Jürgen Schmieder – Yalan Söylemeyeceksin (2011)

  • YALAN SÖYLEMEYECEKSİN, Jürgen Schmieder, çeviren: Murat Özbank, Derin Kitap, roman, 330 sayfa

Jürgen Schmieder ‘Yalan Söylemeyeceksin’de, Eski Ahit’teki on emirden biriyle kendini sınavdan geçiriyor. Schmieder, Paskalya’dan önce aldığı bir kararla, yılın ibadeti olarak kırk gün boyunca yalan söylemeyecek, ayrıca bu süre zarfında gün gün aldığı notları kitap haline getirecektir. İnsanın günde ortalama 200 defa yalan söylediğini belirten Schmieder için bu, göründüğünden daha zordur. Zira o, on ikinci güne gelene kadar bir defa dayak yiyecek, eşini büyük bir bunalıma sürükleyecek ve yüklü miktarda bir para cezası ödeyecektir. Schmieder’in romanı, açık ve dürüst olmanın bedelinin ne olduğu konusunda fikir vermesiyle ilgi çekici.

John Twelve Hawks – Tabula (2011)

  • TABULA, John Twelve Hawks, çeviren: Sıla Okur, Doğan Kitap, roman, 292 sayfa

 

John Twelve Hawks, kısa süre önce yayımlanan ‘Dördüncü Âlem’ üçlemesinin ilki romanı olan ‘Yolcu’yla hatırlanacaktır. Yazar bu romanında, gündelik hayatın altında sürüp giden ezeli bir mücadeleyi, çekişmenin taraflarını oluşturan Biraderler, Yolcular ve Soytarılar üzerinden anlatmıştı. Hawks, bu romanın devamı olan elimizdeki eserinde de, modern bir Habil ve Kabil hikâyesi kaleme getiriyor. Adı Tabula olan yapı, dünyayı büyük bir hapishaneye çevirmiştir. Buradaki Michael ve Gabriel Corrigan kardeşler de, birbirlerinin sonunu getirebilecek bir savaşa tutuşmuştur. İki kardeş arasındaki amansız mücadele, dünyanın kaderini de belirleyecektir.

Amélie Nothomb – Açlığın Biyografisi (2007)

  • AÇLIĞIN BİYOGRAFİSİ, Amélie Nothomb, çeviren: Nihal Önol, Doğan Kitapçılık, roman, 155 sayfa

 

‘Açlığın Biyografisi’, Türkiye’de de hatırı sayılır bir okuyucu kitlesine ulaşan genç ve yetenekli Fransız yazarı Amélie Nothomb’un son romanı. Nothomb’un bu kurgusu temelde, yaşamaya, hayata duyulan önü alınamaz iştahı hikâye ediyor. Romanın aynı zamanda anlatıcı olan kahramanı, hayatının ilk yirmi yılında, sadece yiyeceklere değil, içeceklere, aşka, kitaplara, yazı yazmaya ve keşfetme tutkusuna duyduğu açlıkla yaşam biçimini şekillendiren ve kişiliğini bulma yolunda ilerleyen bir genç kızdır. Nothomb’un romanı, bu genç kızın hayat karşısında doymak bilmeyen iştahını hikâye ederken, kahramanın birçok yaşanmışlık ve olayla çerçevelenen biyografisini de sunuyor.

Kyung-sook Shin – Lütfen Anneme İyi Bak (2011)

  • LÜTFEN ANNEME İYİ BAK, Kyung-sook Shin, çeviren: Belgin Selen Haktanır Us, Doğan Kitap, roman, 231 sayfa

 

Kyung-sook Shin ‘Lütfen Anneme İyi Bak’da, Koreli bir aileye mensup bireylerin kaybolan annelerine dair pişmanlıkla çerçevelenmiş sevgilerini hikâye ediyor. Çocuklarını ziyaret etmek için Seul’le gelen Park So-nyo isimli kadın, tren istasyonunda kaybolur. Roman, dört anlatıcı üzerinden bu kayıp olayının aile bireyleri üzerindeki etkilerini izler. Anlatıcılar So-nyo’nun kızı, ilk oğlu, kocası ve nihayet So-nyo’nun kendisidir. İlk üç karakterin ifadelerinin merkezinde de, bir annenin ve bir eşin hiçbir karşılık beklemeyen duru sevgisine duyulan özlem ve zamanında bunun değerini bilememenin pişmanlığı yer alır. Anlatımlarda ayrıca, aile bireylerinin karanlıkta kalmış sırları da adım adım ortaya çıkar. Yoğun üslubuyla dikkat çeken roman, derin aile ilişkilerini, ifade edilememiş sevginin yarattığı yıkımı anlatıyor.

Ziya Yamaç – Mehmet: Balkan Muhaciri (2007)

  • MEHMET: BALKAN MUHACİRİ, Ziya Yamaç, Heyamola Yayınları, roman, 260 sayfa

 

1912-1914 yılları arasında, Balkan Savaşları sonucunda, bir milyondan fazla Türk göçe zorlanmıştı. Bu trajedinin başlangıcı, 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus savaşına kadar uzanır. İşte çok sayıda çevirisiyle de Türkçeye hizmet etmiş Ziya Yamaç’ın ‘Mehmet: Balkan Muhaciri’, kendisi de bir göçmen olan yazarın, bu büyük trajediyi hikâye ettiği bir roman. Bulgaristan Silistreli Balkan göçmeni olan Ziya Yamaç’ın romanı, 1890-1900 yılları arasında, Trakya’ya yerleştirilen muhacirlerin yaşadıklarını, Balkan Türkçesini iyi kullanarak anlatıyor. Roman, trajik ve yakıcı konusuyla olduğu kadar, 1986 yılında ölen Yamaç’ın, dili kullanmadaki ustalığıyla da dikkat çekiyor.

Murat Küçük – Lâmekân (2011)

  • LÂMEKÂN, Murat Küçük, Horasan Yayınları, roman, 302 sayfa

 

Murat Küçük, 20. Yüzyılın başındaki İzmir’de geçen romanı ‘Lâmekân’da, bir cinayet hikâyesi ekseninde, okurunu unutulmuş Rumca nefeslerin renklendirdiği İzmirli Bektaşilerin dünyasına götürüyor. Roman, şehirde bir Bektaşi dergahında yaşanan cinayeti araştıran Ali Yakup Derviş’in yaşadıkları üzerine inşa edilmiş. Derviş, cinayetin izini sürerken, Ege’de üç büyük dine mensup sufilerin gizli tarikatına ulaştıracaktır. Hikâyenin arka planında da, dönemin İttihat ve Terakki Fırkası iktidarına muhalefet eden Osmanlı Demokrat Fırkası, Osmanlı Sosyalist Fırkası, İzmir çevresinde hayat bulmuş Hurufi gelenek ve Şeyh Bedreddin düşüncesi yer alıyor.

Alexander McCall Smith – İskoçya Sokağı 44 Numara (2011)

  • İSKOÇYA SOKAĞI 44 NUMARA, Alexander McCall Smith, çeviren: Aslı Mertan, İş Kültür Yayınları, roman, 514 sayfa

 

Alexander McCall Smith’in ‘İskoçya Sokağı 44 Numara’sı, Edinburgh’un gerçek olan bu sokağında, kurmaca bir binada yaşamakta olan farklı tiplerin hikâyelerini anlatıyor. Okulda istediği başarıyı yakalayamayan ve bunun gerilimini yaşayan Pat, onun çapkın ev arkadaşı Bruce, gösteriş düşkünü İrene ile beş yaşındaki oğlu ve binanın entelektüel siması Domenica Macdonald, romanda karşımıza çıkan kişilerden birkaçı. Güldürüyü romanın harcı olarak kullanan Smith, yerlisi olduğu Edinburgh’un öğrenciler, şairler, başarısızlar, hırslılar, ilginç tipler, ressamlar ve çapkınlardan mürekkep bu bohem sokağında yaşanan keyifli olayları hikâye ediyor.

Karl Olsberg – Kara Yağmur (2011)

  • KARA YAĞMUR, Karl Olsberg, çeviren: Ömürnaz Kurt, Can Yayınları, roman, 335 sayfa

 

Alman yazar Karl Olsberg ‘Kara Yağmur’da, nükleer patlamaların yaşanamaz hale getirdiği bir dünyayı tasvir ediyor. Roman, Türk işçiler ile Neo naziler arasında çatışmaların büyüdüğü Almanya’da geçer. Ülkede büyük bir hızla yabancı düşmanlığı tırmanırken, faili bilinmeyen bir bomba patlaması yaşanır. Hiroşima’ya atılan bombanını on katı gücünde olan patlamanın olağan şüphelileri İslamcı teröristlerdir. Fakat işler, kesinlikle göründüğü gibi değildir. Zira bu patlama, güçlü bir Almanya’yı yeniden diriltmeye çalışan Neo nazi yanlısı silah sanayiinin, Rus mafyasının ya da ABD’deki savaş taraftarı bir organizasyonun işi de olabilir.

Sándor Márai – Buda’da Bir Boşanma (2011)

  • BUDA’DA BİR BOŞANMA, Sándor Márai, çeviren: Tarık Demirkan, Yapı Kredi Yayınları, roman, 164 sayfa

 

Macaristanlı yazar Sándor Márai ‘Buda’da Bir Boşanma’da, Budapeşte’de, iki dünya savaşı arasında, iç içe geçmiş yaşamları ve insan ilişkilerindeki çözülmeyi anlatıyor. Boşanma davalarına bakan yargıç Kömives, yıllar önce tanıdığı doktor Greiner’in boşanma dosyasını karşısında bulur. Fakat kendisini şaşırtan, yalnızca bu değildir. Akşam işten çıkıp evine giderken, Greiner’i, sabırsızca kendisini bekler halde bulacaktır. Doktorun Kömives’e anlatacağı çok şey vardır. Öyle ki bunlar, sabaha değin sürecektir. Bu görüşme gerçekte, Kömives ve Greiner’le temsil edilen, toplumdaki iyi ve kötü eğilimlerin birbiriyle kapışmasıdır. Bir yanda çalışkan ve sorumluluk sahibi Kömives, öte yanda saplantılı ve hırslı Greiner. Márai iki karakteri aracılığıyla, zor zamanlarındaki vatanında insani değerlerin çözülüşünü anlatıyor.

Nuriye Akman – Kim (2011)

  • KİM, Nuriye Akman, Doğan Kitap, roman, 262 sayfa

 

Nuriye Akman ‘Kim’de, olgunluk dönemlerini yaşayan bir yazarın dönüşümü ekseninde, “insan”, “ego” ve “ben” kavramlarını masaya yatırıyor. Başarılı bir yazar olan Aydın Aytaç, otuzuncu kitabının adını ‘Ben’ olarak koyar. Kendini okurlarına açtığı bu kitabında Aytaç, kitaplarını nasıl yazdığını, konularını nereden aldığını anlatır. Yazar, kitabının son düzeltilerini yapmak için sakin bir sahil kasabasına gider ve burada, kendine, insana ve hayata dair algılarla hesaplaşır. Kahramanımız, hayatında önemli yer tutacak kafe sahibi Hikmet Bey ve ahtapot avcısı Emre Usta aracılığıyla aşkı, kaderi, hayatı, insanı ve benliği sorgulayacaktır.