Kolektif – Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri (2025)

Bu derleme, tarih anlatısının merkezine yalnızca insanı değil, onunla birlikte hayvanları, bitkileri, mikro organizmaları, suyu, toprağı, iklimi ve doğa olaylarını yerleştiriyor. Çevre tarihi yaklaşımını benimseyen kitap, geçmişi insan eylemlerinin tek yönlü ürünü olarak değil, insanlar ile insan olmayan aktörler arasındaki sürekli etkileşimin bir sonucu olarak ele alıyor. Hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar, su, toprak ve iklim; tarihin edilgen arka planı değil, olayların seyrini etkileyen aktif unsurlar olarak konumlanıyor. Böylece tarih, yalnızca kahramanlıkların ve imparatorlukların değil, aynı zamanda doğa güçlerinin ve çevresel dönüşümlerin de hikâyesi haline geliyor.

Kitap, Osmanlı-Türkiye tarihyazımına yeni bir perspektif kazandırarak, insan ile doğa arasındaki sınırları yeniden düşünmeye davet ediyor. Doğayı tanımlama biçimleriyle mülkiyet ilişkileri arasındaki bağlantılar, insanın çevre üzerindeki dönüştürücü etkileri ve ekosistemlerle kurduğu karmaşık ilişkiler çeşitli makaleler aracılığıyla tartışılıyor. Bu tartışmalar, imar ve inşa faaliyetlerinden iklim olaylarına, tarımsal üretimden doğal afetlere uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

‘Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri’, çevre tarihinin eleştirel duyarlılığını Osmanlı-Türkiye bağlamına taşıyarak, tarihsel süreci yalnızca ilerleme ya da yıkımın hikâyesi olarak değil, karşılıklı etkileşimlerin çok katmanlı bir ağı olarak yorumluyor. Böylece hem geçmişe daha bütüncül bir bakış getiriyor hem de doğayla daha adil bir gelecek tahayyülünün kapısını aralıyor.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri: Müdahale, Etkileşim, Mücadele, editör: Deniz Dölek-Sever, Özlem Sert, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları ortak yayını, tarih, 464 sayfa, 2025

Kolektif – Türkiye Siyaseti (2025)

1980’lerden 2010’lara uzanan süreçte Türkiye siyasetine dair hâkim analizler, devlet-toplum, merkez-çevre, asker-sivil gibi ikiliklere dayalı bir bakış açısıyla şekilleniyor. Bu yaklaşım, muhalif bir söylem üretse de zamanla hegemonik bir konum kazanıyor. Siyasi tarih, büyük ölçüde devlet ve bürokrasi içi ilişkiler üzerinden okunuyor; burjuvazi dahil toplumsal aktörlerin devlet ve siyaset üzerindeki etkileri yok sayılıyor. Kapitalizmin sınıfsal boyutları ya da sosyo-politik güç dengeleri arka plana itilerek, liberal demokrasi nihai hedef olarak sunuluyor. Böylece, teorik ve olgusal açıdan sorunlu bir devlet-merkezci anlatı ortaya çıkıyor.

2000’lerden itibaren ise farklı kuramsal yaklaşımlarla beslenen eleştirel çalışmalar yeni bir yönelim geliştiriyor. Bu araştırmalar, Türkiye siyasetini sınıf, toplumsal cinsiyet, etnisite ve dini kimlik eksenlerinde çözümlüyor. Devletin ve siyasetin, toplumsal mücadelelerin ve güç ilişkilerinin sahnesi olduğu vurgulanıyor. Bu derleme, Türkiye siyasetini devlet-merkezli ve ikiliklere dayalı anlatılardan çıkararak sınıf, toplumsal cinsiyet, etnisite ve kimlik mücadeleleri üzerinden yeniden okuyor. Cumhuriyet’in yüz yılı aşan tarihinde işçiler, kadınlar, LGBTİ+ bireyler, Kürtler ve Aleviler gibi toplumsal kesimlerin siyasal özneliğini görünür kılıyor. Türkiye’nin hem içerideki güç dengeleri hem de küresel kapitalizmle ilişkileri bu yeni kuşak çalışmalar ışığında ele alınıyor.

Cumhuriyet’in yüz yılı aşan tarihini konu edinen derleme, dönemsel dinamiklere ve temel meselelere odaklanarak kapsamlı bir bilanço çıkarıyor. 1990’larda gelişen eleştirel birikimden faydalanmakla birlikte esas olarak son yıllarda sosyal bilimlerde ortaya çıkan bu yeni araştırma geleneğinin ışığında Türkiye’nin siyasal geçmişine ve bugününe bakıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: İsmet Akça, Ahmet Demirel, Taha Baran, Y. Doğan Çetinkaya, Alexandros Lamprou, Ozan Kuyumcuoğlu, Cangül Örnek, Ayfer Genç Yılmaz, Mustafa Şener, Gencer Özcan, Ahmet Bekmen, Fulya Atacan, Evren Balta, Umut Bozkurt, Murat Somer, Özgür Sevgi Göral, Ayşegül Kars Kaynar, Özlem Kaygusuz, Yasemin Özgün, Eylem Özdemir, Levent Köker, Ulaş Bayraktar, Gülseren Adaklı.

  • Künye: Kolektif – Türkiye Siyaseti: Dönemler, Aktörler, Meseleler, derleyen: İsmet Akça, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, siyaset, 2025

 

A. Ezgi Akyol – Osmanlı’da İlksel Birikim (2025)

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan Türkiye kapitalizminin en sert dönemeçlerinden birini oluşturuyor. Bu dönem, yalnızca siyasi dönüşümlerle değil, aynı zamanda sermayenin nasıl biriktiği ve kimin ellerinde toplandığı sorusuyla da yakından ilişkili duruyor. Yaygın anlatıya göre, İttihat ve Terakki Cemiyeti savaş boyunca milli iktisat ilkeleri doğrultusunda Türk-Müslüman girişimcileri desteklemiş, şirketler ve bankalar kurarak yerli bir burjuvazinin temellerini atmış gibi görünüyor.

Ancak A. Ezgi Akyol, bu yerleşik anlatıyı sorguluyor. Sermaye birikimini fikir dünyasında değil, savaşın yarattığı maddi ve sınıfsal dönüşümlerde arıyor. İlksel birikim süreçlerini merkeze alarak, savaşın yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda çok katmanlı ekonomik ve sosyal sonuçları olduğunu gösteriyor. Savaş yasalarının ve ekonomi politikalarının, kentli ve kır emekçilerinden kadınlara, gayrimüslim alt sınıflardan küçük üreticilere kadar geniş bir toplumsal kesimi nasıl mülksüzleştirdiğini gözler önüne seriyor.

Fransız ve Osmanlı arşivlerinden elde edilen belgelerle hazırlanan bu çalışma, Müslüman-Türk burjuvazisinin savaş ekonomisi içinde nasıl serpildiğini, devletle kurduğu simbiyotik ilişki aracılığıyla ticaret ve bankacılıkta nasıl güç kazandığını sergiliyor. Devleti bir hegemonya aracı olarak kullanarak sermayeyi merkezileştiren bu süreç, Türkiye’de kapitalizmin yerli ve özgün dinamiklerine yeni bir bakış sunuyor. Devlet, sermaye ve sınıflar arasındaki ilişkinin tarihine yakından bakmak isteyenler için bu kitap, ezber bozan bir perspektif sunuyor.

  • Künye: A. Ezgi Akyol – Osmanlı’da İlksel Birikim: Birinci Dünya Savaşı’nda Mülksüzleşme, Sermaye ve Devlet, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 372 sayfa, 2025

Kolektif – Türkiye Laikliğine Bakışlar (2025)

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken, Türkiye’de laikliğin ne anlama geldiği sorusu yeniden gündemde. Laiklik ilkesi yok olmanın eşiğinde mi, yoksa Türkiye hiçbir zaman tam anlamıyla laik olamadı mı? Demokrasiyle laiklik arasında yaşanan gerilim, yalnızca siyasal değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşümün yansıması. Bu tartışma, laikliğin sadece bir hukuk normu değil, aynı zamanda eşit yurttaşlık fikrinin temeli olduğu gerçeğini de hatırlatıyor.

Türkiye’de laiklik, tarihsel ve sosyolojik koşullar nedeniyle evrensel ilkelerden saparak yerelleşmiş ve zamanla çeşitli biçimlere bürünmüştür. Dinî yapılar ile devlet arasındaki güç ilişkileri, laikliğin yorumlanma biçimlerini belirlemiş; uygulama çoğu zaman denetimci, hatta baskıcı bir çizgide ilerlemiştir. Bu durum, laikliğin özgürlükçü ve kapsayıcı bir zemin olmaktan uzaklaşmasına yol açmıştır.

Bu kitap, Türkiye’de laikliğin nasıl inşa edildiğini, nasıl dönüştüğünü ve ne ölçüde işlevsizleştiğini farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla sorguluyor. Tarihçilerden hukukçulara, siyaset bilimcilerden sosyologlara uzanan yazarlar, din-devlet ilişkilerinin çok katmanlı doğasını açığa çıkarıyor. Laikliğin etkileri yalnızca anayasa ve hukuk sistemiyle sınırlı değil; eğitimden toplumsal cinsiyet ilişkilerine, azınlıklardan Alevilere, İslamcı hareketlerden sosyalist geleneklere kadar uzanan geniş bir çerçevede değerlendiriliyor.

Derleme, yalnızca Türkiye içi deneyimi değil, aynı zamanda uluslararası laiklik modelleriyle karşılaştırmalar yaparak, Türkiye’de laikliğin özgünlüklerini ve sınırlılıklarını daha net bir şekilde görmeyi mümkün kılıyor.

  • Künye: Kolektif – Türkiye Laikliğine Bakışlar, derleyen: Umut Azak, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, siyaset, 387 sayfa, 2025

Talin Suciyan – “Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman” (2025)

Talin Suciyan’ın bu kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat dönemini (1839-1876), reformların vaatlerinin aksine, taşra Ermenileri için nasıl güvensizlik ve eşitsizlik getirdiğini ele alıyor. ‘“Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman”: Vilayetlerin Tanzimat’ı’ (‘Outcasting Armenians: Tanzimat of the Provinces’), bu dönemin genel olarak olumlu algısına karşı çıkarak, merkeziyetçi politikaların ve Müslüman komşuların uyguladığı çeşitli şiddet ve baskı biçimlerinin Ermeniler üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor. Yazar, Osmanlı devlet arşivleri, Ermeni anıları, gazeteler ve Paris’teki Nubar Kütüphanesi’nde bulunan İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin şimdiye kadar büyük ölçüde keşfedilmemiş belgeleri gibi zengin birincil kaynaklara dayanıyor.

Suciyan, Tanzimat’ın, Osmanlı merkezi devletini güçlendirme amacıyla Ermeni Yönetimi’nin Ermeni Anayasası/Nizamnamesi’nin kabulü yoluyla merkezileştirilmesini hedeflediğini savunuyor. Kitap, özellikle Orta ve Doğu Anadolu’daki Ermenilere ve mülklerine karşı devlet veya Müslüman komşular tarafından işlenen çeşitli şiddet ve baskı biçimlerinin ayrıntılı bir listesini ve açıklamasını sunuyor. Bu, genellikle Tanzimat dönemi için anlatılan eşitlik, reform ve ilerleme hikayesine eleştirel bir bakış açısı getiriyor.

Araştırma, Taşra Ermenilerinin seslerini günümüze taşıyarak, Osmanlı başkenti ile taşra arasındaki zamansal ve bölgesel farklılıkları keşfediyor. Yazar, Ermeni topluluklarının Osmanlı yaşamının tüm yönlerinde ayrılmaz bir rol oynadığını ve onların yaşam hikayelerinin Tanzimat döneminin doğru bir temsili için hayati önem taşıdığını iddia ediyor. Kitap, savunmasız, dezavantajlı ve ezilenlerin yaşamlarına ışık tutarak, daha kapsayıcı bir Osmanlı tarihine doğru önemli bir adım atıyor.

Suciyan’ın çalışması, Tanzimat döneminin Ermeniler üzerindeki deneyimlerinin homojenliğinde ısrar ederken, o dönemin teorideki “Batılılaşma/modernleşme” vaatlerinin aslında Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Doğu vilayetlerinde devletin daha fazla kontrolünü sağlamayı amaçlayan bir politika olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Ermenilerin ek baskılarla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Suciyan, Tanzimat döneminin Hamidiye Alayları’na ve nihayetinde Ermeni Soykırımı’na yol açan baskının bir öncüsü olduğunu belirtiyor.

Sonuç olarak bu kitap, Osmanlı historiografyasına ve Ermeni Araştırmalarına değerli bir katkı sağlayan, büyüleyici ve önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor. Kitap, Osmanlı taşrasına, “reform” dönemine ve imparatorluğun çok etnikli nüfusuna dair yeni bir analiz sunarak, Tanzimat’ın karmaşık ve çoğu zaman acı veren mirasını yeniden değerlendiriyor.

  • Künye: Talin Suciyan – “Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman”: Vilayetlerin Tanzimat’ı, çeviren: Ayşe Günaysu, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2025

Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu (2025)

Göçebe koyun çobanı ve atlılardan oluşan Oğuz boyu, nasıl oldu da Anadolu’ya egemen oldu?

Claude Cahen’in bu kitabında kitabı, 11. yüzyılın sonlarından 14. yüzyılın başlarına kadar Anadolu’nun siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel tarihini kapsamlı bir bakışla inceliyor. ‘Osmanlılardan Önce Anadolu’ (‘La Turquie pré-ottomane’), bu dönemde Anadolu’da hüküm süren çeşitli Türk beyliklerinin, Bizans İmparatorluğu’nun ve diğer güçlerin arasındaki karmaşık ilişkileri detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, Malazgirt Savaşı’nın ardından Anadolu’ya yönelik Türk göçlerini, bu göçlerin bölgedeki demografik yapıyı nasıl değiştirdiğini ve kurulan ilk Türk beyliklerinin özelliklerini analiz eder.

Cahen, Danişmendliler, Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular ve Selçuklular gibi önemli Türk beyliklerinin kuruluş süreçlerini, birbirleriyle olan mücadelelerini ve Bizans İmparatorluğu ile olan ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde inceler. Kitap, bu beyliklerin siyasi örgütlenmelerini, yönetim yapılarını, ekonomik faaliyetlerini ve kültürel gelişmelerini ele alır. Ayrıca, Haçlı Seferleri’nin Anadolu üzerindeki etkilerini ve bu seferlerin bölgedeki siyasi dengeleri nasıl değiştirdiğini de değerlendirir.

Cahen, Anadolu’nun bu dönemdeki sosyal yapısını, farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşama biçimlerini ve kültürel etkileşimlerini de inceler. Kitap, Türklerin Anadolu’ya yerleşimiyle birlikte İslam kültürünün bölgedeki yayılışını, sufi hareketlerini ve dini kurumların gelişimini ele alır. Aynı zamanda, Bizans kültürünün Anadolu’daki varlığını ve Türklerle olan kültürel alışverişini de değerlendirir. Ticaret yollarının ve kervansarayların ekonomik hayattaki rolünü, şehirlerin gelişimini ve kırsal bölgelerdeki yaşamı da analiz eder.

‘Osmanlılardan Önce Anadolu’, Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu öncesindeki dönemini anlamak için temel bir başvuru kaynağı. Cahen, Bizans ve Türk kaynaklarını titizlikle kullanarak, bu karmaşık ve önemli dönemin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel dinamiklerini aydınlatır. Kitap, Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu’na nasıl evrildiğini anlamak isteyen herkes için değerli bir okumadır.

  • Künye: Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu, çeviren: Erol Üyepazarcı, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı ortak yayını, tarih, 496 sayfa, 2025

Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler (2025)

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yüzyılının tarihi işçilerin öyküsünün üstünden atlanarak yazılamaz. İlk yüzyılın tarihi başka veçhelerin yanı sıra Türkiye’nin bir tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişinin de öyküsüdür. Bu büyük dönüşüm sosyal ve siyasal sonuçlar üretmiş ve günümüz Türkiye’sini iktisadi, sosyal ve siyasal boyutlarıyla yaratmıştır. Sanayi toplumuna geçişe dair bu öykünün başaktörü hiç kuşkusuz Türkiye işçi sınıfıdır.

Bu cilt bu başaktörün kendisini, farklı kesimlerini ya da bunları şekillendiren yapısal faktörleri değerlendiren makalelerden oluşuyor. Her ne kadar sanayi sonrası topluma geçildiğine dair iddialar duysak da bunlar temelsizdir ve işçi hareketi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının tarihinin yazılmasında da en önemli aktör olacaktır.

İşçi hareketinin siyasal ve sendikal kurumlarının zayıfladığı, bağımsız bir politik aktör olarak görülmediği son otuz yıl aynı zamanda Cumhuriyet kurumlarının belli bir “çürüme” de yaşadığı bir zaman dilimine denk düşer. Bu iki gelişme birbirinden bağımsız değildir. Oysa bu son otuz yılda yurttaşlarımız arasında işçileşme de yaygın bir sosyolojik olgudur. Bu dönüşümün sonuçları gün geçtikçe daha çok hissedilmektedir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında işçi hareketi günümüzde sahip olduğu yaygınlık ölçüsünde siyasete etki ederse, umulur ki işçi sınıfının sesi de daha gür çıkar. O zaman toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok olanlar, yani yaratanlar, silkelenir ve doğrulur.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler, derleyen: M. Görkem Doğan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2025

Kolektif – Toplumsal Hareketlerin Asrı (2024)

Bu çalışma, Cumhuriyet’in 100 yıllık tarihini, toplumsal hareketlerin prizmasından yeniden değerlendiriyor.

Farklı toplumsal grupların tarihteki yerini ve mücadelelerini ele alarak, daha zengin ve çok boyutlu bir tarih anlatısı sunuyor.

Çalışma, Türkiye tarih yazımına yeni bir soluk getirerek, daha kapsamlı ve çok sesli bir tarih anlatısı sunuyor.

Toplumsal hareketlerin tarihteki rolünü vurgulayarak, Türkiye’nin karmaşık ve dinamik tarihsel süreçlerine dair daha derin bir anlayış kazanmamızı sağlıyor.

Kitap, bugüne kadar eksik bırakılan bu etkeni mercek altına alarak sadece bu toplumsal hareketlere odaklanmıyor, aynı zamanda Cumhuriyet tarihini toplumsal hareketler üzerinden ve onların etkilerini göz önüne alarak da aşağıdan bir perspektif ile değerlendiriyor.

Kitaptaki yazılar Cumhuriyet’in 100 yıllık tarihini işçiler, köylüler, çiftçiler, kentliler, işsizler, kadınlar, gençler, öğrenciler, Kürtler, Aleviler gibi farklı sınıfsal, mesleki, etnik, dini, cinsiyet ve yaş gruplarını farklı dönemlerde oluşturdukları toplumsal hareketleri göz önünde bulundurarak ele alıyorlar.

  • Künye: Kolektif – Toplumsal Hareketlerin Asrı, derleyen: Y. Doğan Çetinkaya, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 354 sayfa, 2024

Kolektif – Eğitim, Devlet, İnsan (2024)

‘Eğitim, Devlet, İnsan’, 100 yılın Türkiye eğitim gerçekliğini ve birikimini, Türkiye’deki kapitalizmin ayrımcı ve eşitsiz eğitim pratiklerini, sorun yumaklarını, bu birikimin toplumsal, tarihsel dinamiklerini analitik ve tarihsel süreç içinde anlaşılır kılmaya çalışıyor.

Kitaptaki yazılar, Türkiye’de eğitim düzeninin önemli alt alan ve boyutlarını ve bunlarla ilgili eğitim politikalarını toplumdaki egemenlik ve güç ilişkilerinin karmaşık yapısı içinde ve sınıflar ve egemenlik ilişkileri ile olan yakın bağlarını açığa çıkararak irdeleyen ve tartışan makalelerdir.

Toplumu şekillendirmekte önemli rol oynadığını kabul ettiğimiz eğitim alanında nelerin hayata geçirilip, nelerin hiç yapılmadığını, ihmal edildiğini görebilmek, yani uygulanan eğitim politikalarını deşifre etmek için eğitim konularını derinliğine anlamak akademi dünyası için olduğu kadar, eğitim düzenini hak temelli anlamak, eşitlik ve dönüştürme mücadelesi için de hayati önemdedir.

Bu kitabın sistemin nasıl işlediğinin anlaşılması ve dönüştürülmesi mücadelesine katkıda bulunmasını diliyoruz.

  • Künye: Kolektif – Eğitim, Devlet, İnsan, derleyen: Fatma Gök, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, eğitim, 714 sayfa, 2024

Kolektif – Çemberin Dışındakiler: Azınlıklar (2024)

Türkiye’de azınlıklar konusunda belli başlı klişeler vardır.

Azınlıkların Rumlar, Ermeniler, Yahudiler olduğuna inanılır; Lozan Antlaşması’nda azınlıklar konusunda mütekabiliyet olduğu iddia edilir.

Azınlıklar dendiğinde hemen arkasından, hoşgörü, tolerans, imtiyaz, gibi kavram ve ifadeler eklenir, “bayramlarda karşılıklı gidip geldiğimiz,” “ne güzel günlerdi” denir.

Oysa Lozan’dan sonra Azınlıkların, ülkeye dönüşlerine izin verilmedi, mülklerine erişemediler.

Meclis’te yeterince temsil edilemediler.

Adeta din özgürlüklerini alıp, siyasi özgürlüklerini verdiler.

Kendini laik olarak tanımlamış bir ülkede din üzerinden tanımlandılar.

Nüfus kayıtlarında numaralandırıldılar.

Okullarında “Türk Müdür Başyardımcısı” tarafından gözlendiler.

Ekonomi Türkleştirilirken işten çıkarıldılar.

Ders kitaplarında hedef gösterildiler.

İşte tam da bu yüzden azınlık Türkiye’de kirlenmiş bir kavramdır.

Hem içi yukarıdaki klişelerle doldurulup söz konusu politikalara yol açmış hem de köhneleşmiştir.

Uluslararası hukukta Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) aracılığı ile azınlık haklarının üçüncü ve hatta yeni azınlıklarla dördüncü kuşağına girilmişken, Türkiye hem “Lozan”a çakılıp kalmış hem de onu yanlış, eksik ve kötü niyetli yorumlamıştır.

Artık Dünya’da farklılık temel bir kategori olarak kabul edilmişken, bizim henüz azınlık meselesinde kalmış olmamız üzücü elbette.

Henüz bu konu çözülememiş, sindirilememişken, milyonlarca göçmen ve göçmen meselesi bir dağ gibi önümüzde durmakta.

Bu kitap, Türkiye’de azınlıkların sadece Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler’den müteşekkil olmadığını, başka grupların da var olduğunu vurguluyor.

Onların yaşadıkları ayrımcılığı gözler önüne seriyor, vatandaş olduklarını hatırlatıyor.

Kitabın yazarları, azınlıkları oluşturanların hem kendi kimlik gruplarına ait olan kişiler hem de özgür, eşit birey ve vatandaş olduklarının altını çiziyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Baskın Oran, Samim Akgönül, Kerem Görkem Arslan, Ohannes Kılıçdağı, F. Işıl Demirci, Emre Can Dağlıoğlu, Rinaldo Marmara, Elçin Macar, Özgür Kaymak, Naim Atabağsoy.

  • Künye: Kolektif – Çemberin Dışındakiler: Azınlıklar, derleyen: Elçin Macar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 230 sayfa, 2024