Hüsnü Bilir — Nöroiktisat (2026)

‘Nöroiktisat: Ekonomik Kararların Nörolojik Temelleri’, ekonomik kararların nasıl oluştuğunu yalnızca teorik modellerle değil, insan beyninin işleyişi üzerinden anlamaya çalışan disiplinlerarası bir alanı ele alıyor. Hüsnü Bilir, özellikle 1970’lerden sonra neoklasik iktisada yöneltilen eleştirilerle ortaya çıkan nöroiktisadı, davranışsal ve deneysel iktisatla birlikte gelişen yeni bir araştırma hattı içinde değerlendiriyor. Bu yaklaşımlar, ekonomik teorinin uzun süre temel varsayımı olan “tam rasyonel insan” modelini sorguluyor ve bireylerin karar süreçlerinin sanılandan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Kitap, nöroiktisadın ayırt edici yönünün ekonomik davranışları doğrudan beynin işleyişi üzerinden incelemesi olduğunu vurguluyor. Beyin görüntüleme teknikleri ve bilişsel bilimlerin sunduğu bulgular sayesinde, ekonominin uzun süre “kara kutu” olarak bıraktığı zihinsel süreçler daha görünür hâle geliyor. Bu araştırmalar, insanların kararlarını her zaman bilinçli ve hesaplı değerlendirmeler sonucunda vermediğini; çoğu durumda otomatik, duygusal ve sezgisel mekanizmaların da belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Bu çerçevede insan davranışı tek bir rasyonel muhakeme sürecinin ürünü olarak değil, bilişsel ve duygusal sistemler ile kontrollü ve otomatik karar mekanizmalarının etkileşimi içinde oluşan çok katmanlı bir süreç olarak değerlendiriliyor. Nöroiktisat böylece ekonomik tercihlerin yalnızca sonuçlarını değil, bu tercihleri mümkün kılan nörolojik ve psikolojik dinamikleri de açıklamaya çalışıyor.

Eser aynı zamanda nöroiktisadı yalnızca teknik bir araştırma alanı olarak değil, iktisadi düşüncede daha geniş bir metodolojik dönüşümün parçası olarak ele alıyor. Kitap, Türkçe literatürde henüz sınırlı biçimde ele alınan bu yaklaşımı tanıtarak ekonomi, psikoloji ve sinirbilim arasındaki etkileşimin ekonomik davranışı anlamada nasıl yeni ufuklar açtığını gösteriyor. Böylece nöroiktisat, insanın seçim davranışını daha bütünlüklü biçimde kavramaya yönelik yeni bir perspektif sunuyor.

Hüsnü Bilir — Nöroiktisat: Ekonomik Kararların Nörolojik Temelleri
• Heretik Yayıncılık
İktisat • 65 sayfa • 2026

Tolga Gürakar — Türkiye ve İran (2026)

‘Türkiye ve İran: Gelenek, Çağdaşlaşma, Devrim’, Osmanlı/Türkiye ile İran’ın modernleşme deneyimlerini karşılaştırmalı bir tarihsel sosyoloji çerçevesinde ele alıyor. Tolga Gürakar, iki toplumun gelenek, devlet yapısı, din-siyaset ilişkileri ve sınıfsal dönüşümleri üzerinden farklı modernleşme yolları geliştirdiğini gösteriyor. Osmanlı’da merkezi devletin sürekliliği ve Sünni ulemanın devlet içindeki kurumsal konumu laiklik, bürokratik kapasite ve kurumsal devamlılık gibi olguları şekillendirirken; İran’da Şii ulemanın görece bağımsızlığı ve merkezi otoriteyle kurduğu gerilimli ilişki, siyasal meşruiyet krizlerini ve toplumsal muhalefetin dinamiklerini belirleyen başlıca etkenlerden biri olarak öne çıkıyor.

Kitap, İran ve Türkiye’yi yalnızca coğrafi komşular olarak değil, tarih boyunca birbirini etkileyen siyasal ve toplumsal süreçlerin parçası olan iki ülke olarak ele alıyor. Safevilerden Kaçarlar ve Pehleviler dönemine uzanan İran tarihi ile Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’nin dönüşümü birlikte inceleniyor. Bu süreçte devlet-toplum ilişkileri, bürokratik kurumların gelişimi, ideolojik yönelimler ve sınıfsal yapılar arasındaki etkileşimler analiz ediliyor. Gürakar, modernleşmenin yalnızca kurumların veya ideolojilerin değişimiyle açıklanamayacağını; ekonomik yapılar, sınıf mücadeleleri ve toplumsal krizlerle birlikte düşünülmesi gerektiğini vurguluyor.

Eserin merkezinde devrimlerin nasıl ortaya çıktığı sorusu yer alıyor. Gürakar’a göre devrimler ani kopuşlar ya da basit rejim değişiklikleri değildir; uzun tarihsel süreçlerde biriken siyasal, toplumsal ve ekonomik gerilimlerin sonucunda ortaya çıkan yapısal dönüşümlerdir. Bu nedenle Türkiye ve İran’daki devrimsel kırılmalar, tarihsel süreklilikler ile kriz dönemlerinin kesişiminde anlaşılabilir. Kitap, mezhep veya etnisite gibi tek boyutlu açıklamaların ötesine geçerek, dinî kurumların siyaset ve ekonomiyle kurduğu ilişkileri ve sınıfsal çelişkileri merkeze alıyor.

Bu yaklaşım, günümüz İran’ındaki toplumsal hareketleri ve Türkiye’nin modernleşme deneyimini daha geniş bir tarihsel bağlam içinde değerlendirmeyi mümkün kılıyor. Gürakar, ulusal tarihlerimizi birbirinden yalıtılmış anlatılar olarak değil, karşılıklı etkileşimler ve uluslararası bağlam içinde şekillenen süreçler olarak ele alıyor. Böylece kitap, hem İran’ın bugünkü siyasal krizlerini hem de Türkiye’nin tarihsel dönüşümünü anlamak isteyen okurlar için uzun dönemli ve eleştirel bir perspektif sunuyor.

Tolga Gürakar — Türkiye ve İran: Gelenek, Çağdaşlaşma, Devrim
• Heretik Yayıncılık
Tarih • 420 sayfa • 2026

Paul Goalby Cressey — Taksi-Dans Salonu (2026)

Paul Goalby Cressey’nin bu eseri, modern kent yaşamında eğlence, cinsellik, sınıf ve yabancılaşma ilişkilerini sosyolojik bir bakışla inceleyen öncü bir çalışmadır. Cressey, 1920’ler Amerika’sında yaygın olan “taxi-dance hall”ları (erkeklerin dans başına para ödediği salonlar) yalnızca bir eğlence mekânı olarak değil, kentsel yaşamın yarattığı toplumsal ihtiyaçların ve gerilimlerin yoğunlaştığı sosyal alanlar olarak ele alıyor. Bu mekânlar, göç, yalnızlık, yoksulluk ve duygusal yoksunluk gibi kent deneyimlerinin somutlaştığı birer karşılaşma noktası olarak okunuyor.

Kitapta dans salonları, ticarileşmiş boş zaman pratiklerinin bir ürünü olarak analiz ediliyor. Kadın bedeni, duygusal yakınlık ve eğlence, piyasa ilişkileri içinde metalaşıyor; ilişkiler samimiyet değil, değişim ve ücret üzerinden kuruluyor. Cressey, bu yapının hem erkek müşteriler hem de kadın dansçılar için yarattığı psikolojik ve toplumsal etkileri inceliyor. Yalnızlık, geçici bağlar, kırılganlık ve aidiyetsizlik, kent yaşamının tipik duyguları olarak bu mekânlarda görünür hale geliyor.

‘Taksi-Dans Salonu’ (‘The Taxi-Dance Hall’), Chicago Okulu sosyolojisinin klasiklerinden biri olarak kent sosyolojisi, kültürel çalışmalar ve modernlik eleştirisi açısından büyük önem taşıyor. Cressey, eğlence mekânlarını yüzeysel alanlar olarak değil, modern toplumun sınıf ilişkilerini, cinsiyet rejimlerini ve duygusal yapısını anlamak için anahtar sosyal alanlar olarak konumlandırıyor. Bu yönüyle kitap, modern şehir hayatının görünmeyen sosyolojisini çözümleyen kurucu metinlerden biri olarak kabul ediliyor.

Paul Goalby Cressey — Taksi-Dans Salonu: Ticarileşmiş Eğlence ve Şehir Hayatı Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme
Çeviren: Cemre Su Kavalalı • Heretik Yayıncılık
Sosyoloji • 391 sayfa • 2026

Aynülhayat Uybadın — Evvel Zaman İzleyicileri (2026)

‘Evvel Zaman İzleyicileri’, sinemayı filmlerden çok seyir pratiği, salonlardan çok hatırlama biçimi üzerinden ele alan özgün bir kültürel tarih anlatısı. Aynülhayat Uybadın, 1960’lar ve 1970’lerde Türkiye’de sinemaya gitmenin ne anlama geldiğini, izleyiciyi pasif bir tüketici olmaktan çıkararak tarihsel özne konumuna yerleştiriyor.

Uybadın, sözlü tarih yöntemine yaslanan araştırmasında sinemayı bir eğlence alanından ziyade toplumsal bir olay, bir buluşma ve sosyalleşme mekânı olarak okuyor. Yazlık sinemalarla kapalı salonlar, matinelerle suareler, mahalle aralarıyla kent merkezleri arasında dolaşan anlatılar; sinemanın gündelik hayatla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Perdede akan hikâyeler kadar, o hikâyeleri birlikte izleme biçimleri de kitabın merkezinde yer alıyor.

Çalışma, “sinema eğlence değildir” diyen estetik bilinçle, “başka ne eğlencemiz var ki?” diyen kolektif deneyimi yan yana getirerek, izleyiciliğin sınıfsal, kültürel ve duygusal boyutlarını görünür kılıyor. Yıldızlarla kurulan özdeşlikler, filmlerden öğrenilen davranış kalıpları, utanma, denetim, aidiyet ve arzu gibi duygular; sinemanın toplumsal hayatı nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

Uybadın sinema tarihini yalnızca yapım ve film merkezli okumalarla sınırlamıyor; izleyici araştırmaları, bellek çalışmaları ve yeni sinema tarihi yaklaşımlarını bir araya getirerek “tarihsel izleyici” kavramını derinleştiriyor. Aile, mahalle, taşra, kent, toplumsal cinsiyet, nostalji ve “altın çağ” anlatıları, bireysel anılardan süzülen kolektif bir sinema hafızası içinde yeniden kuruluyor.

‘Evvel Zaman İzleyicileri’, sinemayı bir zamanlar “bir filmden çok bir olay” olarak yaşayanların sesine kulak veren; kişisel hatıraları Türkiye’nin kültürel ve toplumsal tarihine bağlayan güçlü bir bellek çalışması olarak, sinema tarihine içeriden ve çoksesli bir kapı aralıyor. Işıklar sönüyor, perde açılıyor; hikâye ve hatırlama işte tam da o esnada başlıyor.

Aynülhayat Uybadın — Evvel Zaman İzleyicileri: 1960’lar ve 1970’ler Türkiye’sinde Sinemaya Gitme Deneyimi
• Heretik Yayıncılık
İnceleme • 360 sayfa • 2026

Kolektif — Hak, Hukuk, Medya (2026)

Tezcan Durna’nın derlediği bu kitap, hak ihlallerinin sıradanlaştığı bir dönemde, medyanın bu sürece nasıl eklemlendiğini ve kimi zaman nasıl doğrudan bir araca dönüştüğünü görünür kılıyor. ‘Hak, Hukuk, Medya’, güncel medya düzenini yalnızca teknik ya da mesleki sorunlar üzerinden değil, haklar, özgürlükler ve toplumsal mücadeleler bağlamında ele alıyor. Kitap, bugünün medya ortamının hangi tarihsel ve siyasal koşullar içinde biçimlendiğini tartışmaya açıyor.

Makaleler, sendikasızlaştırmadan ifade özgürlüğünün daraltılmasına, eğitim ve barınma hakkı ihlallerinden kadın ve çevre haklarına kadar geniş bir alana yayılıyor. Medya, bu başlıkların her birinde ya görünmez kılma ya da meşrulaştırma işleviyle sorgulanıyor. Yazarlar, medyanın şiddeti temsil ediş biçimlerinden denetim ve gözetim mekanizmalarına uzanan bir çizgide, hak ihlallerinin nasıl normalleştirildiğini analiz ediyor.

Kitabın ayırt edici yönlerinden biri, metinlerin yalnızca akademik bir mesafeden yazılmamış olması. Yazarların büyük bir kısmı, KHK’lerle ihraç edilmiş ya da sistematik baskıya maruz kalmış kişilerden oluşuyor. Bu durum, makalelere çift katmanlı bir nitelik kazandırıyor: Metinler hem bilimsel çözümlemeler sunuyor hem de doğrudan deneyimlerden beslenen özdüşünümsel anlatılar içeriyor.

‘Hak, Hukuk, Medya’, sansür, otosansür ve baskı rejimlerinin bugüne nasıl taşındığını tarihsel bir perspektifle ele alırken, okuru da bu sürecin parçası olan medya-siyaset ilişkisini yeniden düşünmeye çağırıyor. Kitap, yalnızca yaşananları kayda geçirmekle yetinmiyor; bu çoraklaşmış ortamın nasıl aşılabileceğine dair eleştirel bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor ve geniş bir okur kitlesini bu ortak düşünme çabasına davet ediyor.

Kolektif — Hak, Hukuk, Medya
Derleyen: Tezcan Durna • Heretik Yayıncılık
Siyaset • 555 sayfa • 2026

Levent Ünsaldı – Üniversite, Sosyoloji, Toplum (2025)

Levent Ünsaldı’nın ‘Üniversite, Sosyoloji, Toplum’ adlı kitabı, akademik üretimi yalnızca bilgi aktarımı olarak değil, doğrudan bir müdahale biçimi olarak ele alan metinlerden oluşuyor. Ünsaldı, Heretik Yayınları tarafından yayımlanmış kitaplar için yıllar boyunca kaleme aldığı takdim yazılarını bir araya getirirken, üniversitenin bugünkü işleyişini, sosyal bilimlerin yerleşik pratiklerini ve sosyolojinin eleştirel imkânlarını aynı anda tartışmaya açıyor. Bu metinler, yayımlanan eserleri “tanıtmak”tan çok, onların iç mantığını sıçrama tahtası olarak kullanarak üniversiteyi ve akademik rutini sorgulayan düşünsel hamlelere dönüşüyor.

Kitap boyunca sosyoloji, steril bir disiplin değil; dertle, çatışmayla ve kurumsal sınırlarla iç içe geçmiş bir entelektüel mücadele alanı olarak beliriyor. Ünsaldı, eşlik etmek ile bozmak, açıklamak ile rahatsız etmek arasındaki gerilimi bilinçli biçimde koruyor. Üniversitenin giderek daralan ufkuna karşı, sosyal bilimlerin büyü bozucu potansiyelini hatırlatıyor; akademik metnin, konforlu bir uzlaşma dili yerine eleştirel bir nefes taşıması gerektiğini savunuyor.

Metinlerin hiçbirinin sonradan düzeltilmemesi, kitabı aynı zamanda bir dönem tanıklığına dönüştürüyor. Bu tercih, hem yazıldıkları bağlamı hem de üniversiteye dair umut ve hayal kırıklıklarını olduğu gibi muhafaza ediyor. Üniversite, Sosyoloji, Toplum, üniversiteyi içeriden ve dışarıdan düşünen, sosyal bilimi kurumsal itaate indirgemeyi reddedenler için; akademinin neye dönüştüğünü ve neyi hâlâ mümkün kıldığını sorgulayan, ısrarlı ve dertsiz olmayan bir kitap.

  • Künye: Levent Ünsaldı – Üniversite, Sosyoloji, Toplum, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 238 sayfa, 2025

Emile Durkheim – Emile Durkheim: Bir Disiplinin Doğuşu (2025)

Levent Ünsaldı’nın derlediği ‘Émile Durkheim: Bir Disiplinin Doğuşu’, Durkheim’in sosyoloji tasarısını yalnızca tarihsel bir miras olarak değil, bugünle konuşan dinamik bir düşünce alanı olarak yeniden yorumluyor. Derleme, sosyolojinin hangi entelektüel koşullarda ortaya çıktığını ve nasıl özgül bir disiplin kurduğunu görünür kılıyor. Durkheim’in sosyolojiyi bağımsız bir bilim olarak inşa ettiğini, nesnesini toplum olarak belirlediğini ve yöntemi bu nesnenin özgünlüğüne göre tanımladığını vurguluyor.

Kitap, bireysel temsiller ile kolektif temsiller arasındaki ayrımı merkezine alıyor ve insanın çift tabiatlı yapısını ifade eden homo duplex kavramı üzerinden modern toplumsallığın karmaşık doğasını çözüyor. Toplumu sui generis bir gerçeklik olarak ele alan yaklaşım, sosyolojinin psikoloji ve tarih karşısında kendi sınırlarını kurduğunu gösteriyor. Natüralizm, deneysel muhakeme ve toplumsal olguların zorlayıcı niteliği, disiplinin bilimsel meşruiyet kazandığını gösteriyor.

Derleme, Durkheimci mirasın sosyolojiye kazandırdığı kurucu momenti açığa çıkarıyor ve bu mirastan doğan düşüncenin kendini diğer disiplinlerden ayrıştırarak özgül bir sorgulama tarzı geliştirdiğini gözler önüne seriyor. Sosyoloji burada yalnızca betimleyen değil, toplumsal gerçekliği eleştirel biçimde kavrayan bir pratik olarak beliriyor. Okur, disiplinin varlık gerekçesini nasıl kurduğunu ve güncel teorik tartışmalarla bağını nasıl koruduğunu izliyor. Bu yaklaşım, Durkheim sosyolojisinin bugün de üretken bir referans olmaya devam ettiğini güçlü şekilde yansıtıyor.

  • Künye: Émile Durkheim – Émile Durkheim: Bir Disiplinin Doğuşu (Kurucu Metinler), derleyen ve çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 334 sayfa, 2025

Louis Wirth – Getto (2025)

Louis Wirth’ün bu adlı eseri, modern sosyolojinin şehir ve azınlık ilişkilerini ele alan en önemli klasiklerinden biri olarak kabul ediliyor. Wirth, 1920’lerde Chicago Ekolünün en bilinen vaka incelemelerinden olan kitabı, Yahudi gettosu üzerinden hem tarihsel hem sosyolojik bir çözümleme yapıyor. Ancak kitap, yalnızca Yahudi topluluklarının değil, modern şehirdeki tüm azınlık ve dışlanma biçimlerinin anlaşılması açısından da evrensel bir nitelik taşıyor.

Wirth, “getto”yu sadece fiziksel bir mekân olarak değil, toplumsal bir örgütlenme biçimi olarak tanımlıyor. Ona göre getto, hem dış baskıların hem de içeriden gelen kültürel dayanışmanın ürünü. Bu ikili yapı, azınlıkların kimliğini korumasını sağlarken aynı zamanda onları toplumun merkezinden uzak tutuyor. ‘Getto’ (‘The Ghetto’), Ortaçağ’dan modern döneme kadar uzanan Yahudi gettolarının dönüşümünü, dini ötekileştirme, ekonomik kısıtlama ve kentleşme süreçleriyle birlikte inceliyor.

Wirth’ün temel tezi, modernliğin dışlanmayı ortadan kaldırmadığı, aksine onu biçim değiştirerek sürdürdüğüdür. Sanayi toplumunda duvarlar kalksa da, ekonomik ve kültürel sınırlar varlığını korur. Bu bakımdan ‘Getto’, hem bir tarihsel inceleme hem de şehirdeki görünmez ayrım çizgilerinin sosyolojik eleştirisidir.

Yazarın Chicago deneyimlerinden beslenen bu çalışma, gettoyu sadece Yahudi tarihiyle değil, göç, kimlik, aidiyet ve asimilasyon gibi çağdaş meselelerle ilişkilendiriyor. Böylece Wirth, şehir hayatının merkezinde süregelen toplumsal ayrışmanın kalıcı doğasını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Louis Wirth – Getto, çeviren: Gamze Bayram, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 330 sayfa, 2025

Pierre Bourdieu, Jean-Claude Chamboredon, Jean-Claude Passeron – Sosyoloji Zanaatı (2025)

Pierre Bourdieu, Jean-Claude Chamboredon ve Jean-Claude Passeron’un bu ortak çalışması, sosyolojinin bilimsel bir disiplin olarak nasıl inşa edilmesi gerektiğine dair temel bir metodoloji ve epistemoloji rehberi. ‘Sosyoloji Zanaatı: Epistemolojik Ön Hazırlık’ (‘Le métier de sociologue: Préalables épistémologiques’), sosyolojinin, yaygın kanılarla ve sağduyu bilgisiyle arasına bir mesafe koyması gerektiğini, aksi takdirde bilimsel bir bilgi üretilemeyeceğini vurguluyor. Yazarlar, sosyoloğun kendi ön yargıları, değerleri ve toplumsal konumu gibi faktörlerin araştırma sürecini nasıl etkileyebileceğine dikkat çekerek, bu öznelliğin farkında olunması ve kontrol edilmesi gerektiğini savunuyor.

Kitap, “sosyolojik inşa” kavramının önemini vurguluyor. Toplumsal gerçekliğin kendiliğinden “verili” olmadığını, aksine sosyoloğun kavramsal araçlar, teorik çerçeveler ve metodolojik yaklaşımlar kullanarak onu “inşa etmesi” gerektiğini belirtiyor. Bu inşa sürecinde, toplumsal olguların nesnel bir şekilde ele alınması, nedensellik ilişkilerinin araştırılması ve ampirik verilerle desteklenmesi esastır. Gündelik yaşamın yüzeysel gözlemlerinin bilimsel analizin yerini tutamayacağı, sosyolojinin özel bir “bakış açısı” gerektirdiği vurgulanır.

Sosyolojik araştırmanın her aşamasında, teorik ve metodolojik titizliğin önemi üzerinde duruluyor. Veri toplama tekniklerinden (anket, mülakat, gözlem) analiz yöntemlerine kadar her adımda, bilimsel rasyonalitenin ve eleştirel düşüncenin rehberliğinde hareket edilmesi gerektiği anlatılıyor. Kitap, sosyoloğun rolünün sadece toplumsal gerçekliği betimlemek değil, aynı zamanda onu açıklamak ve yapısal mekanizmalarını anlamak olduğunu savunarak, sosyolojik bilginin toplumsal değişime katkı sağlayabilecek dönüştürücü potansiyeline işaret eder.

  • Künye: Pierre Bourdieu, Jean-Claude Chamboredon, Jean-Claude Passeron – Sosyoloji Zanaatı: Epistemolojik Ön Hazırlık, çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 2025

Andrew Mearman – Heterodoks İktisat ve Çoğulculuğu Öğretmek (2024)

‘Heterodoks İktisat ve Çoğulculuğu Öğretmek’ adlı eseri, iktisat eğitimi alanında geleneksel yaklaşımların ötesine geçerek, farklı ekonomik düşünce okullarının bir arada öğretilmesinin önemini vurguluyor.

Kitap, özellikle heterodoks iktisadın, yani ana akım iktisadın dışında kalan ekonomik teorilerin, eğitim müfredatına nasıl dahil edilebileceği konusunda pratik öneriler sunuyor.

Mearman, iktisadın tek bir doğruya sahip olmadığını, aksine farklı perspektiflerin ve teorilerin bir arada var olabileceğini savunuyor.

Bu durum, öğrencilerin daha kapsamlı bir ekonomik anlayışa sahip olmalarını sağlıyor.

Kitap, heterodoks iktisadın, ekonomik sorunlara farklı çözümler üretme potansiyelini vurguluyor.

Keynesyen ekonomi, Marxçı ekonomi ve kurumsal ekonomi gibi farklı heterodoks okulların, ekonomik gerçekliği daha iyi anlamamıza yardımcı olabileceğini belirtiyor.

Mearman, iktisat eğitiminin, öğrencilere sadece tek bir ekonomik model sunmaktan ziyade, farklı ekonomik düşünce okulları arasındaki karşılaştırmayı ve eleştirel düşünmeyi teşvik etmesi gerektiğini savunuyor.

Kitap, heterodoks iktisadı öğretmek için kullanılabilecek çeşitli yöntemler sunuyor.

Bu yöntemler arasında tartışmalar, simülasyonlar ve öğrenci projeleri yer alıyor.

Mearman, iktisat eğitiminin daha kapsamlı ve eleştirel bir hale gelmesi gerektiğini savunarak, bu alanda önemli bir tartışma başlatıyor.

Kitap, öğretmenlere heterodoks iktisadı derslerinde nasıl öğretebilecekleri konusunda somut öneriler sunarak, onlara yol gösteriyor.

Öğrencilerin, ekonomik sorunlara farklı açılardan bakmalarını ve daha iyi kararlar vermelerini sağlıyor.

  • Künye: Andrew Mearman – Heterodoks İktisat ve Çoğulculuğu Öğretmek, çeviren: Eren Kırmızıaltın, Heretik Yayıncılık, 80 sayfa, iktisat, 2024