Serol Teber – Davranışlarımızın Kökeni (2022)

‘Davranışlarımızın Kökeni’, Serol Teber’in klasikleşmiş yapıtlarındandır.

Teber burada, evrimin kritik aşamalarının insan davranışlarını nasıl biçimlendirdiğini ortaya. Koyuyor.

Teber kitabında, insanlaşma sürecinde iki ayak üzerinde durabilme, başparmağın gelişimi, alet yapımı ve kullanımı gibi unsurları evrimin kritik basamakları olarak değerlendiriyor ve tüm bunların beyin gelişimini nasıl etkilediğini, insan davranışlarını nasıl biçimlendirdiğini detaylı bir biçimde inceliyor.

Yazıldığı tarih olan 1975’ten bu yana güncelliğini koruyan kitap, Türkiye’nin her dönemine uygun biçimde halkı aydınlatmaya yönelik açıklamalar içeriyor ve her türlü gericiliğe karşı duruyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Çağımızın kuşkusuz en önemli sorunu, yabancılaşmanın bilincine varmak ve bunun uzantısı olarak da bilinen belirli yöntemler ışığında ona karşı koymaktır.

Maymunun insana dönüşümünden sonra karşılaşılan ve yüzde yüz aşılması gereken en önemli sorunlardan biri budur. Böylece insanın gelişimine karşı son engeller de kaldırılacak ve evrim alabildiğine hızlanacaktır. İnsan düşüncesi, doğayla yeniden bütünleştiğinde yüz yıl öncesinden beri müjdelenen kavramların maddeleşmesi ve insanın ölümsüzleşmesi gerçekleşecektir.

Yabancılaşmanın yıkılmasıyla davranışlarımıza şekil veren fetişler ortadan kalkacak ve örneğin miras düzeni gerçek kişilerarası ilişkilere, şovenizm yurtseverliğe, bireycilik özgürlükten yana özlemlere dönüşebilecek olanakları bulabilecektir.

Yabancılaşma süreci, uzun bir çelişkiler zinciri içermekte ve yine her çelişkide olduğu gibi özünde ileriye dönük, evrimsel yanlar taşımaktadır. Bu evrimsel yanlar, insanın tuksaklığına karşı özgürlüğe dönüktür. Üretimin, evrimin, beynin ve insanın gelişimini içeren özgürlüğe”

  • Künye: Serol Teber – Davranışlarımızın Kökeni, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 344 sayfa, 2022

Laura S. Brown – Feminist Terapi (2022)

Feminist Terapi, kadınlar ile gücü elinden alınmış grupların ataerkil yaklaşımlar içeren geleneksel psikoterapi yöntemlerine karşı duydukları hoşnutsuzluk nedeniyle ortaya çıktı.

Başlangıçta çağın cinsiyetçi bakış açısına karşı düzeltici bir işlev görürken, günümüzde toplumsal cinsiyet, sosyal konum ve güç analizini insan zorluklarını anlamak için birincil strateji olarak kullanan sofistike, postmodern ve bütünleştirici bir uygulama haline geldi.

Laura Brown, bu kısa ve anlaşılır kitapta yalnızca kadınlar için değil, patriyarkal düşünce biçiminden etkilenen herkes için kapsayıcı bir rehber sunuyor.

  • Künye: Laura S. Brown – Feminist Terapi, çeviren: Özge Yılmaz, Okuyanus Yayınları, psikoterapi, 159 sayfa, 2022

Serol Teber – Melankoli (2022)

Freud, “Uygarlığın bedeli nevrozla ödenir.” demişti.

Kendisini “Her dem günahkarlığın ve saçmalığın keyfini yaşayan bir melankolik” olarak tanımlayan Serol Teber ise bu eşsiz kitabında, ilkçağdan günümüze kadar sanatta ve edebiyatta melankoliyi inceliyor.

Toplumsal huzursuzlukların arttığı dönemlerde yaşanan güvensizlik ortamlarında sıklıkla sözü edilmeye başlanan melankoli, bir yaşam tarzı, bir ruhsal durum ve bir kişilik tipi olarak tanımlanırken, toplum düşmanlığı yaptıkları ve tanrıya başkaldırdıkları düşünülen melankolikler “akılsız deliler” olarak parmakla gösterilmişlerdi.

Tutuklanan, kliniklere kapatılan, toplama kamplarına gönderilen melankolikler aynı zamanda pek çok trajediye, romana, şiire, sanat eserine imzalarını atmışlardır.

Kendi deyimiyle “her dem günahkarlığın ve saçmalığın keyfini yaşayan bir melankolik” olan Serol Teber, ilkçağdan günümüze kadar sanatta ve edebiyatta melankoliyi inceliyor; bu kavramın nasıl doğduğunu, geliştiğini, tarih boyunca bu durum içinde olanlara nasıl yaklaşıldığını, yasaklamaları, özgürlüğü, acıyı ve Hiç’liği anlatıyor.

Topluma ayak uyduramadığı düşünülen ressam, şair, filozof ve yazarların kişisel tarihlerini ele alarak melankolinin eserlerine nasıl yansıdığını tüm detaylarıyla ortaya koyan ve bu sırada dönemin dinamiklerini titizlikle inceleyen ‘Melankoli: Normal Bir Anomali’ Albrecht Dürer, Friedrich Hölderlin, Walter Benjamin gibi dâhilerin izini sürüyor.

  • Künye: Serol Teber – Melankoli: Normal Bir Anomali, Okuyanus Yayınları, psikoloji, 392 sayfa, 2022

Patrick J. Casement – Hastadan Öğrenmek (2022)

Genelde psikanalistler hastalarını dinler, onlara perspektif kazandırır.

Patrick Casement ise bunun tam tersi bir yönteme başvurarak bir psikanalist olarak kendini hastalarının gözünden görmeyi denemiş.

Casement, ‘Hastadan Öğrenmek’te terapi süreçlerindeki hiyerarşiyi tersine çevirerek terapistleri alışılmışın dışında bir patikada yürüyüş yapmaya davet ediyor.

Terapinin ve psikanalizin birçok yönünü klinik ortamda, gerçek vakalarla test ediyor ve üzerine yeni ama tanıdık konsept ve teknikler öne sürüyor.

Merkezinde hastanın izinden gitmek, kendini hastanın gözünden görmek gibi ilkelerin bulunduğu bu yöntemlerle, terapistleri zaman zaman girebildikleri çıkmaz sokaklardan geri tutmaya çabalıyor.

Mesleğe yıllarını vermiş bir terapist ya da sadece konunun meraklısı olmanız fark etmiyor, kitap boyunca erişilmeye çalışan o kıymetli şeye tanık oluyorsunuz: Her iki taraf için de olabildiğine açık ve sağlıklı ilerleyen bir terapi süreci.

  • Künye: Patrick J. Casement – Hastadan Öğrenmek: Bir Psikanalistin Danışma Odası, çeviren: Banu Tatari, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 536 sayfa, 2022

Terri Cole – Kendin Olma Hakkı ve Sınırlarına Hakim Olmak (2022)

Kendimiz olmadan ve sınırlar koymadan mutlu olmamız mümkün değil.

Psikoterapist Terri Cole, bunu yapabilecek becerileri geliştirmemiz için neler yapabileceğimizi anlatıyor.

Cole, basit ama çok önemli bir önermeden yola çıkıyor: Sağlıklı sınırlar olmadan, hakiki ve mutlu bir hayat yaşayamazsınız.

Bu özellikle günümüz kadınları için geçerli; sıklıkla içinde bulundukları kültür tarafından “iyi” olmaya koşullandırılan, başkalarını kırmaktan ya da kötü biri gibi algılanmaktan korkan ve bir yandan da kendi sağlık ve mutluluklarını koruma ihtiyacı hisseden, bu ikisi arasında sıkışıp kalmış kadınlar için.

Bu düşünceden hareket edilerek yazılan ‘Kendin Olma Hakkı ve Sınırlarına Hakim Olmak’, sağlıklı sınırlar çizme ve bu sınırları koruma konusunda ustalaşmak isteyen kadınlara yönelik kapsamlı bir rehber görevi görüyor.

‘Kendin Olma Hakkı ve Sınırlarına Hakim Olmak’, suçluluk duymadan veya olay çıkarmadan, başkaları uğruna kendinizden vazgeçmeyi bırakmanıza yardımcı olacak bir dizi beceri kazandırmayı amaçlıyor.

Kitapta, iş ve özel hayatınızın her yönünü bilinçli bir şekilde kontrol altına alabilmeniz için gerekli olan ve tecrübeye dayalı birtakım uygulamalar yer alıyor.

  • Künye: Terri Cole – Kendin Olma Hakkı ve Sınırlarına Hakim Olmak, çeviren: Hale Türkeş, Okuyan Us Yayınları, kişisel gelişim, 276 sayfa, 2022

Viktor E. Frankl – Yaşamı Karşılamak (2022)

‘Yaşamı Karşılamak’, Viktor E. Frankl’ın hayatına yakından bakmak isteyen okurlar için biçilmiş kaftan.

Dünya çapında milyonlarca satan eseri ‘İnsanın Anlam Arayışı’ ile hem İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kamplarında yaşadığı deneyimleri anlatan hem de kurucusu olduğu logoterapinin ilkelerini paylaşan Viktor E. Frankl, bu defa kendi kaleminden yaşam öyküsüyle karşınızda…

Frankl, anlam merkezli psikoterapinin yolundan ilerleyerek ailesinin evini, Sigmund Freud ve Alfred Adler ile ilk temaslarını, intihara meyilli gençlerle yaptığı çalışmaları, Nazilere direnişini, sürgünü ve hayatının çoğunu geçirdiği Viyana’ya dönüşünü yalın bir dille anlatıyor.

Tüm kayıplarına, acılarına ve anlam arayışı esnasında yaşadıklarına rağmen iyimserlik etrafında şekillenen hayatını aynı zamanda aile arşivinden fotoğraflarla tamamlıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Belki de yaşamın bana sundukları yüzünden böyleyimdir. Herkese de tekrar tekrar, kendi hayatımda prensip olarak benimsediğim şeyi yapmalarını öneririm: Eğer başıma kötü bir şey gelirse diz çöker (tabii gerçekten değil, diz çöktüğümü hayal ederim sadece) ve gelecekte bundan daha kötüsünün olmamasını dilerim tüm kalbimle.”

  • Künye: Viktor E. Frankl – Yaşamı Karşılamak: Anlam Arayışı Üzerine Bir Otobiyografi, çeviren: Duygu Bolut, Okuyan Us Yayınları, otobiyografi, 196 sayfa, 2022

Charles Eisenstein – Kutsal Ekonomi (2022)

Her şeyin kaçınılmaz bir şekilde parayla alınıp satıldığı bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz gerçekten?

Charles Eisenstein, modern ekonomik sistemin içinde bulunduğu krizi aşmak için insancıl bir çıkış kapısını nasıl inşa edebileceğimizi tartışıyor.

“Diyelim ki şirin bir tarladan bir kasa dolusu çilek topladınız. Harika görünseler de neticede çilek bu, bekledikçe bozulur, çürür. Bu çilekleri ne yaparsınız? Yiyebileceğiniz kadarını yiyip kalanının çürümesini mi beklersiniz, yoksa onları başkalarıyla mı paylaşırsınız? İkinci seçeneğe daha yakın olduğunuza eminiz.

Aynı koşulu yeryüzündeki tüm paralara uyarlayalım. 1.000 liranız var. Ama bekledikçe bozuluyor, çürüyor. Öbür aya 900 lira oluyor. Bu biraz tanıdık gelebilir, ama unutmayın: Artık herkesin parası böyle. Paranızı stabil bir kura çevirip değerini koruma imkanınız kalmadı. Bu durumda ne yaparsınız? İhtiyacınız kadarını harcayıp kalanının gitgide erimesini mi beklersiniz, yoksa onu da, tıpkı çilekleriniz gibi, başkalarıyla mı paylaşırsınız?”

Eisenstein’ın arzuladığı dünya, işte böyle bir dünya.

Paranın doğası gereği herkesin “elinin kiri” olduğu, cömertliğin, armağanın dünyası.

‘Kutsal Ekonomi’de öngörülen hedef, ekonomiyi dünyeviliğinden kurtarıp ona kutsal bir kimlik kazandırmak.

Emekten içme suyuna, yavru kedilerden evde yaptığınız bir fıstık ezmesine kadar her şeyin kaçınılmaz bir şekilde parayla alınıp satıldığı bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz gerçekten?

Para, bir kasa çileğin aksine kenarda durdukça değerlenen bir şey oldukça aksi pek mümkün görünmüyor.

Yalnızca bir değiş tokuş aracı olarak hayatımıza giren bu kullanışlı araç, bugün geldiğimiz noktada toplulukların ve manevi bağların altını oyan; yabancılaşma, rekabet, bencillik ve kıtlıktan başka bir şey vadetmeyen bir hastalığa dönüştü.

Sermayenin domuz kumbarası her geçen gün şişerken, birikimi olmayanlar sürekli olarak daha çok çabalamak, dünden daha fazla kazanmak zorunda.

‘Kutsal Ekonomi’, hırıltılı soluğunu gitgide artan bir şiddetle ensemizde hissettiğimiz modern ekonomik sistemin krizi için herkese hitap eden, hassas, anlaşılır ve en önemlisi insancıl bir çıkış kapısı.

  • Künye: Charles Eisenstein – Kutsal Ekonomi: Dönüşüm Çağında Para, Armağan ve Toplum, çeviren: Sinem Gül, Okuyan Us Yayınları, iktisat, 348 sayfa, 2022

Shoshana Zuboff – Gözetleme Kapitalizmi Çağı (2021)

Kişisel verilerimizi ellerine geçiren şirketler hem davranışlarımızı manipüle ediyor hem de eşi görülmemiş tekniklerle bizi kontrol altında tutuyor.

Shoshana Zuboff, eleştirel bir bakışla kapitalizmin bu yeni formunun şeceresini döküyor, bununla da yetinmeyerek insanlık onuruna yakışan bir geleceğin nasıl inşa edileceğini tartışıyor.

Piyasa ekonomisinin geleceğindeki esas sıkıntı veri, bilgi ve gözetleme gücünün yoğunluğudur.

Sadece mahremiyetimiz değil, bireyselliğimiz de risk altında.

Rahat okunabilir ve düşünmeye sevk edici bu kitap bizi bu varoluşsal tehlikelere karşı uyarıyor.

Yirminci yüzyılda şahlanan endüstriyel kapitalizm doğaya diz çöktürüp onu zincirlere boğmuştu, bugünün gözetleme kapitalizminin hedefinde ise insan doğası var.

Artık hayatlarımızın vazgeçilmezleri olduğuna muhtemelen kimsenin itiraz etmeyeceği Google, Facebook, Microsoft, Amazon gibi teknoloji devlerinin son yıllarda ulaştığı muazzam güç ve servetin arkasında ne yatıyor?

Harvard Business School profesörü Zuboff, titizlik ve maharetle kaleme aldığı ‘Gözetleme Kapitalizmi Çağı’nda, Silikon Vadisi devlerinin başını çektiği yeni bir iktisadi anlayışın peşine düşüyor: Verinin yeni altın olduğu bir çağda, insan davranışlarını gözetlemeyi, analiz etmeyi ve bunların üzerinden servet edinmeyi hedefleyen küresel çapta bir madencilik hareketi.

Kişisel verilerimiz, konum bilgilerimiz, internet alışverişlerimiz, arama geçmişimiz, robot süpürgemizin hareketleri ya da her an her saniye nabzımızdan haberdar olan akıllı saatimiz…

Ürünleriyle hayatlarımızı kolaylaştırmaları karşılığında yaşamlarımızın, hatta bedenlerimizin neredeyse tüm detaylarını kapalı zarf içinde teslim ettiğimiz bu şirketler, bu davranış “hammaddesini” reklam gelirine çevirerek muazzam gelirler elde ediyor.

Üstelik bununla yetinmiyor ve bu gücü kitleler üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir kontrol mekanizmasına dönüştüren altyapıları da hiç durmadan inşa edip geliştiriyorlar.

Bu yeni kapitalizm formunu anlamak için tarihe başvurmayı da ihmal etmeyen Zuboff, artık teknoloji dünyasının standart donanımı haline gelen bu gözü kara metodu tüm şeceresiyle ortaya döküyor. Hem de insanlık onuruna yakışan bir geleceğin halen mümkün olduğundan bir an bile şüphe etmeden yapıyor bunu.

  • Künye: Shoshana Zuboff – Gözetleme Kapitalizmi Çağı: Ürünün ‘Sen’ Olduğu Çağda İnsanın Geleceği İçin Savaş, çeviren: Erkam Evlice, Okuyan Us Yayınları, inceleme, 788 sayfa, 2021

Joe Pera – Bir Sığınak Olarak Tuvalet (2021)

Her tuvaletin olmazsa olmazı bir kitap.

Joe Pera’nın mizahi dili ve Joe Bennett’in eğlenceli illüstrasyonlarıyla zenginleşmiş bu çalışma, birazcık huzur bulmak için tuvalete kaçan herkesin vazgeçilmezi olacak.

  • Sessizlik anlarından nefret ediyor, herhangi bir sohbeti kibarca sonlandıramıyor ya da işe ara vermek zorunda kaldığında ne yapacağını bilemiyor musun?
  • Kalabalık bir bayram ziyaretinde “Bence biraz ara vermeliyiz” mesajı mı aldın?
  • Az evvel ücretsiz izne çıkarıldığını mı öğrendin?
  • Yoksa mesanen mi küçük?

Tüm bu nedenlerden ötürü sık sık tuvalete kaçıp nefes almak için klozete tünüyor ya da deterjanların üzerindeki yazıları okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsan bu kitap tam sana göre!

Mustarip olduğun sosyal kaygıyla başa çıkmaya çalışırken, rehber niteliğindeki bu çizgi roman tuvalet dışındaki dünyaya yeniden katılabilmen için sana yardımcı olacak.

‘Bir Sığınak Olarak Tuvalet’, dil ve uzunluk bakımından bir tuvalet molası süresinde bitirilebilecek, akıllı telefonla tuvalete girmeye son verecek ve en önemlisi bulunduğu tuvalette eline alan herkesi kaygılarından arındırabilecek bir çalışma.

  • Künye: Joe Pera – Bir Sığınak Olarak Tuvalet, illüstrasyon: Joe Bennett, çeviren: Erkam Evlice, Okuyan Us Yayınları, psikoloji, 116 sayfa, 2021

Roy Richard Grinker – Kimse Normal Değil (2021)

Yüzyıllar boyunca bilim insanları ve toplum akıl sağlı konusunda ahlaki yargılarda bulundu.

Antropolog Roy Richard Grinker de, 18. yüzyıldan bugüne uzanarak akıl hastalığı damgasına karşı verilen mücadeleyi izliyor.

Kitap, tarih boyunca akıl hastalığına karşı gelişen tutumların ve damgalanmayı sona erdirme mücadelesinin şefkatli ve büyüleyici bir incelemesi olarak okunabilir.

‘Kimse Normal Değil’de Grinker, on sekizinci yüzyıldan Amerika’nın büyük savaşlarına ve günümüzün yüksek teknoloji ekonomisine kadar akıl hastalığı damgasına karşı mücadeledeki ilerlemeyi ve gerilemeleri anlatıyor.

Damgalanmanın kültürel tarihle açıklanabilecek, akıl hastalığını tanımladığımız anda başlayan, toplumdan öğrendiğimiz ve nihayetinde değişme gücüne sahip olduğumuz, sosyal bir süreç olduğunu savunuyor.

Utanç ve gizliliğin mirası bugün hâlâ bizimle olsa da Grinker, akıl hastalarının marjinalleştirilmesine son vermenin eşiğinde olduğumuzu yazıyor.

Yirmi birinci yüzyılda, akıl hastalıkları hızla insan çeşitliliğinin daha kabul gören ve görünür bir parçası haline geliyor.

Grinker, kitabı büyükbabasının Sigmund Freud ile yaptığı analiz, kendi kızının otizm deneyimi ve nöroçeşitlilik üzerine yaptığı araştırmayla sonuçlanan da dahil olmak üzere, ailesinin psikiyatriye dahil olduğu dört neslin kişisel tarihiyle besliyor.

Afrika ve Asya’daki en son bilim, tarihi arşivler ve kültürlerarası araştırmalardan yararlanan Grinker, nöroçeşitliliğe kültürel tepkimizin kökenlerini ve farklılıklarını keşfetmek için hepimizi uluslararası bir yolculuğa çıkarıyor.

Akıl hastalığı etrafında damgalanmanın nasıl birleştiğini araştıran ve depresif veya psikotik hastaların aşağılanma duygusunun verdiği kümülatif zararı değerlendiren ‘Kimse Normal Değil’, akıl hastalığını nasıl dönüştürdüğümüzü açıklıyor ve damgalanmanın gölgesini sona erdirmek için bir yol sunuyor.

  • Künye: Roy Richard Grinker – Kimse Normal Değil: Zihinsel Rahatsızlıkları Damgalayan Kültür, çeviren: Nalan Uysal, Okuyan Us Yayınları, antropoloji, 492 sayfa, 2021