Cyrus Schayegh – Ortadoğu ve Modern Dünyanın İnşası (2021)

Bugünkü Ortadoğu’yu daha iyi anlamak için muhakkak okunması gereken bir çalışma.

Ortadoğu’nun 19. yüzyılın ortasından 20. yüzyılın ortasına kadar nasıl bir seyir izlediğini irdeleyen Cyrus Schayegh, modern Ortadoğu’nun sosyo-mekânsal oluşumunu adım adım izliyor.

Bu süreçte köklü kentlerin ve bölgelerin dinamik modern dünya ekonomisine ve güçlü modern devletlere niçin, nasıl ve hangi aşamalarda biçim verdiğini ortaya koyan Schayegh, aynı zamanda Ortadoğu örneğinin bize dünyanın bütünü hakkında ne anlattığını da tartışmaya açıyor.

Bugün Suriye, Ürdün, Lübnan ve İsrail/Filistin’in yer aldığı, Bilad’üş-Şam (Büyük Suriye) olarak bilinen bölgeyi, 20. yüzyılın başındaki olağanüstü dönüşümüyle ele alan çalışma, öncelikle bölgenin geçmişine uzanarak coğrafyaya farkını katan kentlere odaklanıyor.

Bu kentlerin arasındaki iktisadi, sosyal ve siyasi bağları, bu bağları etkileyen faktörleri, sömürge devletlerin etkisini ve Osmanlı sonrası oluşan ulusdevletlerin bölgede yarattığı değişiklikleri birbirleriyle etkileşimi çerçevesine yerleştiren Schayegh, kentlerin, bölgelerin, devletlerin iç içe geçtiği, mekânın dönüştürücü güç olarak asıl aktör haline geldiği Ortadoğu’nun bütünlüklü bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Cyrus Schayegh – Ortadoğu ve Modern Dünyanın İnşası, çeviren: Gül Atmaca, İletişim Yayınları, tarih, 400 sayfa, 2021

Kolektif – Kayıp Adalet (2021)

Türkiye’de adaletin önündeki en büyük engellerden biri cezasızlık kültürüdür.

Zira suç işleyenler, hele hele devlet görevlisiyse, korunup kollanır; açılan, açılabilen davalar çeşitli engellemelerle veya zaman aşımına uğraması sağlanarak boşa çıkarılır.

İşte bu çok değerli çalışma, cezasızlık kültürünün bizi nasıl bir cehenneme mahkûm ettiğini çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

Gökçer Tahincioğlu’nun derlediği kitapta, Levent Pişkin, Lice davasını; Murat Uyurkulak, Hrant Dink cinayeti davasını; Burcu Karakaş, 12 Eylül davasını; Karin Karakaşlı, Vartinis katliamı davasını; Gökçer Tahincioğlu, 2006 ilkbaharında Diyarbakır’da öldürülen çocukların davasını; Ali Duran Topuz, Berkin Elvan davasını; Yıldırım Türker, Silopi’de yataklarında uyurken öldürülen iki çocuğun davasını ve Kemal Göktaş da, JİTEM davalarını anlatıyor.

Hafıza Merkezi, uzun bir zamandır, cezasızlık kültürüne karşı yürütülen adalet mücadelesinin önemli bir parçası.

Ve o mücadelenin en önemli unsurlarından olan “bellek” konusunda çarpıcı çalışmalar yapıyor, izliyor, raporluyor, anımsatıyor ve ısrarla takip ediyor.

Öte yandan Hafıza Merkezi’nin dosya notları, duruşma raporları, 30-40 yıllık döneme yayılan davalarla ilgili oluşturduğu zaman çizelgeleri unutturulmak, gözden kaçırılmak, kapatılmak istenilen olayların, dosyaların, davaların belleği haline gelmiş durumda.

Oysa bellek ve hakikat, cezasızlık kültürünün can düşmanıdır.

İşte bu kitap da, çarpıcı bir bellek ve hakikat belgesi olmasıyla cezasızlık kültürüyle mücadele etmemiz için muazzam bir katkı sağlıyor.

Evrensel bir yasaya dönüşmüş olan cezasızlık kültürünün bu topraklara ekilmiş tohumlarını söküp atmak dileğiyle.

  • Künye: Kolektif – Kayıp Adalet: Cezasızlık ve Korunan Failler, derleyen: Gökçer Tahincioğlu, İletişim Yayınları, siyaset, 207 sayfa, 2021

Serkan Turgut – Kürt Damgası (2021)

Kürt gençlerin, azınlıkta oldukları bir yerde, İzmir’de yaşadıkları dışlanma ve damgalanma pratikleri üzerine ayrıntılı bir sosyolojik analiz.

‘Kürt Damgası’, damgalamanın siyasi-ideolojik hükümlerin ötesine geçerek, Türkiye’deki gündelik faşizmi kanlı canlı bir şekilde gözler önüne sermesiyle dikkat çekiyor.

Serkan Turgut bu çalışmasıyla, Kürt gençlerinin azınlıkta oldukları kentsel alanda ve özellikle okul ortamında, etnik kimliklerine iliştirilmiş damgayla başa çıkma stratejilerini anlamaya, bu gençlerin eşitlik ve tanınma taleplerini hangi repertuar üzerinden yürüttüklerini, ayrımcılığa verdikleri tepkilerle bu sürece ne ölçüde etkide bulunduklarını anlamaya koyuluyor.

Turgut bu amaçla, milliyetçi diskurun yeniden üretildiği okul ortamındaki sıradan bireylere odaklanılarak tarihsel ve siyasal veçhesi ön plana çıkmış bir meselenin böylesi bir alanda nasıl deneyimlendiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Serkan Turgut – Kürt Damgası: Etnik Sınırlar ve Başa Çıkma Stratejileri, İletişim Yayınları, siyaset, 213 sayfa, 2021

Havva Ezgi Doğru – Çılgın Projelerin Ötesinde (2021)

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) sayesinde ülke devasa bir şantiyeye döndü.

Yaptığı konutlar korkunçtur, öyle ki hapishane bile bu “evler”den çok az kötüdür.

Fakat bütün bunlar, TOKİ’nin yalnızca görünen çirkinlikleridir.

Zira TOKİ ile ülkenin bitmek bilmeyen siyasi, toplumsal ve kültürel şantiye hali arasında da birebir ilişki vardır.

Havva Ezgi Doğru da, Türkiye’de konut üretiminin bütünsel bir ekonomi-politik analizini sunan bu çalışmasında, TOKİ’de cisimleşmiş otoriter devlet formunun altında yatan mekanizmayı açığa çıkarıyor.

Özellikle 2003’ten itibaren gerçekleşen büyük dönüşüme odaklanan ‘Çılgın Projelerin Ötesinde’, TOKİ’nin AKP iktidarında tümüyle devletin yeniden inşasında yüklendiği rolü gösteriyor.

Bizlerin görüş alanına kentsel ölçekteki çılgınlaştırılmış mega projelerle, kayırmacılıkla, sansasyonlarla, her yerde birbirine benzeyen toplu konutlarla giren TOKİ’nin esasen modern konut sektörünü kurmak olarak tarif edilebilecek uzun erimli bir sınıf projesinin günümüz Türkiye’sinde aldığı form olduğunu söyleyen Doğru, özellikle 2003 sonrası, TOKİ eliyle Türkiye’nin nasıl bir şantiyeye dönüştüğünü adım adım izliyor.

Kitap, TOKİ’nin uzun erimli bir sınıf projesi olarak kapitalist konut sektöründe nasıl hem piyasa kurucu ve hem de piyasa bozucu olduğunu; neden devlet planlarında öngörüldüğü üzere bir konut kredi bankasına dönüşmediğini ve nasıl olup da memleketin en büyük konut üreticisi haline geldiğini tartışıyor.

Çalışma, TOKİ’nin dönüşümü ve faaliyetleri üzerinden otoriter devletin kurumsal işleyişinin şifresini çözmesi ve somutlaştırmasıyla özellikle dikkat çekiyor.

  • Künye: Havva Ezgi Doğru – Çılgın Projelerin Ötesinde: TOKİ, Devlet ve Sermaye, İletişim Yayınları, siyaset, 232 sayfa, 2021

Burcu Karakaş – “Biz Her Şeyiz” (2021)

Bugün, iktidarın sopası olarak işlev gören Diyanet, hayatımızın her alanına burnunu sokuyor.

Burcu Karakaş, mevcut iktidarın bize dayattığı toplumsal değişim ile Diyanet’in artan faaliyetleri arasındaki paralellikleri gözler önüne seriyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı kurumlarından biri.

Kurulduğu günden bu yana farklı tartışmaların odağında olan Diyanet, Türkiye’nin değişen siyasi ikliminin de etkisiyle özellikle son on yıldır gündemden düşmüyor.

Karakaş da, Diyanet’in toplumsal ve siyasal süreçlerde üstlendiği rolün giderek güçlenmesinin arkasındaki dinamikleri masaya yatırıyor.

Kitapta, kamusal ve siyasi alanın vazgeçilmez aktörlerinden birine dönüş(türül)en Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı harcamalar, Türkiye Diyanet Vakfı’nın çalışmaları,

Diyanet’in aile, kadın, çocuk ve gençlere yönelik geliştirdiği faaliyetler, kamu kurum ve kuruluşlarıyla imzaladığı işbirliği protokollerine dayanarak ürettiği politikalar, imzalanan protokollere açılan davalar, kendine ait medya araçları ile topluma ilettiği mesajlar ayrıntılı bir şekilde alınıyor.

Kitap, eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ile yapılan ve Diyanet’in dünü ile bugününe ışık tutan bir söyleşiyle de zenginleşmiş.

  • Künye: Burcu Karakaş – “Biz Her Şeyiz”: Diyanet’in İşleri, İletişim Yayınları, siyaset, 262 sayfa, 2021

İlhan Sami Çomak – Karınca Yuvasını Dağıtmamak (2021)

Şair İlhan Sami Çomak aklımıza düştükçe iç çekip yutkunuyoruz, onun yaşadıklarını anlatacak kelimelerimiz yok henüz.

Daha 21 yaşındayken, 1994’te tutuklandı, tam 27 senedir haksız, hukuksuz bir şekilde içeride tutuluyor.

‘Karınca Yuvasını Dağıtmamak’ ise, şiirleri birçok dile çevrilmiş, dünyaca tanınan bir şair olan Çomak’ın anılarına yer veriyor.

Burada Çomak’ın çocukluğunu, tutukluluk sürecini, cezaevinde şair olmanın ne anlama geldiğini, acılar, hayal kırıklıkları ve öfkeyle dolu adalet arayışını ve en önemlisi de, yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen umudunu nasıl hep diri tuttuğunu, insan olmanın güzelliğinden hiçbir zaman geri adım atmadığını daha yakından görüyoruz.

Kitaptan iki alıntı:

“… adalet hayatıma çelme taktı, yere düştüm, yere çok kötü düştüm ve doğrulup kalkmak yıllarımı aldı ama beni zehirleyecek hislerden, insan olmanın güzel yönlerini hatırımdan çıkarmayarak, bir şekilde sakınmayı bildim.”

“Umutsuzluğun ağır karanlığını tartmak, kalbe ve akla çöken sessizliğin çoraklığını dağıtmak, hayatı derli toplu tutmak için umut hep yanımda oldu veya ondan uzaklaşmadım.”

Künye: İlhan Sami Çomak – Karınca Yuvasını Dağıtmamak, İletişim Yayınları, 160 sayfa, 2021

Suavi Aydın ve Erdal Çiftçi – İmparatorluğun Son Aşiret Sayımı Fihristü’l Aşâir (2021)

Osmanlı’nın son zamanlarına ait olan ve aşiretlerin dökümünü barındıran ‘Fihristü’l Aşâir’, başta tarihçiler olmak üzere sosyal bilim araştırmacıları için altın değerinde bir kaynak.

Suavi Aydın ve Erdal Çiftçi de, ‘Fihrist’i nitelikli bir tarihi ve antropolojik analize tabi tutuyorlar.

Osmanlı aşiret tarihi ile ilgili özgün bir kaynak olan ‘Fihrist’, özel bir aşiret bilgileri barındırmasıyla olduğu kadar, erken 20. yüzyılda Osmanlı coğrafyasındaki aşiretlerin yaşam alanlarına, yaşam ve geçim biçimlerine ışık tutması ve üstelik bugünkü ve daha önceki aşiret bilgisiyle karşılaştırma imkânı sunmasıyla çok önemli.

‘Fihrist’ ayrıca, vilâyet, liva, kaza, hatta nahiye düzeyinde bilgi vermesiyle, yerel tarih araştırmacıları için de eşsiz bir kaynak.

  • Künye: Suavi Aydın ve Erdal Çiftçi – İmparatorluğun Son Aşiret Sayımı Fihristü’l Aşâir: Yorumlar ve Çeviriyazım, İletişim Yayınları, inceleme, 255 sayfa, 2021

Çimen Günay-Erkol – Yaralı Erkeklikler (2021)

12 Mart darbesini konu edinen romanlar benzersizdir.

Örneğin, verili erkekliğe cesur eleştiriler getirmeleriyle öncü eserlerdir.

Çimen Günay-Erkol da, gözden geçirilmiş baskısıyla raflardaki yerini alan bu özenli çalışmasında, 1971 ile 1980 yılları arasında yayımlanan, döneme ilişkin tanıklıklar içeren romanları Eleştirel Erkeklik Çalışmaları bağlamında inceliyor.

Yazarın burada net bir şekilde ortaya koyduğu şekilde, özellikle çatışma dönemlerini yansıtan hemen hemen tüm edebiyat metinlerinde olduğu gibi, bu dönemin edebiyatında da erkeklik eleştirel bir mesele haline gelmişti.

Bu eserler aracılığıyla, askerî darbenin travmatize ettiği entelektüel erkekler, sokaklarda çatışan devrimci sol ve milliyetçi sağın ataerkinin tezgâhlarında suç ortaklığı yapan üyeleri, aile reisliği ve örgüt liderliği gibi otorite pozisyonlarına yerleşen erkekler görünür kılınır ve açık yüreklilikle tartışmaya açılır.

Türkiye’deki siyasi kültürün derinlemesine dönüşmesi için erkekliğin eleştirel bir gözle sorgulanması hayatidir.

Eldeki kitap da, bu tartışmaya katkıda bulunmasıyla çok değerli ve anlamlı.

  • Künye: Çimen Günay-Erkol – Yaralı Erkeklikler: 12 Mart Romanlarında Yalnızlık, Yabancılaşma ve Öfke, İletişim Yayınları, inceleme, 328 sayfa, 2021

Hacı Çevik – “Konya’da Kürt mü Var?” (2021)

Orta Anadolu taşrasında Kürt nüfusu konusundaki bilgisizlik, kendisini hayretle karışık “Konya’da Kürt mü var?” sorusuyla açığa vurur.

Hacı Çevik de bu önemli çalışmasında, kimisi 15. yüzyıla kadar uzanan zamanlardan beri Orta Anadolu’da yerleşikleşmiş Kürt topluluklarını ve onların Kürt kimliği etrafındaki siyasallaşmasını izliyor.

Çevik, bir Orta Anadolu Kürdü olarak, içinde büyüdüğü toplumun tarihsel ve sosyolojik durumunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyarken, Orta Anadolu’da yaşayan grubun tamamından ziyade, Konya’nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürtlere odaklanıyor ve burada yaşayan Kürt topluluğunun toplumsal-siyasal “oluş”unu ele alıyor.

“Bu denli milliyetçi ve muhafazakâr bir siyasal atmosfere sahip olduğu bilinen Orta Anadolu bölgesinde, Kürtler kimliğini nasıl muhafaza etti?” sorusunun yanıtını vermesiyle büyük önem arz eden çalışma, özellikle oy verme tercihleri üzerinden Kulu ve Cihanbeyli’de yaşamakta olan Kürtlerin ve bu coğrafyadan Avrupa’nın değişik ülkelerine göç etmiş olan kişi ve grupların siyasal davranışlarını değerlendiriyor.

Çevik bunun yanı sıra, bu coğrafyadan Avrupa ülkelerine göç edenlerin, Kürt etnik kimliği üzerinden siyasallaşma süreçlerini ve bu sürecin Kulu’ya, Cihanbeyli’ye nasıl taşındığını da irdeliyor.

  • Künye: Hacı Çevik – “Konya’da Kürt mü Var?”: Orta Anadolu Kürtleri ve Kürtlerin Siyasallaşması, İletişim Yayınları, siyaset, 232 sayfa, 2021

Kolektif – Bomonti (2021)

İstanbul’un en eski sanayi bölgelerinden olan Bomonti’nin geçmişini, bugününü ve geleceğini bizzat sakinlerinin gözünden anlatan, kent çalışmaları alanında çok önemli bir eser.

Kitap, semtin hızlı yapısal dönüşümünü, Bomontiada’nın yeni bir kamusal tüketim alanı oluşunu ve sınıfsal profilin değişimini, semtin apartmanları ve yerleşik sakinleriyle yeni orta sınıfın mekânı olmaya başlayışını sosyolojik bir bakışla izliyor.

Çalışma, semtin sosyal yapısındaki tarihsel dönüşüme paralel olarak Bomonti’nin çokkatmanlı belleğini, bir sanayi semti olarak gelişimini, “Teneke Mahallesi”ni ve kentsel dönüşüm mekânı olarak yaşadıklarını, bir orta sınıf mahallesi olarak görünümünü, nihayet rezidanslaşma sürecini beş eksende ele alıyor.

Derya Fırat, semtin çokkatmanlı belleğini, kozmopolit yapısını, bohem burjuvalarını ve soylulaştırma sürecinde semt belleğinin nasıl metalaştırıldığını irdeliyor.

Egemen Yılgür, teneke mahallesinin oluşumunu ve kentsel dönüşüm karşısında mahallelinin düşüncelerini aktarıyor.

Şükrü Aslan, Bomonti’nin bir sanayi mahallesi olarak ortaya çıkıp gelişmesini, bir dönem çok yoğun olan semtteki işçi eylemliliklerini ve politik mücadeleleri izliyor.

Aylın Dikmen Özarslan, Bomonti’nin kozmopolit bir orta sınıf semti olarak kapsamlı bir portresini çekiyor.

Çağlayan Kovanlıkaya ise, soylulaştırmadan sonra Bomonti’deki rezidans hayatını, rezidans sakinini ve lüks, güvenlikli konut olgusunu tartışıyor.

  • Künye: Çağlayan Kovanlıkaya, Derya Fırat, Egemen Yılgür, Şükrü Aslan ve Aylın Dikmen Özarslan – Bomonti: Kentsel Dönüşüm ve Mekânın Belleği, İletişim Yayınları, kent çalışmaları, 288 sayfa, 2021