Oets Kolk Bouwsma – Wittgenstein ile Konuşmalar (2022)

Bu kısa ama etkileyici kitap, Wittgenstein’ın kişisel dünyasına yakından bakmak için şahane fırsat.

Oets Kolk Bouwsma’nın, Wittgenstein ile yaptığı pek çok görüşmeye dair notlarından oluşan kitap, düşünürün son iki yılına ışık tutmasıyla çok önemli.

‘Wittgenstein ile Konuşmalar (1949-1951)’, Bouwsma’nın o dönemde Wittgenstein ile gerçekleştirdiği çok sayıda felsefi müzakereden sonra tuttuğu notlardan oluşuyor.

Bu notlar, Bouwsma’nın, Austin’deki Texas Üniversitesi Beşeri Bilimler Araştırma Merkezi’nde muhafaza edilen toplu çalışmalarının bir parçası.

Orijinal kayıtlar, Bouwsma tarafından mutat çalışma tarzı olan günlük defterler biçiminde tutulmuştu.

Wittgenstein ile ilgili notlar daha sonra diğer defterler arasından çıkarılıp bir araya getirilmiş ve daktilo edilmişti.

Bouwsma, bazı bölümlerini arkadaşlarına gösterdiyse de bu defterlerin geniş bir çevreye yayılmasını istemedi.

Eldeki kitap, Wittgenstein’ın hayatının son iki yılına ilişkin bu notları ilk kez herkes için ulaşılabilir kılıyor.

Wittgenstein’ın yeğeni Thomas Stonborough, bu kitap için şöyle diyor:

“Aslına bakılırsa bu kitap, onun hakkında okuduklarımın en iyisi. Çünkü fırsat düştükçe, kendinize onun hakkında kişisel sorular sormuş ve onları cevaplamaya koyulmuşsunuz. Onu hatırlayabildiğim kadarıyla soruları doğru cevaplamışsınız, bir ruhun devinimleri kelimelerle ne kertede ifade edilebilirse.”

  • Künye: Oets Kolk Bouwsma – Wittgenstein ile Konuşmalar, çeviren: Muhammet Emin Güzel, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 120 sayfa, 2022

Niklas Luhmann – Yeni Şef (2022)

Bilhassa ast-üst ilişkilerinin egemen olduğu bir işyerinde çalışıyorsanız, ‘Yeni Şef’ tam size göre.

Niklas Luhmann, kamu ya da özel işletmelerde çalışanlar ile şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini sosyolojik bir bakışla inceliyor.

İş dünyasındaki sosyal ilişkiler, sosyologların önde gelen araştırma konularından biri olduğu gibi çalışanların ve idarecilerin de en çok merak ettiği konulardan.

‘Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik’, modern dünyada, irili ufaklı çeşitli kamu ve özel işletmelerin, çalışanları ve şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini ve bu ilişkinin dinamiklerini çözümlemeye çalışıyor.

Luhmann’ın incelemesi, çalışanlar ve şefleri arasındaki ilişkilere yeni bir pencereden bakıyor.

Yazılı ve yazılı olmayan kurallar, çalışanlar arasındaki gruplaşmalar ve rekabet gibi meselelere değinen eserin sorusu basit: İdareye yeni bir şef geldi, neler olacak?

Kitaptan bir alıntı:

“Yönetici değişikliği idari rutinde heyecan verici ve nadir görülen olaylardan biridir. Seçim sonuçları belli olduğunda ve yeni bir rejim ihtimali söz konusu olduğunda bakanlıkların koridorlarındaki gerginliği hissedebilirsiniz. Akabinde işler neredeyse tamamen durur. Zira kimse ne bekleyeceğini bilemez ve bir süre, âdeta dedikodularda teselli arar hâle gelinir. Bir bölüm yöneticisinin işten ayrılmasının etkisiyse nispeten daha azdır. Fakat bu da ilgi çekici, özel bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur: Halef-selef meselesi, idari bir organizasyonun en alt kademelerine kadar popüler bir sohbet konusudur.”

  • Künye: Niklas Luhmann – Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik, çeviren: Mustafa Şahin Garipbaş, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 80 sayfa, 2022

William J. Barber – İktisadi Düşünce Tarihi (2022)

İktisat düşüncesinin evrimi üzerine derli toplu bir çalışma arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

William Barber, klasik iktisattan Marksist iktisada, neoklasik iktisattan Keynesyen iktisada konuyu geniş bir pencereden izliyor.

Sistematik iktisadi düşüncelerin gelişimini daha iyi kavramak açısından büyük önem arz eden kitap, son iki yüzyıl içinde gelişmiş dört farklı iktisadi muhakeme tarzının özelliklerini bu geleneklerin önde gelen temsilcilerinin eserlerini gözden geçirerek inceliyor.

Yirmi birinci yüzyılda, toplum ve siyasetin yapısı, üretim ve tüketimin tarzları ve araçları değişmiş olsa da iktisat tarihinin büyük isimlerinin kuram, ilke ve yaklaşımları hâlâ sorulara cevap, sorunlara çözüm bulmak için rehber olabilme niteliğini taşıyor.

Adam Smith, T. R. Malthus, David Ricardo, J. S. Mill, Karl Marx, Alfred Marshall ve J. M. Keynes gibi büyük isimlerin iktisadı anlama ve anlamlandırma yöntemleri bu kitabın temel gayesini teşkil ediyor.

Kalkınma iktisadı alanında uzmanlaşmış bir tarihçi olan Barber, Batı’nın meşhur iktisatçılarının fikirlerini kendi tarihsel bağlamında tahlil ettikten sonra, bu isimlerin günümüz meselelerine nasıl cevaplar verebileceklerini tartışıyor.

  • Künye: William J. Barber – İktisadi Düşünce Tarihi, çeviren: İhsan Durdu, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 304 sayfa, 2022

Judith Shklar – Adaletsizliğin Veçheleri (2022)

Bir felaket, hangi durumda talihsizlik, hangi durumda adaletsizlik sayılır?

Judith Shklar, felsefeden politik teoriye ve edebiyata uzanarak, bizi adaletsizliğin doğası üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.

‘Adaletsizliğin Veçheleri’, felsefe ve politik teori alanında 20. yüzyılın ikinci yarısında önemli bir yere sahip olan Shklar’ın en önemli eserleri arasında sayılıyor.

Kitap, tarihte adalet hakkında ortaya konan görüşlere karşı edebiyattan politik teoriye, felsefeden görsel sanatlara kadar birçok alanı kullanarak bir resim ortaya koyuyor.

Adaletsizliğin doğası hakkında gerçek bir anlatı üretebilmenin yeni bir adalet teorisi inşasına girişerek değil, bizzat adaletsizliğin veçheleri ile ilgilenmekle mümkün olabileceğini savunuyor.

Yazar, dolaysız, derin ve ayrıntılı bir perspektifle adaletsizlik tecrübelerinin gerçekte neyi içerdiğini göstererek bizi tüm düşünce tarihini işgal eden adalet sorunu üzerine özgün bir biçimde düşünmeye sevk ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Başkalarının başına gelenleri adaletsizlikten ziyade bir talihsizlik olarak görmek her zaman daha kolay olacaktır. Bir tek mağdurlar bu tutumu bazen benimsemezler. Ancak hepimizin potansiyel mağdurlar olduğunu hatırlarsak o zaman meselenin ciddiyetini kavrar ve sadece adalet konusunu değil, alışılageldik bir girişim olmasa bile, adaletsizlik konusunu derinlemesine incelemeye karar verebiliriz.”

  • Künye: Judith Shklar – Adaletsizliğin Veçheleri, çeviren: Nebi Mehdiyev, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2022

David Green – Yüz Yıl Savaşları (2021)

Avrupa tarihinin siyasi ve toplumsal temellerini kökten dönüştürmüş Yüz Yıl Savaşları üzerine çok iyi bir inceleme.

Saygın İngiliz tarihçi David Green, bu savaşların özellikle İngiltere ve Fransa halklarını nasıl değiştirdiğini orijinal birincil kaynaklara dayanarak gösteriyor.

On dördüncü yüzyılın başlarından 1453’e kadar bir asrı aşkın bir müddet devam eden Yüz Yıl Savaşları Avrupa tarihinin dönüm noktalarından biridir.

Tarihçiler İstanbul’un fethini anlatırken, Avrupa’nın içinde bulunduğu bu kanlı ve uzun savaşlara her zaman atıf yaparlar.

Kıtayı siyasi manada parçalayan Yüz Yıl Savaşları, İngiliz ve Fransız kralları arasındaki feodal savaşlar zinciri olsa da neticeleri açısından dikkat çekicidir.

Askerî tutum ve örgütlenmeler temelinden değişmiş, siyasî ve sosyal kurumlar yeniden şekillenmişti.

Batı Avrupa orduları profesyonelleşirken köylülüğün toplumsal konumu ve işlevi de değişmişti.

Kralları için savaşan köylüler sonu gelmeyen felaketlerin kurbanı olmuştu.

Bununla birlikte İngiliz ve Fransız uluslarının tarihsel temelleri de bu savaşlarla atılmıştır.

Hanedanlar, soylular ve kilise savaşların ortaya çıkarttığı yeni şartlara uyum sağlamaya çalışırken, bir tarihsel devir kapanmakta, erken modern Avrupa tarihinin siyasi ve toplumsal temelleri atılmaktadır.

Green’in ‘Yüz Yıl Savaşları: Bir Halk Tarihi’ başlıklı bu eseri, sürükleyici bir anlatımla yaşanan çatışmaların özellikle İngiltere ve Fransa halklarını nasıl değiştirdiğini ve hatta oluşturduğunu orijinal birincil kaynaklar üzerinden ele alıyor.

Şövalyeler, soylular, ruhban, krallar, askerler ve esirler: bu sürükleyici tarih araştırmasının aktörleri.

Mete Tunçay’ın çevirisi ile sunulan kitap, Türk tarih çalışmalarında kendine pek yer bulamayan Yüz Yıl Savaşları için öncü bir rol oynayacak türden.

  • Künye: David Green – Yüz Yıl Savaşları: Bir Halk Tarihi, çeviren: Mete Tunçay, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu ve Roger Chartier – Sosyolog ve Tarihçi (2021)

Sosyolog Pierre Bourdieu ve tarihçi Roger Chartier, kendi disiplinlerini ve toplumdaki rollerini karşı karşıya getiriyor.

Kitap, Bourdieu’nün temel kavramları ile sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerine ışık tutmasıyla önemli.

Fransız tarihçi Chartier 1988’de France Culture’de bir radyo programı sunar.

Programın adı teklifsiz, apaçık konuşma anlamında “À voix nue” deyimidir.

Bourdieu bu programa beş kez konuk olur ve ‘Sosyolog ve Tarihçi’ de bu program kayıtlarının beş başlık altında derlenmesinden ortaya çıkar.

Chartier’nin eser için kaleme aldığı önsöz ile Birol Çaymaz’ın sunuş yazısıyla ‘Sosyolog ve Tarihçi’, Bourdieu’nün alan, habitus gibi kavramlarını ve sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerini aydınlatmasıyla çok önemli.

  • Künye: Pierre Bourdieu ve Roger Chartier – Sosyolog ve Tarihçi, çeviren: Zuhal Emirosmanoğlu, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 112 sayfa, 2021

Joel S. Migdal – Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler (2021)

Üçüncü Dünya ülke liderleri neden ve nasıl oluyor da devlet kurumlarının altını oyuyorlar?

Joel Migdal, Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerini izleyerek bu paradoksa çarpıcı yanıtlar veriyor.

‘Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler’, insanlar ile onların hayatlarını yönetmek için adalet kuralları oluşturmaya çalışan devletler arasındaki bir takım merkezî ilişkileri tanıma fırsatı sunmasıyla dikkat çekiyor.

Neden bazı liderler vizyonlarını gerçekleştirmede daha çok, bazıları ise daha az başarılı?

Birçok Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkesi, ellerindeki kaynaklara rağmen, toplumlarının davranışlarını yönlendirmede neden bu kadar zorlanıyor?

Buna karşılık, neden çok az sayıda başka devlet böyle bir kontrolü kolayca oluşturabiliyor?

Başarısız yasaların ve sosyal politikaların devletin kendisi üzerinde nasıl bir etkisi var?

Bu soruları yanıtlarken Migdal, Üçüncü Dünya’da devletin rolüne daha önce bakılmamış bir perspektiften bakıyor.

Kitap, devlet-toplum ilişkilerine ve Üçüncü Dünya’daki ekonomik, siyasal reform olanaklarına yönelik yeni bir yaklaşım sunuyor: Devletin diğer sosyal örgütlerle mücadelesini öne çıkaran bir devlet-toplum ilişkileri modeli ve devletlerin bu mücadelelerde üstünlük kurmasını sağlayan özelliklerini ele alan bir teori.

  • Künye: Joel S. Migdal – Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler: Üçüncü Dünya’da Devlet-Toplum İlişkileri ve Devlet Kapasiteleri, çeviren: Onur İşci, Vakıfbank Kültür Yayınları, siyaset, 455 sayfa, 2021

Thomas Barfield – Afganistan (2021)

Afganistan’daki savaş, Afgan halkının köklü tarihini gölgede bırakıyor.

Boston Üniversitesi antropoloji profesörlerinden Thomas Barfield, uzun zamandır uluslararası dramada belli belirsiz bir dekora dönmüş Afgan halkının siyasi ve kültürel tarihi hakkında nitelikli bir eserle karşımızda.

Kitapta, 18. yüzyılın ortasında siyasi bütünlüğe kavuşan bu çileli ülkede yöneticilerin siyasi meşruiyeti nasıl elde ettikleri ve ülkeye nasıl düzen getirdikleri ya da getiremedikleri sorusu irdeleniyor.

Barfield’in Afganistan’da geçirdiği uzun yıllardan sonra kaleme aldığı eserde, Afganistan’ın aşiret yapıları, yabancı istilalarının sebep ve sonuçları hakkında tahliller yaptığı gibi ülkenin geleceği hakkında kimi öngörülerde de bulunuyor.

Türkiye’de Afganistan ve Orta Asya literatüründe yeni bir saha açacak çalışma, bir kadim ülkenin nasıl İngiliz, Sovyet ve nihayetinde Amerikan imparatorluklarının “mezarına” dönüştüğünü merak eden her okur için önemli ve değerli bir eser.

  • Künye: Thomas Barfield – Afganistan: Politik ve Kültürel Bir Tarih, çeviren: Burhan Yüksekdaş, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 520 sayfa, 2021

John Dewey – Deneyim Olarak Sanat (2021)

Estetik deneyim ve sanat arasındaki ilişki üzerine sağlam bir tartışma.

Kitap, John Dewey’nin deneyim metafiziği kavramının daha iyi anlaşılması açısından bilhassa önemli.

‘Deneyim Olarak Sanat’, öncelikle deneyimin tamamlanmışlığını ifade eden, deneyimi kültür ve anlamla özdeşleştiren ve insanın dünya ile ilişkisindeki tüm deneyim olanaklarını kapsayan estetik deneyim nosyonunun derinlemesine bir değerlendirmesini sunmasıyla dikkat çekiyor.

Öte yandan, estetik deneyimin bu çok boyutlu ele alınışı özgün bir sanat tanımı ve estetik kuram ortaya koyar.

Bu bağlamda, bu çalışma, hem düşünürün deneyim metafiziğinin anlaşılması hem de bu merkezi kavram temelinde düşünürün sanat ve sanat eseri üzerine görüşlerinin anlaşılması açısından önemli.

Dewey için felsefenin konusu estetik deneyimdir.

Estetik deneyim insanın dünya ile tüm deneyim olanaklarını kapsayan; insanın bir organizma olarak doğa ile ilişkisinde anlam bulduğu, değer atfettiği ve ifade ettiği yegâne deneyim olarak dünya ile etkileşimin nihai noktası ve bütünlüğüdür.

‘Deneyim Olarak Sanat’ın odaklandığı estetik deneyim sıradan deneyimin yoğunlaşmış hâlidir ve tamamlanmış anlamın ifadesini ya da dışavurumunu temsil eder.

Bu açıdan Dewey, deneyim nosyonunu önce Deneyim ve Doğa’da organizmanın yaşayan bir varlık olarak doğa ile etkileşimi olarak sunarken, ‘Deneyim Olarak Sanat’ta anlam arayan, değer veren ve ifade eden yaşayan varlığın anlam ve kültür ortaya çıkarması olarak sunar.

  • Künye: John Dewey – Deneyim Olarak Sanat, çeviren: Nur Küçük, Vakıfbank Kültür Yayınları, sanat, 464 sayfa, 2021

Federico Campagna – Teknik ve Büyü (2021)

Gerçekliğin teknik aracılığıyla inşa edilişi, bizi nihilizmin açmazlarına sürükler.

Federico Campagna bu çarpıcı çalışmasında, büyüyü dünyayı yeniden inşa etmenin bir aracı olarak tartışıyor ve böylece bizi gerçeklik hakkında yeniden düşünmeye davet ediyor.

Yazar burada, tekniğin nihilizme hapseden kapılarını, betimlenemezliğin büyülü anahtarı ile açmayı deniyor.

Teknik’in dünyayı mutlak dil yoluyla ele geçirme girişimi, gerçekliğimizin temellerini sarsıyor, anlam dünyamızı parçalıyor.

Campagna, gerçekliğin teknik aracılığıyla inşa edilen ve nihilizmin açmazlarına sürükleyen yönüne dikkat çekerek, çıkış yolunun güncel siyaset ve ekonomi tartışmalarından çok daha derinlerde yattığını gösteriyor.

Heidegger, Jünger ve Stirner’den İbnü’l-Arabî, Sühreverdî ve Molla Sadra’ya uzanan Campagna, büyüyü varoluşun kalbindeki betimlenemezlik kavramının çevresinde dünyayı yeniden inşa etme kabiliyetine sahip alternatif bir sistem olarak resmediyor. ‘Teknik ve Büyü’ bize dünyayı değiştirmek istersek, ilk yapmamız gereken şeyin onun dayandığı gerçeklik kavramını değiştirmek olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Federico Campagna – Teknik ve Büyü, çeviren: Barış Arpaç, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 328 sayfa, 2021