David Le Breton – Ten ve İz (2011)

Fransız antropolog ve sosyolog David Le Breton, araştırmalarını beden ve riskli tavırlar antropolojisi üstüne yoğunlaştırmış, ayrıca sessizlik ve yürüyüş gibi daha kişisel temalarla da ilgilenmiş.

Biz kendisini, Türkçe’ye daha önce kazandırılan ‘Yürümeye Övgü’ ve ‘Acının Antropolojisi’ adlı kitaplarıyla biliyoruz.

Le Breton, elimizdeki kitabı ‘Ten ve İz’de de, herhangi bir ruhsal rahatsızlık yaşamayan insanların kendilerine neden zarar verdiklerini araştırıyor.

İnsanın mantıklı ve rasyonel bir varlık olmayabileceğini söyleyen Le Breton, bedene bilinçli zarar vermenin, eski kabilelerden çağdaş toplumlara değin izlediği seyri anlatıyor.

  • Künye: David Le Breton –  Ten ve İz, çeviren: İsmail Yerguz, Sel Yayınları, psikoloji, 143 sayfa

Levent Tülek – Lumpen Sözlüğü (2007)

  • LUMPEN SÖZLÜĞÜ, Levent Tülek, Sel Yayıncılık, sözlük, 135 sayfa

 

Levent Tülek’in ‘Lumpen Sözlüğü’, yazınsal veya bilimsel bir tavırdan çok, eğlenceli-eleştirel bir tavır gözetilerek hazırlanmış. Bu nedenle bazı madde veya örneklerin, daha çok eğlence ve mizah yönleriyle öne çıktığını belirtmek lazım. Lumpen umutsuz, politikasız, geçmişsiz ve geleceksiz kişi veya kişiler anlamına geliyor. Günü yaşayan, köşeyi dönmek isteyen ve kırla kent arasına sıkışıp kalmış bu kitlenin kendine ait bir dili bulunuyor. Bu dil, özellikle iletişim araçlarının çoğalmasıyla, kendilerine yeni mecralar bulup yayıldı. İşte Tülek’in çalışması, aslında gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız bu lumpen dilin başat madde ve örneklerini sunmasıyla ilgiye değer.

Richard Stites – Devrimci Hayaller (2011)

  • DEVRİMCİ HAYALLER, Richard Stites, çeviren: Sabri Gürses, Sel Yayıncılık, tarih, 495 sayfa

 

Richard Stites ‘Devrimci Hayaller’de, son dönemlerde Tahrir Meydanı’nda olup bitenlerden de gördüğümüz gibi, devrimi yönlendiren, şekillendiren ve hızlandıran büyük umutları araştırıyor. Stites kitabında, Rus devrim sürecinde yaşanan, 1917 ile 1930 arasında sürmüş ütopyacılık ve sosyal deneyin kaderini inceliyor. “Devrim yeni bir uzam açarak sonsuz manzaraları ortaya çıkarır; yeniden doğumu, temizlenmeyi, kurtuluşu davet eder,” diyen Stites, tarihte bu duyguları uyandırmış en güçlü deneyimlerden biri olan Ekim Devrimi’nde kendine yer bulmuş hayalleri ve ütopyaları araştırıyor. Devrimci imgelemin ve yaratıcı eylemin izini süren çalışma, bunu yaparken de, devrimin öncesinde ve sonrasındaki tarihin fırtınalı dönemine odaklanarak “Rus Devrimi’nde ütopyacılık neden bu kadar öne çıkmıştı?” sorusunun yanıtını arıyor.

İsmail Gezgin – Alacaat’tan Alaçatı’ya (2007)

  • ALACAAT’TAN ALAÇATI’YA, İsmail Gezgin, Sel Yayıncılık, tarih, 106 sayfa

 

İsmail Gezgin’in ‘Alacaat’tan Alaçatı’ya’ isimli bu kitabı, Çeşme Yarımadası’nın batısında kalan Alaçatı’nın tarihine ve bugünkü durumuna odaklanıyor. Turizmin alternatif alanlarında büyük potansiyele sahip olan Alaçatı, aynı zamanda kozmopolit bir kimliğe de sahip. Neredeyse yüz yılda bir, ciddi göç dalgalarına maruz kalmış olan Alaçatı, bu hareketi lehine çevirerek Ege kültürünün iyi bir sentezini sunmuş. Gezgin’in disiplinlerarası bir anlayışla hazırladığı ve değişik boyutlarıyla Alaçatı’yı tanıtmayı amaçlayan kitap, şehir hakkında bilgi edinmeyi isteyenlere önerilir.

Michele Boldrin ve David K. Levine – Entelektüel Tekele Karşı (2011)

  • ENTELEKTÜEL TEKELE KARŞI, Michele Boldrin ve David K. Levine, çeviren: Başak Bingöl, Sel Yayınları, inceleme, 373 sayfa

 

İki ekonomi profesörünün kaleme aldığı ‘Entelektüel Tekele Karşı’, fikri mülkiyet konusunu patent ve telif haklarının doğurduğu girift sorunlar bağlamında irdeliyor. “Günümüzün patent ve telif hakları, belli fikirlerin üreticilerine bir tekel hakkı sağlamaktadır” diyen yazarlar, çalışmalarını, fikri mülkiyetin olmadığı bir dünyanın nasıl olacağı sorusu üzerine şekillendiriyor. Konunun daha çok ekonomik boyutuyla ele alındığı çalışma, DNA ve bitki tohumları gibi hayati alanların dahi patent yasalarıyla nasıl ele geçirildiğini ve bu büyük sorunun aşılabilmesi için düzenlenmesi gereken hukuki ayrıntıları ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Hande Öğüt (haz.) – Kadın Öykülerinde Doğu (2011)

  • KADIN ÖYKÜLERİNDE DOĞU, hazırlayan: Hande Öğüt, Sel Yayıncılık, öykü, 276 sayfa

 

Doğu’nun, genel olarak dini ve mistisizmi işaret ettiği söylenir. Buna ek olarak Doğu, kadının en nefessiz bırakıldığı coğrafyalardan biri olarak da bilinir. İşte Hande Öğüt’ün hazırladığı bu kitap, otuz dört kadın yazarın Doğu’yu işledikleri öykülerinden oluşuyor. Doğulu kadınların yaşadığı büyük ezilmişlik, doğal olarak buradaki öykülerden çoğunun odak noktası. İnci Aral, Erendiz Atasü, Sezer Ateş Ayvaz, Nâlân Barbarosoğlu, Oya Baydar, Gaye Boralıoğlu, Ayşe Düzkan, Müge İplikçi, Sema Kaygusuz ve Nezihe Meriç gibi kadın yazarların öykülerini bir araya getiren kitap, Doğu’yu hem içeriden hem de farklı bir kültürel iklimden gelmiş olmanın yarattığı duygularla irdeleyen öykülerden oluşuyor. Kitap, toplumun acımasızlığı altında ezilen Şehriban’ın, Gulîzer’in, Lorîn’in, Xezal’ın ve Baveşin’in hikâyesini anlatıyor.

Georg Lukács – Goethe ve Çağı (2011)

  • GOETHE VE ÇAĞI, Georg Lukács, çeviren: Ferit Burak Aydar, Sel Yayıncılık, inceleme, 299 sayfa

 

Georg Lukács, 20. yüzyılın en önemli felsefeci, edebiyat eleştirmeni, estetikçi ve Marksist teorisyenlerinden. Lukács’ın edebiyat incelemelerindeki yetkinliğinin en iyi örneklerinden biri olan elimizdeki eser, düşünürün 1930 ve 1940’lı yıllarda kaleme aldığı makalelerden oluşuyor. Lukács burada, Alman edebiyatının önde gelen yazarlarından Goethe’nin çalışmalarını ve onların Alman kültüründeki rolünü tartışıyor. Goethe’nin yanı sıra, Schiller, Hölderlin, Schelling ve Lessing gibi Alman yazarlarının da incelendiği kitap, Alman kültürünün ve sosyal düşüncesinin evrimleşme dinamiklerini özgün bir bakış açısıyla yorumlamasıyla dikkat çekiyor.

Karen Horney – Nevrozlar ve İnsan Gelişimi (2011)

  • NEVROZLAR VE İNSAN GELİŞİMİ, Karen Horney, çeviren: Emre Erbatur, Sel Yayıncılık, psikanaliz, 432 sayfa

 

Karen Horney, ilk olarak 1950’de yayımlanan klasik çalışması ‘Nevrozlar ve İnsan Gelişimi’nde, hem psikanalitik kurama hem de insanlık durumuyla ilgili düşüncelere önemli bir katkı sunuyor. Horney’in çalışmasını özgün kılan başlıca husus, psikanalizin babası Freud’u temel almakla birlikte, bu ekole eleştirel bir yaklaşım sergilemesi. Nevrotik sürecin insan gelişiminin özel bir biçimi olduğunu söyleyen Horney, insanın bu yıkıcı süreci aşmasının tek yolunun kendini gerçekleştirmek olduğunu belirtiyor. Buradan hareketle özgürleşmenin temellerini araştıran Horney, kendini gerçekleştirmenin önkoşullarının nasıl yaratılabileceğini ele alıyor.

Marguerite Duras – Acı (2007)

  • ACI, Marguerite Duras, çeviren: Orçun Türkay, Sel Yayıncılık, roman, 173 sayfa

Melankolik, romantik ve yoğun metinlerin üstadı Marguerite Duras’nın ‘Acı’ isimli bu romanında, dünyanın görüp görebileceği en trajik savaşlardan biri olan 2. Dünya Savaşı’ndan kaynaklanan gerçek bir acıyı hikâye ediliyor. 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan Paris işgalinde, Nazi subayları, dönemin ünlü sanatçı ve düşünürlerinin yoğunluklu olduğu bir bölgedeki Yahudilerin izini sürüp, onları toplama kamplarına gönderir. Aralarında François Mitterand ve Marguerite Duras’nın da bulunduğu Direnişçiler, bu kıyımı engellemeye çalışırken, Naziler, Duras’ın eşi Robert Antelme’yi tutuklayıp toplama kampına gönderirler. İşte Duras’ın romanı, bu gerçek olayın hikâyesini anlatıyor.

Cordelia Fine – Toplumsal Cinsiyet Yanılsaması (2011)

  • TOPLUMSAL CİNSİYET YANILSAMASI, Cordelia Fine, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Sel, Yayıncılık, psikoloji, 336 sayfa

Toplumsal hayatta, kadın ve erkeklerden, kendilerine dair belirlenmiş kalıplara uymaları beklenir. Bu kemikleşmiş kalıpların hiç sorgulanmaması ise, asıl olarak, bunun en büyük mağduru olan kadınları olumsuz etkilemeye devam ediyor. İşte, psikoloji ve felsefe alanlarında çalışmalar yapmış olan Cordelia Fine bu kitapta, iki cinsiyet arasında “özsel farklılıklar” olduğunu iddia eden toplumsal cinsiyet yargılarını sorguluyor. Cinsiyetler arası doğuştan farklılıklar bulunmadığını belirten Fine, erkek ve kadın beyinlerinin ayrışmış olmadığını, daha ziyade onları çevreleyen kültür tarafından şekillendirilmiş psikolojik süreçlerin bulunduğunu ortaya koyuyor.