ahlaki meseleleri irdeliyor.

Satın aldığımız ürünlerdeki “Organik” ve “Adil Ticaret” gibi etiketlerin geçerliliğini araştırırken, tesislerdeki işçilerin çalışma koşullarını gözler önüne seriyor.

‘Aslında Ne Yiyoruz, Nasıl Yiyoruz?’, organik çiftçilik, adil ticaret, fabrika çiftçiliği ve ticari balıkçılık gibi meseleleri tüm ayrıntılarıyla ele alırken; sürdürülebilirliğin karmaşık dinamiği, genetiği değiştirilmiş organizmalar üzerine süregelen tartışmalar ve yerel alışveriş gibi konuların artılarını ve eksilerini değerlendiriyor.

Herkesin vejetaryen olmayacağının farkında olan Singer ve Mason, yine de beş basit ilkeyle bizlere sağlıklı ve daha insani seçimler yapabilmenin yollarını gösteriyor.

  • Künye: Peter Singer, Jim Mason – Aslında Ne Yiyoruz, Nasıl Yiyoruz?: Gıda Tercihlerimiz Neden Önemli?, çeviren: Pelin Sertoğlu Hız, Ayrıntı Yayınları, beslenme, 416 sayfa, 2024

Peter Singer – Hayvan Özgürleşmesi Hemen Şimdi (2024)

Çok az kitap yaklaşık 50 yıl boyunca güncelliğini korur ve ilk yayımlandığından bu yana sürekli basılmaya devam eder.

1975’teki ilk yayımlanmasından bugüne, elinizdeki çığır açıcı çalışma, milyonlarca insanı “türcülüğün” varlığına karşı uyardı ve dünya çapında, hayvanlara karşı tutumumuzu değiştirmeyi ve onlara yaptığımız zulümleri ortadan kaldırmayı amaçlayan bir harekete ilham verdi.

‘Hayvan Özgürleşmesi Hemen Şimdi’de Singer, günümüzün “endüstriyel çiftliklerinin” ve ürünlerin test edilme işlemlerinin tüyler ürpertici gerçeklerini açığa çıkarıyor, bunların ardındaki sahte gerekçeleri yok ediyor ve bize, ne kadar acı bir şekilde yanıltıldığımızı gösteriyor.

Singer, kitabın ilk yayımlandığı günden sonra ilk kez temel argümanlara ve örneklere dönüp bizi şimdiki ana getiriyor.

Baştan aşağı gözden geçirilen bu baskı, Avrupa Birliği’nde ve ABD’nin çeşitli eyaletlerinde yapılan önemli reformları da kapsıyor ancak diğer taraftan Çin’de hayvansal ürünlere yönelik talebin artması nedeniyle endüstriyel çiftçilikteki devasa genişlemenin etkisini bize gösteriyor.

Et tüketimi bugün çevreye ciddi zarar veriyor ve COVID-19’dan bile daha kötü yeni virüslerin yayılma riskini artırıyor.

‘Hayvan Özgürlüğü Hemen Şimdi’, günümüzün en derin çevresel, sosyal ve ahlaki sorununa alternatif çözümler de içeriyor.

İkna edici bir biçimde vicdanlara ve adalet duygusuna seslenen bu çağrı ona şüpheyle bakanlar için de destek vermeye hazır kişiler için de okunması zorunlu bir eser.

  • Künye: Peter Singer – Hayvan Özgürleşmesi Hemen Şimdi, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, hayvan, 368 sayfa, 2024

Tobias Hürter – Belirsizlik Çağı (2024)

Yirminci yüzyılın en önemli fizikçileri, fiziğin bugün hâlâ tam olarak kavrayamadığımız yeni bir dünya görüşüne yol açan, hayal bile edilemeyen bir bilimsel dalgalanmayı tetiklediler.

Marie Curie, Max Planck, Niels Bohr, Werner Heisenberg, Erwin Schrödinger ve Albert Einstein sadece fizikte devrim yaratmakla kalmadılar; dünyamızı ve içinde yaşadığımız gerçekliği yeniden tanımladılar.

Ancak görelilik ve kuantum mekaniği çağı aynı zamanda savaşlar ve devrimler çağıydı da.

Örneğin radyoaktivitenin keşfi bilimde devrim yarattı ama sonuçta Hiroşima ve Nagazaki felaketine yol açtı.

‘Belirsizlik Çağı’nda Tobias Hürter, fiziğin altın çağına ve onun göz kamaştırıcı, kusurlu ve unutulmaz kahramanlarına hayat verirken, dünyada olup bitenlerle bilimin nasıl sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu anlatıyor.

Çünkü dünyayı değiştirmeden görmek mümkün değildir…

  • Künye: Tobias Hürter – Belirsizlik Çağı: Fiziğin Parlak ve Karanlık Yılları (1895-1945), çeviren: Levent Tayla, Ayrıntı Yayınları, bilim, 336 sayfa, 2024

Mark Bertness – Uygarlığın Kısa Bir Doğa Tarihi (2024)

Kim olduğumuza, nereden geldiğimize, nereye gittiğimize dair yeni ve cesur bir anlayış sunan ekolojist Mark Bertness, insanlığın ve uygarlığın yeryüzündeki başka diğer yaşamları da yaratan öz örgütlenme, evrimsel adaptasyon ve doğal seçilimin ürünü olduğunu savunur.

Yazar ‘Uygarlığın Kısa Bir Doğa Tarihi’nde iki milyar yıl önceden günümüze kadarki evrimsel süreci takip ederek, rekabet ve işbirliğinin karşıt güçlerinin günümüz insanlarına, hayvanlara ve bitkilere nasıl yön verdiğinin hikâyesini anlatır.

Dünya üzerindeki insan etkisinin hiç olmadığı kadar arttığı günümüz koşullarında dünyaya ve birlikte yaşadığımız tüm canlılara ne kadar bağlı olduğumuzun anlatılması özellikle önemlidir.

Çünkü bu anlatı hem bencillik ve rekabet söylemini aşar hem de geleceğe dair yeni kavrayışlar edinmemizi sağlar.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitabı, geçtiğimiz yarım yüzyılda bilimcilerin ve akademisyenlerin doğal dünya, evrim ve bizim hakkımızda öğrendiklerini aktarmak için yazdım. Umudum, dünyadaki diğer organizmalara ve karmaşık sistemlere ne kadar bağımlı ve ilişkili olduğumuzu fark etmemiz ve bunun da evrimin sadece bir rekabet olduğu yolundaki düşüncemizi değiştirmesidir.”

  • Künye: Mark Bertness – Uygarlığın Kısa Bir Doğa Tarihi, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Ayrıntı Yayınları, tarih, 352 sayfa, 2024

Andrea Wulf – Muhteşem İsyankârlar (2024)

Bugün ayaklarımızın altındaki fikirleri oluşturmuş filozof, sanatçı ve düşünürlerden kurulu Jena Ekibi üzerine harika bir çalışma.

‘Muhteşem İsyankârlar’, Almanya’nın en parlak zihinlerinin yaşamlarını ve aşklarını ortaya koyuyor: Goethe, Schiller, Fichte, Novalis, Schlegel, Schelling ve Hegel.

Küçük üniversite şehri Jena’da çevrenin merkezinde Caroline adında özgür ruhlu, üç kez evlenmiş bekâr-ruhlu, yaşamı tamamen ona ait bir anne vardı.

Caroline, Andrea Wulf’un ruh eşi.

Bu durum, yazar ve konunun mükemmel bir eşleşmesi: Şen, yaşamı olumlayan, özgürlük sevdasına sahip bir güç.

Andrea Wulf geçmişteki olayları şimdide yaşanıyormuş gibi hissettiren nadir tarihçilerden ve insan yüreğinin sürükleyici hikâyelerindeki uzak yaşamları dönüştürüyor.

‘Muhteşem İsyankârlar’, bizi özgür iradenin, bireysel yaratıcılığın ve özgürlüğün muazzam olanakları ile muazzam riskleri üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Andrea Wulf – Muhteşem İsyankârlar: İlk Romantikler ve Benin Keşfi, çeviren: Bartu Şanlı, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 496 sayfa, 2024

Kevin J. Wetmore Jr. – Ölü Yiyiciler (2024)

Bu kitaptaki canavarların ve tarih boyunca görülen yamyamlık vakalarının da ortaya koyduğu üzere, bizler de besin zincirinin bir parçasıyız.

Parçalara ayrılıp yenebileceğimiz, sindirilebileceğimiz ve dışkılanabileceğimiz gerçeğinden rahatsız oluyor ve bunu korkutucu buluyoruz.

Böylece bunu wendigoların, hortlakların, aswangların ve diğer şeytani yaratıkların yaptığını hayal ediyor, onları kendimizden uzaklaştırıyor, bu durumu daha az gerçek kılıyor (ya da en azından başkasının başına geldiğini hayal ediyoruz, kendimizin değil) ve aynı anda da yamyam katilleri ünlü konumuna yüceltiyoruz (kendimizden uzaklaştırıyoruz).

Yamyamlığın nadir olduğunu, hortlakların, aswangların ve wendigoların artık var olmadığını düşünerek rahatlıyoruz.

Ancak diğer tüm ceset yiyiciler gibi, onlar da gölgelerde saklanıyor, geri dönmek ve korkularımızı körüklemek için fırsat kolluyorlar.

Dünya üzerindeki her kültürde, insan yiyen canavarlara dair anlatılara tanık oluruz.

Grendel’den ortaçağda bir yamyam olan Sawney Bean’e; antik İran’daki gulyabanilerden Teksas Katliamı’na kadar, bu varlıkların insanları yediği her hikâye, evrensel ve bir o kadar da korkutucu nitelikler taşır.

Bu kitapta Kevin J. Wetmore Jr., hortlaklar, yamyamlar, wendigolar ve insan etiyle ziyafet çekmeyi seven diğer varlıklar da dahil olmak üzere ölü yiyen canavarların tamamına yer veriyor.

Mitolojiden başlayarak tarihe ve çağdaş popüler kültüre yönelen Wetmore, antik Yunan tanrılarının insanlarla beslenme hikâyelerinden, Tibet’teki gökyüzü cenazelerine; Zerdüştlükten modern toplumlardaki gerçek yamyamlık vakalarına kadar görünüşte insanlık dışı olan bu eylemleri inceleyerek ‘Ölü Yiyiciler’de, ceset yiyenlerin bizlere insan doğası ve en derin korkularımıza dair pek çok şey öğretebileceğini ortaya koyuyor.

Wetmore, temel bir geri dönüşüm niteliğinde olan yamyamlığın etkileyici hikayesini kaleme almış.

Bir canlının kendi türünü yemesinin tabu olan bu tarihi, görmezden gelinemeyecek ya da hafızalardan silinemeyecek bir enkaz niteliğinde.

Eser iki boyutlu; yalnızca bizlerde kalıtsal olarak bulunan yenme korkusunu değil, aynı zamanda kendimizin de birer yamyam olma potansiyeline dair kaygımızı da irdeliyor.

  • Künye: Kevin J. Wetmore Jr. – Ölü Yiyiciler: İnsan Yiyen Canavarlar Hakkında Mitler ve Hikâyeler, çeviren: Selin Kurugül, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 224 sayfa, 2024