Gaetano Mosca – Mafya Nedir? (2021)

Mafyayı ortaya çıkaran siyasi ve toplumsal koşullar nelerdir?

Gaetano Mosca, 19. yüzyıl İtalya’sında zayıflamış devlet yapısının doğurduğu otorite boşluğunu mafyanın nasıl maharetle doldurduğunu gözler önüne seriyor.

İtalyan toplum bilimci ve bürokrat Mosca’nın, 1893 yılında Sicilya mafyası tarafından öldürülen Palermo Belediye Başkanı Emanuel Notarbartolo’nun anısına verdiği “Mafya Nedir?” başlıklı konferans, bugün de mafya konusunda başlıca kaynaklardan biri sayılıyor.

Memleketi Sicilya’da mafya örgütlerinin gelişmesine imkân veren toplumsal ve siyasi koşullardan yola çıkan Mosca, benzer koşulların hüküm sürdüğü her toplum için geçerli olabilecek bir analiz yapıyor.

Mosca, 19. yüzyıl İtalya’sında zayıflamış devlet yapısının doğurduğu otorite boşluğunu etkili bir biçimde dolduran mafya örgütlerinin yol açacağı sonucu şöyle betimliyordu: “Güçlünün zayıf üzerinde kurduğu baskı ve sıkı örgütlenmiş küçük azınlıkların, örgütsüz bireylerden oluşan büyük çoğunluk aleyhine uyguladığı despotik yönetim.”

Mosca’nın öngörüsü ne yazık ki bugün için de geçerli.

Mosca’nın bu kitapta ortaya koyduğu derli toplu mafya analizi, sadece bu olgunun kökenlerine ışık tutmakla kalmayıp mafya örgütlerinin faaliyetleri bakımından bir zamanların İtalya’sı ile günümüz Türkiye’sini karşılaştırma imkânı da veriyor.

Yüzyıl öncesinden verdiği bilgelik dolu mesajı ise halen güncel:

“Uyum içinde hareket etme becerisine sahip örgütlü bir azınlık tarafından korkutulup sindirilen ve boyunduruk altında alınan örgütsüz çoğunluğa mensup bireyler adli makamların kanatları altına sığınmaya cesaret edemedikleri müddetçe istismara daima açık olacaklardır.”

Yüzyıl sonra bugün insanlar daha cesur, adli makamların yurttaşlara kol kanat germeye cesaret edip edemeyeceğini ise zaman gösterecek.

Bu önemli çalışma, Baris Cayli Messina’nın sunuşuyla raflardaki yerini aldı.

  • Künye: Gaetano Mosca – Mafya Nedir?: 19. Yüzyıl Sonu İtalya’sından Sosyolojik Bir Analiz, çeviren: Onur Öztürk, Metropolis Yayıncılık, tarih, 80 sayfa, 2021

Ian Olasov – Nöbetçi Filozof (2021)

Ian Olasov, 2016’dan bu yana, New York’un çeşitli kamusal mekânlarında isteyen herkesin gelip soru sorabildiği felsefe tezgâhı etkinlikleri düzenliyor.

Bu güzel kitap ise, Olasov’a bu süreçte sorulmuş birbirinden ilginç, hatta kimisi tuhaf felsefi sorulara verilmiş yanıtları bir araya getiriyor.

Kitapta, “Felsefe nedir?”den “Tanrı var mı?”ya, “Özgür irade var mı?”dan “Neden hiçbir şey olmayabilecekken bir şeyler var?”a, “İklim krizinin pençesindeki bir dünyada çocuk sahibi olunur mu?”dan “Renkler öznel midir?”e, “Zaman yolculuğu mümkün mü?”den “Süpermen gücünü güneşte alıyorsa neden bronz tenli değil?”e, “Bitkiler düşünebilir mi?”den “Sevenler için de sevmeyenleri için de jelibonun tadı aynı mıdır?”a, kimisi alışık olduğumuz, kimisi ise inanılmaz sıra dışı pek çok soru ve buna verilen yanıtlar yer alıyor.

Kitabın en güzel yanlarından biri de, insanların merak edebilecekleri şeylerin ne kadar sınırsız, ne kadar olağanüstü olabileceğini bize bir kez daha hatırlatması.

  • Künye: Ian Olasov – Nöbetçi Filozof, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, felsefe, 200 sayfa, 2021

Alexander Moseley – Siyaset Felsefesine Giriş (2020)

Siyaset felsefesinin başlangıcından bugüne uğradığı ana duraklar hakkında aydınlanmak için harika bir rehber.

Alexander Moseley devletçilikten muhafazakârlığa, sosyalizmden anarşizme ve ekolojiye siyasi düşünceleri en özlü biçimleriyle ele alıyor.

Çalışma, bir yandan okuru konuyla ilgili düşünmeye sevk etmesi, öte yandan da mevcut siyasi keşmekeşi anlamasını sağlayacak entelektüel donanımı sağlamasıyla büyük önem arz ediyor.

Kitap bununla da yetinmeyerek hukuk, savaş, küreselleşme, enternasyonalizm, milliyetçilik ve ayrılma hakkı bağlamlarında uygulamalı bir siyaset felsefesini tartışıyor, ayrıca Platon’dan Aristoteles’e, Locke’tan Rousseau’ya, Hobbes’tan Marx ve Rawls’a, siyaset felsefesine büyük katkılarda bulunmuş belli başlı isimlerin fikirlerini de serimliyor.

  • Künye: Alexander Moseley – Siyaset Felsefesine Giriş, çeviren: Banu Karakaş, Metropolis Kitap, felsefe, 286 sayfa, 2020

Iain MacKenzie – Siyaset Nedir? (2021)

Temel siyasi kavramları öğrenmek, alandaki güncel tartışmaları yakından görmek ve en önemlisi de siyasete dair daha iyi sorular sormak isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

Kent Üniversitesi’nde çağdaş siyaset felsefesi ve eleştirel düşünce geleneği üzerine dersler veren Iain MacKenzie, belli başlı kavramları merkeze alarak siyasetin ne olduğunu ayrıntılı bir bakışla açıklıyor.

MacKenzie çalışmasında siyaseti, otorite ve özgürlük, devlet ve iktidar, toplumsal adalet ve eşitlik, demokrasi ve siyasi düzen, kültür ve eleştiri, kimlik ve farklılık gibi pek çok kavramı, çeşitli siyaset kuramları çerçevesinde tartışıyor.

Yazar ayrıca, postyapısalcı felsefe ve feminist kuramın katkıları ışığında kimlik ve farklılık meselesine de eğiliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Siyaset felsefesinde sorduğumuz sorulara kesin bir cevap vermekle uğraşırız daima, ancak bu uğraşı kıymetli yapan esas şey, sayesinde kendimiz ve içinde bulunduğumuz siyasi dünya hakkında daha iyi soru sorar hale gelmemizdir.”

  • Künye: Iain MacKenzie – Siyaset Nedir?: Temel Kavramlar ve Güncel Tartışmalar, çeviren: Uğur Gezen, Metropolis Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2021

Timothy A. Pychyl – Prokrastineyşın (2016)

Çoğumuz başladığımız işi bitirmeyiz.

Üstelik bunun için gerekçeler yaratmak konusunda da olağanüstü bir zekâya sahibiz.

Bu kitap, savsaklama, oyalanma alışkanlığıyla nasıl mücadele edebileceğimizi anlatıyor.

Psikolog Timothy Pychyl, hem yapmamız gereken işlerden kaçmamızın nedenlerini açıklıyor hem de kimi pratik stratejilerle bununla nasıl baş edebileceğimizi gösteriyor.

  • Künye: Timothy A. Pychyl – Prokrastineyşın, çeviren: Onur Öztürk, Metropolis Kitap

Jonathan Clements – Japonya Nasıl Japonya Oldu? (2020)

Japonya’nın 20. yüzyılın ikinci yarısında süratle elde ettiği güçlü konum, bugün komşusu Çin’in göz kamaştırıcı yükselişinin gölgesinde kalmış durumda.

Peki, Japon mucizesini olanaklı kılan koşullar nelerdi?

Uzun yıllar Japonya’da yaşamış Jonathan Clements, modern Japonya tarihini 2. Dünya Savaşı’ndan günümüze uzanarak izliyor.

Japonya’nın 70 küsur yıllık hikâyesini anlatan kitabın ilk bölümü, çok önemli bir dönüm noktasını, Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’nda teslim olup işgal edildiği dönemini anlatıyor.

Kitabın devamı bölümlerinde ise,

  • Japonya’nın işgal yılları atmosferinden kurtulmak için verdiği mücadele, ulusal para birimi yenin değerinin düşük oluşunun imkân verdiği ekonomik patlama ve Japon endüstrisinin yeniden canlanışını,
  • Petrol fiyatlarının aniden yükselmesi sebebiyle kaynak açısından yoksul Japonya’nın Batı dünyasıyla birlikte 1970’li yılların karanlık günlerinde yaşadığı sorunları,
  • 1980’li yılların yükselen “balon” ekonomisinin Japonya sürümünü ve o zamanlar Batılı çoğu insanın Japon şirketlerine dair benimsediği imajı,
  • Japonya’nın kasvetli ve çelişkili 1990’lı yıllarını,
  • Japonya’nın popüler kültürünü,
  • Nükleer güç hayaleti ve geniş bir emekli nüfusuyla giderek düşen doğum oranlarının sebep olduğu çifte nüfus felaketini,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Modern Japonya’nın özenli bir tarihini arayanların muhakkak okuması gereken bir kitap.

  • Künye: Jonathan Clements – Japonya Nasıl Japonya Oldu?, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, ülke, 143 sayfa, 2020

Andrew Salmon – Kore Nasıl Kore Oldu? (2020)

Yakın tarihin en çarpıcı dönüşümlerinden biri olan Asya rönesansı içinde Güney Kore apayrı bir yere sahip.

Bölgenin çoğu ekonomisi bu dönüşümden önce ölçek ekonomisine, modernleşme mirasına veya en azından küresel ticarette belli bir deneyime sahipti.

Kore içinse öyle bir durum söz konusu bile değildi.

Örneğin Çin’e kıyasla minicikti, Meiji dönemi Japonya’sının aksine güçlü bir modernleşme yaşamamıştı ve Singapur veya Hong Kong’unkine benzer bir sömürge dönemi ticareti deneyimine de sahip değildi.

1960’lı yılların başında Güney Kore’de kişi başına düşen gelir ve ortalama eğitim süresi Türkiye’nin yarısı kadarken, otuz yıl sonra bu küçük yarımada kişi başına düşen geliri bizimkinin üç katına, ortalama eğitim süresi de bir buçuk katına çıkmış bir ülkeye dönüştü.

İşte uzun yıllardır bölgede gazetecilik yapan Andrew Salmon’ın bu kitabı, Güney Kore’yi bugünün güçlü ülkelerinden biri haline getiren ekonomik, siyasi ve toplumsal dinamikler hakkında çok iyi bir kaynak.

Kitap, Kore’de yaşanan büyük iç savaşın ardından ülkenin Güney ve Kuzey Kore olarak iki parçaya bölünüşü ve sonrasında yaşananlarla açılıyor.

Salmon devamında ise, Güney Kore’nin kalkınma atağını, insan haklarından nükleer silahlara, Samsung’tan Psy’a uzanarak kapsamlı bir bakışla izliyor.

  • Künye: Andrew Salmon – Kore Nasıl Kore Oldu?, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, inceleme, 152 sayfa, 2020

Matthew B. Crawford – Eşyanın Dilinden Anlamak (2019)

Matthew Crawford’tan, el becerisi ve ustalık gerektiren işlere methiye niteliğinde bir kitap.

‘Eşyanın Dilinden Anlamak’, insanın elleriyle bir şeyler üretme ve eşyalarını tamir etme pratiğinin zaman içinde geçirdiği dönüşüm üzerine derinlemesine düşünüyor.

Gün boyu bilgisayar başında çalışan bizler, tam olarak ne “iş” yaptığımızı bilemiyoruz.

Bu nedenle anlamlı bir hayattan giderek uzaklaşmış, sürekli bir şeylerin eksikliğini hisseder olmuşuz.

Peki, kendimizi karşılarında edilgen hissettiğimiz, kullanıp atmaktan başka ilişki kuramadığımız nesnelerin bu hissettiklerimizdeki payı nedir?

Crawford’a göre modern eğitim sistemi, düşünme ile yapmanın, zihin emeği ile kol emeğinin birbirinden büsbütün ayrı şeyler olduğu yanılsamasının ve herkesi “zihin emekçisi” olmaya yönlendiren sorunun asıl müsebbibi.

Yüz yıl kadar önce seri üretim hattının ortaya çıkmasıyla bu ayrımın doğduğunu belirten Crawford, bunun zihin emeğinin de kol emeğinin de değerini azalttığını çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

Bizi emeğin değeri ve anlamı üzerine yeniden düşünmeye davet eden Crawford’a göre büsbütün umutsuz olmaya da gerek yok.

Çünkü seri üretim hattının gayri insani düzenini de, ofis işlerinin zihin uyuşturan anlamsızlığını da bertaraf etmek mümkün.

Bu kitabın, bizzat yazarın kişisel deneyimleriyle örüldüğünü de ayrıca belirtelim.

Zira Crawford, felsefe doktorasının ardından Washington’daki bir düşünce kuruluşunda başladığı kariyerini tümüyle ardında bırakıp motosiklet tamirhanesi açmış.

‘Eşyanın Dilinden Anlamak’, 20. yüzyıldan bu yana emek, kazanç ve iş kavramlarının nasıl değiştiğinin iyi bir özetini, çalışma hayatımızın bir panoramasını vermesiyle önemli.

  • Künye: Matthew B. Crawford – Eşyanın Dilinden Anlamak: Emeğin Değeri ve Anlamı Üzerine Felsefi Bir Tartışma, çeviren: Banu Karakaş, Metropolis Kitap, inceleme, 240 sayfa, 2019

Cal Newport – Dijital Minimalizm (2019)

Cal Newport, dağıtık algoritmalar teorisi alanındaki bilimsel çalışmalarının yanı sıra, teknoloji-kültür ilişkisini irdelediği kitaplarıyla da biliniyor.

Newport, dijital teknolojilerin toplumsal etkileri, verimli çalışma biçimleri ve kalıcı değer üretimi konularında da tanınan bir isim.

Newport’un elimizdeki kitabı ise, modern dijital hayatın beraberinde getirdiği tükenmişlik duygusuna karşı neler yapabileceğimizi irdeliyor.

Newport’un burada, içinden geçmekte olduğumuz teknolojik doz aşımı döngüsünün üstesinden gelebilmemiz için önerdiği yol, “dijital minimalizm”.

Dijital araçlarla kurduğumuz ilişkide azın çok olabileceği inancına dayanan dijital minimalizmi, teknolojiyi basitleştirmek şeklinde özetleyebiliriz.

Newport, kitabı boyunca, internette geçirdiğimiz zamanı tavizsiz bir şekilde nasıl azaltabileceğimizi anlatıyor, daha da önemlisi bu konuda işimize yarayacak pek çok uygulama sunuyor.

Kitap iki kısma ayrılmış.

Newport, birinci kısımda, öncelikle insanların dijital hayatlarını giderek dayanılmaz hale getiren etkileri yakından inceliyor ve ardından dijital minimalizmin felsefi temellerini açıklıyor.

Kitabın ikinci kısmı, dijital minimalizmi sürdürebilir bir yaşam tarzına çevirmemize yarayacak birtakım fikirler ele alınıyor.

Yazar burada, gönüllü yalnızlığın önemi ve bugün çoğu insanın bilinçsizce cihaz kullanmaya ayırdığı vakti kaliteli boş zaman aktivitelerine ayırmanın gerekliliği üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Cal Newport – Dijital Minimalizm: Ekran Bağımlılığı ve Teknoloji Yorgunluğuu Sarmalından Kurtulmak İçin Bir Yol Haritası, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, inceleme, 237 sayfa, 2019

Gary L. Francione ve Anna Charlton – İnsan Neden Vegan Olur? (2018)

Yüzyıllardır yemek alışkanlığımız etle dört bir yandan kuşatılmış durumda.

Fakat yiyecek olarak kullanılan hayvan sayısına baktığımızda, çok çarpıcı sonuçlarla karşılaşırız.

Örneğin Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre insanlar her yıl yiyecek elde etmek için 57 milyardan fazla hayvan öldürüyor!

Bu rakam, etle ilişkimizin korkutucu boyutunu gözler önüne sermesiyle çok sarsıcıdır.

Gary L. Francione ve Anna Charlton’ın ikinci baskısını yapan ‘İnsan Neden Vegan Olur?’ adlı bu kısa ama harikulade çalışması ise, sebze, meyve, tahıl, baklagil ve kuruyemişten oluşan ve et, balık, süt ve süt ürünleri ve yumurta içermeyen bir beslenme rejimini nasıl kurabileceğimizi adım adım açıklıyor.

Hayvanlar ahlaki açıdan bizim için azıcık da olsa önem taşıyorlarsa eğer, onları ya da onlardan elde edilen ürünler tüketemeyiz ve vegan bir beslenme benimsemekle yükümlüyüz. diyen yazarlar, hayvanların yenmek amacıyla öldürülmesi konusunda içimizi kemiren ahlaki meseleyi daha berrak bir şekilde düşünmemize yardımcı oluyor.

Kitabın en güzel yönlerinden biri de, et yerken sığındığımız pek çok bahaneyle, amalarla  tek tek hesaplaşması.

Eğer siz de kendinize, İyi ama proteini nereden alabilirim?, Et yemezsem yeterince demir alabilir miyim?, Çocuklarım yeterince iyot alabilecek mi? ve Balıklar gerçekten acıyı hissediyor mu? gibi sorularla boğuşuyor ve bu sorulara ikna edici yanıtlar arıyorsanız, bu kitabı muhakkak okumalısınız.

  • Künye: Gary L. Francione ve Anna Charlton – İnsan Neden Vegan Olur?: Hayvan Kullanımı Tartışmasına Bir Giriş, çeviren. Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, yemek, 136 sayfa, 2018