Kolektif — Aleviliğin Son Yüzyılı (2026)

Yalçın Çakmak’ın derlediği ‘Aleviliğin Son Yüzyılı’, Aleviliği yalnızca bir inanç sistemi olarak değil, tarih boyunca devlet politikaları, toplumsal çatışmalar, kimlik mücadeleleri ve kültürel dönüşümler içinde şekillenen çok katmanlı bir toplumsal gerçeklik olarak ele alıyor. Kitabın çıkış noktası, Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiye’sine uzanan süreçte Kızılbaş-Alevilere yönelik dışlama, baskı ve asimilasyon pratiklerinin farklı biçimler alarak varlığını sürdürmesi ve buna karşı Alevi topluluklarının geliştirdiği hafıza, dayanışma ve kimlik stratejileri.

Derlemenin tarihsel çerçevesinde özellikle Horasan anlatısı önemli bir yer tutuyor. Yalçın Çakmak, Alevi kimliğinin tarihsel kökenlerini açıklamakta kullanılan bu anlatının yalnızca geçmişe ilişkin bir rivayet olmadığını; Alevilerin kendilerini ve tarihlerini anlamlandırma biçimlerinin önemli bir parçası olduğunu tartışıyor. Buna paralel olarak kitap, Aleviliğin kökenini yalnızca “Türk İslamı” çerçevesine yerleştiren yaklaşımların siyasal anlamlarını sorguluyor. Aleviliğin farklı etnik ve kültürel topluluklar içerisindeki varlığı, tek ve değişmez bir kimlik tanımının sınırlarını görünür kılıyor.

Kitabın önemli meselelerinden biri de Alevi hafızasının nasıl üretildiği ve aktarıldığı. Sözlü kültürün “sineden sineye” aktarım biçimleri ile yazılı kaynakların kullanımı arasındaki gerilim ele alınırken, Alevi tarihine dair kaynakların hangi yöntemlerle okunması gerektiği sorgulanıyor. İnanç pratiklerinin ve topluluk bilgisinin kuşaktan kuşağa aktarılması da bu bağlamda değerlendiriliyor. Böylece Alevilik, yalnızca geçmişten devralınan sabit bir miras değil, her kuşakta yeniden yorumlanan ve yaşatılan dinamik bir gelenek olarak ortaya çıkıyor.

Derlemenin en güçlü tarihsel-siyasal eksenlerinden birini Alevifobi oluşturuyor. Osmanlı dönemindeki Kızılbaş karşıtı politikalar ve katliamlardan II. Abdülhamid dönemindeki “inançların düzeltilmesi” ve asimilasyon politikalarına; İttihat ve Terakki’nin Türklük siyaseti, Koçgiri ve Dersim’den çok partili dönemdeki Malatya, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi saldırılarına kadar uzanan çizgi, devlet ile Alevi toplumu arasındaki ilişkinin farklı dönemlerde aldığı biçimleri ortaya koyuyor. Cumhuriyet döneminde Aleviliğin kimi zaman dışlanan, kimi zaman denetlenen, kimi zaman da ulusal kimlik inşası içerisinde araçsallaştırılan bir kategoriye dönüştürülmesi, bu sürekliliğin önemli bir boyutunu oluşturuyor.

Kitap, Alevifobinin yalnızca devlet kurumlarında veya geleneksel siyasette ortaya çıkmadığını, medya ve dijital dünyada da yeni biçimler kazandığını gösteriyor. Alevi kimliğinin siyasal olaylarla ilişkilendirilmesi, toplumsal hareketlerin “Alevi” olarak damgalanması, siyasetçilerin mezhepsel kimlikleri üzerinden hedef alınması ve sosyal medyada dolaşıma giren nefret söylemleri, eski önyargıların yeni iletişim ortamlarında nasıl yeniden üretilebildiğini düşündürüyor. Bu açıdan “dijital Yezitlik” kavramı, Alevifobinin teknolojik dönüşümler karşısında ortadan kalkmadığını, aksine yeni yayılma kanalları bulduğunu tartışmaya açıyor.

‘Aleviliğin Son Yüzyılı’, aynı zamanda Alevi kimliğinin kültürel alandaki temsillerini inceliyor. Modern Türk edebiyatında Aleviliğin nasıl konu edildiği, sinemada Alevi kimliğinin hangi anlatılar ve imgeler üzerinden temsil edildiği ve Alevi müziğinin bir inanç ve kültür pratiğinden müzik endüstrisinin bir janrına dönüşürken geçirdiği değişimler ele alınıyor. Böylece kültürel üretimin yalnızca Aleviliği görünür kılmakla kalmadığı; aynı zamanda kimliğin nasıl algılandığını ve yeniden kurulduğunu da etkilediği ortaya konuyor.

Derlemenin bir diğer önemli boyutu Alevilerin kamusal alandaki konumu ve örgütlenme biçimleri. Alevilerin devlet karşısındaki talepleri, yurttaşlık anlayışları ve kamu ile ilişkileri tartışılırken, Avrupa’ya yönelen göç sonrasında ortaya çıkan örgütlenmeler ve kimlik biçimleri de ele alınıyor. Türkiye dışındaki Alevi topluluklarının yeni hukuki, siyasal ve toplumsal koşullarla karşılaşması, Aleviliğin yalnızca Türkiye sınırları içerisinde tanımlanan bir kimlik olmaktan çıkıp ulusötesi bir toplumsal örgütlenme biçimi kazanmasını beraberinde getiriyor.

Bu dönüşümün bir başka örneğini Madımak Katliamı hafızasının dijital çağda örgütlenmesi oluşturuyor. Hafıza merkezleri, arşivler ve ağ toplumu aracılığıyla geçmişin yeniden hatırlanması, Alevilerin tanınma mücadelesinin yalnızca geçmişte yaşananları kaydetmekle sınırlı olmadığını gösteriyor. Hafıza burada hem topluluk kimliğinin korunmasının hem de kamusal tanınma talebinin bir aracı hâline geliyor.

Sonuç olarak ‘Aleviliğin Son Yüzyılı’, Aleviliğin tarihini tek bir kökene, kimliğe ya da siyasal yoruma indirgemek yerine hafıza, inanç, etnisite, devlet, yurttaşlık, kültür, medya ve göç gibi farklı eksenlerin kesişiminde ele alıyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan Alevifobi tarihini görünür kılarken, Alevilerin yalnızca baskı ve dışlanmanın nesnesi olmadığını; kendi bilgi biçimlerini, kültürel pratiklerini, dayanışma ağlarını ve kimliklerini yeniden üretme kapasitesine sahip olduklarını da gösteriyor. Kitabın temel sorusu bu nedenle yalnızca “Alevilik nedir?” değil, Alevilik hangi tarihsel koşullarda nasıl tanımlandı, kimler tarafından dönüştürüldü ve Aleviler bu tanımlara karşı kendi hafızalarını nasıl kurdu? sorusu.

Bülent Akın, Yalçın Çakmak, Faruk Çalışkan, Özge Dikmen, Kumru Berfin Emre, Mehmet Ertan, Orhan Gazi Ertekin, Bülent Keleş, İhsan Koluaçık, Onur Özger, Cemal Salman, Ali Duran Topuz ve Elif Yıldızlı’nın katkılarıyla Aleviliği tarihî, siyasal, kültürel, sosyolojik bağlamlarda ele alan bir derleme.

Kolektif — Aleviliğin Son Yüzyılı
Derleyen: Yalçın Çakmak • İletişim Yayınları
İnceleme • 358 sayfa • 2026

Kolektif – Aleviler ve Cumhuriyet (2025)

Bu çalışma, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Alevilerle arasındaki karmaşık ve gergin ilişkiyi derinlemesine inceliyor. Bir tarafta, Cumhuriyet’in merkezi ve Sünni kimliği içinde, kendi çıkarlarını gözetirken sürekli mağduriyet söylemi geliştiren ve Aleviliği Cumhuriyet’e karşı bir tehdit olarak sunan çevreler ele alınıyor. Bu kesimlerin, Alevileri çelişkili bir biçimde hem “celladına aşık” olarak yaftaladığı hem de Cumhuriyet’in bekası için Alevileri seferber etmeye çalıştığı vurgulanıyor. Aynı zamanda, kendi yakınındaki sorunlara kayıtsız kalıp Alevilerin inançlarını istismar eden veya bu ayrımcı tutumları görmezden gelen “has yurttaşlar”ın körlüğü eleştiriliyor.

Diğer tarafta ise, Cumhuriyet’in ulus anlayışında Alevilere atfedilen çelişkili ve aşağılayıcı kimlikler sergileniyor. Aleviler, duruma göre “saf Müslüman” olarak yüceltilirken, başka zamanlarda “sapık” veya “dinsiz” olarak damgalanıyor. Yine duruma göre “öz be öz Türk” ilan edilirken, farklı zamanlarda “Kızılbaşlıkla” suçlanıp ahlaksızlıkla itham ediliyorlar. Bu tutumlar, Alevilerin Cumhuriyet’in idealize edilmiş ulus kimliğini kirleten, sorunlu ve ıslah edilmesi gereken bir unsur olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Sonuç olarak Aleviler, sömürgeci bir bakış açısıyla incelenen, antropolojik bir nesneye indirgenirken, Cumhuriyet’in kendisi de bu durumdan etkileniyor.

Bu kitap, yüz yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilerin yaşadığı bu çetrefilli dengeyi takip ediyor. Bu denge gergin çünkü Cumhuriyet’in tarihi, Alevilerin teo-politik varlığını sürekli bir inkâr sürecini içeriyor. Aynı zamanda bu tarih kanlı çünkü Cumhuriyet’in Selçuklu mirasını sahiplenmesiyle başlayan ve Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi gibi katliamlara uzanan bir zulüm, ayrımcılık ve yok etme geçmişini barındırıyor. İşte bu temel izlekler üzerinden kitap, geleceğe yönelik yeni bir anlayış arayışında olanlar için şu kritik soruyu soruyor: Alevilerle Cumhuriyet arasında yeni bir denge mi kurulmalı, yoksa Cumhuriyet’in kendisi mi yeniden tanımlanmalı?

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ahmet Kerim Gültekin, Ayhan Yalçınkaya, Cem Kara, Cemal Salman, Çiğdem Boz, Deniz Yonucu, Evrim Can İflazoğlu, Hakan Mertcan, Hüseyin Kırmızı, İhsan Koluaçık, İlkay Kara, İlbey C. N. Özdemirci, Mehmet Ertan, Mehmet Kendirci, Mehtap Tosun, Orhan Gazi Ertekin, Ozan Çavdar, Reha Çamuroğlu, Sefa Feza Arslan ve Ümit Çetin.

  • Künye: Kolektif – Aleviler ve Cumhuriyet, derleyen: Ayhan Yalçınkaya, Dipnot Yayınları, inceleme, 508 sayfa, 2025

Kolektif – Aleviler (2024)

  • Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunu, Alevilik açısından, sosyo-kültürel alanın bağlaşığı mıdır, yoksa Alevi dinselliğinin deneyimlenme biçimleriyle ilişkili midir?
  • Gerek kentleşme, gerekse en geniş anlamıyla modernleşmeyle baş etme konusunda Alevilerin büyük yükünü kadınlar çektiği halde, Aleviliğin kurucu mitik anlatılarında kadınlar ve dişil unsurlar başta geldiği halde Alevilerde kadın emeğinin görünmez kılınmasını, eril/erkek sözün kadını susturmasını nasıl açıklamak gerekir?
  • Alevi hareketi içindeki eril ve heteronormatif söylemlerle/pratiklerle yüzleşmenin zamanı gelmedi mi?
  • Bu yüzleşmeden kaçınıldığı ölçüde Alevi hareketinin bütün yüzeylerine yayılan erilleşmenin Aleviliğin her düzeyini de istila etmeye başladığına ilişkin tehlike çanları çoktandır çalmıyor mu?

Bu çalışma, kendisi de ezilen bir topluluk olan Alevilerin, Türkiye toplumundaki eşitsizlik ve tahakküm ilişkilerinin üretimindeki rolünü tartışıyor.

Çuvaldızı çoğunlukla Alevilere batıran kitaptaki yazılar, Alevileri eşitsizliği üreten toplumun bir parçası olarak ele alıyor; Alevi hareketi içindeki etnik kimlik, inanç, yaş, dil, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılık örneklerini  irdeleyerek okurunu Aleviliğin kurucu eşitlikçi yapısının eril söylem tarafından aşındırılmasıyla, yalnızca cinsiyetçilik bağlamında değil, her tür negatif ayrımcılığa ve eşitsizlikçiliğe kapının ardına kadar açılmakta olduğunu fark etmeye çağırıyor.

Alevilerin, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimleri sebebiyle ayrıştırılan kesimlerle bir araya gelerek her türlü ayrımcılığa karşı ortak bir cephe kurmasının zeminini araştıran kitap; her tür negatif ayrımcılığa karşı, doğrudan bedenleri siyasal mücadelenin en önemli alanlarından biri olarak işaret ederken toplumsal bir bilinç geliştirmek yolunda alçakgönüllü bir eser niteliğinde.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Gültan Kışanak, Eser Köker, Fatmagül Berktay, Cemal Salman, Nimet Altıntaş, Dicle Paşa, Ali Yıldırım, Remzi Altunpolat, Dilek Kızıldağ Soileau, Mehtap Tosun, Hişyar Özsoy, Ali Duran Topuz, Halise Karaaslan Şanlı, İlkay Kara, Çiğdem Boz, Ayhan Yalçınkaya, Çilem Küçükkeleş.

  • Künye: Kolektif – Aleviler: Din, Beden Cinsiyet Neşeden Kedere, derleyen: Çilem Küçükkeleş, Ayhan Yalçınkaya, Dipnot Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2024

Kolektif – Aleviler ve Sosyalistler, Sosyalistler ve Aleviler (2020)

Sosyalistler ile Aleviler arasındaki ilişkiyi geçmişten bugüne izleyen çok önemli bir derleme.

Alevi topluluklarının tarihlerinin önemli bir parçası olan sosyalist hareket, bugünlerde yeniden tartışılıyor, hatta eleştiriliyor.

Gerici, yobaz kesimler tarafından yürütülen tartışma ise, esasında Aleviliği sosyalist hareketten uzaklaştırıp onun yerine milliyetçi, ırkçı, faşist veya devlet tapıncıyla müteşekkil bir yapıyı geçirmeyi amaçlıyor.

İşte bu kitap da, sosyalistler ile Aleviler arasında gelişen ilişkileri çok yönlü bir bakışla ele aldığı gibi, aynı zamanda buna yönelik söz konusu eleştirilere yanıt veriyor.

Geçmişten bugüne sosyalistler ile Aleviler arasında gelişen iç içeliklerin ve karşılaşmaların mekanda, zamanda ve çeşitli örgütsel formlardaki izlerini takip eden çalışmaya yazılarıyla katkıda bulunan isimler ise şöyle: Şükrü Aslan, Seçil Aslan Çoşkuner, Murat Coşkuner, Dilek Kızıldağ Soileau, Mehmet Ertan, İbrahim Bahadır, Hüseyin Aygün, Cemal Salman, Ali Duran Topuz, Kelime Ata, Yelda Yürekli, Fikriye Yücesoy, Ayhan Yalçınkaya, Menekşe Aykan, Erdoğan Aydın, Demir Küçükaydın, Sefa Feza Arslan ve İsmail Beşikçi.

  • Künye: Kolektif – Aleviler ve Sosyalistler, Sosyalistler ve Aleviler: Bir Karşılaşmanın Kenar Notları, derleyen: Ayhan Yalçınkaya ve Halil Karaçalı, Dipnot Yayınları, siyaset, 376 sayfa, 2020