Alan Jacobs – Okumanın Hazzı (2022)

‘Okumanın Hazzı’, kitaplarla ilişkimiz üzerine enfes bir inceleme.

Alan Jacobs, dijital bir çağda kitabın anlamı üzerine derinlemesine düşünmekle yetinmiyor, aynı zamanda yeni teknolojileri okuma zevkimizi artırmak için nasıl kullanacağımızı da tartışıyor.

  • Kitaplarla ve özellikle edebiyatla olan ilişkimizi yeniden gözden geçirmenin zamanı gelmedi mi?
  • Okumak erdemli bir faaliyet midir?
  • Karakterimizi güçlendirir ya da yüceltir mi?

‘Okumanın Hazzı’, mevcut kültürel ve teknolojik iklimin ‘okuma’ zerindeki olumsuz etkisini gösterirken, dijital dünyanın sunmuş olduğu avantajlarla bu durumu lehimize çevirmenin yollarını araştırıyor.

Jacobs, okumanın mecburiyetten değil, öncelikle zevk almak amaçlı bir aktivite olması gerektiğini savunuyor. “Ne okuduğumuzu, ne kadar okuduğumuzu ve ne okumadığımızı saplantı hâline getirmeyi bırakırsak daha mutlu, daha iyi okuyucular oluruz. Ancak en güçlü okuma deneyimini yaşamak için, kişinin çoğu zaman ‘alışkanlığın keskinleştirdiği irade gücü’yle yaratılması gereken ‘derin bir yalnızlığa’ sahip olması gerekir.”

Elbette okuma zevkine yönelik en büyük tehdit, boş zamanlarımızın giderek daha fazlasını tüketen, çoğunluğu dijital olan dikkat dağıtıcıların saldırısıdır.

Ancak Jacobs, gündelik hayatımızın önemli bir parçası olan son teknolojik cihazları “okumanın düşmanı” olarak görmenin mantıksız olduğunu savunuyor, çünkü bu sayede günümüz dünyasında kitaplara ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

  • Künye: Alan Jacobs – Dikkat Dağıtıcı Bir Çağda Okumanın Hazzı, çeviren: Nural İdrisoğlu, Sander Yayınları, inceleme, 176 sayfa, 2022

Martha C. Nussbaum – Her Şey Çıkar İçin mi? (2022)

Ekonomik büyüme odak noktası hâline geldiğinde demokrasi, insan ve toplum ahlakı tehlikeye girer.

Martha C. Nussbaum, yetkin demokratik vatandaşlar yaratmak için insan bilimleri ve eğitimin neden vazgeçilmez olduğunu gözler önüne seriyor.

‘Her Şey Çıkar İçin mi?’, günümüzün önde gelen entelektüellerinden olan Nussbaum’dan sanatın ve insan bilimlerinin tutkulu bir savunusu olarak okunmalı.

Sanat ve insan bilimleri için güçlü bir temel oluşturma fikrinin, hem birey hem de içinde yaşadığı toplum adına büyük bir iyilik olduğu iddiasından daha açık ve savunulmaya ihtiyaç duyan ne olabilir?

Nussbaum’un idealleri dinamiktir.

Ekonomik büyüme eğitimin odak noktası hâline geldiğinde demokrasi, insan ve toplum ahlakı tehlikeye girer.

Tarih boyunca yetkin demokratik vatandaşlar yaratmak için insan bilimleri eğitim sisteminin merkezinde yer aldı.

Nussbaum keskin bir şekilde dünya çapındaki yükseköğretimin, öğrencileri “dünya vatandaşları” olmaları için hazırlamaya yeniden öncelik vermesi gerektiğinin altını çiziyor.

Bu etkili manifesto, günümüzde eğitimin giderek faydacı, pazar odaklı ve kariyer amaçlı hâle geldiğini, sanata ve insan bilimlerine olan ilginin zayıfladığını savunuyor.

Kârlı becerilere yönelik bu dar görüşlü odaklanma, otoriteyi eleştirme yeteneğimizi aşındırdı, marjinal ve farklı olanlara sempatimizi azalttı ve karmaşık küresel sorunlarla başa çıkma yetkinliğimizi zedeledi.

Bu da demokrasilerin sağlığını ve “daha yaşanılabilir bir dünya” umudunu tehlikeye attı.

Nussbaum’un kitabı, küresel demokrasinin ve demokratik eğitimin geleceğinin tehlikede olduğu bugün için uyarı niteliğinde.

  • Künye: Martha C. Nussbaum – Her Şey Çıkar İçin mi?: Demokrasi Neden İnsanlığa İhtiyaç Duyuyor?, çeviren: İrem Sağlamer, Sander Yayınları, siyaset, 184 sayfa, 2022

Billy-Ray Belcourt – Bedenimin Kısa Hikâyesi (2021)

‘Bedenimin Kısa Hikâyesi’, heteronormatif bir dünyada kuir bir birey olarak var olmaya çalışmanın sancılarını ve sağaltıcı gücünü anlatan ilginç bir kitap.

Griffin Ödülü’nü şimdiye kadar kazanan en genç yazar olan Billy-Ray Belcourt; şiirsel, felsefi ve politik kavrayışları ustaca harmanlıyor.

Belcourt’un, “Bu bir anı kitabı değil, anıların dâhice bir yapıbozumudur.” diye ifade ettiği ilk deneme kitabı ‘Bedenimin Kısa Hikâyesi’, kelimelerin hem duyguları parçalama hem de teselli etme gücünü tekrar tekrar göstererek edebiyatın ve estetiğin yaşamı ne denli belirleyebileceği üzerine çarpıcı öneriler sunuyor.

Yazar, doğduğu dünyayı, yaratmak istediği ütopik dünyayla uzlaştırmaya çalıştığı bu eseriyle de Kanada Genel Vali Ödülü’nü de aldı.

Belcourt, cesur ve kendine has keskin üslubuyla; yaşam deneyimlerini kitap boyunca şiirsel, felsefi ve politik kavrayışları ustaca dengeleyerek şaşırtıcı bir dürüstlükle okuyucusunu rahat ettirmeye değil, ütopyanın canlandırıcı gücüne odaklanıyor.

Heteronormatif standartlar üzerine inşa edilmiş bir dünyada kuir bir birey olarak var olmaya çalışmanın sancılarını ve sağaltıcı gücünü, mutluluk ütopyasının merkezine koyuyor.

Belcourt, günümüz edebiyatının en heyecan verici uluslararası seslerinden biridir; genç, hassas ve korkusuz.

‘Bedenimin Kısa Hikâyesi’, en güçlü ve kışkırtıcı denemelerinin bir seçkisi.

Kitaptan iki alıntı:

“Yerli toplulukları canlılıklarından yoksun bırakan bir dünyada mutluluk en büyük isyandır.”

“Neşe sayesinde bizi, yaratıcılığı ve edebiyatı reddeden ıstırabın pusunu üzerimizden kaldırabiliriz. Neşe sanattır; âdeta bir direniş ahlakıdır.”

  • Künye: Billy-Ray Belcourt – Bedenimin Kısa Hikâyesi, çeviren: Melinda Andonyan, Sander Yayınları, deneme, 160 sayfa, 2021

James Paul Gee – Gelecek Kaygısı (2021)

Çocuklar ve gençler için ayakları üzerinde durmak, dünyanın bugünkü durumunda çok ama çok zor.

James Paul Gee, risk dolu bu dünyada eğitim sistemi, öğrenme ve insani gelişimin devrimci yönde dönüşmesi konusunda çarpıcı öneriler sunuyor.

Arizona Eyalet Üniversitesi’nde Profesör ve Ulusal Eğitim Akademisi üyesi olan Gee, bu ufuk açıcı çalışmasında çocukların ve gençlerin içinde yaşadıkları son derece karmaşık ve öngörülemeyen dünyada geleceklerini inşa etmeleri için yaratıcı, umutlu ve bilinçli bireyler olmaları gerektiğini savunuyor.

Çalışma, öğrencileri sürdürülebilirlik yolunda işbirlikçi olmaya hazırlamak adına eğitim sistemini yeniden kavramsallaştırmak için kullanılabilecek ilkeler öneriyor.

Nefrete, şiddete ve savaşa yol açan çelişkili ideolojilerle çevrili bir dünyada Gee, uygulanabilir bir eğitim vizyonu için disiplinlerarası bir düşünce kümesine bakmamızı istiyor.

‘Gelecek Kaygısı’, risk yüklü dijital dünyada eğitim sistemi, öğrenme ve insani gelişim hakkında yeni bir dizi fikir sunuyor.

Beyinler, bedenler, toplum, kimlik ve okul içinde ve dışında öğretme ve öğrenme konularına odaklanarak daha barışçıl ve adil bir dünya için insani gelişimin önemini vurguluyor.

İçgörü ve iyimserlik odaklı oyun teorisi konusunda önde gelen bir akademisyen olan Gee, bu kitabında teknolojinin eğitim sistemi ve öğrenme üzerindeki etkisini araştırıyor.

  • Künye: James Paul Gee – Gelecek Kaygısı, çeviren: Demet Kılınç, Sander Yayınları, eğitim, 2021

Ailton Krenak – Dünyanın Sonunu Erteleme Fikirleri (2021)

İnsanlık tarihte pek çok kez “dünyanın sonu”yla karşılaştı.

Brezilyalı aktivist, akademisyen ve yazar Ailton Krenak, gezegeni kurtarmak, kıyamete engel olmak için acilen neler yapabileceğimizi açıklıyor.

Yalnızca çeşitliliğin tanınması ve insanın diğer türlerden üstün olduğu fikrinin reddedilmesi bile, varlığımıza yeni bir anlam verebilir ve uçuruma doğru bu aptalca yürüyüşümüzü engelleyebilir.

Gezegenimiz, bugün en büyük çevre felaketleriyle karşı karşıya.

Küresel salgınlar, aşırı hava olayları ve devasa orman yangınları şu anda Antroposen olarak adlandırılan dönemin tezahürleri.

Uygarlığımız bizi topraktan, nehirlerden ve ağaçlardan uzaklaştıran yapılar, örgütler, kurumlar, kurallar ve bu kurallara uymayı reddeden herhangi bir topluluğu marjinalleştirmeye -ve bazen de tamamen ortadan kaldırmaya- zorlayan bir dünya sistemi üzerine inşa edilmiştir.

Dünyanın pek çok yerinde yerli halklar daha önce de birçok kez “dünyanın sonu”yla karşı karşıya kalmıştı.

Şimdi ise uçuruma doğru giden bu küresel yürüyüşü durdurmak için öncelikle bakış açımızın homojenleştirici etkisini reddetmeli ve doğada bize ait olan yeri yeniden kazanmamızı sağlayacak yeni bir fikri kucaklamalıyız.

Ancak o zaman hayatta kalmak için yeni çözümler üretebiliriz.

Tutku ve zekâyla kaleme alınmış ‘Dünyanın Sonunu Erteleme Fikirleri’, çağın büyük düşünürlerinden biri tarafından yazılmış bir ekolojik kurtuluş manifestosu.

  • Künye: Ailton Krenak – Dünyanın Sonunu Erteleme Fikirleri, çeviren: Melinda Andonyan, Sander Yayınları, ekoloji, 72 sayfa, 2021

Zygmunt Bauman ve Thomas Leoncini – Akışkan Doğanlar (2020)

‘Akışkan Doğanlar’, Zygmunt Bauman’ın son kitabı.

Özellikle ‘Akışkan Modernite’ kuramıyla ortaya koyduğu özgün ve sarsıcı görüşleriyle bildiğimiz Bauman, bu kitabında da, söz konusu kuramını daha da geliştirerek çağımızın öne çıkan sorunları üzerine derinlemesine düşünüyor..

Bauman’ın İtalyan gazeteci Thomas Leoncini ile yaptığı söyleşilerle ortaya çıkan bu küçük ama etkileyici çalışma, günümüz dünyasında öne çıkan gündem konuları olan saldırganlık, zorbalık, İnternet, estetik, çevrimiçi buluşma ve değişen cinsel kimlikler hakkında dikkat çekici saptamalar barındırıyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Thomas Leoncini – Akışkan Doğanlar, çeviren: Elçin Balçık, Sander Yayınları, siyaset, 80 sayfa, 2020

Frans de Waal – Mama’nın Son Sarılışı (2019)

Şempanzeler sevimli, şefkatli ve anlayışlı hayvanlardır, fakat düşünebildiğimizden daha fazla bize benzerler.

Kırk yıldan uzun süredir hayvanların duygu ve davranışları üzerine çalışan Frans de Waal de bu çarpıcı çalışmasında, insanların sevme, nefret etme, korkma, utanma, suçluluk duyma, neşelenme, iğrenme ve empati kurma becerilerinin şempanzelerdekilerle ne denli benzer olduğunu ortaya koyuyor.

Kitap, biyolog Jan von Huff ile derin bağlar kurmuş bir şempanzenin, Mama’nın ölümünün ortaya koyduklarıyla başlıyor.

Mama, ölmek üzereyken Van Huff gece vakti son bir sarılma için onu ziyaret etti.

Bu olay filme alınmıştı ve bilindiği gibi tüm dünyada bu veda vakti büyük yankı yarattı.

Bu kayıt sayesinde, Mama’nın genellikle insanlara özgü olduğu düşünülen ancak bütün primatlar için ortak bir davranış olan kocaman bir gülümsemeyle güven verişine, profesörün sırtını okşayıp onu kucaklamasına yakından tanık olmuştuk.

Waal tam da bu kayıttan yola çıkarak hayvan ve insan duygularının büyüleyici dünyasını keşfe koyuluyor ve insan politikalarının ardındaki duyguları, özgür iradeyi, hayvan sezgilerini tartışıyor.

‘Mama’nın Son Sarılışı’, insan duygu ve davranışlarının evrimsel köklerini tartışmaya açmak açısından çok önemli bir yapıt.

Çalışmanın, dünyanın en prestijli ödüllerinden biri olan PEN Amerika Bilim Ödülü’nü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Frans de Waal – Mama’nın Son Sarılışı: İnsan ve Hayvan Duyguları, çeviren: Gülsün Arıkan, Sander Yayınları, bilim, 368 sayfa, 2019

Aaron Schuster – Haz Sorunu (2020)

 

İnsanoğlunun hazla ilişkisi tuhaf ve zahmetlidir.

Aaron Schuster, psikanalizde yoğun bir şekilde analiz edilen hazzı, aynı zamanda uzun zamandır tartışılmakta olan haz sorununu, Deleuze ve Lacan’ın perspektiflerinin sistematik ve karşılaştırılabilir bir analizini sunarak irdeliyor.

Güdüye, arzuya ve onların insanları hareket ettiren güçlerle tuhaf sarmal ilişkisine yani haz sorununa çok yönlü bir şekilde odaklanan Schuster’in çalışması, Deleuze ve Lacan’ın katkılarını ortaya koymakla yetinmiyor, aynı zamanda kurduğu ilgi çekici bağlantılarla da dikkat çekiyor.

‘Saf Yakınmanın Eleştirisi’nde Freud’un kurduğu nevroz teorisi, Spinoza’nın Tanrı’dan entelektüel yakınması, Deleuzecü büyük yakınma, yakınma felsefesi, “Karşılıklı uyumlu semptomlar” olarak bir aşk teorisi, hazzın kuramsal Heideggerci tezi ve 1920’lerin “ölüm güdüsü edebiyatı” söz konusu ilgi çekici konulardan birkaçı.

Kitabın önsözünün de Slavoj Žižek’in kaleminden çıktığını da belirtelim.

  • Künye: Aaron Schuster – Haz Sorunu: Deleuze ve Psikanaliz, çeviren: Cumhur Özkaya, Sander Yayınları, psikanaliz, 320 sayfa, 2020