Jean-Marc Jancovici — Kızıma İklim Değişikliğini Anlatıyorum (2026)

Jean-Marc Jancovici ‘Kızıma İklim Değişikliğini Anlatıyorum’ (‘Le Changement Climatique Expliqué à ma Fille’) adlı kitabında, iklim değişikliğini bilimsel ayrıntılarla boğmadan, bir çocuğun soruları etrafında kurduğu diyaloglar aracılığıyla açıklıyor. Kitabın temel amacı, iklim krizini korku söylemi ya da teknik jargon üzerinden değil, neden-sonuç ilişkilerini görünür kılarak anlaşılır hale getirmek. Atmosferin işleyişinden enerji kullanımına, ekonomik büyümeden gündelik yaşam alışkanlıklarına kadar uzanan bağlantıları adım adım kurarak, iklim değişikliğinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve siyasal bir mesele olduğunu gösteriyor.

İlk bölümde iklim sisteminin nasıl çalıştığı, sera etkisinin neden yaşam için gerekli olduğu ve insan faaliyetleri nedeniyle atmosfere salınan karbondioksitin bu doğal dengeyi nasıl bozduğu açıklanıyor. Jancovici, sıcaklık artışının rastlantısal bir doğa olayı değil, büyük ölçüde fosil yakıt kullanımına dayanan sanayi toplumunun sonucu olduğunu vurguluyor. Böylece iklim değişikliği, bilimsel veriler ışığında insanlığın enerji tercihleriyle ilişkilendiriliyor.

Ardından deniz seviyelerinin yükselmesi, buzulların erimesi ve aşırı hava olaylarının nedenleri ele alınıyor. Yazar, yalnızca sonuçları sıralamak yerine, bu gelişmelerin ardındaki fiziksel mekanizmaları açıklıyor. Tarım, su kaynakları, kıyı yerleşimleri ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkiler değerlendirilirken, iklim krizinin dünyanın farklı bölgelerini farklı biçimlerde etkileyeceği gösteriliyor.

Kitabın önemli bölümlerinden biri, modern uygarlığın petrol ve diğer fosil yakıtlara bağımlılığına ayrılmış. Jancovici, sanayi üretiminden ulaşıma, gıda üretiminden sağlık sistemine kadar günlük hayatın neredeyse bütün alanlarının ucuz enerji üzerine kurulduğunu anlatıyor. Ancak fosil yakıt rezervlerinin sınırlı oluşu ve bu kaynakların kullanımının iklim krizini hızlandırması, insanlığı zorunlu bir dönüşümle karşı karşıya bırakıyor. Enerji meselesi yalnızca teknik değil, ekonomik ve siyasal bir sorun olarak ele alınıyor.

Yazar ayrıca iklim değişikliğinin göç hareketleri, gıda güvenliği, salgın hastalıklar, uluslararası çatışmalar ve toplumsal eşitsizliklerle ilişkisini de inceliyor. Çevresel sorunların tek başına ortaya çıkmadığını; kaynak kıtlığı, ekonomik kırılganlık ve siyasal istikrarsızlıkla birleşerek daha büyük krizlere yol açabileceğini savunuyor. Bu nedenle iklim değişikliği, yalnızca çevrecilerin değil, bütün toplumların geleceğini ilgilendiren kapsamlı bir dönüşüm sorunudur.

Sonuçta Jancovici, okura hazır çözüm reçeteleri sunmaktan çok, iklim krizini doğuran mekanizmaları anlamaya davet ediyor. Bir çocuğun sorularını yanıtlarken aslında yetişkinlerin geleceğe karşı sorumluluğunu sorguluyor. Kitap, bilimsel doğruluğu yalın bir anlatımla buluşturarak enerji, tüketim ve kalkınma anlayışının yeniden düşünülmesi gerektiğini savunan, iklim krizine dair güçlü ve öğretici bir giriş niteliğinde.

Jean-Marc Jancovici — Kızıma İklim Değişikliğini Anlatıyorum
Çeviren: Hande Koçak • İş Kültür Yayınları
Ekoloji • 80 sayfa • 2026

Gabriel Zucman — Milyarderler Gelir Vergisi Ödemiyor Buna Bir Son Vereceğiz (2026)

Gabriel Zucman’ın bu kitabı, çağdaş vergi sistemlerinin temel çelişkilerinden birini inceliyor: En zenginler, servetleri büyüdükçe çoğu zaman daha az vergi ödüyor. Zucman, vergi adaleti ve vergi cennetleri üzerine yaptığı araştırmalara dayanarak, gelir vergisinin teoride artan oranlı görünmesine rağmen pratikte milyarderler için etkisiz kaldığını gösteriyor. Kitabın çıkış noktası, vergi yükünün geniş toplum kesimlerinde yoğunlaşırken ultra zenginlerin yasal boşluklardan yararlanabilmesi.

‘Milyarderler Gelir Vergisi Ödemiyor Buna Bir Son Vereceğiz’ (‘Les Milliardaires Ne Paient Pas D’impôt Sur Le Revenu Et Nous Allons Y Mettre Fin’), Fransa ve diğer ülkelerden verileri karşılaştırarak ortalama vatandaşların gelirleri ve tüketimleri üzerinden yüksek oranlarda vergi ödediğini, buna karşılık milyarderlerin efektif vergi oranlarının çok düşük kaldığını ortaya koyuyor. Bunun nedeni, servetin büyük bölümünün maaş olarak değil, şirket hisseleri ve holdingler içinde tutulması. Böylece servet sahipleri, gelirlerini kişisel kazanç olarak göstermeden zenginleşmeyi sürdürüyor ve klasik gelir vergisinin dışına çıkabiliyor.

Kitapta gelir vergisinin tarihsel gelişimi de ele alınıyor. Zucman’a göre bu vergi başlangıçta eşitsizlikleri sınırlandıran demokratik bir araçtı. Ancak küreselleşme ve finansal karmaşıklık zamanla bu mekanizmayı zayıflattı. Bugün milyarderler için dünya fiilen bir vergi cennetine dönüşüyor. Servetler farklı şirketler ve fonlar arasında dolaştırılarak vergilendirme büyük ölçüde etkisizleştiriliyor.

Eserin merkezindeki çözüm önerisi servete dayalı bir taban vergisi. Zucman, ultra zenginlerin her yıl servetlerinin belirli bir oranına denk gelen asgari bir vergi ödemesi gerektiğini savunuyor. Özellikle yüzde 2 düzeyindeki küresel bir verginin uygulanabilir ve etkili olduğunu ileri sürüyor. Bu yöntem, gelirin nasıl gizlendiğinden bağımsız olarak serveti doğrudan hedeflediği için mevcut boşlukları kapatmayı amaçlıyor.

Kitabın temel tezi, vergi adaletinin yalnızca mali bir mesele olmadığı yönünde şekilleniyor. Zucman’a göre vergilendirme aynı zamanda demokratik eşitliğin de temel unsurlarından biri oluyor. Ultra zenginlerin kamusal yükümlülüklerden kaçınması, servetle birlikte siyasal gücün de dar bir kesimde yoğunlaşmasına yol açıyor. Bu nedenle milyarderleri ulusal dayanışmanın parçası hâline getirecek yeni vergi mekanizmalarının hem demokrasi hem de toplumsal adalet açısından gerekli olduğunu savunuyor. Kitap, küresel eşitsizlik tartışmalarına güçlü bir katkı sunuyor.

Gabriel Zucman — Milyarderler Gelir Vergisi Ödemiyor Buna Bir Son Vereceğiz
Çeviren: Hande Koçak • İş Kültür Yayınları
Siyaset • 72 sayfa • 2026

Nikolaj Schultz — Kara Tutması (2026)

Bu kitap, iklim krizinin insanın dünyayla kurduğu ilişkili nasıl dönüştürdüğünü inceleyen kısa ama yoğun bir deneme. Nikolaj Schultz, modern bireyin artık yalnızca ekonomik ya da siyasal krizlerle değil, gezegenin fiziksel değişimiyle de sarsıldığını savunuyor. “Kara Tutması” kavramını, ekolojik yıkım karşısında hissedilen kaygı, yönsüzlük ve yabancılaşma duygularını anlatmak için kullanıyor.

‘Kara Tutması’ (‘Mal de Terre’), klasik çevrecilik söyleminden farklı bir yerden konuşuyor. Sorunu sadece karbon emisyonu ya da teknik çözümler düzeyinde ele almıyor; insanların duygu dünyasında ve kimlik algısında meydana gelen kırılmayı merkeze alıyor. Schultz’a göre iklim krizi yalnızca doğayı değil, “toplumsal koordinatlarımızı” da değiştiriyor. Mekân algısı, gelecek tasavvuru ve aidiyet duygusu sarsılıyor.

Metin boyunca modernliğin doğayı dışsal bir kaynak olarak konumlandıran anlayışı eleştiriliyor. İnsan ile yeryüzü arasındaki bağın kopmasının, bugünkü ekolojik ve psikolojik krizin temelinde yer aldığı ileri sürülüyor. Schultz, gezegenin artık pasif bir arka plan değil, toplumsal hayatı doğrudan etkileyen aktif bir güç olduğunu vurguluyor.

‘Kara Tutması’, karamsar bir felaket anlatısı sunmaktan ziyade, yeni bir duyarlılık çağrısı yapıyor. İklim değişikliğinin yarattığı “varoluşsal huzursuzluk”u inkâr etmek yerine, bunun siyasal ve kolektif eylem için bir başlangıç noktası olabileceğini savunuyor. Bu yönüyle kitap, ekolojik krizi teknik bir sorun olmaktan çıkarıp, kültürel ve duygusal bir dönüşüm meselesi olarak ele alan çağdaş çevre düşüncesine önemli bir katkı sunuyor.

Nikolaj Schultz — Kara Tutması
Çeviren: Hande Koçak • İş Kültür Yayınları
Ekoloji • 88 sayfa • 2026

Thomas Piketty – Eşitliğin Kısa Tarihi (2025)

Thomas Piketty’nin bu eseri, insanlık tarihini ekonomik ve siyasal eşitsizliklerin kademeli olarak azaldığı uzun bir süreç olarak anlatıyor. Piketty, kapitalizmin eşitsizlik üretme eğilimine rağmen, toplumsal mücadelelerin ve politik müdahalelerin bu gidişatı nasıl sürekli olarak dengelediğini anlatıyor. Ona göre eşitlik bir “doğal gelişme” değil; devrimler, vergilendirme reformları, işçi hareketleri ve eğitim politikaları gibi bilinçli kolektif eylemlerin sonucunda ortaya çıkıyor. Bu nedenle tarih, yalnızca zenginliğin birikim hikâyesi değil, aynı zamanda adalet talebinin direngen bir anlatısı haline geliyor.

‘Eşitliğin Kısa Tarihi’ (‘Une Brève Histoire de l’égalité’), Batı merkezli ekonomik büyüme modellerinin sömürgecilikle ve servet transferiyle beslendiğini vurgulayarak, liberal demokrasinin eşitlik söylemini ahlaki bir maske olarak eleştiriyor. Fransız Devrimi’nden refah devletine, kadınların oy hakkından eğitim reformlarına kadar birçok dönüm noktasını analiz ederken, eşitlik fikrinin yalnızca maddi değil, kültürel ve siyasal bir inşa olduğunu hatırlatıyor. Ancak Piketty’nin çözüm önerileri –örneğin küresel servet vergisi veya mülkiyet paylaşım modelleri– bazı eleştirmenlerce fazla iyimser bulunuyor. Çünkü o, kapitalizmin yapısal direncini ve sermayenin politik gücünü zaman zaman hafife alıyor.

Yine de Piketty’nin tarihsel perspektifi, eşitliğin bir ütopya değil, kazanılmış bir süreç olduğunu hatırlatıyor. Kitap, umutsuzluk çağında umutlu bir ekonomi tarihi sunarken, eşitliğin ideolojik değil, pratik bir hedef olduğunu güçlü biçimde vurguluyor.

  • Künye: Thomas Piketty – Eşitliğin Kısa Tarihi, çeviren: Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, iktisat, 216 sayfa, 2025

Robert C. Allen – Küresel Ekonomi Tarihi (2025)

Robert C. Allen bu eserinde, küresel ekonomik tarihin büyük hatlarını açıklayarak insanlık tarihinin zenginleşme sürecini anlatıyor. ‘Küresel Ekonomi Tarihi’ (‘Global Economic History’), neden bazı toplumlar zenginleşirken diğerlerinin yoksullukta kaldığını tarihsel verilerle analiz ediyor. Allen, ekonomik büyümeyi sadece teknolojik gelişmeyle değil, aynı zamanda sosyal, politik ve coğrafi etkenlerle birlikte değerlendiriyor.

Kitap, tarım devrimiyle başlayan ekonomik değişimi, sanayi devrimiyle kırılma noktasına taşıyor. Allen, sanayi devriminin neden ilk olarak İngiltere’de gerçekleştiğini, iş gücü maliyetleri, enerji kaynaklarına erişim ve kurumsal yapılar bağlamında açıklıyor. Bu süreçte Avrupa’nın yükselişi ile Asya’nın göreli gerilemesi arasında karşılaştırmalı bir analiz sunarak, klasik Batı-merkezci tarih anlatısını sorguluyor.

Allen, Çin, Hindistan ve Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük medeniyetlerin neden Avrupa’yla aynı ekonomik sıçramayı yapamadığını da tarihsel bağlam içinde değerlendiriyor. Kitap, aynı zamanda kolonyalizmin ekonomik etkilerine ve küresel eşitsizliklerin kökenine de ışık tutuyor. Bu eşitsizliklerin günümüze kadar nasıl taşındığını göstererek, ekonomik tarih ile güncel küresel adaletsizlikler arasındaki bağı kuruyor.

‘Küresel Ekonomi Tarihi’, yalnızca büyüme rakamlarıyla ilgilenmeyen, aynı zamanda emeğin, sermayenin ve kaynakların nasıl dönüştüğünü anlatan bir çalışma. Allen’ın yaklaşımı, ekonomik tarihi sadece Batı’nın başarısı üzerinden okumayı reddediyor; bunun yerine farklı toplumların izledikleri yolları ve karşılaştıkları sınırları ele alan daha kapsayıcı bir bakış sunuyor.

  • Künye: Robert C. Allen – Küresel Ekonomi Tarihi, çeviren: Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, ekonomi, 192 sayfa, 2025

Kolektif – Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914 (2025)

Suraiya Faroqhi, Bruce McGowan, Donald Quataert ve Şevket Pamuk’un birlikte kaleme aldığı bu kapsamlı eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1600’lü yıllardan 1914’e kadar uzanan yaklaşık üç yüz yıllık dönemine odaklanarak, ekonomik ve toplumsal yapılarındaki dönüşümleri ayrıntılı biçimde inceliyor. ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914’ (‘An Economic and Social History of the Ottoman Empire – II’), merkezi devletin değişen yapısı ile yerel topluluklar arasındaki karmaşık ilişkileri çözümlemeye çalışırken, bölgesel çeşitliliğe de dikkat çekiyor. Osmanlı toplumunun çok etnili ve çok dinli yapısı, bu analizlerin temelini oluşturuyor.

Kitapta, taşra ekonomilerinden büyük şehirlerin ticaret hayatına; esnaf loncalarından toprak sistemlerine kadar birçok başlık detaylı olarak ele alınıyor. 17. ve 18. yüzyıllarda görülen ekonomik daralma ve iç isyanlar, merkezi otoritenin kırılganlığıyla birlikte değerlendirilirken; 19. yüzyılda Tanzimat reformlarının getirdiği yapısal değişimlerin toplum üzerindeki etkileri tartışılıyor. Bu reformlar, vergi sisteminden mülkiyet yapısına kadar pek çok alanda dönüşüm yaratır.

Donald Quataert ve Şevket Pamuk’un katkılarıyla sanayileşme girişimleri, dış borçlanma ve küresel ticaretin Osmanlı üzerindeki etkileri inceleniyor. Bu bağlamda Avrupa ile ekonomik ilişkilerin artması, dışa bağımlılığı da beraberinde getirir. Eserde, ekonomik yapıların yalnızca üretim ve ticareti değil, aynı zamanda sosyal sınıfların oluşumunu ve toplumsal hareketliliği nasıl etkilediği de analiz ediliyor.

Bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun son üç yüzyılını anlamak isteyenler için disiplinlerarası bir çerçeve sunar ve imparatorluğun karmaşık sosyal dokusuna derinlemesine bir bakış sağlar.

  • Künye: Suraiya Faroqhi, Bruce Mcgowan, Donald Quataert, Şevket Pamuk – Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914, editör: Halil İnalcık, Donald Quataert, çeviren: Ayşe Berktay, İsmail Ferhat Çekem, Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, tarih, 608 sayfa, 2025

Thomas Piketty – Kapital ve İdeoloji (2023)

‘Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital’ adlı kitabıyla dünyada büyük yankı uyandıran ve “eşitsizlikler” tartışmasına yepyeni bir boyut getiren Thomas Piketty, bu kitabın devamı niteliğindeki yeni eseri ‘Kapital ve İdeoloji’de eşitsizliği çok daha geniş bir tarihsel bağlamda ele alıyor.

Her toplum eşitsizliklerini meşrulaştırmak zorundadır: Buna gerekçeler bulmak gerekir, yoksa bütün politik ve sosyal yapı çökme tehdidiyle karşı karşıya kalır.

Geçmişin ideolojileri bu perspektiften incelendiklerinde bambaşka bir anlam kazanırlar, deyim yerindeyse taşlar yerine oturur.

Hiç kuşkusuz son dönemin en önemli “eşitsizlik düşünürü” olan Piketty, ‘Kapital ve İdeoloji’de, çok geniş çaplı bir karşılaştırmalı veri tabanından hareketle, eşitsizlikçi toplum yapılarının tarihini ve geleceğini ekonomik, sosyal, entelektüel ve politik perspektiflerden ele alıyor.

Kadim “üç işlev” toplumlarından köleci toplumlara, sömürge toplumlarından komünist toplumlara, “mülk sahipleri toplumları”ndan günümüzün “hiper-kapitalist” toplumlarına kadar eşitsizlik hakkında tarihsel bir fresk çizerken, günümüz ve yarınımız için de yakıcı meseleleri gündeme taşıyor, öneriler getiriyor.

1980’lerden itibaren tüm dünyada ağır basmaya başlayan aşırı eşitsizlikçi neoliberal anlatının aksine, ekonomik kalkınmayı ve insanlığın ilerlemesini sağlayan olgunun eşitlik ve eğitim mücadelesi olduğunu tarihten, edebiyattan, sinemadan örneklerle olduğu kadar, istatistiklere ve rakamlara da dayanarak gösteriyor.

Eşitsizliğin tarihini, bugününü ve geleceğini, daha adil bir dünyanın mümkün olup olmadığını merak eden herkes için önemli bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Thomas Piketty – Kapital ve İdeoloji, çeviren: Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, siyaset, 976 sayfa, 2023

Thomas Piketty – Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital (2014)

Servet ve gelirin tarihsel dinamikleri neler?

Gelir ve sermaye paylaşımının 18. yüzyıldan bu yana geçirdiği evrime odaklanan Thomas Piketty, modern büyüme ve bilginin yayılımının Karl Marx’ın öngördüğü kıyametin önüne geçtiğini, ancak sermaye ve eşitsizliklerin karmaşık yapılarını değiştirmediğini savunuyor.

  • Künye: Thomas Piketty – Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, çeviren: Hande Koçak, İş Kültür Yayınları