Jacob A. Riis — Ötekiler Nasıl Yaşar? (2026)

Jacob A. Riis’in bu çalışması, 19. yüzyıl sonu New York’un görünmeyen yüzünü ortaya çıkaran çarpıcı bir toplumsal belgedir. Gazeteci ve fotoğrafçı Riis, hızla sanayileşen ve göç alan kentte yoksulların yaşadığı gecekondu mahallelerini, kiralık odaları ve aşırı kalabalık apartmanları doğrudan gözlemleyerek aktarır. ‘Ötekiler Nasıl Yaşar?’ (‘How the Other Half Lives’), yalnızca sefaletin görüntülerini sunmakla kalmaz; yoksulluğun bireysel başarısızlık değil, modern kent düzeninin ürettiği yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor. Böylece suç, hastalık, açlık ve dışlanma gibi olguların, dönemin ekonomik ve toplumsal dönüşümleriyle nasıl iç içe geçtiğini görünür hale getiriyor.

Riis’in en dikkat çekici yönlerinden biri, metni fotoğraflarla destekleyerek dönemin orta ve üst sınıflarının hiç görmediği yaşam alanlarını kamuoyuna taşımasıdır. Daracık odalarda yaşayan göçmen aileler, havasız bodrum katları, çocuk işçiler ve suçla çevrili mahalleler kitap boyunca ayrıntılı biçimde betimleniyor. Riis, özellikle kent yönetiminin ihmallerini, sağlıksız konut politikalarını ve sermaye sahiplerinin kâr odaklı yaklaşımını eleştiriyor. Ona göre yoksulluk yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda kamusal vicdanın çöküşünü gösteren ahlaki bir krizdir. Bu yüzden eser, gazetecilik ile sosyal reform çağrısını birleştiren erken dönem “ifşa edici gazetecilik” örneklerinden biri kabul ediliyor.

Kitap aynı zamanda modern şehir yaşamının karanlık tarafını belgeleyen öncü bir kent incelemesi niteliği taşıyor. Riis, New York’un görkemli vitrinlerinin ardındaki görünmez nüfusu görünür kılarak, kentleşmenin bedelini tartışmaya açıyor. Göçmenlerin hayatta kalma mücadeleleri, çocukların suç ve emek arasında sıkışması, sağlık krizlerinin yayılması ve toplumsal eşitsizliğin mekânlara nasıl kazındığı eserin merkezinde yer alıyor. ‘Ötekiler Nasıl Yaşar?’, yalnızca kendi döneminde reform taleplerini güçlendiren bir çalışma değil; aynı zamanda Jack London gibi yazarlara ilham veren, modern sosyal araştırma ve fotojurnalizm tarihinin temel metinlerinden biri olarak önemini koruyor.

Jacob A. Riis — Ötekiler Nasıl Yaşar?: New York Müşterek Meskenlerinde Gözlemler
Çeviren: Deniz Özel • Paris Yayınları
Belgesel • 296 sayfa • 2026

David Hume – Din Üstüne (2025)

David Hume’un ‘Din Üstüne’ olarak Türkçeye çevrilen ‘The Natural History of Religion’ ve ‘Dialogues Concerning Natural Religion’ adlı eserleri, dinin kökenlerini, işlevini ve akıl ile inanç arasındaki gerilimi irdeleyen iki temel metin.

‘The Natural History of Religion’da Hume, dinin kaynağını akılda değil, insani tutkular ve korkularda görüyor. Ona göre insanlar doğadaki belirsizlikler, felaketler ve ölüm karşısında sığınacak güçler arıyor ve bu durum doğaüstü varlık tasavvurlarını doğuruyor. İlk biçim olarak politeizmin ortaya çıkması, ardından tektanrıcılığa evrilmesi bu bağlamda açıklanıyor. Hume, dinin doğasında akılcı bir sistemden ziyade hayal gücü, korku ve umutların belirleyici olduğunu savunuyor. Böylece dinin, insani zayıflıkların ve bilinmezlik karşısındaki tepkilerin ürünü olduğu fikrini geliştiriyor.

‘Dialogues Concerning Natural Religion’ ise Tanrı’nın varlığına dair rasyonel argümanların diyalog biçiminde tartışıldığı bir eser. Philo, Cleanthes ve Demea adlı üç karakter üzerinden Tanrı’nın doğasına dair farklı bakış açıları inceleniyor. Cleanthes tasarım argümanını savunurken, Demea Tanrı’yı akıl yoluyla kavramanın imkânsızlığını öne sürüyor. Philo ise eleştirel ve şüpheci bir konumda durarak hem akıl yürütmelerin sınırlılığını hem de teolojik sistemlerin çelişkilerini ortaya koyuyor.

Her iki eserde de Hume’un temel yaklaşımı, dinin ne yalnızca vahiy ne de saf akıl ürünü olduğu, aksine insanın duyguları, hayal gücü ve sınırlı rasyonel kapasitesiyle yoğrulmuş bir olgu olduğudur. Hume, bu metinlerle hem modern din felsefesinin hem de din sosyolojisinin öncüllerinden biri olarak düşüncenin sınırlarını genişletiyor.

  • Künye: David Hume – Din Üstüne, çeviren: Deniz Özel, Say Yayınları, din, 240 sayfa, 2025

Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer? (2022)

Hitler kaprisli bir vejetaryendi.

Stalin’in akşam yemeği sofraları siyasi tuzakların bir parçasıydı.

Mao “devrimci” yiyeceklerden hoşlanırdı.

Çavuşesku yeme içme konusunda “hijyene” çok önem verirdi.

Bokassa’nın ziyafet sofraları Fransa krallarının soflarını aratmazdı.

Saddam Hüseyin ise tam bir mutfak şovenistiydi.

Tüm diktatörlerin beslenme alışkanlıkları kişiliklerinin ve halka bakış açılarının bir göstergesidir.

Totalitarizmin aynası olan diktatör tabakları, onların mutlak güce duydukları açlıkla birlikte, genellikle çocukluklarına dayanan endişelerini yansıtır.

‘Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?’, sağlam kaynaklara dayanarak, bizleri diktatör sofralarının tehditkâr ve bazen trajikomik atmosferine götürüyor.

Yemekler ve dekorlar değişse de korku mütemadiyen menüde kalıyor.

  • Künye: Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?, çeviren: Deniz Özel, Say Yayınları, yemek, 208 sayfa, 2022