Kolektif – Duygulanım Toplumları (2024)

Jan Slaby ve Christian von Scheve’nin derlediği bu kitap, toplumları “duygulanım toplumları” olarak kuramsallaştırmak ve bu yönelimle ampirik araştırmalar yapmak için gerekli kavramların eşsiz bir derlemesini sunuyor.

Kavramlar, toplumların bir arada yaşamalarının duygulanımsal temellerine dair bir kavrayışın yolunu açıyorlar ve göç, popülizm, yerel ve küresel eşitsizlikler, kimlik-aidiyet gibi çatışma alanlarının duygulanımsal doğasını algılamak için vazgeçilmezler.

‘Duygulanım Toplumları’, yol gösterici bir anlatı kuruyor, tarihsel bir perspektif sunuyor, ele alınan kavramları ayrıntılı biçimde tanımlıyor, anlaşılır araştırma örnekleri veriyor ve her bölümün sonunda genel bir bakış sunuyor.

Zihin felsefesinden antropolojiye, sosyolojiden kültürel çalışmalara, performans çalışmalarından sanat tarihine, siyaset biliminden gelişimsel ve kültürel psikolojiye uzanan çok geniş bir disiplinlerarası araştırma ufkuna dayanan bir eser.

Kitaptan bir alıntı:

“Duygulanım ve duygu, 21. yüzyıl başı toplumsal ve politik hayatın egemen söylemi haline geldi. Politikada, popülizmin ve yeni rekabet tarzlarının yükselişi (…) dinsel çatışmaların artışı, duygulanımsal bir yerden anlaşılıyor ve öfkenin, hiddetin, incinme ve içerlemenin bu bitmek bilmeyen çatışmadaki önemi öne çıkarılıyor. Kapitalist ekonomiler giderek daha fazla, yalnızca insanların bilişsel ve bedensel kapasitelerinin değil, aynı zamanda duygularının da sömürülmesi olarak anlaşılıyor. Sosyal medya sıklıkla yoğun duygulanımların ortaya konduğu bir mecraya dönüştü ve pek çok durumda da bireylere ya da gruplara yönelik açık düşmanlık, hatta şiddet ifadeleriyle dolu.”

  • Künye: Kolektif – Duygulanım Toplumları: Anahtar Kavramlar, derleyen: Jan Slaby, Christian von Scheve, çeviren: Aksu Bora, İletişim Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2024

Jürgen Martschukat – Fitness Çağı (2024)

Fitness çağında yaşıyoruz.

Dünya çapında milyonlarca insan düzenli olarak akşamları parkta yürüyüşe çıkıyor, spor salonunda ağırlık çalışıyor, yüzmeye gidiyor, pilates ya da yoga yapıyor.

Fit olmak ve formda kalmak her zamankinden daha revaçta.

Kitlelerin gündelik hayatını bu derece belirleyen bu ilginin kaynağı ne?

Tarihçi Jürgen Martschukat fitness düşüncesinin doğuşunu 18. yüzyılda modern toplumların ortaya çıkmasına kadar geri götürerek, bu kavramın modernitenin sürekli optimizasyon ve yenilenmeye verdiği önemle nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor.

Yazara göre gerçek anlamda fitness çağı 1970’lerden itibaren gelişmeye başladı ve neoliberalizmin bireylere kendilerini hem bedenen hem zihnen geliştirmelerini telkin etmesiyle sosyal yaşamın yol gösterici bir ilkesi haline geldi.

Böylece fitness beden çalışmasının ötesinde kişisel sorumluluk, performans, piyasa, rekabet, başarı konularında belirleyici bir araca dönüştü.

‘Fitness Çağı’, sadece spor ve fitness ile ilgilenenler için değil, aynı zamanda günümüzün kültürel söyleminde kabul ve dışlanma, başarı ve başarısızlık koşullarına merak duyan herkes için ufuk açıcı bir kaynak.

  • Künye: Jürgen Martschukat – Fitness Çağı: Beden Nasıl Başarı ve Performansın Simgesi Haline Geldi?, çeviren: Erol Özbek, İletişim Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2024

Zemzem Taşgüzen Polat – Evi Anlamak (2024)

Zemzem Taşgüzen Polat, mimarlık tecrübesini ve sosyal teori bilgisini, kendi hayatından canlı gözlemlerle tartarak, ev denen koca dünyanın içine dalıyor.

Bir deneyim mekânı olarak, bir hayat olarak eve bakıyor.

Evin nasıl bir “iç” olduğunu ve aynı zamanda nasıl dışarıya açılmanın yerine dönüştüğünü, evin sınırlarını düşünüyor.

‘Evi Anlamak’, evin mimarisinin, ev düzeninin, ev tasavvurunun dönüşümü hakkında bir kitap.

Elbette aynı zamanda mahalle ilişkilerinin, komşuluğun ve kentleşmenin dönüşümü hakkında…

Zemzem Taşgüzen Polat, “yitirilen ev” nostaljileri, “ideal ev” hayalleri arasında, gerçek evlerin içinde, bilme merakı kadar, yaşam heyecanıyla ve yer yer edebi bir duyguyla dolaşıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Dedemin inşa ettiği hayatlı (avlulu) bir evde doğdum, ilkokul birinci sınıftan sonra lojmana taşındık. Ortaokula
 başladığımda ise, kentin periferisinde bir apartmanda yaşıyordum artık. Üniversite sınavını kazanarak İstanbul’da bir yurt odasında yaşamaya başladım; mezun oldum ve Çapa’da kardeşimle yaşadığımız bir evimiz oldu. Beş yılın sonunda Urfa’ya dönüş yaptım ve ailemle tekrar bir apartmanın dubleks katında yaşamaya başladım.”

  • Künye: Zemzem Taşgüzen Polat – Evi Anlamak, İletişim Yayınları, inceleme, 189 sayfa, 2024

Cemal Taş – “Hey Allah’ın Zalımları” (2024)

Dersim üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Cemal Taş, “Hey Allah’ın Zalımları”nda hem “içeriden” hem “dışarıdan” tanıklarla yaptığı görüşmeleri bir araya getirerek, 1937 ve 1938’de devletin Dersim’de yürüttüğü harekâtların “yok etme”ye yönelik kapsamına dair zengin bir panorama sunuyor.

‘Dağların Kayıp Anahtarı’nın devamı niteliğindeki çalışma, Dersim ’38’i tanıklar ve tanıklıklar üzerinden anlamanın ve anlatmanın önemini ortaya koyuyor.

Zira en yakınlarını kaybedenlerin, bizzat “süngü yarası” taşıyanların, evlerinden yurtlarından olanların iç yakıcı anlatıları, o dönem Dersim’de görev yapanların tanıklıklarıyla tamamlanıyor kitapta.

Dersim toplumu ve kültürü hakkında birçok detayın da bulunabileceği bu sözlü tarih çalışması, yüzleşme, hesaplaşma ve adalet mücadelesine önemli bir katkı…

  • Künye: Cemal Taş – “Hey Allah’ın Zalımları”: Dersim 1938 Anlatıları, İletişim Yayınları, tarih, 310 sayfa, 2024

Kolektif – Toplumsal Yapı (2024)

Yirmi beş bilim insanının katkılarıyla kapsamlı bir temel referans kitabı olarak hazırlanan ‘Toplumsal Yapı: Türkiye’de Eşitsizlik, Tahakküm, Değişim’, sermaye birikimi, nüfus değişimleri, ailenin dönüşümü, tarımda dönüşüm, üretimin yapısı, devlet-sermaye ilişkilerini güncel veriler ışığında ele alıyor.

Kent ve çevre sorunları, kadın işgücünün durumu, toplumsal cinsiyet rejimi, eşitlik sorunları, ırkçılık, sendikal ve mesleki örgütlenmeler, orta sınıfların ve esnafın konumunda değişimler, toplumsal mücadele alanları gibi konulara eğiliyor. Bu değişim ve mücadelelerin kültürel alana yansımasına ve aile içinde, çalışma hayatında ve dinsel alanda hüküm süren tahakküm ilişkilerine ışık tutuyor.
Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Aksu Bora, Alanur Çavlin, Aslı Aydemir, Aslı Odman, Aybala Ertekin, Cem Özatalay, Cemil Yıldızcan, Deniz Parlak, Deniz Pelek, Deniz Yonucu, Didem Danış, Gözde Orhan, Gülengül Altıntaş, Hande Gülen, Işıl Erdinç, Jean-François Pérouse, Müge Neda Altınoklu, Osman Savaşkan, Ozan Félix Sousbois, Saniye Dedeoğlu, Tanıl Bora, Uraz Aydın, Y. Doğan Çetinkaya, Yıldırım Şentürk, Z. Tül Akbal Süalp.

Kitaptan bir alıntı: “Tıpkı dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de toplumsal yapı tanımları arasında farklar var. Bunlar toplumsal yapının sorunsallaştırılmasına ve incelenmesi sırasında izlenen yol ve yöntemlere yansıyor. Tüm bu çeşitliliğine rağmen, toplumsal yapı incelemelerinde istatikselleştirilmiş demografik, sınıfsal ya da kültürel oluşumlar, ırksal, dinsel tahakküm ilişkileri, toplumsal cinsiyet rejimleri, yani ilk bakışta bizlere dışsal gibi görünen büyük çaplı olgular karşımıza çıkar. Oysa toplumsal yapı, aynı zamanda maddi ve sembolik (kültürel) pratiklerimizin, gömülü olduğu ilişki ağlarının dışında bir olgu değildir. Toplumsal yapının harcını ve taşıyıcı unsurlarını somut, gerçek insanlar, onların maddi faaliyetleri, reel ilişkileri ve bunlar hakkındaki tasavvurları oluşturur. Toplumsal yapıyı bu bütünselliği dikkate alarak incelemek gerekir.”

  • Künye: Kolektif – Toplumsal Yapı: Türkiye’de Eşitsizlik, Tahakküm, Değişim, derleyen: Cem Özatalay, İletişim Yayınları, inceleme, 638 sayfa, 2024

Charlotte Beradt – Rüyaların Üçüncü Reich’ı (2024)

Totaliter, faşist rejimler takipçileri olmadan ayakta kalamaz.

Charlotte Beradt’ın kitabı, insanların nasıl birer yandaşa dönüştüğünü ortaya koyuyor, nasıl eğilip büküldüklerini, içsel dirençlerinin nasıl kırıldığını gözler önüne seriyor.

Bu yönüyle ‘Rüyaların Üçüncü Reich’ı aynı zamanda mutlak tahakkümün teorisi olarak okunabilir.

Beradt, bu olağanüstü vurucu kitabında, terzisinden, komşusundan, teyzesinden, sütçüsünden, arkadaşlarından dinlediği, Nazi döneminde gördükleri rüyaları aktarıyor ve içgörüyle yorumluyor.

Rüyalardaki keskin imgeler üzerinden, bu baskıcı totaliter rejimin insanları nasıl bir ruhsal yabancılaşmaya, köksüzleşmeye, izolasyona, kimliksizleşmeye ittiğini gösteriyor.

Edebi bir tatla, ürpertili hikâyeler gibi de okunabilecek bu metinler, faşizmin bilinçdışındaki aynası gibidir.

Alabildiğine politik bir “rüya tabiri” kitabı…

Yayımlandığı 1962’den beri faşizm incelemeleri literatüründe saygın bir yer edinen ‘Rüyaların Üçüncü Reich’ı, bugün her zamankinden daha güncel sayılıyor.

  • Künye: Charlotte Beradt – Rüyaların Üçüncü Reich’ı, çeviren: Aslı Önal, İletişim Yayınları, siyaset, 148 sayfa, 2024

Michael Hechter – Milliyetçiliği Dizginlemek (2024)

“Milliyetçilik sıklıkla sanatsal, entelektüel ve politik mayalanmaya ilham olsa da, zaman zaman iç savaşlara ve en korkunç şiddet eylemlerine adı karışır. En berbat biçimde, yabancı düşmanlığına, etnik temizliğe ve soykırıma esin kaynağı olur. Milliyetçiliğin bu karanlık yüzü dizginlenebilir mi?”

Kitabın bu soruya köşeli ve kolay bir cevabı yok.

Ona göre her şeyden önce, onun maddi toplumsal temellerini dikkate almadan, “milliyetçi aşırılığı” ahlâki veya “ideolojik” hükümlerle “dizginlemenin” mümkün olmadığı kesindir.

‘Milliyetçiliği Dizginlemek’, milliyetçiliğin oluşumunda ve yeniden üretiminde, toplumsallaşma mekanizmalarının ve kurumsal yapıların önemini vurguluyor.

Michael Hechter, her şeyden önce milliyetçiliğin tarihselliğini (yani ezelî olmadığını) vurguluyor.

Buna bağlı olarak, -başta “devlet kurucu milliyetçilik” olmak üzere- birçok farklı milliyetçilik “tipini” tasnif ediyor ve bunların tarihsel oluşumunu irdeliyor.

Seçim sistemlerinin, federasyonun ve ademimerkeziyetçi yapıların, “eştoplumlaştırmanın” milliyetçiliği dizginleme kapasitelerini tartışıyor.

Çağdaş milliyetçilik teorisinin önemli yazarlarından birinin kaleminden, bu ağır konuya ilişkin panoramik bir analiz kitabı.

  • Künye: Michael Hechter – Milliyetçiliği Dizginlemek, çeviren: Aybars Yanık, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2024

Febe Armanios, Boğaç Ergene – Helal Gıda (2024)

 

İslâmiyet’teki “helal” gıda kavramını tarihsel bir perspektifle, derinlemesine ele alan Febe Armanios ve Boğaç Ergene, Müslümanların beslenme anlayışlarına ve gıda tercihlerine kapsamlı bir bakış sunuyorlar.

Kuran’dan, hadislerden ve dinî pratiklerden yola çıkıp beslenme kuralları ve İslâm arasındaki ilişkiye odaklanarak helal gıdanın temel ilkelerini, tarihî seyrini, başka dinlerle olan ilişkisini inceleyen ‘Helal Gıda’, geçmişten günümüze Müslümanların beslenme kurallarını nasıl yorumladıklarını, bu yorumların coğrafi, kültürel, mezhepsel farklılıklar dolayısıyla nasıl değişebildiğini sergiliyor.

Yazarlar helal gıdanın modern dünyadaki yerini ortaya koymayı, küresel ticaret ağında ciddi yer kaplamaya başlayan “helal gıda pazarı”nın çeşitli yönlerine bakmayı da ihmal etmiyorlar: Endüstriyel hayvancılık ve et üretimiyle helal ilişkisi, helal ürün sertifikaları, küresel helal ticaret, katkı maddeleri ve paketlenmiş gıdalarda helale uygunluk, alternatif yiyecek-içecekler, helal gıdanın etik, sağlık ve çevre bilinciyle ilgili boyutları, mutfak kültürü, fast food zincirleri, kamusal alanlarda sunulan yemekler…

‘Helal Gıda’, hayatın çok içindeki, dinamik bir dinî kavramın yapısını daha yakından incelemek isteyenler için olduğu kadar yemek/mutfak kültürünün farklı ve önemli bir boyutuna, beslenme geleneklerine ilgi duyanlar için de önemli bir kaynak.

  • Künye: Febe Armanios, Boğaç Ergene – Helal Gıda (Bir Tarihçe), çeviren: İrem Argat, İletişim Yayınları, yemek, 376 sayfa, 2024

Eylem Ümit Atılgan – Haksız Tahrik (2024)

Haksız tahrik indirimi, Ceza Kanunu’nun ilgili maddesinde cinsiyete dair herhangi bir ifade bulunmasa da, asıl olarak kadın cinayetinin cezasının indirilmesi anlamına geliyor.

Bu indirim, cezasızlık sorununun bir parçası olduğu kadar, hukuk düzeni ile ataerkil düzen arasındaki “fikir birliği”ne de işaret ediyor.

Feminist hareketin “erkeklik indirimi” demesi, boşuna değil!

Erkeklerin hangi “haksız” fiiller karşısında tahrik olabilecekleri konusundaki fikir birliğini, verilen haksız tahrik indirimlerinde izleyebiliyoruz: “Cilveli cilveli” saat sormak, beyaz tayt giymek, erkekliğine laf etmek, doğum kontrol hapı kullanmak, eşinin ikram ettiği portakal suyunu içmemek…

‘Haksız Tahrik’te Eylem Ümit Atılgan, sayısız mahkeme tutanağı, karar metni ve gazete haberini inceleyerek, buradan çıkan bulguları derinlikli bir okumaya tâbi tutuyor.

Feminist bir hukuk akademisyeni olarak, “haksız tahrik” düzenlemesinin lafzını ve uygulanmasını hukuk sosyolojisinin ve felsefesinin ışığında yorumluyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Haksız tahrik indirimi, isyankâr itaatsizleri öldüren erkeklere ‘erkeklik indirimi’ uygulayarak kadına şiddeti yasal şiddet şeklinde meşrulaştırma aracıdır. Eril tahakkümün hukuk kültüründeki kalesidir.”

  • Künye: Eylem Ümit Atılgan – Haksız Tahrik: Bir Erkeklik Hakkı, İletişim Yayınları, hukuk, 347 sayfa, 2024

Gayle S. Rubin – Cinsel Aykırılıklar (2024)

Sakıncalı içerik nedir, sapık insan kimdir?

Kim, kimden, niçin sakınmalıdır?

‘Cinsel Aykırılıklar’ yalnızca birkaç sözcükle özetlenebilse belki de şöyle olurdu: “Doğuştan veya kendi arzularıyla aykırı cinsellikler yaşayan insanların; toplumun ‘sapık’, tıbbın ‘hasta’, devletin ‘suçlu’ yaftalamasıyla ve akademik unutkanlıkla imtihanı.”

Gayle S. Rubin, aykırı olan, yoldan çıkan ve yaftalanan tüm cinselliklere ve cinsiyetlere rengârenk bir şemsiye tutuyor.

Zaten içimizde karışık olan yönelimleri ve kimlikleri bardaktan taşırırken akademisyenleri ve eylemcileri kapsayıcılığı kucaklamayı unutmamaya çağırıyor.

Rubin, kuir ve LGBTİ terimlerini kullandığı gibi, bu terimlerle çizilen çerçevenin de dışına taşan veya hep akışan, belki de o çerçevede hiç temsil edilmediği için daha da saklanan, topluluk içi tartışmaları alevlendiren tüm kimlik ve hazları kapsamak maksadıyla cinsel yelpaze, cinsiyet yelpazesi ve cinsel aykırılar gibi terimler öneriyor.

“Aykırılar” kuir, kink ve akışkan gibi görece yeni sözcüklerle açılmayı ve kenetlenmeyi sürdürürken, LGBTİ çerçevesi kapsayıcılık uğruna yeni harflerle, +’larla çoğalırken ‘Cinsel Aykırılıklar’, cinsellik ve cinsiyet yolculuğunun 1970’lerden 2000’lere güncesi ya da 2020’lerden 2030’lara kılavuzu gibi okunabilir.

Kitaptan bir alıntı:

“Kusursuz sınıflandırmalar ve geçilmez sınırlar için savaşmak yerine farklılıkları birer armağan, sapmaları birer değer addeden ve tüm temel ilkelere sağlam bir kuşkuculukla yaklaşan bir topluluk için didinelim.”

  • Künye: Gayle S. Rubin – Cinsel Aykırılıklar, çeviren: Gece Tezcan, İletişim Yayınları, inceleme, 527 sayfa, 2024