Andrew Salmon – Kore Nasıl Kore Oldu? (2020)

Yakın tarihin en çarpıcı dönüşümlerinden biri olan Asya rönesansı içinde Güney Kore apayrı bir yere sahip.

Bölgenin çoğu ekonomisi bu dönüşümden önce ölçek ekonomisine, modernleşme mirasına veya en azından küresel ticarette belli bir deneyime sahipti.

Kore içinse öyle bir durum söz konusu bile değildi.

Örneğin Çin’e kıyasla minicikti, Meiji dönemi Japonya’sının aksine güçlü bir modernleşme yaşamamıştı ve Singapur veya Hong Kong’unkine benzer bir sömürge dönemi ticareti deneyimine de sahip değildi.

1960’lı yılların başında Güney Kore’de kişi başına düşen gelir ve ortalama eğitim süresi Türkiye’nin yarısı kadarken, otuz yıl sonra bu küçük yarımada kişi başına düşen geliri bizimkinin üç katına, ortalama eğitim süresi de bir buçuk katına çıkmış bir ülkeye dönüştü.

İşte uzun yıllardır bölgede gazetecilik yapan Andrew Salmon’ın bu kitabı, Güney Kore’yi bugünün güçlü ülkelerinden biri haline getiren ekonomik, siyasi ve toplumsal dinamikler hakkında çok iyi bir kaynak.

Kitap, Kore’de yaşanan büyük iç savaşın ardından ülkenin Güney ve Kuzey Kore olarak iki parçaya bölünüşü ve sonrasında yaşananlarla açılıyor.

Salmon devamında ise, Güney Kore’nin kalkınma atağını, insan haklarından nükleer silahlara, Samsung’tan Psy’a uzanarak kapsamlı bir bakışla izliyor.

  • Künye: Andrew Salmon – Kore Nasıl Kore Oldu?, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, inceleme, 152 sayfa, 2020

Matthew B. Crawford – Eşyanın Dilinden Anlamak (2019)

Matthew Crawford’tan, el becerisi ve ustalık gerektiren işlere methiye niteliğinde bir kitap.

‘Eşyanın Dilinden Anlamak’, insanın elleriyle bir şeyler üretme ve eşyalarını tamir etme pratiğinin zaman içinde geçirdiği dönüşüm üzerine derinlemesine düşünüyor.

Gün boyu bilgisayar başında çalışan bizler, tam olarak ne “iş” yaptığımızı bilemiyoruz.

Bu nedenle anlamlı bir hayattan giderek uzaklaşmış, sürekli bir şeylerin eksikliğini hisseder olmuşuz.

Peki, kendimizi karşılarında edilgen hissettiğimiz, kullanıp atmaktan başka ilişki kuramadığımız nesnelerin bu hissettiklerimizdeki payı nedir?

Crawford’a göre modern eğitim sistemi, düşünme ile yapmanın, zihin emeği ile kol emeğinin birbirinden büsbütün ayrı şeyler olduğu yanılsamasının ve herkesi “zihin emekçisi” olmaya yönlendiren sorunun asıl müsebbibi.

Yüz yıl kadar önce seri üretim hattının ortaya çıkmasıyla bu ayrımın doğduğunu belirten Crawford, bunun zihin emeğinin de kol emeğinin de değerini azalttığını çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

Bizi emeğin değeri ve anlamı üzerine yeniden düşünmeye davet eden Crawford’a göre büsbütün umutsuz olmaya da gerek yok.

Çünkü seri üretim hattının gayri insani düzenini de, ofis işlerinin zihin uyuşturan anlamsızlığını da bertaraf etmek mümkün.

Bu kitabın, bizzat yazarın kişisel deneyimleriyle örüldüğünü de ayrıca belirtelim.

Zira Crawford, felsefe doktorasının ardından Washington’daki bir düşünce kuruluşunda başladığı kariyerini tümüyle ardında bırakıp motosiklet tamirhanesi açmış.

‘Eşyanın Dilinden Anlamak’, 20. yüzyıldan bu yana emek, kazanç ve iş kavramlarının nasıl değiştiğinin iyi bir özetini, çalışma hayatımızın bir panoramasını vermesiyle önemli.

  • Künye: Matthew B. Crawford – Eşyanın Dilinden Anlamak: Emeğin Değeri ve Anlamı Üzerine Felsefi Bir Tartışma, çeviren: Banu Karakaş, Metropolis Kitap, inceleme, 240 sayfa, 2019

Cal Newport – Dijital Minimalizm (2019)

Cal Newport, dağıtık algoritmalar teorisi alanındaki bilimsel çalışmalarının yanı sıra, teknoloji-kültür ilişkisini irdelediği kitaplarıyla da biliniyor.

Newport, dijital teknolojilerin toplumsal etkileri, verimli çalışma biçimleri ve kalıcı değer üretimi konularında da tanınan bir isim.

Newport’un elimizdeki kitabı ise, modern dijital hayatın beraberinde getirdiği tükenmişlik duygusuna karşı neler yapabileceğimizi irdeliyor.

Newport’un burada, içinden geçmekte olduğumuz teknolojik doz aşımı döngüsünün üstesinden gelebilmemiz için önerdiği yol, “dijital minimalizm”.

Dijital araçlarla kurduğumuz ilişkide azın çok olabileceği inancına dayanan dijital minimalizmi, teknolojiyi basitleştirmek şeklinde özetleyebiliriz.

Newport, kitabı boyunca, internette geçirdiğimiz zamanı tavizsiz bir şekilde nasıl azaltabileceğimizi anlatıyor, daha da önemlisi bu konuda işimize yarayacak pek çok uygulama sunuyor.

Kitap iki kısma ayrılmış.

Newport, birinci kısımda, öncelikle insanların dijital hayatlarını giderek dayanılmaz hale getiren etkileri yakından inceliyor ve ardından dijital minimalizmin felsefi temellerini açıklıyor.

Kitabın ikinci kısmı, dijital minimalizmi sürdürebilir bir yaşam tarzına çevirmemize yarayacak birtakım fikirler ele alınıyor.

Yazar burada, gönüllü yalnızlığın önemi ve bugün çoğu insanın bilinçsizce cihaz kullanmaya ayırdığı vakti kaliteli boş zaman aktivitelerine ayırmanın gerekliliği üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Cal Newport – Dijital Minimalizm: Ekran Bağımlılığı ve Teknoloji Yorgunluğuu Sarmalından Kurtulmak İçin Bir Yol Haritası, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, inceleme, 237 sayfa, 2019

Gary L. Francione ve Anna Charlton – İnsan Neden Vegan Olur? (2018)

Yüzyıllardır yemek alışkanlığımız etle dört bir yandan kuşatılmış durumda.

Fakat yiyecek olarak kullanılan hayvan sayısına baktığımızda, çok çarpıcı sonuçlarla karşılaşırız.

Örneğin Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre insanlar her yıl yiyecek elde etmek için 57 milyardan fazla hayvan öldürüyor!

Bu rakam, etle ilişkimizin korkutucu boyutunu gözler önüne sermesiyle çok sarsıcıdır.

Gary L. Francione ve Anna Charlton’ın ikinci baskısını yapan ‘İnsan Neden Vegan Olur?’ adlı bu kısa ama harikulade çalışması ise, sebze, meyve, tahıl, baklagil ve kuruyemişten oluşan ve et, balık, süt ve süt ürünleri ve yumurta içermeyen bir beslenme rejimini nasıl kurabileceğimizi adım adım açıklıyor.

Hayvanlar ahlaki açıdan bizim için azıcık da olsa önem taşıyorlarsa eğer, onları ya da onlardan elde edilen ürünler tüketemeyiz ve vegan bir beslenme benimsemekle yükümlüyüz. diyen yazarlar, hayvanların yenmek amacıyla öldürülmesi konusunda içimizi kemiren ahlaki meseleyi daha berrak bir şekilde düşünmemize yardımcı oluyor.

Kitabın en güzel yönlerinden biri de, et yerken sığındığımız pek çok bahaneyle, amalarla  tek tek hesaplaşması.

Eğer siz de kendinize, İyi ama proteini nereden alabilirim?, Et yemezsem yeterince demir alabilir miyim?, Çocuklarım yeterince iyot alabilecek mi? ve Balıklar gerçekten acıyı hissediyor mu? gibi sorularla boğuşuyor ve bu sorulara ikna edici yanıtlar arıyorsanız, bu kitabı muhakkak okumalısınız.

  • Künye: Gary L. Francione ve Anna Charlton – İnsan Neden Vegan Olur?: Hayvan Kullanımı Tartışmasına Bir Giriş, çeviren. Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, yemek, 136 sayfa, 2018

Roy Peter Clark – Yazma Uğraşı (2017)

“Aklıma yazacak hiçbir şey gelmiyor.”

“Yazmak zorunda olduğum yazılardan da, başkalarının fikirlerinden de nefret ediyorum.”

“Araştırma sürecinde yönümü kaybediyorum.”

(…)

Kuşkusuz bu ve bunun gibi sorunlar, her yazar adayını meşgul etmiştir.

İşte otuz yıla yakın süredir yazarlık ve gazetecilik dersleri vermekte olan Roy Peter Clark yazma süreci için bir tür kullanıcı el kitabı, başka bir deyişle yazma sürecinin sonuna kazasız belasız varılabilmesi için bir yol haritası sunuyor.

Yazma süreci için yedi adım tanımlayan Clark, buradan yola çıkarak,

  • Başlangıç için motive olmayı,
  • Organize olmayı,
  • Odak noktası bulmayı,
  • Uygun dili tutturmayı,
  • Taslak metin oluşturmayı,
  • Metni iyileştirmeyi,
  • Ve bunun gibi konularda pek çok ipucu sunuyor.

Hikâye fikirlerinin keşfedileceği kalkış noktasından revizyon aşamasındaki son rötuşlara, yön gösterecek bir rehber arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

  • Künye: Roy Peter Clark – Yazma Uğraşı: Eli Kalem Tutan Herkesin Karşılaştığı 21 Soruna 210 Çözüm Önerisi, çeviren: Banu Karakaş, Metropolis Kitap, edebiyat, 264 sayfa, 2018

Gözde Kazaz ve H. İlksen Mavituna – Bu Ülkeden Gitmek (2018)

Küresel piyasa araştırma grubu New World Wealth tarafından yayınlanan “Küresel Servet Göçü 2018” başlıklı rapora göre, son üç yıl içinde Türkiye’den 13 bin milyoner yurtdışına göç etti.

Bunların 12 binini, son iki senede gidenler oluşturuyor.

Fakat ülkeden gidenler, yalnızca zenginler yahut “orta sınıf/beyaz yakalı” diye tanımlanan kesimlerden ibaret değil.

Sosyoekonomik olarak avantajlı diyebileceğimiz grubun yanında gazeteciler, akademisyenler, öğrenciler ve sanatçılar da buralardan gitmeye başladı.

İşte Gözde Kazaz ve İlksen Mavituna’nın kaleme aldıkları bu çalışma, Türkiye’den göçün nasıl bir vaka haline geldiğini, bu yeni göç dalgasının neden öncekilerden çok daha farklı bir göç dalgası olduğunu açık seçik bir şekilde ortaya koyuyor.

Yeni göç hareketliliğinin nedenlerini, bizzat gidenlerin ve gitmek isteyenlerin hikâyeleri ve kişisel deneyimleri ışığında anlamaya çalışması ise, kitabı bilhassa önemli kılan hususlardan.

İbrahim Sirkeci’nin sunuşuyla açılan kitapta, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’la, Yeni Türkiye’nin göç ikliminin enine boyuna değerlendirildiği kapsamlı bir söyleşi de yer alıyor.

  • Künye: Gözde Kazaz ve H. İlksen Mavituna – Bu Ülkeden Gitmek: Yeni Türkiye’nin Göç İklimini Buradakiler ve Oradakiler Anlatıyor, Metropolis Kitap, siyaset, 136 sayfa, 2018

Pasi Sahlberg – Eğitimde Finlandiya Modeli (2018)

Finlandiya’nın göz kamaştırıcı eğitim sistemi bilhassa son yıllarda, yalnızca ideolojik tercihlerin yön verdiği eğitim anlayışının egemen olduğu Türkiye’de değil, tüm dünyada büyük ilgi çekiyor.

Kendisi de Finlandiya’da uzun yıllar matematik ve fizik öğretmenliği yapmış Pasi Sahlberg’in çok açık bir üslupla kaleme aldığı bu kitap da, Finlandiyalıların Amerika’da John Dewey ve Howard Gardner gibi düşünürlerin geliştirdiği kuramları nasıl başarıyla kendi ülkelerindeki okullarda uyguladığını ve bunları disiplinli bir şekilde sürdürdüğünü anlatıyor.

Sahlberg, eğitim alanında benzer başarılara ulaşmak isteyenlere, altın değerinde şu dört öneride bulunuyor:

  1. Sağlam bir öğrenme deneyimi için düzenli teneffüs ve fiziksel aktivite kritik önemdedir.
  2. Eğitim alanında yapılacak kapsamlı değişiklikler için küçük veri, büyük veriye kıyasla genelde çok daha etkili bir araçtır.
  3. Eğitim kazanımlarını daha nitelikli kılmanın yolu hakkaniyeti sağlamaktan geçer.
  4. Finlandiya eğitim sistemine dair uydurma bilgiler ve şehir efsaneleri, daha iyi bir eğitim sistemi kurma yolunda verilen çabaları akamete uğratabilir.

Başka bir deyişle Sahlberg, teneffüs hakkını ihlal etmeyin, istatistikleri değil küçük veriyi kılavuz edinin, eşitliğin yanı sıra hakkaniyeti de hedefleyin ve şehir efsanelerine aldırmayın diyor.

Sahlberg çalışmasında, bu dört öneriyi, uygulama örnekleriyle de zenginleştirerek Finlandiya’nın eğitim sistemini başarılı kılan ilkeleri, fikirleri, uygulamalar ve stratejileri adım adım açıklıyor.

Kitap, öğrenim ve öğretim uygulamaları alanında ülkelerin birbirlerinden öğrenebilecekleri çok şey olduğunu gözler önüne seriyor.

Çalışmanın, ‘Beni Ödülle Cezalandırma’ kitabının yazarı Özgür Bolat’ın önsözü ve Üstün Ergüder’in kaleme aldığı arka kapak yazısıyla yayınlandığını da belirtelim.

Eğitim müfettişlerine, okullardaki idari heyetlere, müdürlere, öğretmenlere ve çocuğunun nitelikli eğitim almasını isteyen tüm ebeveynlere şiddetle tavsiye edilir.

  • Künye: Pasi Sahlberg – Eğitimde Finlandiya Modeli, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, eğitim, 126 sayfa

Nick Hewlett – Badiou, Balibar, Rancière (2018)

Nick Hewlett’in bu nitelikli çalışması, Louis Althusser’in üç öğrencisinin, Étienne Balibar, Jacques Rancière ve Alain Badiou’nun fikirlerini siyaset felsefesindeki özgürleşme geleneği bağlamında tartışmaya açıyor.

Bir yönüyle, Balibar, Rancière ve Badiou’nun felsefi sistemlerine yetkin bir eleştirel giriş olarak okunabilecek çalışma, öte yandan hem bu üç ismin fikirlerinin bugünün şartlarına uyarlamanın imkânlarını sorguluyor hem da onların yaklaşımlarındaki eksik ve sorunlu yanları ortaya koyuyor.

Bu düşünürlerin gelecek öngörülerini de tartışan Hewlett, özgür ve eşit bir şekilde yaşamanın koşullarını nasıl yaratabileceğimizi ve yarının dünyasının neye benzeyeceği üzerine bizi düşünmeye davet ediyor.

Kitapta, Louis Althusser’in felsefi mirası; Badiou’nun siyaset kuramındaki çelişkiler; Rancière’in tanımladığı şekliyle demokrasi, siyaset ve eşitlik ve Balibar’a göre siyasal olan, müphemlik ve siyasi şiddet gibi önemli konular tartışılıyor.

  • Künye: Nick Hewlett – Badiou, Balibar, Rancière: Özgürleşmeyi Yeniden Düşünmek, çeviren: H. İlksen Mavituna, Metropolis Kitap, felsefe, 216 sayfa, 2018