Servet Gün — Türkiye’nin Refah Rejimi (2026)

Servet Gün, ‘Türkiye’nin Refah Rejimi’ adlı çalışmasında AKP döneminin sosyal politika anlayışını, yalnızca yoksullukla mücadele eden teknik bir kamu politikası olarak değil, aynı zamanda siyasal iktidarın toplumsal meşruiyetini üreten temel mekanizmalardan biri olarak inceliyor. Kitap, 2002 sonrasında uzun süre devam eden siyasal istikrarın ardındaki dinamikleri araştırırken, ekonomik büyüme, ideolojik söylem ya da liderlik kadar sosyal yardımların da belirleyici bir rol oynadığını gösteriyor. Böylece refah politikaları ile siyasal iktidarın sürekliliği arasındaki ilişkiyi merkeze alan kapsamlı bir analiz sunuyor.

Eserde, AKP’nin sosyal yardım uygulamalarının kökenleri yerel yönetim deneyimlerine kadar götürülüyor. Belediyecilik döneminde geliştirilen yardım ağlarının zamanla merkezi devlet mekanizmalarına taşındığı ve genişletildiği anlatılıyor. Bu süreçte sosyal yardımlar, yalnızca yoksulluğun etkilerini hafifletmeye yönelik araçlar olmaktan çıkıp devlet ile vatandaş arasında doğrudan ilişki kuran siyasal bir bağa dönüşüyor. Yardımların dağıtımı, vatandaşların gündelik yaşamında görünür bir devlet varlığı yaratırken, iktidarın toplumsal destek tabanını da güçlendiriyor.

Kitap, bu yapının arkasındaki düşünsel zemini neoliberalizm ile muhafazakâr-dindar hayırseverlik anlayışının birleşiminde buluyor. Bir yandan piyasacı politikalar uygulanıyor, kamusal hizmetler yeniden yapılandırılıyor ve emek piyasaları daha esnek hâle getiriliyor; diğer yandan ortaya çıkan sosyal maliyetler yardım mekanizmalarıyla telafi edilmeye çalışılıyor. Böylece yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedefleyen hak temelli bir refah anlayışı yerine, ihtiyaç sahiplerine destek sunan ve büyük ölçüde yardım ilişkileri üzerinden işleyen farklı bir model ortaya çıkıyor.

Servet Gün, bu refah rejiminin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda kültürel ve siyasal sonuçlar ürettiğini savunuyor. Sosyal yardımlar, vatandaşlık haklarının bir uzantısı olarak değil, çoğu zaman devletin koruyucu ve cömert yüzünün göstergesi olarak algılanıyor. Bu durum, yardım alan kesimlerle siyasal iktidar arasında karşılıklı bağlılık ilişkilerinin oluşmasına zemin hazırlıyor. Kitap, bu bağların nasıl kurulduğunu ve toplumsal rızanın üretiminde nasıl işlev gördüğünü ayrıntılı biçimde tartışıyor.

Eserin önemli vurgularından biri de klientelizm ve popülizm kavramları. Yazar, sosyal yardımların belirli siyasal iletişim stratejileriyle birleştiğinde güçlü bir hegemonya aracına dönüşebildiğini ileri sürüyor. Bu sayede iktidar, ekonomik eşitsizliklerin ve yapısal sorunların devam ettiği koşullarda bile geniş toplumsal destek üretmeyi başarıyor.

‘Türkiye’nin Refah Rejimi’, bu yönüyle Türkiye’de sosyal politika, siyaset ve neoliberal dönüşüm arasındaki ilişkileri inceleyen önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor; refah devletinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir kurum olduğunu göstermeye çalışıyor.

Servet Gün — Türkiye’nin Refah Rejimi: Siyasal Birikim Stratejisine Dönüşen Sosyal Politika
• Nika Yayınevi
İnceleme • 175 sayfa • 2026

Kolektif – Kürt Tarihi ve Siyasetinden Portreler (2018)

İdris-i Bitlisi’den Şeyh Ubeydullah’a, Barzanilerden Cemilpaşazadelere, Abdullah Cevdet’ten Şerif Paşa’ya, Ziya Gökalp’ten Koçgirili Alişer Efendi’ye, Sait Kırmızıtoprak’tan Abdurrahman Qasımlo’ya, Celal Talabani’den Abdullah Öcalan’a ve Gültan Kışanak’tan Selahattin Demirtaş’a, Kürt tarihi ve siyasetinde iz bırakmış pek çok isim, bu kapsamlı derlemenin konusu.

Tarihçi Hamit Bozarslan’ın yetkin önsözüyle açılan kitap, her şeyden önce okurun, bir makro-kimlik oluşturan ama oldukça heterojen bir nitelik arz eden “Kürtlük” olgusunu kavramasını mümkün kılıyor.

Kitapta yer alan yazılar bunun yanı sıra, “Kürtlük” olgusu ele alınmadan Türkiye’de Batıcılığın, İslâmcılığın, solun, hatta Türk milliyetçiliğinin tarihinin yazılabilmesinin imkânsız olduğunu da gösteriyor.

Bu gözlem, kuşkusuz İran, Irak ve Suriye için de geçerli.

Netice itibariyle bu kitap, Kürtlerin entelektüel ve siyasi tarihlerini daha yakından izlemek için çok iyi bir fırsat.

Kitapta, sırasıyla hayatları ve çalışmaları ele alınan Kürt şahsiyetler şöyle:

İdris-i Bitlisi, Bedirhaniler, Barzaniler, Şeyh Ubeydullah, Cemilpaşazadeler, Abdullah Cevdet, Şerif Paşa, Ziya Gökalp, Seyit Rıza, Baytar Nuri, Koçgirili Alişer Efendi, Said Nursi, Cegerxwîn, Sait Kırmızıtoprak (Dr. Şivan), Mehmet Emin Bozarslan, Kemal Burkay, Abdurrahman Qasımlo, Celal Talabani, Abdullah Öcalan, Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş, Feqiyê Teyran, Gültan Kışanak, Tarık Ziya Ekinci, Mehmed Uzun, Ehmedê Xanî ve Musa Anter.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle:

Hamit Bozarslan, İsa Doğan, Vural Genç, Mesut Yeğen, Alişan Akpınar, Ercan Çağlayan, Ayhan Işık, Metin Atmaca, Fuat Dündar, Clemence Scalbert-Yücel, Mehmet Yıldırım, Erdal Gezik, Dilek Kızıldağ Soileau, Mücahit Bilici, Metin Yüksel, Tuncay Şur, Burcu Ballıktaş Bingöllü, Servet Gün, Hamit Bozarslan, Burak Bilgehan Özpek, Çetin Gürer, Kıvanç Köseoğlu, İmra Gürtaş, Mesûd Serfıraz, Fatma Sönmez, Murat Cem Demir, Şeyhmus Diken, Ayhan Tek ve Tahir Baykuşak.

  • Künye: Kolektif – Kürt Tarihi ve Siyasetinden Portreler, derleyen: Yalçın Çakmak ve Tuncay Şur, İletişim Yayınları, siyaset, 447 sayfa, 2018

Servet Gün – Piyasa Hukukunun İnşası: Zorunlu Arabuluculuk (2018)

Yakın zamanda iş mahkemesi kanununda yapılan değişiklikle, çalışan tazminatında tümüyle çalışanın aleyhine işleyen, onun haklarını büyük oranda tırpanlayan “zorunlu arabuluculuk”  düzenlemesi getirildi.

Servet Gün de bu çalışmasında, zorunlu arabuluculuk düzenlemesini, tam da olması gerektiği şekilde, devlet ve hukuk aracılığıyla ‘işleyen piyasalar’ yaratan müdahalelerin bir örneği olarak, başka bir deyişle dolayımlanmış bir sınıf müdahalesi örneği olarak inceliyor.

Kitabının ilk bölümünde neoliberalizmin piyasa yönelimli müdahalelerini irdeleyen Gün, neoliberal süreçte geleneksel iş hukuku anlayışının nasıl dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Kitabın ikinci bölümü, bugüne kadar kamusal hizmet statüsüne tabi olagelmiş yargının, bugün nasıl piyalaştırıldığıyla ilgili.

Gün, yargı faaliyetlerinin piyasa mantığına tabi kılınarak metalaştırıldığını, bunun bir sonraki aşaması olan iş mahkemeleri kanunuyla getirilen “zorunlu arabuluculuk” kurumunun, sınıfsal kazanımların kamu otoritesi önünde talep edilebilirliğini riske attığını ortaya koyuyor.

Başka bir deyişle yazar, “zorunlu arabuluculuk” kurumunun yalnızca kamusal hizmetin niteliğini değiştirmediğini, bunun yanı sıra büyük tarihsel mücadelelerin ürünü olan iş hukukuna içerilmiş sınıfsal kazanımları da berhava ettiğini söylüyor.

Özellikle yargının özelleştirilmesi ve iş yargısında yaşanan gelişmelerin sıkı bir sınıfsal analizini okumak isteyenler, bu kitabı kaçırmamalı.

  • Künye: Servet Gün – Piyasa Hukukunun İnşası: Zorunlu Arabuluculuk, Nota Bene Yayınları, siyaset, 96 sayfa, 2018