Frantz Fanon – Fanon Kitabı (2025)

Frantz Fanon’un bu kitabı, yazarın külliyatından seçilmiş önemli metinleri bir araya getirerek, onun düşünce dünyasına kapsamlı bir bakış sunmayı amaçlıyor. Azzedine Haddour’un editörlüğünü üstlendiği bu derleme, Fanon’un sömürgecilik, ırkçılık, kimlik, şiddet ve özgürlük gibi temel kavramlara dair görüşlerini içeren yazılarından oluşuyor. Kitap, Fanon’un sadece bir düşünür değil, aynı zamanda bir eylem adamı ve bir devrimci olarak da nasıl etkili olduğunu gözler önüne seriyor.

‘Fanon Kitabı’, Fanon’un en bilinen eseri olan ‘Yeryüzünün Lanetlileri’nden (‘Les Damnés de la Terre’) bölümlerin yanı sıra, ‘Siyah Deri Beyaz Maskeler’ (‘Peau noire, masques blancs’) ve diğer önemli yazılarından da seçkiler sunuyor. Bu metinler aracılığıyla, Fanon’un sömürgeciliğin insan üzerindeki psikolojik ve toplumsal etkilerini nasıl analiz ettiğini, sömürge halklarının özgürlük mücadelesini nasıl desteklediğini ve şiddetin bu mücadeledeki rolünü nasıl değerlendirdiğini anlıyoruz. Kitap, Fanon’un sadece sömürgeciliğe karşı değil, aynı zamanda ırkçılığa, eşitsizliğe ve insanlık onurunu hiçe sayan her türlü baskıya karşı nasıl mücadele ettiğini gösteriyor.

‘Fanon Kitabı’ Fanon’un düşüncelerinin günümüzde de hala etkisini koruduğunu ve onun postkolonyalizm ve özgürlük mücadelelerine dair görüşlerinin, postkolonyalizm çalışmalarına önemli bir katkı sağladığını vurguluyor. Kitap, Fanon’un metinlerinin postkolonyalizm ve etkisini koruduğunu ve onun düşüncelerinin, ezilen halkların mücadelesine ilham vermeye devam ettiğini gösteriyor.

  • Künye: Frantz Fanon – Fanon Kitabı: Seçme Yazılar, hazırlayan: Azzedine Haddour, çeviren: Utku Özmakas, Dipnot Yayınları, siyaset, 314 sayfa, 2025

Clifford Geertz – Gerçeğin Ardından (2025)

Clifford Geertz’in ‘Gerçeğin Ardından: Bir Antropoloğun Gözünden İki İslam Ülkesinin Son Kırk Yılı’ (‘After the Fact: Two Countries, Four Decades, One Anthropologist’) adlı kitabı, yazarın Fas ve Endonezya ve geçirdiği onlarca yıllık antropolojik saha çalışmasının bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Geertz, bu iki farklı kültürü karşılaştırarak, antropolojik bilginin nasıl üretildiğini ve yorumlandığını sorguluyor. Kitap, saha çalışmasının zorluklarını, kültürel farklılıkların karmaşıklığını ve antropolojik bilginin öznel doğasını ele alıyor.

Geertz, Endonezya ve Fas’ta geçirdiği yıllar boyunca, bu iki toplumun kültürel yapılarını, inanç sistemlerini ve sosyal pratiklerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, bu iki farklı kültürün nasıl anlaşılabileceği ve yorumlanabileceği üzerine bir tartışma sunuyor. Geertz, antropolojik bilginin sadece nesnel verilerden ibaret olmadığını, aynı zamanda araştırmacının öznel yorumlarının da önemli bir rol oynadığını vurguluyor.

Kitap, antropolojik saha çalışmasının zorluklarını ve etik sorunlarını da ele alıyor. Geertz, araştırmacının kültürel farklılıklarla nasıl başa çıktığını, yerel halkla nasıl etkileşim kurduğunu ve antropolojik bilginin nasıl üretildiğini anlatıyor. Kitap, antropolojik bilginin her zaman kesin ve mutlak olmadığını, aksine sürekli bir yorumlama ve yeniden yorumlama sürecinden geçtiğini gösteriyor.

Özetle Geertz, ‘Gerçeğin Ardından’ kitabında, antropolojik bilginin nasıl üretildiğini ve yorumlandığını sorgulayarak, antropoloji disiplinine eleştirel bir bakış açısı getiriyor. Kitap, saha çalışmasının karmaşıklığını, kültürel farklılıkların derinliğini ve antropolojik bilginin öznel doğasını anlamak için önemli bir kaynak olarak kabul ediliyor.

  • Künye: Clifford Geertz – Gerçeğin Ardından: Bir Antropoloğun Gözünden İki İslam Ülkesinin Son Kırk Yılı, çeviren: Ulaş Türkmen, Dipnot Yayınları, antropoloji, 248 sayfa, 2025

Hegel – Siyasi Yazılar (2025)

Hegel’in siyasi düşüncesinin hem pratik hem de metafizik yönlerine ışık tutan önemli bir kitap.

Bu kitapta önemli siyasi yazılarını bir araya getiriyor ve Hegel’in eğitim ve dini görüşlerinin Prusya otoritelerinin otoriter rejimlerini örgütlediği siyasi değerlerle nasıl çatıştığına dair içgörüler sağlıyor.

Aynı zamanda, kitap, Hegel’in bazı büyük Avrupa devletlerindeki güncel siyasi durumları incelemek amacıyla Avrupa’daki feodalizmin evrimi üzerine karşılaştırmalı bir tarihsel perspektifi benimsediği üç metni de içeriyor. Söz konusu üç metin metafiziksel değildir ve örgütleyici ilkeleri olarak Sittlichkeit’ı sahnelemezler. Fakat bu metinler –özellikle de Alman Anayasası ve İngiliz Reform Tasarısı Üzerine– son derece ilginçtir, çünkü Hegel’in İngiltere, Fransa ve Almanya’daki son siyasi gelişmelere ilişkin dikkate değer karşılaştırmalı analizlerden modern dünyadaki siyasal yaşama dair sonuçlar çıkardığını göstermektedir.

Kitap, Hegel’in siyasi fikirlerine ilişkin tarihsel bir anlayış geliştirmek açısından önemli bir kaynak niteliğinde…

  • Künye: Georg Wilhelm Friedrich Hegel – Siyasi Yazılar, çeviren: Doğan Barış Kılınç, Dipnot Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2025

Hatice Çoban Keneş – Yeni Irkçılığın “Kirli” Ötekileri (2025)

Sınıfa, ırka, etnik kökene, cinsiyete dair ayrımcı pratikleri sınırlamaya, denetlemeye, hatta gerektiği yerde yasaklamaya yönelen bütün önlemlere rağmen ayrımcılık, biçim değiştirmiş ve gündelik yaşamın içine sızmış ama görünürlüğü azalmış olarak önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Ayrımcılığın dolaylı biçimleri, özellikle medyanın gündelik yaşamın hemen her alanına dair yaydığı mesajlarda kendini gizleyen sıradan, ilgisiz bir haberin ya da metnin satır aralarında kaybolan ama yakından bakıldığında pekâlâ ırkçı olarak nitelenebilecek yargılarla üretilmeye devam ediyor.

Bu çalışma, ırkçı söylemin bu yeni biçiminin görünürleştirilmesi yükümlülüğünü üstleniyor. Kitapta, “muğlak-belirsiz” görünümler arkasına yerleşen ve çoğu zaman satır aralarına gizlenen ırkçılığın ve ayrımcılığın medyayı bir şekilde takip eden “sıradan insanların” gündelik konuşmalarında yer etme biçimleri serimlenip yeni ırkçılığın perdesi aralanıyor. Sıradan medya takipçilerinin gündelik hayatlarında yeni ırkçı söylemleri nasıl inşa ettiği, yeni ırkçı ideolojinin “öteki”nin etnik, dinsel, cinsel farklılıkları üzerinden nasıl bir fantezi işlevi yüklendiği irdeleniyor.

Ayrımcı ideolojileri birbirine eklemlemek yoluyla başta Kürtler olmak üzere Alevilere, Ermenilere, kadınlara, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret dolu ifadelerinden hareketle biyolojik temellere dayanan “eski” ırkçılıktan, daha çok cinsiyetçi, milliyetçi vb. ideolojilerin ittifak kurması ile üretilen “yeni” ırkçılığa evrilen süreçte kavramın nasıl bir dönüşümden geçtiğinin ve hangi anlamlara büründüğünün izi sürülüyor.

  • Künye: Hatice Çoban Keneş – Yeni Irkçılığın “Kirli” Ötekileri: Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Dipnot Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2025

Ayhan Yalçınkaya – Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar (2024)

Elinizdeki kitap, imam-hatip liseleriyle, yüksek İslam enstitüleriyle, ilahiyat fakülteleriyle kuşatılmışken, üniversitelerde Alevilik çalışmalarının laikliğe aykırı kabul edildiği, Aleviliğin –o da adı anılmaksızın- “halk inançları, gelenekleri, görenekleri, adetleri”yle ancak folklorun konusu olabildiği bir dönemde, bu alanların dışında, Alevilik üstüne adlı adınca bir üniversitede yazılmış ilk tez olmasa da, ilklerden biridir.

Ama sosyal bilimler alanında Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ve genel olarak siyaset bilimi alanından Aleviliğe yönelen ilk çalışmadır.

Bu kitap, Aleviliği ilk kez bir siyaset bilimi konusu haline getirirken aynı zamanda, yine ilk kez, Alevilerin toplumsal kurumlarına yönelerek bu kurumların inşa ettiği devlet-dışı bir siyasallığın ya da siyasal bünyenin varlığına ilişkin iddialar ileri süren bir çalışmadır.

Kitap, göbek bağı “devletlu siyasetle” kesilenlerin karşısına devlet-dışı bir siyasallığın mümkün olduğu ve bu imkânın da Alevi topluluklar içinde hala yaşadığı, Aleviliğin tarih boyunca karşılaştığımız muhalif niteliğinin de tam burada aranması gerektiği savıyla çıkmaktadır.

Ancak bu sav doğrultusunda, elinizdeki kitap bir Alevilik övgüsü değildir.

Bu çalışma ele aldığı nesnenin yanında saf tutmakla birlikte nesnesine teslim olmayan bir tutumu benimsiyor, Aleviliğin kaybettiklerinin ve bu kayıpların ne gibi sonuçlara yol açtığının bir çetelesini tutuyor ve “Arkaik Aleviliğe” ilişkin teorik bir soyutlamadan hareketle günümüz Aleviliğine ve Alevilerine eleştiriler yöneltiyor.

Yazar, bu baskı için kaleme aldığı “Otuz Yıl Önce, Otuz Yıl Sonra” başlıklı bölümde Alevi hareketinin kat ettiği otuz yılı da gözeterek “aksilanet” bir yüksek lisans tez jürisi üyesi gibi, otuz yıl önce yazdıklarının bir öz değerlendirmesini ve eleştirisini yapıyor.

  • Künye: Ayhan Yalçınkaya – Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar, Dipnot Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2024

Zeki Bayhan – Sıfıra Yükselmek (2024)

Bu çalışma, özgür toplumsallaşma yolculuğunda atılması gereken bir ilk adıma, tarih boyunca göz önünde olan ve toplumsal yaşam üzerinde ağır bir yük oluşturduğu halde çoğunlukla görmezden gelinen “bildik” bir konuya, erkeklik kültürüne mercek tutuyor.

Erkeklik kültürü, egemen dünya için dokunulmaz bir kutsallık olarak kurgulanmıştır.

Gelgelelim, onun yarattığı kültürel atmosfer içinde boy gösteren iktidarlar yıkılabilir, kültürler ortadan kaldırılabilir, yeni sistemler inşa edilebilir.

Elinizdeki kitap, zihniyet ve kültür olarak erkeklik olgusunu irdeliyor.

Din, felsefe, bilim, psikiyatri, akıl, dil gibi zihniyet oluşturucu düşünce yapılarının erkeklik kültürünü inşa etme ve onu üretmedeki rolleri ile bütün bu düşünce yapılarına içerilmiş eril kodları tartışıyor.

Erkeğin kendisine, kadına, yaşama, özgürlük-aşk gibi toplumsal değerlere dönük yanılsamalı algılarına odaklanıyor.

Erkeklik ideolojilerinin, kurgulanan kimlik doğrultusunda erkeğin algısını nasıl manipüle ettiğini, erkek algısında sahte olanın nasıl gerçek olanın yerine geçirildiğini analiz ediyor.

Kitap, tüm bu yönleriyle, erkeklik çalışmaları alanında ufuk açıcı bir eser niteliğinde.

  • Künye: Zeki Bayhan – Sıfıra Yükselmek: Erkekliğin Kültürel İnşası ve Karşı Mücadele Üzerine, Dipnot Yayınları, inceleme, 280 sayfa, 2024

Günay Kubilay – Bir Kumpas Davasının Anatomisi (2024)

Fransa’da Büyük Devrim’in öncülerinden ve öncülük ettiği devrimin kurbanlarından olan Danton, siyasi davaların aynı zamanda bir “düello” olduğunu söyler.

Şöyle der Danton: “Ne yazık ki, rakipleriyle adil bir karşılaşmayı göze alamayan yönetenler, bu düelloda silahı, arkasına gizlendikleri yargının eline tutuşturmuşlardır.”

Son söze gelince…

Son söz henüz söylenmedi…

Bütün insanlık tarihi boyunca son sözler mahkeme salonlarında değil, mücadele alanlarında söylenmiştir.

Son sözleri mücadele edenler söylemiştir.

Bugüne kadar böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır.

Elbette mahkemeler karar alabilirler, hüküm kurabilirler, ama asla son sözü söylemiş olmazlar.

Elbette mahkemeniz de bir karar alacak, hüküm kuracak, ama asla bu davada son sözü söylemiş olmayacaktır.

Bütün insanlık tarihi boyunca son sözü tarih söylemiştir.

Tarih en büyük yargıçtır ve zamanı gelince hükmünü verecek, mahkemeniz dahil hepimiz için son sözü söyleyecektir.

  • Künye: Günay Kubilay – Bir Kumpas Davasının Anatomisi: Kobane Davası Hukuksal Seçenek mi, Siyasal Tercih mi?, Dipnot Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2024

Hastings Donnan, Fiona Magowan – Seksin Antropolojisi (2024)

Antropolojinin insani çeşitliliğinin düşünüş, eylem ve hayatta kalma biçimleri arasındaki farklılıklarla birlikte değişkenliğin ayırdına varma bakış açısıyla hareket eden bu çalışma farklı kültürlerde, iki cinsiyetli beden algısını aşan seks deneyimleri, duyguları ve anlamlarına dairdir.

Seks bir biyolojik dürtü olsa da farklı yerlerdeki insanlar tarafından farklı yaşanmaktadır.

Farklı biçimlerde yapıldığı gibi buna dair duygular da yapıldığı toplumsal ve kültürel ortama bağlı olarak değişir.

Cinsel pratiğin bu deneyimsel yönünü vurgulamak için, özellikle insanların kendilerinin seks hakkında ne söyledikleri ve yaptıkları, onu nasıl algıladıkları ve yorumladıklarına bakmak ufuk açıcıdır.

Kültürün önemli bir kısmı, insanın biyo-kültürel yeniden üretiminin vazgeçilmez bir olgusu olan seksin denetlenmesi, bastırılması, gizlenmesi üzerine şekillenmesine karşın, öte yandan tüm yasakların yerle bir edildiği bir alandır.

Bu, insan cinselliğinin karakteristik olarak belirsiz ontolojik statüsüyle ilgisi olabilir; çünkü seks ne tam anlamıyla biyolojik ne de tam anlamıyla kültüreldir ama görünüşe göre aynı anda her ikisidir.

Seks toplumsal kimliklerin hem üretici hem de yeniden üreticisidir ve bu kimlik resmi ve gayrı resmi cinsel anlaşmalarla kısıtlanmasına karşın, cinsel şekillenmeleri saran pratiklerin aynı anda nasıl duygusal, toplumsal, siyasal ve psikolojik olabildiğini, farklı kültürlerden etnografik örneklerden, ya da ötekilerden öğrenmeye davet eden bir çalışma elinizdeki kitap…

  • Künye: Hastings Donnan, Fiona Magowan – Seksin Antropolojisi, çeviren: Sami Oğuz, Dipnot Yayınları, antropoloji, 328 sayfa, 2024

John Bagnell Bury – Özgür Düşüncenin Kısa Tarihi (2024)

Düşünce ve ifade özgürlüğü, sorgulayan beyinler için yaşamsal önemdedir.

Ancak tarihte (ve ne yazık ki günümüzde de) geleneksel ya da dinsel kabullerin dışında kalan bağımsız düşüncelerin aforoz edildiğini ve büyük baskılara maruz kaldığını görüyoruz.

Doğanın ve toplumun akla ve bilime dayalı bir eleştirel anlayışla ele alınması, insan zihninin dogmaların prangalarından kurtulması ancak Aydınlanma Çağı’yla birlikte hız kazanmış, bu uğurda çaba harcayan insanların çoğu kez hayatlarını tehlikeye atarak verdikleri mücadeleler yüzyıllar sürmüştür.

John Bagnell Bury, elinizdeki kitapta, antik çağlardan 20. yüzyılın başlarına kadar, aklın hakikat arayışını özlü bir şekilde anlatıyor.

Okuru eski Yunan’da felsefi sorgulamanın şaşırtıcı parlaklığından Ortaçağ’da dini otoritenin özgür düşünceye nefes aldırmamasına, oradan Rönesans’ta Yunan ve Roma felsefesinin yeniden keşfine ve son olarak Aydınlanma ve bilimsel devrim çağlarında akılcılığın ilerlemesine götürüyor. Ayrıca, bağımsız düşünceyi savunan ve çağdaş Batı kültürünün temelini atan birçok önemli kişinin eserlerinin anlam ve önemini küçük değinilerle ortaya koyuyor.

  • Künye: John Bagnell Bury – Özgür Düşüncenin Kısa Tarihi, çeviren: İbrahim Yıldız, Dipnot Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2024

Kolektif – Yaşını Gösteren Kadınlar (2024)

Mektuplardan oluşan bu kitapta, feminist hareketten gelen kadınlar yaşlılık konusu üzerine söz alıyorlar.

Kadınlar, kendi yaşlılıklarını ve yaşlanma deneyimlerini, yaşlılıkla ilgili korkularını, yaşlılıkla ilgili çarpıtılmış düşünceleri irdeleyip yaşlılığın feminist bir mesele olduğunu görünür kılıyorlar.

Kitap, açtığı bu tartışma başlığı bağlamında ufuk açıcı bir eser niteliğinde.

Kitaptan bir alıntı:

“Tartışacak, konuşacak çok şey var çünkü patriyarka, gençliğimizdekilere ek olarak, farklı ezme, sömürü biçimleriyle yaşlandığımızda da peşimizde. Kapitalizm ise yıkıcılığını daha derinden hissettiriyor, ayrımcılığı had safhada yaşatıyor bize. Tahakküm farklı biçimleriyle geliyor, şiddetin başka yüzlerini de görüyoruz ‘yaşlanan’ kadınlar olarak.

Yaşadıklarımızı, gözlemlerimizi değerlendirirken sorularımız çeşitlendi. Feminist bakışımız bizi, olumsuz anlamlar yüklenen yaşlılık düşüncesinden uzak tutmaya yetiyor mu? Farklı kuşaktan feministler bir aradayken yaşlı ayrımcılığı hissediyor muyuz? Genç kadınların olumlu, güçlü bir yaşlılık fikriyle yaşlanması için yaşçılık, yaş ilişkileri konusunda farkındalık yaratmak için neler yapabiliriz?”

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Zeynep Esmeray, Zekiye Karaca Boz, Zehra Çınar, Yasemin Özgün, Ülkü Özakın, Şöhret Baltaş, Şener, Sebahat Tuncel, Özgür Can Sunata, Nilüfer Yılmaz, Necla Akgökçe, Nazlı Azapçı, Mehtap Doğan, Latife Demirci Kahya, İmge Meral Yaman, İdil Soyseçkin, Hülya Üstün, Hatice Erbay, Handan Koç, Gülseren Pusatlıoğlu, Gülsen Ülker, Fatma Nevin Vargün, Fatma Bayram, Evun Sevgi Okumuş, Evren Paydak, Esra Koç, Dilek Alıcıoğlu Cömert, Cevahir Özgüler, Bilgen Tümen, Beril Eyüboğlu, Aysel Kılıç, Aynur Demirdirek, Aksu Bora.

  • Künye: Kolektif – Yaşını Gösteren Kadınlar: Yaşlanmanın Feminist Deneyimi, hazırlayan: Hülya Üstün, Hatice Erbay, Gülsen Ülker, Dilek Alıcıoğlu Cömert, Bilgen Tümen, Aynur Demirdirek, Dipnot Yayınları, feminizm, 200 sayfa, 2024