Allen W. Wood — Hegel’in Etik Düşüncesi (2026)

Allen W. Wood’un bu eseri, Hegel’in etik anlayışını sistematik biçimde yeniden değerlendiriyor ve onun felsefesinin merkezinde özgürlük, kendini gerçekleştirme ile etik yaşam düşüncelerinin bulunduğunu savunuyor. Wood’a göre Hegel’in toplumsal ve siyasal görüşleri, çoğu yorumda olduğu gibi metafizik ya da diyalektik mantık üzerinden değil, kapsamlı bir etik kuram çerçevesinde anlaşılıyor. Bu nedenle kitap, Hegel’i yalnızca devlet filozofu ya da liberalizmin eleştirmeni olarak değil, modern insanın özgürlüğünü toplumsal ilişkiler içinde temellendirmeye çalışan bir etik düşünürü olarak yeniden yorumluyor.

‘Hegel’in Etik Düşüncesi’ (‘Hegel’s Ethical Thought’), Hegel’in etik kuramının temelini oluşturan kendini edimselleştirme kavramıyla başlıyor. İnsan, yalnızca bireysel iradesini kullanarak değil, başkalarıyla kurduğu ilişkiler ve içinde yaşadığı tarihsel kurumlar aracılığıyla özgürlüğünü gerçekleştiriyor. Tin, kendilik bilinci ve modern özne anlayışı bu sürecin felsefi arka planını oluştururken, özgürlük bireyin içsel bağımsızlığıyla sınırlı kalmıyor; aile, sivil toplum ve devlet gibi kurumlarda somutlaşan toplumsal bir olgu hâline geliyor. Wood, Hegel’in insan doğasını tarihsel ve toplumsal gelişim içinde kavrayan yaklaşımını “tarihselleştirilmiş natüralizm” olarak yorumluyor.

Kitapta özgürlük, Hegel düşüncesinin merkezî kavramı olarak ayrıntılı biçimde inceleniyor. Wood, Hegel’in negatif özgürlük anlayışını aşarak bireyin kendi belirlenimlerini bilinçli biçimde sahiplenmesini esas alan pozitif bir özgürlük kavrayışı geliştirdiğini gösteriyor. Bu özgürlük, bireyin yalnızca engellerden kurtulmasını değil, rasyonel toplumsal kurumlar içinde kendi iradesini gerçekleştirmesini ifade ediyor. Hegel’in özgürlük anlayışının totalitarizme yol açtığı yönündeki yaygın eleştirileri tartışırken filozofun amacının bireyi devlete feda etmek değil, bireysel özerklik ile ortak yaşamı uzlaştırmak olduğunu savunuyor.

Mutluluk, hak ve etik yaşam arasındaki ilişki de eserin önemli temaları arasında yer alıyor. Hegel, mutluluğu insan yaşamının değerli bir amacı olarak kabul ediyor; ancak onu özgürlüğün önüne koymuyor. Wood, bu noktada Hegel’in Aristoteles ve Kant’la kurduğu ilişkiyi analiz ederek mutluluğun ancak özgür ve rasyonel bir yaşam içinde anlam kazandığını ileri sürüyor. Böylece etik, bireysel hazların toplamına indirgenmeyen, kurumsal ve toplumsal bir yaşam düzeni olarak şekilleniyor.

Kitabın ikinci kısmı Hegel’in soyut hak kuramını ele alıyor. Tanınma ilişkisi, bireyin kişi olarak varlık kazanmasının temel koşulu olarak açıklanırken, Fichte’nin etkisi ve efendi-köle diyalektiği ayrıntılı biçimde inceleniyor. Wood, Hegel’in “insan ancak başkalarının arasında insan olur” düşüncesinin modern hak anlayışının temelini oluşturduğunu gösteriyor. Mülkiyet, kişinin özgürlüğünü dış dünyada somutlaştırmasının ilk biçimi olarak değerlendirilirken; kölelik, kişilik hakkı, pozitif hukuk ve özel mülkiyet gibi konular da aynı çerçevede ele alınıyor. Ceza ise yalnızca caydırıcı bir araç olarak değil, ihlal edilen hakkın yeniden tesisini amaçlayan etik bir kurum olarak yorumlanıyor.

Üçüncü bölüm, Hegel’in ahlak anlayışını Kant’la karşılaştırmalı biçimde inceliyor. Wood, Hegel’in Kant’ın ödev etiğine yönelttiği içeriksizlik eleştirisini ayrıntılı biçimde açıklıyor. Evrensel ahlak yasasının tek başına somut etik sorunları çözmeye yetmediğini savunan Hegel, ahlaki iradenin ancak toplumsal yaşam içinde içerik kazandığını ileri sürüyor. Bu bağlamda iyi irade, vicdan, ahlaki sorumluluk, ahlaki şans ve bireysel kararların nesnel koşulları kapsamlı biçimde değerlendiriliyor.

Kitabın son kısmı Hegel’in etik yaşam kavramını ve modern toplum çözümlemesini ele alıyor. Etik yaşam, bireyin özgürlüğünü toplumsal kurumlar içinde gerçekleştirdiği tarihsel bir düzen olarak tanımlanıyor. Aile, sivil toplum ve devlet birbirini tamamlayan etik alanlar olarak incelenirken bireysellik ile evrensellik arasındaki gerilim de tartışılıyor. Wood, modern devlet, öznel özgürlük, yoksulluk, toplumsal dışlanma ve etik yaşamın sınırları gibi sorunlar üzerinden Hegel’in modern dünyaya yönelik eleştirilerinin güncelliğini ortaya koyuyor.

Sonuç olarak eser, Hegel’in etik düşüncesini özgürlük, tanınma ve etik yaşam kavramları etrafında yeniden değerlendiriyor. Wood, Hegel’i ne otoriter devletin savunucusu ne de yalnızca liberalizmin karşıtı olarak görüyor; onu bireysel özerklik ile toplumsal kurumları uzlaştırmaya çalışan modern bir etik düşünürü olarak yorumluyor. Bu yönüyle kitap, Hegel’in etik kuramının çağdaş etik, hukuk ve siyaset felsefesi açısından önemini ortaya koyan kapsamlı bir çalışma niteliğinde.

Allen W. Wood — Hegel’in Etik Düşüncesi
Çeviren: Şehriyar Bırifkani • Vakıfbank Kültür Yayınları
Felsefe • 376 sayfa • 2026

William E. Conklin — Hegel’de Hukuk Anlayışları (2026)

William E. Conklin’in bu çalışması, Hegel’in hukuk felsefesini merkeze alarak modern hukuk düzeninin meşruiyetini sorguluyor. ‘Hegel’de Hukuk Anlayışları’ (‘Hegel’s Laws’), hukukun yalnızca kurallar bütünü olmadığını, aynı zamanda belirli bir bilinç ve toplumsal yapı içinde anlam kazandığını gösteriyor. Conklin, bireylerin özgür ve özerk varlıklar olarak devletin koyduğu kurallara neden uyması gerektiğini tartışırken, bu zorunluluğun keyfi değil, rasyonel ve tarihsel bir temele dayandığını ortaya koyuyor.

Kitapta mülkiyet, sözleşme ve suç gibi temel hukuk alanlarından başlayarak irade, aile ve devlet kavramlarına doğru ilerleyen bir yapı kuruluyor. Bu ilerleyiş, Hegel’in “hukuki bilinç” anlayışını katmanlı biçimde açığa çıkarıyor. Bireyin öznel iradesinden nesnel hukuka ve oradan etik yaşama uzanan bu süreç, hukukun yalnızca dışsal bir zorlayıcılık değil, aynı zamanda özgürlüğün gerçekleşme alanı olduğunu savunuyor. Bu bağlamda devlet, bireyin karşısında duran bir güç olmaktan çok, özgürlüğün kurumsallaştığı bir yapı olarak anlam kazanıyor.

Conklin, Hegel’in terminolojisini açıklayarak onun karmaşık düşünce sistemini daha anlaşılabilir kılıyor ve bu düşünceleri çağdaş hukuk filozoflarıyla karşılaştırıyor. Böylece Hegel’in görüşlerinin yalnızca tarihsel değil, güncel tartışmalar açısından da önemli olduğunu gösteriyor. Özellikle ulusal ve uluslararası hukuk bağlamında, yasaların bağlayıcılığı meselesini yeniden ele alarak modern hukuk düzeninin temellerini sorguluyor.

Eserin temel iddiası, hukukun meşruiyetinin yalnızca yaptırım gücünden değil, bireyin kendini o düzen içinde tanımasından kaynaklandığı şeklinde. Bu nedenle Hegel’in hukuk anlayışı, devletsiz bir yaşamdan daha “uygar” bir düzen fikrini savunurken, özgürlük ile zorunluluk arasındaki gerilimi aşmaya çalışıyor. Kitap, hukuk felsefesi alanında Hegel’in düşüncesini sistematik biçimde ele alarak, modern hukuk düzeninin neden hâlâ bu düşünceye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

William E. Conklin — Hegel’de Hukuk Anlayışları: Modern Hukuk Düzeninin Meşruiyeti
Çeviren: Ali Acar • Islık Yayınları
Hukuk • 536 sayfa • 2026

Georg Lukács — Genç Hegel (2026)

Georg Lukács’ın ‘Genç Hegel’i, Hegel’in gençlik dönemini merkeze alarak diyalektik ile ekonomi arasındaki bağı tarihsel-materyalist bir perspektifle yeniden kuruyor. Lukács, Hegel’i soyut bir idealist sistem kurucusu olarak değil, Fransız Devrimi’nin özgürlük ufkuyla biçimlenmiş, toplumsal gerçeklikle hesaplaşan bir düşünür olarak konumlandırıyor. Böylece Hegel’in erken dönem yazılarında beliren özgürlük, emek, yabancılaşma ve sivil toplum temalarını Marx’ın düşüncesine uzanan bir hat üzerinde okuyor.

‘Genç Hegel’ (‘Der junge Hegel: Über die Beziehungen von Dialektik und Ökonomie’), Hegel’in gençlik metinlerinden başlayarak ‘Tinin Fenomenolojisi’ne giden yolu izliyor ve diyalektiğin yalnızca mantıksal bir yöntem olmadığını, toplumsal ve ekonomik ilişkilerle iç içe geliştiğini savunuyor. Lukács’a göre Hegel, feodal mülkiyet ilişkilerinin çözülüşünü ve burjuva toplumunun yükselişini kavramsal düzeyde ifade ediyor. Bu bağlamda sivil toplum, işbölümü ve yabancılaşma gibi kavramlar, tarihsel dönüşümlerin felsefi karşılığı olarak değerlendiriliyor.

‘Tinin Fenomenolojisi’ne dair yazılmış en iyi eserlerden biri olan kitap, aynı zamanda 20. yüzyıldaki Hegel yorumlarına müdahale ediyor. Lukács, Hegel’i irrasyonalizmin öncüsü gibi sunan eğilimlere karşı çıkıyor ve onu akıl ve özgürlük filozofu olarak savunuyor. Bu yönüyle eser, daha sonra yazdığı ‘Aklın Yıkımı’nın olumlu karşı yüzünü oluşturuyor. Hegel’i Marx’ın felsefi kaynağı olarak sistematik biçimde temellendirirken, kendi erken dönem düşüncesiyle de eleştirel bir hesaplaşma yürütüyor.

‘Genç Hegel’ hem Hegel’in alımlanma tarihini dönüştüren hem de Marksist felsefenin temellerini yeniden tartışmaya açan bir klasik olarak öne çıkıyor. Lukács, diyalektiği tarihsel ve toplumsal zemine yerleştirerek özgür bir insanlığın düşünsel imkânını savunuyor.

Georg Lukács — Genç Hegel
Çeviren: Doğan Barış Kılınç • Nota Bene Yayınları
Felsefe • 512 sayfa • 2026

Georg Wilhelm Friedrich Hegel – Ruhun Fenomenolojisi’ne Önsöz (2026)

Hegel’in ‘Ruhun Fenomenolojisi’ne yazdığı önsöz, eserin kendisi kadar kurucu bir felsefi müdahale niteliği taşıyor. Hegel burada felsefenin görevini, hazır doğrular aktarmak değil, bilincin hakikate giden hareketini kavramak olarak tanımlıyor. Hakikatin durağan bir sonuç değil, sürecin bütünü olduğunu savunuyor ve bilgiyi canlı, tarihsel ve çatışmalı bir oluş olarak ele alıyor.

Önsözde en sert eleştiriler, sezgiye, dogmatik metafiziğe ve “sağduyu”ya yöneliyor. Hegel’e göre felsefe, kolay anlaşılır olma kaygısıyla düşünceyi basitleştirmiyor; aksine kavramın emeğini talep ediyor. Negatif olanın, yani çelişkinin ve olumsuzlamanın, bilincin ilerleyişinde zorunlu bir rol oynadığını gösteriyor. Bilinç, her aşamada kendi sınırlarını deneyimliyor ve bu sınırları aşarak daha yüksek bir kavrayış düzeyine geçiyor.

Bu çerçevede diyalektik yöntem, dışsal bir teknik değil, bilincin kendi iç hareketi olarak kuruluyor. Hegel, özne ile nesnenin, düşünce ile gerçekliğin karşıtlığını aşan bir bütünlük fikrini temellendiriyor. Felsefi bilginin ancak sistematik bir bütün içinde anlam kazandığını vurguluyor ve parçalı doğrularla yetinmiyor.

‘Ruhun Fenomenolojisi’ne Önsöz’ (‘Vorrede zur Phänomenologie des Geistes’) aynı zamanda felsefenin tarihsel konumuna dair güçlü bir iddia ortaya koyuyor. Hegel, kendi çağını kavramda yakalamanın felsefenin asli görevi olduğunu söylüyor. Bu yaklaşım, felsefeyi zamansız ilkeler alanı olmaktan çıkarıyor, tarihsel deneyimin düşünsel ifadesi haline getiriyor. Metin, modern öznenin oluşumunu diyalektik süreçle açıklaması nedeniyle çağdaş felsefe için hâlâ merkezi bir referans olmayı sürdürüyor ve Alman idealizminin yönünü belirliyor. Bu nedenle önsöz, yalnızca giriş metni olarak değil, felsefenin nasıl yapılması gerektiğine dair kapsamlı bir manifesto olarak okunuyor.

Georg Wilhelm Friedrich Hegel — Ruhun Fenomenolojisi’ne Önsöz
Çeviren: Ragıp Ege • İletişim Yayınları
Felsefe• 142 sayfa • 2026

Adrian Johnston – Yeni Bir Alman İdealizmi (2025)

Adrian Johnston’ın bu eseri, günümüz kıta felsefesinde etkili olan Yeni Alman İdealizmi akımını kapsamlı bir şekilde inceleyen ve bu akımın temel argümanlarını değerlendiren önemli bir çalışmadır. ‘Yeni Bir Alman İdealizmi’ (‘A New German Idealism’), Hegelci felsefenin güncel yorumlarını ve bu yorumların çağdaş düşünce üzerindeki etkilerini derinlemesine analiz ederken, Slavoj Žižek, Markus Gabriel ve Quentin Meillassoux gibi düşünürlerin bu akım içindeki konumlarını ve katkılarını ele alıyor. Kitap, Yeni Alman İdealizmi’nin temel kavramlarını, ontolojik ve epistemolojik iddialarını, materyalizm ve realizmle olan ilişkisini ve çağdaş felsefi tartışmalara sunduğu özgün perspektifleri titizlikle inceliyor.

Johnston, Yeni Alman İdealizmi’nin, bilincin ve öznenin gerçekliğin temelini oluşturduğu yönündeki geleneksel idealist görüşlerden nasıl ayrıştığını ve daha karmaşık, diyalektik bir gerçeklik anlayışını nasıl savunduğunu açıklıyor. Kitap, bu akımın, bilginin sınırları, nesnelliğin doğası, nedensellik ve özgürlük gibi klasik felsefi sorunlara getirdiği yeni yaklaşımları detaylı bir şekilde tartışıyor. Johnston, Yeni Alman İdealizmi’nin, çağdaş bilim ve felsefenin sunduğu meydan okumalar karşısında idealist düşüncenin nasıl yeniden canlandırılabileceğine dair önemli bir çerçeve sunduğunu savunuyor.

‘Yeni Bir Alman İdealizmi’, bu felsefi akımın temel metinlerine ve düşünürlerine eleştirel bir bakış sunarken, aynı zamanda akımın güçlü yönlerini ve potansiyel sınırlarını da değerlendiriyor. Johnston’ın çalışması, günümüz felsefesindeki önemli tartışmaları anlamak ve idealist düşüncenin çağdaş yorumlarını kavramak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşıyor. Kitap, okuyucuyu Yeni Alman İdealizmi’nin karmaşık ve derinlikli dünyasına davet ederken, felsefi düşüncenin sınırlarını zorlayan yeni perspektifler sunuyor.

  • Künye: Adrian Johnston – Yeni Bir Alman İdealizmi: Hegel, Žižek ve Diyalektik Materyalizm, çeviren: Hakan Gürvit, Livera Yayınevi, felsefe, 480 sayfa, 2025

Glenn Alexander Magee – Hegel ve Hermetik Gelenek (2025)

Glenn Alexander Magee’nin ‘Hegel ve Hermetik Gelenek’ (‘Hegel and the Hermetic Tradition’) adlı kitabı, Hegel’in felsefesinin ezoterik kökenlerini ve özellikle Hermetik gelenekle olan ilişkisini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır. Magee, Hegel’in düşüncesinin, yaygın olarak kabul edildiği gibi sadece Aydınlanma’nın rasyonel geleneğinden değil, aynı zamanda Rönesans ve erken modern dönemdeki Hermetik felsefeden de etkilendiğini savunur. Kitap, Hegel’in eserlerindeki Hermetik temaları ve sembolizmi ortaya çıkararak, onun felsefesinin daha derin ve karmaşık bir yorumunu sunar.

Magee, Hermetik geleneğin, evrenin ve insanın doğasına dair ezoterik bir dünya görüşü olduğunu ve bu geleneğin, Rönesans ve erken modern dönemde Avrupa düşüncesini derinden etkilediğini belirtir. Hermetik felsefenin, evrenin canlı ve birbirine bağlı bir bütün olduğu, insanın evrenle uyum içinde yaşayabileceği ve gizli bilgeliğe ulaşabileceği gibi temel inançları içerdiğini açıklar. Magee, Hegel’in, Hermetik geleneğin bu temel inançlarını kendi felsefi sistemine dahil ettiğini ve bu nedenle, Hegel’in felsefesinin sadece rasyonel değil, aynı zamanda mistik bir boyutu olduğunu savunur.

Kitapta, Hegel’in eserlerindeki Hermetik temalar ve sembolizm detaylı bir şekilde analiz edilir. Magee, Hegel’in diyalektik yönteminin, Hermetik felsefenin zıtlıkların birliği ve evrenin dinamik doğası gibi temel kavramlarıyla nasıl örtüştüğünü gösterir. Ayrıca, Hegel’in “Tin” kavramının, Hermetik geleneğin evrensel bilinç ve ruh anlayışıyla nasıl bağlantılı olduğunu açıklar. Magee, Hegel’in bazı eserlerindeki Hermetik sembolizmi ortaya çıkararak, Hegel’in felsefesinin daha derin ve ezoterik bir yorumunu sunar.

Magee, Hegel’in felsefesinin ezoterik kökenlerini ve Hermetik gelenekle olan ilişkisini ortaya koyarak, Hegel’in düşüncesine yeni bir bakış açısı getiriyor. Kitap, Hegel’in felsefesinin sadece rasyonel değil, aynı zamanda mistik bir boyutu olduğunu savunarak, Hegel’in eserlerinin daha derin ve karmaşık bir yorumunu sunuyor. Magee, Hegel’in felsefesinin, modern dünyanın sorunlarına çözüm arayışında hala geçerli ve önemli olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Glenn Alexander Magee – Hegel ve Hermetik Gelenek, çeviren: M. Serdal Eglen, Alfa Yayınları, felsefe, 456 sayfa, 2025

Hegel – Siyasi Yazılar (2025)

Hegel’in siyasi düşüncesinin hem pratik hem de metafizik yönlerine ışık tutan önemli bir kitap.

Bu kitapta önemli siyasi yazılarını bir araya getiriyor ve Hegel’in eğitim ve dini görüşlerinin Prusya otoritelerinin otoriter rejimlerini örgütlediği siyasi değerlerle nasıl çatıştığına dair içgörüler sağlıyor.

Aynı zamanda, kitap, Hegel’in bazı büyük Avrupa devletlerindeki güncel siyasi durumları incelemek amacıyla Avrupa’daki feodalizmin evrimi üzerine karşılaştırmalı bir tarihsel perspektifi benimsediği üç metni de içeriyor. Söz konusu üç metin metafiziksel değildir ve örgütleyici ilkeleri olarak Sittlichkeit’ı sahnelemezler. Fakat bu metinler –özellikle de Alman Anayasası ve İngiliz Reform Tasarısı Üzerine– son derece ilginçtir, çünkü Hegel’in İngiltere, Fransa ve Almanya’daki son siyasi gelişmelere ilişkin dikkate değer karşılaştırmalı analizlerden modern dünyadaki siyasal yaşama dair sonuçlar çıkardığını göstermektedir.

Kitap, Hegel’in siyasi fikirlerine ilişkin tarihsel bir anlayış geliştirmek açısından önemli bir kaynak niteliğinde…

  • Künye: Georg Wilhelm Friedrich Hegel – Siyasi Yazılar, çeviren: Doğan Barış Kılınç, Dipnot Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2025

Andrea Wulf – Muhteşem İsyankârlar (2024)

Bugün ayaklarımızın altındaki fikirleri oluşturmuş filozof, sanatçı ve düşünürlerden kurulu Jena Ekibi üzerine harika bir çalışma.

‘Muhteşem İsyankârlar’, Almanya’nın en parlak zihinlerinin yaşamlarını ve aşklarını ortaya koyuyor: Goethe, Schiller, Fichte, Novalis, Schlegel, Schelling ve Hegel.

Küçük üniversite şehri Jena’da çevrenin merkezinde Caroline adında özgür ruhlu, üç kez evlenmiş bekâr-ruhlu, yaşamı tamamen ona ait bir anne vardı.

Caroline, Andrea Wulf’un ruh eşi.

Bu durum, yazar ve konunun mükemmel bir eşleşmesi: Şen, yaşamı olumlayan, özgürlük sevdasına sahip bir güç.

Andrea Wulf geçmişteki olayları şimdide yaşanıyormuş gibi hissettiren nadir tarihçilerden ve insan yüreğinin sürükleyici hikâyelerindeki uzak yaşamları dönüştürüyor.

‘Muhteşem İsyankârlar’, bizi özgür iradenin, bireysel yaratıcılığın ve özgürlüğün muazzam olanakları ile muazzam riskleri üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Andrea Wulf – Muhteşem İsyankârlar: İlk Romantikler ve Benin Keşfi, çeviren: Bartu Şanlı, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 496 sayfa, 2024

Stefan Bird-Pollan – Özgürleşmenin Diyalektiği (2023)

‘Özgürleşmenin Diyalektiği’, bizi, Freud’un metapsikolojisinin ve Hegel’in tanınma diyalektiğinin Fanon’un özgürleşme düşüncesi üzerindeki önemini yeniden düşünmeye davet ediyor.

Stefan Bird-Pollan, Hegel, Freud ve Fanon’da olumsuz ve kendiyle-bütünleşme arasındaki ilişkiye dair zekice bir analiz sunarak bugüne kadarki geleneksel düşünceye meydan okuyor.

Özne olma süreci, sancılı, hatta çoğu zaman kanlı bir süreçtir.

Kendiyle-bütünleşme, özünde, doğayla, öteki’yle bütünleşmeyi, yani özgürleşmenin diyalektiğini gerektirir.

Bu kitap, öznenin kuruluş sürecini Hegel, Freud ve Fanon düşüncesi üzerinden okuyor.

Aynı zamanda kitap, bu diyalektiğe etkide bulunan filozofları (Kant, Marx, Sartre), postkolonyal çalışmaları (Bhabha, Spivak) ve psikanalist bakışı da (Lacan, Kohut, Adler, Winnicott, Caruth) ihmal etmiyor.

Bu kitap, Fanon’un özne teorisine ve sosyal teoriye yaptığı katkının derinliklerini keşfe çıkıyor.

Aynı zamanda Fanon’un projesinin, Freudyen psikanalizin politik boyutlarını ve Hegel’in toplum teorisinin psikolojik boyutlarını anlamayı nasıl mümkün kıldığını gösteriyor.

  • Künye: Stefan Bird-Pollan – Özgürleşmenin Diyalektiği: Hegel, Freud, Fanon, çeviren: Sibel Kibar, Fol Kitap, felsefe, 352 sayfa, 2023

László F. Földényi – Dostoyevski Sibirya’da Hegel Okuyup Gözyaşlarına Boğuldu (2022)

“Dostoyevski Sibirya’da Hegel okuyup gözyaşlarına boğuldu.”

İnsan böyle bir cümleyi iki defa okuyor, inanamıyor.

Macar düşünür László Földényi ilk yayınlandığı günden bu yana büyük ilgi çekmiş bu denemesiyle Sibirya sürgünündeki Dostoyevski’nin Hegel’le karşılaşmasını, modern varoluşun en sert edebi eleştirisinin doğum anını ele alıyor.

Dostoyevski dünya tarihinin dışından, yani Sibirya’dan modern uygarlığın “akılcılık”ın elinde ruhsuz, somuta indirgenmiş, tekdüze, gri bir cehenneme dönüşmesini görüyor.

Dostoyevski’yi tarumar eden dehşeti Földényi, karşı-Aydınlanmacı bir hattan yorumluyor.

Földényi’nin denemesine gene Dostoyevski üzerine yazdığı iki metin eşlik ediyor: ilkinde Ölüler Evinden Anılar’ı ele alırken ikincisinde Karamazov Kardeşler’in meşhur vecizesi “Tanrı yoksa her şey mubahtır”a eğiliyor.

Cees Nooteboom, bu kitap hakkında şöyle diyor:

“Sanrılara sürükleyen bir an: ölüme mahkûm edilmiş Dostoyevski Sibirya’nın sonu olmayan boşluğuna asker olarak gönderilir, Hegel’in Tarih’in soyut inşası üzerine düşüncelerini okur; bu ne Sibirya’ya ne de Afrika’ya yer veren bir inşadır, Weltgeist’da (dünya-ruhu) nihayet bulan kutsal sonuyla camdan yapılma duygusuz bir inşadır bu, bu inşada insanlığın tüm şahsi acıları gözden yiter. László Földényi bu meseleyi öyle bir üslupla ele alıyor ki kutsalın onunla birlikte ürperiverdiğini hissedebiliyorsunuz.”

  • Künye: László F. Földényi – Dostoyevski Sibirya’da Hegel Okuyup Gözyaşlarına Boğuldu, çeviren: Nihan Soyöz ve Emre Güler, Dergah Yayınları, deneme, 62 sayfa, 2022