Penelope Lively – Ay Kırıkları (2012)

  • AY KIRIKLARI, Penelope Lively, çeviren: Yasemin Akbaş, Everest Yayınları, roman, 274 sayfa

 

Penelope Lively ‘Ay Kırıkları’nda, ölüm döşeğindeki başkahramanı Claudia Hampton’ın geçmişine yaptığı dokunaklı yolculuğu hikâye ediyor. Tarihçi Hampton, hastane yatağında kanserle mücadele ederken, yaşamının bir tarihini bilincinde yazmaya koyulur. Hampton, dünya tarihi olarak tasarladığı kişisel tarihi ekseninde, 2. Dünya Savaşı’nda tanık olduklarını, aşık olduğu Tom’u, bağımlılık derecesinde sevdiği kardeşi Gordon’ı ve annesiyle ilişkisini, deyim yerindeyse, yeni baştan kurmaya koyulur. Lively’nin geri dönüşler ve farklı anlatıcılarla zenginleştirdiği hikâyesi, en çok, güçlü karakteri Hampton’la dikkat çekiyor.

Flann O’Brien – Dalkey Arşivi (2012)

  • DALKEY ARŞİVİ, Flann O’Brien, çeviren: Gülden Hatipoğlu, Everest Yayınları, roman, 241 sayfa

İrlanda edebiyatının önemli kalemlerinden Flann O’Brien’ın bizde ilk yayımlanan eseri, ‘Üçüncü Polis’ti. O’Brien, bir nevi ‘Alice Harikalar Diyarında’ olarak tanımlanabilecek bu romanında, cinayet işleyen anlatıcısının polis karakolunda tanık olduğu absürd olayları anlatmıştı. İşte O’Brien’ın Türkçeye kazandırılan elimizdeki romanı da, yukarıdaki kitaptan da aşina olduğumuz De Shelby karakterine ve onun garip teorilerine yeniden merhaba diyor. Parodi ve hicvin yetkin bir şekilde kullanıldığı romanda, ‘Ulysses’in ahlaksız olduğunu savunan ve din adamı olmak isteyen genç bir James Joyce’la da karşı karşıya geliyoruz.

Richard Swartz (ed.) – Yanı Başımızdaki Yabancı (2012)

 

  • YANI BAŞIMIZDAKİ YABANCI, editör: Richard Swartz, çeviren: Sezer Duru, Naciye Güngörmüş, Rubin Hoxha ve diğerleri, Everest Yayınları, öykü, 324 sayfa

Avrupa kıtasının doğu kesimi, Soğuk Savaş döneminde jeopolitik bir birliği ifade ediyordu. Sovyetlerin batı kenarı olarak adlandırılan ve tarihten bu yana kritik bir konumda olan bölge, Soğuk Savaş’ın ardından milliyetçiliğin ve etnik çatışmaların yoğunluklu yaşandığı bir coğrafyaya dönüştü. Richard Swartz’ın editörlüğünü üstlendiği bu kitap, Doğu Avrupa’da doğup büyümüş; Hırvat, Arnavut, Boşnak, Sırp, Macar, Sloven ve Bulgar asıllı yazarların bu parçalanmışlığı konu alan metinlerinden oluşuyor. Yazarlar, bir zamanlar aynı ülkenin bayrağı altında yaşayan insanların birbirlerine nasıl düşman olduklarını anlatıyor.

Oral Çalışlar – Portreler (2012)

 

  • PORTRELER, Oral Çalışlar, Everest Yayınları, anı, 306 sayfa

Oral Çalışlar ‘Portreler’de, Türkiye’nin önemli isimleriyle yaptığı söyleşileri okurlarına sunuyor. Çoğunluğu portre olarak kabul edilebilecek bu söyleşilerde Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu, Yılmaz Güney, efsane oyuncu Lefter, Fikret Otyam, Halil Ergün, Ümit Yaşar Oğuzcan, Mina Urgan, İshak Alaton, Malik Yolaç ve Panayot Abacı gibi, kimi hayata veda etmiş kimi yaşamakta olan birçok kişi yer alıyor. Kitapta ayrıca, 1915’te öldürülüp yol kenarına gömülen Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi’nin ilginç öyküsü ile Çalışlar’ın, Hrant Dink’in katledilmesinin ardından kaleme aldığı yazılar da bulunuyor.

Deniz Durukan (haz.) – Fahriye Abla’dan Çanakkaleli Melahat’a (2012)

  • FAHRİYE ABLA’DAN ÇANAKKALELİ MELAHAT’A, yayına hazırlayan: Deniz Durukan, Everest Yayınları, inceleme, 258 sayfa

Birçok yazarın katkıda bulunduğu ‘Fahriye Abla’dan Çanakkaleli Melahat’a başlıklı bu ilginç çalışma, modern Türkiye şiirinde kadın imgesinin izini sürüyor. Kitabın ilk hareket noktası, Türkiye şiirinde özgün bir yeri olan Fahriye Abla, Çanakkaleli Melahat gibi önemli karakterler, ikinci hareket noktası ise Attilâ İlhan, Cemal Süreya, Ece Ayhan ve İlhan Berk gibi, şiirlerinde birçok farklı kadın karakterlere yer veren ve kadın imgesini öne çıkartan şairler ve onların şiirlerindeki kadınlar. Çalışma, Türkiye toplumunda kadının değişen yerini edebiyat üzerinden izlemesiyle önemli bir boşluğu dolduruyor diyebiliriz.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Budala (2012)

  • BUDALA, Fiyodor Mihayloviç Dostoyevski, çeviren: Mehmet Özgül, Everest Yayınları, roman, 761 sayfa

Dostoyevski, ‘Budala’da, dünya edebiyatının en meşhur karakterlerinden birinin, saralı hasta Prens Lev Nikolayeviç Mışkin’in yaşadıklarını anlatıyor. İsviçre’de bir hastanede tedavi gördükten sonra ülkesine dönen yirmi altı yaşındaki Mışkin, toy, saygılı, iyiliksever, sıkılgan ve saflık derecesinde içtendir. Mışkin’in, toplumca “budala” olarak yaftalanan kişiliği, “normal insanlar”, yani açgözlüler, şehvet düşkünleri, sarhoşlar, kibirliler ve soytarılarla dolu Petersburg’a aykırıdır. Dostoyevski’nin hayatından izler de taşıyan roman, sıra dışı bir karakterin toplumla ve kendisiyle hesaplaşmasına dayanıyor.

Jean-Yves Cendrey – Honecker 21 (2011)

  • HONECKER 21, Jean-Yves Cendrey, çeviren: Z. Canan Özatalay, Everest Yayınları, roman, 209 sayfa

 

Jean-Yves Cendrey, ironik üslubuyla öne çıkan romanı ‘Honecker 21’de, bir yandan otuz yaş bunalımının, öte yandan sıkıcı ve baskıcı iş ilişkilerinin üstesinden gelmeye çalışan Matthias Honecker’in trajikomik hikâyesini kaleme getiriyor. İşinde büyük bir yabancılaşma yaşayan Honecker, depresif bir dünyaya adım atmak üzeredir. Bu esnada, karısı da ona, bir çocuklarının olacağını “müjdeler”. Bu sürpriz, onun gerilimli hayatına, kendini hiç hazır hissetmediği sorumluluklar da ekler. Rüzgârın estiği yöne göre savrulan bir adam haline gelmiş Honecker, patronunun dayatmalarının da arttığı bu dönemde, hayatına dair kritik bir karar almak zorundadır.

Celal Başlangıç – Kanlı Bilmece (2011)

  • KANLI BİLMECE, Celal Başlangıç, Everest Yayınları, siyaset, 230 sayfa

 

Celal Başlangıç’ın ‘Kanlı Bilmece’si, PKK silahlı mücadeleye karar verip, 15 Ağustos 1984’teki Eruh ve Şemdinli baskınlarını yaptıktan üç yıl sonra, “düşük yoğunluklu savaş”ın hâlâ sürdüğü 1987 yılında yayımlanmıştı. Başlangıç burada, bölgede yaşananlara dair gözlemlerini okurlarıyla paylaşırken, o zamandan bugüne göz göre göre bu sorunun nasıl büyütüldüğünü, içinden çıkılmaz bir açmaza dönüştürüldüğünü gözler önüne seriyor. Kürtçe konuşmanın, Kürtçe şarkı dinlemenin, Kürtçe yazmanın yasak olduğu bir dönemde yazılan kitap, devletin günümüzde de devam eden PKK ile Kürtleri ayırmama anlayışının, sorunu nasıl katmerlendirdiğini gösteriyor.

Serhan Ergin – Yürek Tutsağı (2011)

  • YÜREK TUTSAĞI, Serhan Ergin, Everest Yayınları, roman, 249 sayfa

 

Serhan Engin ilk romanı ‘Yürek Tutsağı’nda, Mahmut isimli kahramanının aşk arayışını ve hayatla giriştiği muhasebeyi anlatıyor. Sovyetler Birliği’nde beş yıl kaçak yaşayan Mahmut, günün birinde ülkesine dönmeye karar verir. Yalnız bu ani dönüş, onu tam bir hayal kırıklığına uğratır. Zira, Türkiye’ye döndüğü gibi yakalanmış ve on yıl boyunca cezaevinde kalmıştır. Cezaevinden çıkan Mahmut’u hayata bağlayan tek şey, yıllar önceki aşkı Bergüzar’dır. Onu bulmak için yola koyulan Mahmut’un karşısına, Ukraynalı fahişe Lilia çıkacaktır. Fakat bu buluşma, onun hayatını alt üst edecek ve Mahmut, değer yargılarıyla bir hesaplaşmaya girişecektir.

Philip Mansel – Levant (2011)

  • LEVANT, Philip Mansel, çeviren: Nigâr Nigâr Alemdar, Everest Yayınları, tarih, 637 sayfa

 

Bir saray ve hanedan tarihçisi olan Philip Mansel, XVIII. Louis ve Prens Ligne biyografileriyle ünlü. Fakat Mansel’i Türkiyeli okur için daha ilgi çekici kılan başlıca yapıt, yazarın Osmanlı’nın son yıllarında saray hayatını anlattığı ‘Sultanların İhtişamı’ adlı çalışmaydı. Mansel’in elimizdeki çalışması ‘Levant’ da, tarih boyunca Levant’ı, üç temel limanı olan Smyrna (İzmir), İskenderiye ve Beyrut bağlamında anlatıyor. Bir Doğu bölgesi için kullanılan bir Batılı isim olan Levant, 16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında, Osmanlı İmparatorluğu’na ait olan, Doğu Akdeniz kıyısındaki diyarlar anlamında bugünkü Yunanistan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır demekti. Mansel’in kitabı, yukarıdaki üç kilit şehrin tarihini anlatıyor ve bu şehirlerin Doğu ile Batı arasında kurduğu kozmopolit köprünün niteliğini araştırıyor.