Serhat Öztürk – Selanik (2012)

 

Serhat Öztürk, genişletilmiş bir baskıyla yeniden yayımlanan elimizdeki kitabında, Büyük İskender’in kızkardeşinin adını taşıyan, 2 bin 500 yıllık Selanik’in dününü ve bugününü anlatıyor.

Şehrin koruyucu Azizi Ayios Dimitrios’un kilisesi, meşhur Selanik kalesi, Tsinari’deki tavernalarla dolu meydan, şehrin en popüler yeri olan kordon boyu, Aşağı Selanik’in turistik mekânı Aristotelaus Meydanı ve şehirdeki Roma, Bizans, Osmanlı ve Helen mimarisinden örnekler, kitapta karşımıza çıkan birkaç durak.

Öztürk bunun yanı sıra, Selanik’in simgesi olmuş isimler ile şehirdeki kültürel ve dini zenginliği de okurlarına sunuyor.

Görenlerin “Tıpkı eski İzmir” dedikleri Selanik, Osmanlı’dan kalan izlerle, tanıdık yemekleri ve müziğiyle, Mini Ouzo ile demlenen akşamcılarıyla sıcak bir kent.

Öztürk akıcı bir üslupla kaleme aldığı kitabında Selanik’i, tarihi, sanatı, müziği, mimarisi, yemekleri, ilginç şahsiyetleri, simge mekânlarından Beyaz Kule’si ve daha pek çok yönüyle okurlara sunarken, bu kentin küçük olmasına rağmen barındırdığı muazzam zenginlikleri gözler önüne seriyor.

Ayrıca, Selanik’e dair çok sayıda fotoğrafın da, kitabın zenginliğine katkıda bulunduğunu belirtelim.

  • Künye: Serhat Öztürk – Selanik, Can Yayınları, Can Yayınları, şehir, 189 sayfa

İzak Babel – Kızıl Süvariler (2012)

  • KIZIL SÜVARİLER, İzak Babel, çeviren: Ergin Altay, Can Yayınları, öykü, 200 sayfa

 

İzak Babel’in toplu öykülerinin ilk cildi olan ‘Odessa Öyküleri’, bir süre önce bu sayfada gösterilmişti. Türkçede ilk kez eksiksiz bir şekilde yayımlanan ‘Kızıl Süvariler’ ise, Babel’in toplu öykülerinin ikincisi. Yazar bu uzun öyküsünde, gazeteci ve propagandist olarak bizzat yer aldığı, Ekim Devrimi’nin kaderini belirleyen Polonya-Sovyetler savaşını anlatıyor. Şaşırtıcı kurgusu ve canlı karakterleriyle dikkat çeken öykünün diğer bir özelliği, savaş karşıtı metinlerden olması. Babel, savaşın baştan sona bir panoramasını çizerken, bu acımasız kapışmanın insanın kişiliğinde yarattığı yıkımı ince detaylarla resmediyor.

Raymond Carver – Lütfen Sessiz Olur musun, Lütfen? (2012)

  • LÜTFEN SESSİZ OLUR MUSUN, LÜTFEN?, Raymond Carver, çeviren: Ayça Sabuncuoğlu, Can Yayınları, öykü, 253 sayfa

 

20. yüzyıl Amerikan edebiyatının önemli isimlerinden olan Raymond Carver, özellikle kısa öykü türüne getirdiği büyük katkıyla dikkat çekmiş bir yazar. İşte ‘Lütfen Sessiz Olur musun, Lütfen?’, yitik kuşağın bu meşhur ismine ait yirmi iki öyküyü bir araya getiriyor. Carver buradaki öykülerinde sinmiş, acı çeken ve geleceğini kurtaramayacak denli yılmış bireylerin hikâyesini anlatıyor. Amerikan taşrasındaki sıradan insanın yaşamına inen ve bu yaşamda tanık olunan trajedilere soğukkanlı bir şekilde yaklaşan Carver, ardından kendine has maharetiyle, bu olayların  okurun dünyasında silinmez izler bırakmasını sağlıyor.

Stefan Zweig – Montaigne (2012)

  • MONTAIGNE, Stefan Zweig, çeviren: Ahmet Cemal, Can Yayınları, deneme, 122 sayfa

Yetkin biyografi kitaplarıyla da bildiğimiz Stefan Zweig, elimizdeki tamamlanmamış kitabında, dünya edebiyatında denemenin babası olarak bilinen, büyük hümanist Montaigne’e ve onun çağına odaklanıyor. Zweig, yaşamının son yılında, 1942’de kaleme aldığı kitabında, kendisinden yüzlerce yıl önce yaşamış, Rönesans ve hümanizmin mirasçısı olarak insana yaklaşan ve onu sorgulayan Montaigne’in dünyasına iniyor. Zweig, kendi deyimiyle, kitle çılgınlığının doruğa vardığı bir zamanda, insanlığını korumaya çalışanların ne yapmaları gerektiğini, nereden yardım alabileceklerini sorgularken, Montaigne’in düşüncelerine uzanıyor.

Yiğit Bener – Kırılma Noktası (2012)

 

  • KIRILMA NOKTASI, Yiğit Bener, Can Yayınları, roman, 251 sayfa

Türkiye’de yaşanan 17 Ağustos Körfez depreminde, resmi kayıtlara göre yirmi bin kişi öldü. Yiğit Bener elimizdeki romanında, başkahramanı Selin aracılığıyla bu felaketin ve felakete neden olan toplumsal yozlaşmanın bir hikâyesini kaleme getiriyor. Bener’in romanı, depremle birlikte alt üst olan hayatlara tanık olan öğretim görevlisi Selin’in, buna dair bir roman yazmaya karar vermesiyle açılıyor. Selin’in kurgusu, üç ayrı koldan hikâyeyi anlatmaya koyulur. Kısa bir süre sonra yazma deneyimi, genç kadın için büyük bir duygusal çöküntüye ve sistemi baştan sona sarmış devasa çürümeyle bir yüzleşmeye götürecektir.

Yorgo Seferis – Bir Şairin Günlüğü (2011)

  • BİR ŞAİRİN GÜNLÜĞÜ, Yorgo Seferis, çeviren: Alova, Can Yayınları, günlük, 261 sayfa

 

‘Bir Şairin Günlüğü’, Nobel Ödüllü şair Yorgo Seferis’in 1945-1951 arasında tuttuğu günlüklerinden oluşuyor. Seferis’in, 2. Dünya Savaşı’nın bitiminde Yunanistan’ın müteffiklerce kurtarılmasının hemen ardından başlayan günlüğü, Seferis’in büyüdüğü İonya dünyasına yaptığı bir yolculuk ve bu vesileyle yaşamının başladığı yere dönerek, dağılmış dostlarına, ailesine ve “küçük bir lamba gibi söndüğü”nü söylediği uygarlığa dair duygu ve düşünceleriyle sona eriyor. Seferis’in kişisel dünyası ile şiirlerine dair önemli ipuçları veren günlüğün en önemli ilgi alanlarından birinin, çok sevdiği ünlü şair Konstantin Kavafis olduğunu söyleyebiliriz.

Carlos Fuentes – Bütün Mutlu Aileler (2011)

  • BÜTÜN MUTLU AİLELER, Carlos Fuentes, çeviren: Zeynep Önal, Can Yayınları, roman, 420 sayfa

 

Carlos Fuentes, elimizdeki romanı ‘Bütün Mutlu Aileler’de, ülkesi Meksika’nın aile yapısını masaya yatırıyor. Fuentes, buradaki öyküleri yoluyla, ülkesinin tezatlarla dolu dokusunu tasvir ederken, aynı zamanda evrensel bir insan hikâyesi de ortaya koyuyor. Roman, Meksikalıların bugününü, kendilerini tanımladıkları kimlik anlayışları eşliğinde izlerken, yetkin bir üslupla, bu kimliğin belirleyici unsuru olan travmaların kökenine iniyor. Roman, ailelerin mikro hayatı ekseninde ve farklı kesimleri temsil eden karakterlerinin bakış açısından, Meksika’nın aile yaşamını, alışkanlıklarını, sınıfsal hiyerarşilerini ve ataerkil yapısını irdeliyor.

Cuniçiro Tanizaki – Anahtar (2011)

  • ANAHTAR, Cuniçiro Tanizaki, çeviren: H. Can Erkin, Can Yayınları, roman, 138 sayfa

 

Japon yazar Cuniçiro Tanizaki’nin ‘Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi’ ile aynı dönemde yazdığı ‘Anahtar’, gün geçtikçe birbirinden daha çok uzaklaşan ve birbirlerine söyleyemedikleri şeyleri günlüklerine yazan bir çiftin dokunaklı hikâyesini anlatıyor. Tanizaki’nin savaş sonrasında kaleme aldığı romanı, orta yaşlarını sürmekte olan bir karı-kocanın etrafında döner. Çift, ilişkilerinde kriz yaşamalarına rağmen, bununla yüzleşme cesaretinden uzaktır. Şimdi ellerindeki tek fırsat, söyleyemediklerini günlüklerine yazmaktır. Zira birbirinin günlüklerini okuyan çift için bu metinler, ikisi arasında bir köprü, bir anahtar vazifesi görecektir.

İzak Babel – Odessa Öyküleri (2011)

  • ODESSA ÖYKÜLERİ, İzak Babel, çeviren: Ergin Altay, Can Yayınları, öykü, 374 sayfa

 

‘Odessa Öyküleri’, Rus Yahudisi yazar İzak Babel’in toplu öykülerinin ilk cildi. Burada, Babel’in erken dönem öyküleri, doğduğu Odessa’ya dönüşünde kaleme aldığı öyküleri ve 1925-1938 arasında kaleme aldığı ve çocukluğu ile gençliğinden izler taşıyan otobiyografik öyküleri yer alıyor. Kitap bu yönüyle, Babel’in kısa öykü alanındaki yetkinliğini gözler önüne seriyor. Babel, hem ilk dönem öykülerindeki naif hem de olgunluk dönemindeki daha karmaşık ve parlak öykülerinde, Rus sosyal yaşamının kendine has yönlerini, ustaca gözlemlerle anlatıyor ve fahişelik, ergen hamileliği ve kürtaj gibi yaşadığı toplumda tabu kabul edilen konuları işliyor.

Semih Gümüş – Yazının Sarkacı Roman (2011)

  • YAZININ SARKACI ROMAN, Semih Gümüş, Can Yayınları, eleştiri, 289 sayfa

 

‘Yazının Sarkacı Roman’, eleştirmen Semih Gümüş’ün edebiyatın en vazgeçilmez türü olan romanı irdelediği yazılarından bir derleme. Gümüş burada, Kemal Tahir, Selim İleri, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Latife Tekin, Hasan Ali Toptaş gibi pekçok önemli ismin eserleri aracılığıyla yazarı, onun kurduğu dünyayı ve bu dünyanın barındırdığı gizli ve açık anlamları incelemeye koyuluyor. Ayrıca, romancıların Türkiye’deki sosyal hayata bakışı, roman karakterlerinin temsil ettiği sınıfların yazar tarafından aktarılış biçimi ve bir tür olarak romanın başlangıçtan bugüne Türkiye edebiyatında geçtiği yol, Gümüş’ün ele aldığı ilginç konulardan birkaçı.