İzak Babel – Odessa Öyküleri (2011)

  • ODESSA ÖYKÜLERİ, İzak Babel, çeviren: Ergin Altay, Can Yayınları, öykü, 374 sayfa

 

‘Odessa Öyküleri’, Rus Yahudisi yazar İzak Babel’in toplu öykülerinin ilk cildi. Burada, Babel’in erken dönem öyküleri, doğduğu Odessa’ya dönüşünde kaleme aldığı öyküleri ve 1925-1938 arasında kaleme aldığı ve çocukluğu ile gençliğinden izler taşıyan otobiyografik öyküleri yer alıyor. Kitap bu yönüyle, Babel’in kısa öykü alanındaki yetkinliğini gözler önüne seriyor. Babel, hem ilk dönem öykülerindeki naif hem de olgunluk dönemindeki daha karmaşık ve parlak öykülerinde, Rus sosyal yaşamının kendine has yönlerini, ustaca gözlemlerle anlatıyor ve fahişelik, ergen hamileliği ve kürtaj gibi yaşadığı toplumda tabu kabul edilen konuları işliyor.

Semih Gümüş – Yazının Sarkacı Roman (2011)

  • YAZININ SARKACI ROMAN, Semih Gümüş, Can Yayınları, eleştiri, 289 sayfa

 

‘Yazının Sarkacı Roman’, eleştirmen Semih Gümüş’ün edebiyatın en vazgeçilmez türü olan romanı irdelediği yazılarından bir derleme. Gümüş burada, Kemal Tahir, Selim İleri, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Latife Tekin, Hasan Ali Toptaş gibi pekçok önemli ismin eserleri aracılığıyla yazarı, onun kurduğu dünyayı ve bu dünyanın barındırdığı gizli ve açık anlamları incelemeye koyuluyor. Ayrıca, romancıların Türkiye’deki sosyal hayata bakışı, roman karakterlerinin temsil ettiği sınıfların yazar tarafından aktarılış biçimi ve bir tür olarak romanın başlangıçtan bugüne Türkiye edebiyatında geçtiği yol, Gümüş’ün ele aldığı ilginç konulardan birkaçı.

Fernando Morais – Coelho: Bir Savaşçının Yaşamı (2011)

  • PAULO COELHO: BİR SAVAŞÇININ YAŞAMI, Fernando Morais, çeviren: Samim Sakacı, Can Yayınları, biyografi, 517 sayfa

 

Fernando Morais’in üç yıl boyunca üzerinde çalıştığı elimizdeki kitabı, başta ‘Simyacı’ olmak üzere, ‘Veronika Ölmek İstiyor’, ‘Brida’, ‘Hac’ ve ‘Elif’ gibi romanlarıyla dünya çapında ün kazanmış Paulo Coelho’nun kapsamlı bir biyografisini sunuyor. Coelho’nun yaşamının ayrıntılarına inen Morais, kitap için Coelho’nun özel ilişkilerinden kullandığı ilaçlara kadar birçok detayı araştırmış. Kitapta, Coelho’nun çocukluk ve gençlik dönemi, Amerika’yı keşfetmesi, kitaplarının yazılma süreci, yayıncılarla ilişkisi ve hayatında hangi insanların yer ettiği gibi birçok konu yer alıyor. Coelho’nun filmlerde rol alması ve öğrencilere tiyatro dersleri vermesi gibi, kendisi hakkında pek bilinmeyen bazı detayların da bulunduğu kitapta, Coelho’nun hayatının farklı dönemlerine ait birçok fotoğrafın yer aldığını da belirtelim.

Friedrich Schiller – Hayaletgören (2011)

  • HAYALETGÖREN, Friedrich  Schiller, çeviren: Bilge Uğurlar ve Türkis Noyan, Can Yayınları, roman, 142 sayfa

 

Ünlü Alman oyun yazarı ve şair Friedrich Schiller’in tek roman denemesi olan ‘Hayaletgören’, Venedik’te bir Alman prensinin yaşadığı sıradışı olaylara dayanır. İçine kapanık ve melankolik bir insan olan prens, ülkesinden ayrılarak, kimsenin kendisini tanımadığı Venedik’e gelir. Fakat bu şehir, kısa bir süre sonra prensi baştan çıkaracak; onu gizemli olayların içine çekecektir. Artık prensin sessiz sakin bir hayat yaşaması mümkün değildir. Schiller’in, okültizm, spiritizma, ruh çağırma motifleriyle zenginleştirdiği romanı, kendisinden sonraki yazarlar tarafından edebiyat sahnesine sıklıkla taşınmasıyla, öncü bir eser olarak kabul ediliyor.

Gabriel Garcia Marquez – Mavi Köpeğin Gözleri (2011)

  • MAVİ KÖPEĞİN GÖZLERİ, Gabriel Garcia Marquez, çeviren: Emrah İmre, Can Yayınları, öykü, 124 sayfa

 

‘Mavi Köpeğin Gözleri’, ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez’in on iki öyküsünü bir araya getiriyor. Bu kitap, ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ gibi, dünya edebiyat tarihinin en önemli yapıtlarından birine imza atmış Marquez’in ilk dönem eserlerini bir araya getirmesiyle önemli. Zira Marquez’in 1947-1955 yılları arasında kaleme aldığı bu öykülerin, yazarla adeta bütünleşmiş büyülü gerçekçilik tarzının nüvelerini oluşturduğu da söylenebilir. Yatalak genç bir adam, kedisinin bedenine girmek isteyen bir kadın, ikizinin yokluğuna tahammül edemeyen kardeş ve kurbanını bekleyen ölüm meleği, Marquez’in öykülerinde karşımıza çıkan karakterlerden birkaçı.

Thomas Mann – Değişen Kafalar (2011)

  • DEĞİŞEN KAFALAR, Thomas Mann, çeviren: Kasım Eğit ve Yadigar Eğit, Can Yayınları, roman, 124 sayfa

Thomas Mann ‘Değişen Kafalar’da, güçlü bir dostluğun, aşkın acımasız sınavından geçişini hikâye ediyor. 12. yüzyıldan kalma bir Hint efsanesinden esinlenen Mann’in romanı, farklı kastlardan gelen çelimsiz Şridaman ile yakışıklı Nanda arasındaki sarsılmaz dostlukla açılıyor. Birbirlerini düşkünlük derecesinde seven ikili, günün birinde güzeller güzeli Sita’yla karşılaşacak; gençlerden Şridaman da, bu genç kadınla evlenecektir. Kısa bir süre sonra üç kişi, beraber bir yolculuğa çıkar. Fakat bu yolculuk, üç kişilik bir aşka doğru yol almaya başlayacaktır. Bu tehlikeli ilişki, karakterlerin dostluğunu ve aşklarını sınavdan geçirecektir.

Stefan Zweig – Joseph Fouché: Bir Politikacının Portresi (2007)

  • JOSEPH FOUCHÉ: BİR POLİTİKACININ PORTRESİ, Stefan Zweig, çeviren: Gülperi Sert, Can Yayınları, biyografi, 246 sayfa

 

‘Joseph Fouché: Bir Politikacının Portresi’, Stefan Zweig’ın biyografi yazarlığındaki başarısının doruk noktalarından biri. Zweig burada, Fransız Devrimi’nin en kanlı günlerinde, “Lyon Kasabı” adıyla tarihe geçen Fouché’nin öyküsünü anlatıyor. “Her devrin adamı”, devrimden terör dönemine ve monarşiye kadar siyasetin yönünü belirleyebilmiş Fouché için icat edilmiş bir kavram gibidir. “Fouché, aklını ve iradesini kontrol edebilen, Makyavelist ve gözü kara, her türlü etik ilkeden yoksun, değişen ideolojilere aynı hızla uyum gösteren, iktidar zevkini maskeleyebilen bir politikacı tipidir.” diyen Zweig, aslında “çağımızın bir kahramanı”nı anlatıyor.

Karl Olsberg – Kara Yağmur (2011)

  • KARA YAĞMUR, Karl Olsberg, çeviren: Ömürnaz Kurt, Can Yayınları, roman, 335 sayfa

 

Alman yazar Karl Olsberg ‘Kara Yağmur’da, nükleer patlamaların yaşanamaz hale getirdiği bir dünyayı tasvir ediyor. Roman, Türk işçiler ile Neo naziler arasında çatışmaların büyüdüğü Almanya’da geçer. Ülkede büyük bir hızla yabancı düşmanlığı tırmanırken, faili bilinmeyen bir bomba patlaması yaşanır. Hiroşima’ya atılan bombanını on katı gücünde olan patlamanın olağan şüphelileri İslamcı teröristlerdir. Fakat işler, kesinlikle göründüğü gibi değildir. Zira bu patlama, güçlü bir Almanya’yı yeniden diriltmeye çalışan Neo nazi yanlısı silah sanayiinin, Rus mafyasının ya da ABD’deki savaş taraftarı bir organizasyonun işi de olabilir.

Tahsin Yücel – Dil Devrimi ve Sonuçları (2007)

  • DİL DEVRİMİ VE SONUÇLARI, Tahsin Yücel, Can Yayınları, deneme, 248 sayfa

Tahsin Yücel’in ‘Dil Devrimi ve Sonuçları’ isimli bu kitabı, ilk olarak, 1968 yılında yayımlanmıştı. Kitabın asıl önemi, dil ve dil devrimi konusunda yapılan tartışmalara, bu alanın uzmanlarından bir ismin, bir dilcinin katkı sunmasıydı. Dolayısıyla kitap, ilk yayımlandığı günden bugüne, konuya dair kılavuz çalışmalardan biri olma özelliğini hep korudu. Yaklaşık otuz yıl önce ilk baskısı yapılan, fakat uzun süredir tükenen kitap, dil ve dil devrimi gibi tartışmalı konulara, genel perspektifin dışında bakmasıyla önemli. Kitabın yeni baskısında, Yücel’in 2000 yılında Cumhuriyet gazetesi tarafından okurlara armağan edilen kitabı ‘Türkçenin Kurtuluş Savaşı’ da bulunuyor.

Metin Fındıkçı (der.) – Çağdaş Arap Aşk Şiirleri Antolojisi (2011)

  • ÇAĞDAŞ ARAP AŞK ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ, derleyen ve çeviren: Metin Fındıkçı, Can Yayınları, şiir, 295 sayfa

Metin Fındıkçı’nın hazırladığı ‘Çağdaş Arap Aşk Şiirleri Antolojisi’, 12 Arap ülkesinden çok sayıda şairin üretimlerine yer veriyor. Antolojinin en dikkat çeken yönlerinden biri, Sadi Yusuf, Muzaffer El Nevvab, Mahmud Derviş ve Hasan Tayyib gibi toplumcu şairlerin, hiç bilinmeyen, eskilerde kalmış şiirlerine yer vermesi. Mısır’dan Salah Abdelsabur’un, antolojide yer verilen ‘Rüya’ adlı şiirinden bir alıntı: “Her akşam, / Saatler gece yarısını vurduğunda, / Sesler köşelerine çekilir / Derimin içine girer canımı içer / Gölgemi duvarın üstüne serer / Özel tarihimde dolaşırım, anılarımda süzülürüm / Ölü günde çektiği cezada ufalan bedenimin sınırında / Ufalan bedenimde gömülü günlerim uyanır / Mahzun hâkimin, kimsesizliğin ve çocukluğun / penceresinden / Karar ve yanıt gibi hem gülüşüm hem ağlayışım / yaşlanır (…)”