Jane Austen – Mansfield Park (2008)

‘Mansfield Park’, Jane Austen’in olgunluk dönemi romanlarından.

Bu eser de, Austen’in ‘Emma’ ve ‘Aşk ve Gurur’ gibi romanlarıyla beraber, dünya edebiyatının en önemli klasikleri arasında sayılıyor.

Austen romanında, zina konusunu tartışmaya açıyor.

Huzur içinde yaşayan bir aile, bir zina olayı yüzünden birbirine girer.

Önceleri silik, içekapanık bir kız olarak karşımıza çıkan Fanny Price karakteri, ilerleyen sayfalarda, zinanın beraberinde getirdiği yıkıcı sonuçlarla cesurca savaşan, oldukça güçlü bir kişiliğe bürünecektir.

Austen, Price’ın bu savaşını, kişisel dünyasını keşfetmesi ve çevresinden gelen baskılara karşı koyarak kişiliğine sahip çıkması çerçevesinden veriyor.

  • Künye: Jane Austen – Mansfield Park, çeviren: Nihal Yeğinobalı, Can Yayınları, roman, 483 sayfa

Etgar Keret – Uzun Yeleli Kedi Çocuk (2017)

Romanları ve öyküleriyle dünya çapında övgü kazanmış Etgar Keret’ten bir çocuk hikâyesi.

‘Uzun Yeleli Kediçocuk’ bir baba-oğul ilişkisi üzerinden ilerleyen bir kitap.

Hikâyenin asıl özgünlüğü, olayları çocuk anlatıcısının gözünden vermesi.

Yazar bunu yaparken de, çocukların kendilerine has akıl yürütmelerini ve sınırsız hayal güçlerini yetkin bir üslupla yansıtıyor.

Çok çalışan, her zaman meşgul babası ile ilişkisini sorgulamaya başlayan çocuk, kendi hayal âleminde Uzun Yeleli Kediçocuk adında, bambaşka bir karakter yaratmaya başlar.

Kahramanımız, bu yeni karakterin kişiliği ve davranışları üzerine araştırmalar yapmaya koyulur.

İşin ilginci, bu karakter bir zaman sonra, çocuk ile babası arasındaki ilişkide çok yapıcı bir rol üstlenecektir.

Keret’in eserlerinde kara mizah öne çıkarken ‘Uzun Yeleli Kediçocuk’a muzip ve keyifli bir tarz egemen.

Aviel Basil’in özgün resimleri de, hikâyeye zengin bir boyut katmakta.

  • Künye: Etgar Keret – Uzun Yeleli Kedi Çocuk, resimleyen: Aviel Basil, çeviren: Mahir Ünsal Eriş, Can Yayınları, çocuk, 120 sayfa

Wolfgang Borchert – Kapıların Dışında (2017)

‘Kapıların Dışında’, Wolfgang Borchert’in tek oyunu ve trajik bir tesadüfle, yazarın ölümünden bir gün sonra sahnelenmişti.

Anti militarist yönleri baskın olan oyun, savaştan dönen Beckmann’ın hikâyesini anlatıyor.

Beckmann, 2. Dünya Savaşı’nda her nasılsa hayatta kalabilmiş “şanslı” insanlardan biri olarak nihayet ülkesine geri döner.

Fakat ne yazık ki, arkasında bıraktığı hiçbir şey, eskisi gibi değildir.

Ne yaşadığı şehir, ne evi ne de eşi…

İşin trajik tarafı, bu değişim sadece fiziksel anlamda değildir.

İnsanlar da artık farklılaşmış, adeta Beckmann’ın tanıyamadığı bencil varlıklar haline gelmiştir.

Bu süreçte bunalıma giren kahramanımız, hayata karşı nihilist bir tutumun tüm kişiliğini adım adım ele geçirmeye başladığını keşfeder.

İkinci Dünya Savaşı’nın toplumda ve bireyde yarattığı devasa yıkımı yetkin karakter analizleriyle tasvir eden bir oyun.

Behçet Necatigil’in bir o kadar muhteşem çevirisiyle!

  • Künye: Wolfgang Borchert – Kapıların Dışında, çeviren: Behçet Necatigil, Can Yayınları, oyun, 120 sayfa

Aimee Bender – Kendime Ait Görünmez Bir İşaret (2014)

Kısa bir süre önce Türkçede ‘Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü’ kitabı yayımlanan Aimee Bender ‘Kendime Ait Görünmez Bir İşaret’te, yaşadığı bir trajedinin ertesinde tüm gelecek planlarını değiştiren ve kendini matematiğin gizemli dünyasına adayan genç bir kadının yaşadıklarını anlatıyor.

Mona Gray, sporculuğunu örnek aldığı babasına hayrandır.

Günün birinde babası hastalanınca, bir atlet olmak idealinden vazgeçen Gray, yönünü, bir anlamda kendisini dış dünyaya tümüyle kapatacak matematiğe döner.

Genç kadın, babasının hızla yaklaşan ölümünü engellemek içinse, sıra dışı ve soğukkanlı bir planı uygulamaya koyar.

  • Künye: Aimee Bender – Kendime Ait Görünmez Bir İşaret, çeviren: Sibel Sakacı, Can Yayınları, roman, 251 sayfa

Rachel Kushner – Alev Püskürtenler (2014)

Rachel Kushner ‘Alev Püskürtenler’de, hız tutkusunun sınır tanımadığı Reno’nun 1970’li yılların New York bohem sanat camiasında yaşadıklarını hikâye ediyor.

Yirmili yaşlarında genç bir kadın olan Reno, bir sanat faaliyeti olarak motosikletiyle Tuz Düzlüğü üzerinde bıraktığı izleri fotoğraflamıştır.

Genç kadının şimdiki amacı, bu fotoğrafları 1970’li yıllarda bohem hayatın öncülüğünü üstlenmiş New York’ta sergilemektir.

Bu amaçla şehre gelen Reno kendini, parıltılı bir sanat çevresinin içinde bulacaktır.

Burada karşılaştığı kişilikler ve bizzat cafcaflı bir şehir olarak New York, Reno’nun tekdüze hayatına renk katacak, onun için sıra dışı bir deneyim olacaktır.

  • Künye: Rachel Kushner – Alev Püskürtenler, çeviren: Suat Ertüzün, Can Yayınları, roman, 503 sayfa

Tayfun Atay – Parti, Cemaat, Tarikat (2017)

2002’de AKP iktidara geldiğinde, o günlerden şimdinin en hafif tabiriyle “tedirgin” günlerine geleceğimizi kimse hayal etmemişti.

Toplumsal ayrışmanın ve kutuplaşmanın, Türkiye tarihinde eşi görülmemiş bir boyuta ulaşmasından bahsediyoruz.

Oysaki AKP liberal, demokratik ve özgürlükçü vaatlerle iktidara gelmişti.

İşte, sosyal antropoloji alanındaki önemli katkılarıyla bildiğimiz Tayfun Atay’ın elimizdeki kitabı, AKP’nin söz konusu dönüşümünün nitelikli bir panoramasını sunmasıyla önemli bir rol üstlenmekte.

Alt başlığı, ‘2000’ler Türkiye’sinin Dinbaz-Politik Seyir Defteri’ olan kitap, siyasal İslamın laik Türkiye’deki serencamını, iyi düşünülmüş ayrıntılar ve dozu da gayet iyi ayarlanmış eleştirel bir perspektifle izliyor.

Ülkenin son on beş yılda yaşadığı dönüşümleri kültür, kimlik ve yaşam biçimi bağlamında irdeleyen sağlam bir kitap.

  • Künye: Tayfun Atay – Parti, Cemaat, Tarikat, Can Yayınları, siyaset, 200 sayfa

Vanessa Walder – Kurtlarla Uluyan Kuzu (2017)

Çok sayıda çocuk ve gençlik romanı bulunan Alman yazar Vanessa Walder’den bir arayış hikâyesi.

Romanın başkahramanı Ham, kendini kurt olarak bilir.

Yalnız bildiğimiz kurtlara hiç benzemiyor.

Bir defa, fazlasıyla pofuduk: Tam bir tüy yumağı…

Ayrıca taviz vermez bir vejetaryen.

Üstüne üstlük, sivri dişleri dahi yok!

Günün birinde, ormanın geveze baykuşunun ağzından, kurtların sürü halinde gezdiği ve beraber avlandığı gibi densiz bir laf çıkar.

Bu söz, Ham’ın gerçekte kim olduğuyla ilgili şüphelere gark olmasına sebep olur.

Kahramanımız, şüphelerini aydınlatmak için ait olduğu söylenen sürüyü bulmak için yola koyulur.

Bu yolculuk hem tehlikeli hem de komik maceralara açılan ilginç bir deneyim olacaktır.

Bir zaman sonra Ham’ın yolu, bir çiftliğe düşer.

Ve burada, bir kuzuyla tanışır.

İkili arasında olağanüstü bir dostluk başlar.

Ve Ham da, aklındaki sorulara yanıt bulur.

Aslında en iyisi Ham’a kulak vermek.

Çünkü onun şarkısı her şeyi özetliyor.

“Benim adım Ham,

Bir kurt ya da kuzu olurum.

Canım hangisini isterse, o olurum.

Çünkü aslında ben… Sadece benim.”

  • Künye: Vanessa Walder – Kurtlarla Uluyan Kuzu, resimleyen: Zapf, çeviren: Genç Osman Yavaş, Can Yayınları, 208 sayfa

Deniz Kavukçuoğlu – “Sen Vatan Haini misin, Baba?” (2008)‏

Deniz Kavukçuoğlu’nun anıları…

“Sen Vatan Haini misin, Baba?”, siyasi düşüncesi ve muhalif duruşu nedeniyle ülkesinden ayrı yaşamak zorunda kalan bir aydının yaşadıklarını, samimi ve yetkin bir üslupla anlatıyor.

Kavukçuoğlu’nun sürgün dönemleri 12 Eylül darbesiyle başlayıp, tamı tamına yirmi iki yıl sürdü.

Yazar anılarında, Türkiye yurttaşlığından atılmış, anayurduna bir türlü dönemeyen ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde sürgün hayatı yaşamak zorunda kalan bir aydının duygu dünyasına, yaşadıklarına iniyor.

Kavukçuoğlu’nun anıları, Türkiye yakın tarihinde yaşanmış pek çok olaya da açıklık getiriyor.

  • Künye: Deniz Kavukçuoğlu – “Sen Vatan Haini misin, Baba?”, Can Yayınları, anı, 407 sayfa

Emine Uşaklıgil – Bir Şehri Yok Etmek (2014)

AKP tarafından ısrarla yürütülegelen kentsel dönüşüm pratiklerini, şehrin neredeyse her noktasına yayılmış rant hırsını ve bu yıkımın İstanbul’un geleceğine yapacağı korkutucu etkileri adım adım izleyen bir inceleme.

Emine Uşaklıgil, çok farklı kaynaklardan beslenerek zenginleştirdiği kitabında, kentsel dönüşüm politikalarının ardındaki etkenleri kapsamlı bir dökümünü yapıyor.

Kitap TOKİ’nin hangi siyasi ve ekonomik aşamalardan geçerek “inşaatın efendisi” haline geldiğini; İstanbul’un Sulukule, Balat, Tarlabaşı, Süleymaniye ve Ayazma gibi mekânlarında yürütülen kentsel dönüşüm uygulamalarının akıl almaz ve çoğu zaman pervasız boyutlarını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Bir Şehri Yok Etmek, Emine Uşaklıgil, Can Yayınları, inceleme, 262 sayfa

Yorgos Theotokas – Leonis (2008)

 

‘Leonis’, İstanbul’da doğan, bu şehri çok seven, fakat 1922 yılında, savaşın beraberinde getirdiği sıkıntılar nedeniyle buradan ayrılmak zorunda kalan Yorgos Theokas’ın, çocukluğunun İstanbul’unu anlatan romanı.

Hikâye Leonis’in bu kadim şehirdeki çocukluğunu ve adım adım büyümesini anlatırken bilhassa İstanbul’a sahici ve duygusal güzellemeleriyle öne çıktığını söyleyebiliriz.

Leonis çocukluğunun en mutlu, rüya gibi yıllarını İstanbul’da geçirdikten sonra 1922 yılında köklerinden koparak Atina’ya yerleşir.

  • Künye: Leonis, Yorgos Theotokas, çeviren: Damla Demirözü, Can Yayınları, roman, 194 sayfa