Robert Darnton – Fransız Devrimi’nde Devrimci Olan Neydi? (2020)

Aydınlanma ve Fransız Devrimi, bu iki fenomeni doğrudan deneyimleyen insanlarca nasıl anlaşıldı?

Bu soruya ilgi çekici yanıtlar veren Robert Darnton elimizdeki çalışmasında, Aydınlanma ve Fransız Devrimi’nin ruhunu çağırıyor.

1789’da Fransızların, bütün bir toplumsal düzenin çöküşüyle ve yenisinin etrafını çepeçevre saran bir kaosun içinde bir düzen bulma zorunluluğuyla yüzleşmek mecburiyetinde kaldıklarını söyleyen Darnton, o dönem hem eylem içinde yer almış hem de gündelik meşgalelerinin içindeki sıradan insanların dünyasına inerek sürece daha yakından bakıyor.

Darnton bunu yaparken de, “kolektif bilinç”, “görüş iklimi”, “toplumsal tahayyül” ve “kolektif zihniyet” gibi kavramları çok yönlü bir şekilde tartışmaya açıyor.

Kitabın yazarı Robert Darnton, bizde daha önce yayımlanan ve kültürel tarih alanında ufuk açıcı bir çalışma olan ‘Büyük Kedi Katliamı’yla da hatırlanacaktır.

  • Künye: Robert Darnton – Fransız Devrimi’nde Devrimci Olan Neydi?, çeviren: Utku Özmakas, Zoom Kitap, tarih, 84 sayfa, 2020

Jacques Rancière – Demokrasi Nefreti (2014)

Yalnızca son dönemde dünya çapında yükselen sağcı iktidarlar değil, demokrasi düşmanları Eski Yunan’dan beri var.

Günümüzün en etkili filozoflarından olan Jacques Rancière, demokrasiyi yönetimin yozlaşmış bir biçimi olarak değil, toplum ve devleti etkisi altına alan bir uygarlık bunalımı olarak görmenin tarihsel kaynaklarını açıklıyor.

Bunu yaparken demokrasi, siyaset, cumhuriyet ve temsil arasındaki karmaşık ilişkiyi çok yönlü bir şekilde irdelemesi ise, kitabın muazzam katkılarından biri.

Rancière’in çalışması, eski zamanlardan beri kendilerini halkı yönetmeye doğal olarak yetkili görenler “halkın yönetimi” fikri karşısında nasıl dehşete kapıldıklarının hikâyesi olarak da, başka bir deyişle muktedirlerin tarihsel ikiyüzlülüklerinin hikâyesi olarak da okunabilir.

  • Künye: Jacques Rancière – Demokrasi Nefreti, çeviren: Utku Özmakas, İletişim Yayınları

Thomas Lemke – Foucault, Yönetimsellik ve Devlet (2015)

Yönetimsellik kavramının Michel Foucault’nun yapıtındaki rolünü ve boyutlarını ayrıntılı bir şekilde irdeleyen, sağlam bir inceleme.

Thomas Lemke, Foucault’nun “iktidarın soykütüğü” kavramını nasıl detaylandırdığını ve “Modern devletin soykütüğü”nün yöntemsel ve kuramsal içerimlerini ele alıyor.

Lemke, biyopolitika alanındaki en önemli yorumculardan biri ve bu kitabı da, Foucault yorumcuları tarafından genellikle göz ardı edilen devlet ve biyoiktidarın ilişkisine yakından bakıyor.

  • Künye: Thomas Lemke – Foucault, Yönetimsellik ve Devlet, çeviren: Utku Özmakas, Pharmakon Yayınevi, siyaset, 96 sayfa, 2015

Kolektif – Siyasetteki Gölge: Korku (2019)

Korku, bireyi, toplumu ve siyaseti nasıl esir alır?

Elimizdeki derlemede, farklı alanlardan gelen sosyal bilimciler hem bu sorunun yanıtını arıyor hem de korkunun bireyi, toplumu ve dolayısıyla siyaseti esir almaması için neler yapılabileceğine kafa yoruyor.

  • Korkunun siyasetteki rolünün ne olduğu,
  • Siyaset felsefesinde korkunun yeri,
  • Gündelik hayatta deneyimlenen korkunun göçmen karşıtlığına evrilmesinin altındaki başlıca dinamikler,
  • Korkunun egemenliğini besleyen faktörler olarak terör ve faşizm olguları ile popülist söylemlerin korkuyu üretmedeki etkileri,
  • Kadın düşmanlığıyla kadın korkusu arasındaki ilişki,
  • Akademik dünyada kaygı, korku ve sansür,
  • Korkuyla yüzleşme ve onu aşmanın yolları,
  • Ve bunun gibi konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Erdoğan Altun, Hacı Çevik, Kadir Dede, Tuğçe Erçetin, Özgür Olgun Erden, Emre Erdoğan, Utku Özmakas ve Pınar Uyan Semerci.

  • Künye: Kolektif – Siyasetteki Gölge: Korku, editör: Pınar Uyan Semerci ve Emre Erdoğan, İthaki Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2019

Kate Schatz – Radikal Kadınlar (2019)

Gözlerinizi kapatın ve hayal edin:

Korsan bir kadın.

Casus, başkan, savaşta asker ya da ressam olarak bir kadını düşünün.

Veya bilgisayar programcısı, doktor, futbolcu, firavun bir kadını.

İşte bu kitapta, kelimenin gerçek anlamıyla radikal kadınlar anlatılıyor.

Her kıtadan ve binlerce yıllık bir zaman diliminin içinden kırk hikâye anlatan Kate Schatz, her biri hayranlık uyandırıcı, heyecan verici, devrimci, tarihi öneme sahip ve dünyayı değiştiren yaşamlar sürdürmüş güçlü ve cesur kadınların, başka bir deyişle radikal kadınların hayatlarını ve başarılarını anlatıyor.

Miriam Klein Stahl’in zengin çizimleriyle de göz dolduran buradaki hikâyeler, bir bütün olarak ele alındığında kadınların yaptıklarının ve yapabileceklerinin aslında ne kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını bize bir kez daha gösteriyor.

  • Künye: Kate Schatz – Radikal Kadınlar, resimleyen: Miriam Klein Stahl, çeviren: Utku Özmakas, Sel Yayıncılık, kadın, 112 sayfa, 2019

Cinzia Arruzza, Tithi Bhattacharya ve Nancy Fraser – % 99 İçin Feminizm: Bir Manifesto (2019)

Neoliberalizm karşısında alternatif kıtlığı yaşıyoruz: Kapitalizmin son derece yıkıcı, finansallaşmış bu biçimi, son kırk yıldır dünyanın dört bir yanına egemen oldu.

Atmosferi zehirleyen, demokrasiyi gülünç bir paçavraya dönüştüren, toplumsal becerilerimizi sakatlayan kapitalizmin bu yinelenişi, her türden toplumsal mücadelenin önem kazanmasına, en mütevazı reformlar için sergilenen ılımlı çabaların bile hayatta kalma savaşına dönüşmesine yol açtı.

İşte Cinzia Arruzza, Tithi Bhattacharya ve Nancy Fraser’ın kaleme aldıkları bu etkileyici feminist manifesto, dünyanın yangın yerine döndüğü bu süreçte feministlerin de safını belli etmesi gerektiğini ve bu amaçla neler yapmaları gerektiğini tutkulu ve çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

Yazarlar, bütün feministlerin bugün önemli bir yol ayrımında bulunduklarını ve şimdi asıl yanıt verilmesi gereken sorunun şu olduğunu belirtiyor:

“Fırsat eşitliği vaazı”nın peşinde koşmaya devam mı edeceğiz?

Yoksa bizi mevcut krizin ötesine geçirip yeni bir topluma kapı aralayacak olan toplumsal cinsiyet eşitliğini antikapitalist bir tarzda yeniden tasavvur edecek miyiz?

Yazarlar buradan yola çıkarak, refahın ve doğal kaynakların herkes tarafından eşit şekilde paylaşıldığı, eşitlik ile özgürlüğün birer istek olmaktan çıkıp kök saldığı adil bir dünya kurmak için feministlerin ne yapmaları gerektiğini 11 tez halinde sıralıyor.

  • Künye: Cinzia Arruzza, Tithi Bhattacharya ve Nancy Fraser – % 99 İçin Feminizm: Bir Manifesto, çeviren: Utku Özmakas, Sel Yayıncılık, feminizm, 120 sayfa, 2019

Utku Özmakas – Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması (2019)

Makyavelcilik olarak özetlenen, “amaca giden her yol mubahtır” sözü, Machiavelli’nin düşüncesinden ziyade tümüyle bizim uydurmamız olabilir mi?

Utku Özmakas’ın aynı zamanda bir Machiavelli okuma kılavuzu olarak önerebileceğimiz bu ilgi çekici çalışması, bu tanımın Machiavelli’nin düşünsel ufkunun tam olarak tanımlayamayacağını, bilakis düşünürün kendisinin de bu anlamda Makyavelci olmadığını belirtiyor.

Yazar, Machiavelli ‘Prens’te tanımladığı şekliyle siyasetin tarihsel kaynaklarının izini sürüyor ve aynı zamanda bu siyasetin düşünsel imkânlarını derinlemesine sorguluyor.

‘Prens’i adeta satır satır çözümleyen Özmakas burada,

  • Machiavelli’nin ‘Prens’inin etrafında uzun zamandır yürütülen tartışma ve yorumları,
  • Düşünürün ikili öğretisinde en çok öne çıkan virtù (beceri) ile fortuna (talih) kavramlarının mahiyeti,
  • Machiavelli düşüncesinde “ironi”, “politik bellek”, “şiddet”, “din”, “sözleşme”, “yanıltma politikası”, “erdem”, “somut gerçeklik” ve “karşılaşma” gibi kavramlar ile “tilki ile aslan” metaforlarının yeri ve işlevi,
  • Machiavelli’nin ordu hakkındaki iddialarının düşünürün bürokratik hayatındaki öz ordu hevesiyle ilişkisi gibi birçok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Künye: Utku Özmakas – Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması, İletişim Yayınları, siyaset, 341 sayfa, 2019

Utku Özmakas – Biyopolitika: İktidar ve Direniş (2018)

Biyopolitika kavramı, hayat ile ilgili düşünüşümüze getirdiği açılımlar sayesinde sosyal teorinin de siyaset biliminin de sıklıkla başvurduğu kavramların başında gelir.

Son zamanlarda her ne kadar “moda kavram”lardan biri haline gelmiş olsa da, biyopolitikaya ciddi şekilde başvurulduğunda, halen olağanüstü sonuçlar yaratmaya muktedir.

Utku Özmakas’ın elimizdeki özenli çalışması da, son dönemlerde sıklıkla kullanılmaya başlayan “biyopolitika” kavramına dair tüketici bir açıklama iddiasında olmaktan çok kavramın bazı temel yönsemelerini sergiliyor ve daha da önemlisi, bu kavrama yönelik farklı yaklaşımlar arasındaki politik ve entelektüel gerilimleri gözler önüne seriyor.

Özmakas bunu yaparken de, bu kavramın ilk ortaya çıkışından bugüne, kavramın gelişiminde önemli roller üstlenmiş Michel Foucault, Giorgio Agamben, Michael Hardt ve Antonio Negri’nin düşüncelerini kapsamlı bir şekilde analiz ediyor.

  • Künye: Utku Özmakas – Biyopolitika: İktidar ve Direniş (Foucault, Agamben, Hardt-Negri), İletişim Yayınları, siyaset, 352 sayfa, 2018

Brad Evans ve Sean Michael Wilson – Şiddetin Eleştirel Tarihi (2018)

Cehaletin siyasal ve kültürel yaşamın belirleyici özelliklerinden birine dönüştüğü bir dönemde yaşıyoruz.

O yüzden, özellikle de bugün en acil ihtiyacımız, şiddetin çeşitli biçimlerini eleştirmek için elzem olan pedagojik araçların geliştirilmesi.

İşte bu harikulade grafik roman, tam da bu ihtiyaca yanıt veren eserlerden biri.

Kitap, düşünce tarihinin önde gelen isimlerinin eleştirel düşüncelerinden yola çıkarak şiddet döngüsünün nasıl kırılabileceğini anlatıyor.

Kitapta, Hannah Arendt, Frantz Fanon, Paulo Freire, Michel Foucault, Edward Said, Noam Chomsky, Judith Butler ve Giorgio Agamben’in düşüncelerine farklı çizerlerin çizimleri eşlik ediyor.

Kitabın çizerleri ise şöyle: Inko, Carl Thompson, Robert Brown, Chris Mackenzie, Michiru Morikawa ve Yen Quach.

Başka bir dünya mümkün diyenlerin, bunun için ısrar edenlerin ve her şartta mücadele devam diyenlerin keyifle, aydınlanarak okuyacağı, çizimleriyle de göz dolduran bir çalışma.

  • Künye: Brad Evans ve Sean Michael Wilson – Radikal Düşünürlerin Gözünden Şiddetin Eleştirel Tarihi, çeviren: Utku Özmakas, Dipnot Yayınları, grafik roman, 135 sayfa, 2018

John Holloway – Öfke Günleri: Paranın Hükümranlığına Karşı Öfke (2017)

John Holloway’in Leeds Üniversitesi’nde verdiği derslerden oluşan ‘Öfke Günleri’, hayatın asıl yükünü çeken sınıfların öfkesine ve bu öfkenin dünyanın kaynaklarını tüketen egemenlere, paranın hükümranlığına, sermayenin iktidarına, yani başka bir deyişle asıl düşmanlara nasıl yöneltilebileceğini tartışıyor.

Dünya çapında özellikle son yıllarda doruğa ulaşan söz konusu öfkenin nasıl gerçek bir demokrasiye yol açabileceğini irdeleyen Holloway, sömürü üzerine kurulu bu dünyada zenginleri daha da zengin hale getirmemenin tamamıyla bu öfkeyi doğru yola yönlendirmekle mümkün olduğunu belirtiyor.

  • Künye: John Holloway – Öfke Günleri: Paranın Hükümranlığına Karşı Öfke, çeviren: Utku Özmakas, İletişim Yayınları, siyaset, 86 sayfa