Patrick J. Deneen – Liberalizm Neden Çöktü? (2022)

Yirminci yüzyılın önde gelen üç ideolojisi –komünizm, faşizm, liberalizm– arasından sadece liberalizm varlığını devam ettirebiliyor.

Liberalizm ideolojik açıdan tarafsızmış gibi davranmayı, hâkimiyeti altındaki zihinleri şekillendirmek gibi bir niyetinin olmadığına inandırmayı başardı.

Liberalizmin özgürlük, zevk ve refah gibi vaatleri belki de uzun ömrünün bir sırrıdır.

Liberalizm halkların eşitliğine vurgu yapıyor, ama günümüzde başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, liberal ülkelerde maddi eşitsizlik giderek artıyor.

Liberalizm bireyin özgürlüğüne dayanıyor, ama insanlık tarihinde görülmedik şekilde tahakküm kuran bir kamu örgütlenmesi liberal politikaların uygulandığı ülkelerde zorunlu hâle gelmiş durumda.

Liberalizm aristokrasiyi kabul etmiyor, ama küresel elitlerin dünya hâkimiyetini sağlıyor.

‘Liberalizm Neden Çöktü?’, sadece iki yıl içinde, Almanca, Arapça, Japonca, Macarca gibi on iki dile çevrildi.

Çağımızın en önemli toplumsal-ideolojik tartışmasının bu önemli eseri şimdi de Türkçede.

Kitaptan bir alıntı:

“Liberalizm iflas etmiştir ama verdiği sözleri tutmadığı için değil, bilakis tuttuğu için iflas etmiştir. İflas etmiştir, çünkü başarılı olmuştur. Liberalizm ‘daha fazla kendisi oldukça’ iç mantığı ve iç çelişkileri daha görünür hâle geldikçe, iddialarını çürütüp liberal ideolojiyi fiilî gerçekliğe dönüştüren patolojiler üretmiştir.

  • Künye: Patrick J. Deneen – Liberalizm Neden Çöktü?, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Vakıfbank Kültür Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2022

Alper Tüydeş – Türkiye’nin Göçmen Kuşları (2022)

Bu coğrafyanın birbirinden görkemli kuşları hakkında aydınlatıcı bilgiler barındıran, her kitaplıkta bulunması gereken bir eser.

Alper Tüydeş’in albümünde, Sarı Kuyruksallayan, Küçük Halkalı Cılıbıt, Boyunçeviren, Arıkuşu, Kocagöz ve Gökkuzgun’a Türkiye’nin neredeyse bütün göçmen kuşları arz-ı endam ediyor.

Hayatımıza renk katan göçmen kuşlarının ülkemizin birçok yerinde gözlemlenebileceğinden haberiniz var mıydı?

Göçmen kuşlar aslında her yerdeler.

Göç ediyorlar ama göç ederek ülkemizi terk eden bir türün yerini, her zaman başka bir tür dolduruyor.

Yılın belli zamanlarında, yaşamını devam ettirmek için yaşadığı yerden uzak diyarlara uçmak zorunda olan kuşlara “göçmen kuş” diyoruz.

Bu yer değiştirmenin sebepleri arasında besin bulma, üreme, sıcaklık durumu gibi çeşitli etkenler var. Kuş türlerine göre göç hareketinin zamanı da değişiyor.

Mesela bazı kuşlar ülkemize yazın gelirken bazıları ise sadece kışı bizimle geçiriyor.

Bunun dışında, bahar ve sonbahar aylarındaki göçleri sırasında kısa bir mola vermek için ülkemize uğrayan göçmen kuş türleri de var.

Göç genellikle bir yerden başka bir yere yapılan tek yönlü bir yolculuk anlamına gelse de bu kitapta yer alan kuşlar için göç, yaşamları boyunca farklı zaman dilimlerinde tekrarlanan bir döngü ve Türkiye, onlar için bu döngünün tamamlanmasında önemli bir durak.

Bu kitap, göç rotalarına ülkemizi de katan kuş türlerinden birkaçının en temel özelliklerini öğrenip onları yakından görebilmemize olanak sağlıyor.

  • Künye: Alper Tüydeş – Türkiye’nin Göçmen Kuşları, Vakıfbank Kültür Yayınları, doğal yaşam, 92 sayfa, 2022

Ünal Araç – İktidar ve Sanat (2022)

Damat İbrahim Paşa iktidarında sanat ve iktidar ilişkisi üzerine muazzam bir çalışma.

Hacettepe Üniversitesi, Sanat Tarihi bölümü öğretim üyelerinden Ünal Araç, bu dönemdeki sanat ve siyaset, şair ve hami, mimar ve bani ilişkisini çok yönlü bir bakışla değerlendiriyor.

1730’da kanlı bir isyanla sona eren Damat İbrahim Paşa’nın 12 yıllık iktidarı birçok tarihçi tarafından Osmanlı tarihinde önemli siyasi ve kültürel değişikliklerin meydana geldiği bir dönem olarak kabul edilir.

Yirminci yüzyılın önde gelen tarihçilerinden Ahmed Refik’in tabiri ile “Lale Devri” safahatın, şaşaanın, kültürel ve askerî anlamda Batı etkisinin başlangıcı olmuştu.

Bu romantik tabir son yıllardaki çalışmalarda sorgulandı ve Osmanlı tarihinin on iki yıllık bu dönemindeki (1718-1730) kültür ve siyaset çeşitli açılardan tekrar değerlendirildi.

Bu dönemde, sanat ve siyasetin, şair ve haminin, mimar ve baninin bir arada değerlendirildiği elinizdeki bu eser Osmanlı kültür tarihinin kapsamlı rehberlerinden biri olmayı vaat ediyor: Sadabad kasırlarında, Kağıthane mesirelerinde şiirlerini takdim eden şairler, yüksek kültürde kitabın ve kütüphanenin değişen rolleri, Arapça, Farsça ve Batı dillerinden yaptırılan tercümeler, İstanbul’un dört bir yanında yeni mimari üsluplarla yükselen külliyeler, çeşmeler ve su yolları…

Tebriz’den Nevşehir’e, Üsküdar’dan Rumeli’ye yayılan geniş Osmanlı coğrafyasında, şairlerin sundukları kasidelerde, yenilenen binaların kitabelerinde Damat İbrahim Paşa’nın adı sadece bir sadrazam olarak değil, âbâd edilen çevrenin bir hamisi olarak karşımıza çıkar.

Onun kamusal temsili, siyasi gücünün bir dayanağı, hatta bu siyasi gücün varlık sebeplerinden biri olarak düşünülebilir.

Araç’ın ‘İktidar ve Sanat: Damat İbrahim Paşa’nın Hamiliği (1718-1730)’ tarihin bu renkli devrinde okurlarını uzun ve zevkli bir seyahate çıkaracak.

  • Künye: Ünal Araç – İktidar ve Sanat: Damat İbrahim Paşa’nın Hamiliği (1718-1730), Vakıfbank Kültür Yayınları, sanat, 408 sayfa, 2022

Graciliana Ramos – Çocukluk (2022)

‘Çocukluk’, edebiyatta “bölgeselcilik” akımının temsilcilerinden olan Graciliana Ramos’un 1945’te yayımlanan usta işi biyografik romanıdır.

Kitap, Brezilya kırsalında yoksulluk, eğitimsizlik ve güven duygusundan uzak geçen bir çocukluk üzerine harika bir anlatı.

Yazar, Brezilyalı edebiyat eleştirmenleri tarafından kuzeydoğu bölgeselciliğinin en büyük isimlerinden biri olarak kabul edilir.

Ramos eserini Brezilya Eğitim Bakanlığı’nda çalıştığı dönemde kaleme alır; hafızasının derinliklerine, çocukluk anılarına ulaşmaya çalışmasıyla başlayan ‘Çocukluk’ giderek belirginleşen kişiler, yerler ve detaylarla dikkatimizi, Ramos’un iç dünyasından hikâyedeki olaylara çeker.

Eser, okumayı sökmeye çalışan bir çocuğun yaşadığı güçlüğü ve bunun sebeplerini ortaya koyar; anlatımdaki sadelik, çocuğun kendi dünyasını ortaya koyma şekli olarak sunulsa da eserin tamamına hâkimdir.

Kitap, Brezilya kırsalında yoksulluk, eğitimsizlik ve güven duygusundan uzak geçen bir çocukluğu ve bu koşullarda gençliğe adım atan Ramos’un şahit olduğu dünyayı yansıtıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Hayatımın ilk yıllarında beni yönlendiren şey: korku, dehşet. Narin ellerin, kaba ellerden ayrı şeyler olduğunu tanımlamaya başladığımda, yavaş yavaş benim için itaat ve saygı çağrıştıran nesnelere dönüşüyorlar. Bu ellere alıştım ve hatta onları sevdim. Bana asla sevgi dolu davranmadılar ama bazen gözyaşlarımla ıslandılar ve korkularımı dindirdiler. Kaba eller çok haşindiler ama onların da arada yumuşadığı olurdu. Onları yöneten o gümbür gümbür ses acılığını yitirirdi. İçi boş bir kahkaha duyulurdu; o zaman her köşede saklanan korkular kaybolurdu. Ve biraz huzura kavuşurduk biz, zavallı yaratıklar: köpekler, bir çift afacan zenci, iki kız kardeşim ve tabii ben.”

  • Künye: Graciliana Ramos – Çocukluk, çeviren: İpek Manavbaşı, Vakıfbank Kültür Yayınları, roman, 272 sayfa, 2022

Konstantin Nikolayeviç Leontyev – Bizansçılık ve Slavlık (2022)

Slav halklarının siyasi dinamiklerini aydınlatan bu kitap, bugünkü Rusya’yı da daha iyi anlamamıza olanak sağlayacak türden.

Konstantin Nikolayeviç Leontyev’in siyasi ve felsefi görüşlerini barındıran çalışma, aynı zamanda on dokuzuncu asır Rus entelektüel tarihine ışık tutuyor.

Rus düşünce hayatının en zengin ve üretken olduğu on dokuzuncu yüzyıl, sosyal ve siyasi yaşamda da oldukça çalkantılı ve hareketli bir devir oldu.

Bu kitap, Rus düşünce hayatının nevi şahsına münhasır bir kalemi, bir tıp doktoru ve tecrübeli bir diplomat olan Konstantin Nikolayeviç Leontyev’in kendi toplumu ve devleti başta olmak üzere Slav halklarının siyasi dinamiklerine dair koyduğu tanıları ve Çarlık rejiminin bekâsı için yazdığı “yegane kurtuluş reçetesini” içeriyor.

İmparatorluğunun kapsamlı reformlara giriştiği bir ortamda otokrasinin savunusunu veren düşünür, ortaya koyduğu yaklaşımla Rusya’nın niçin diğer devletlerden farklı olduğunu ve olması gerektiğini izah ediyor.

Rus siyasi kültürünün Batı’nınkinden farklı bir gelişim sürecine sahip oluşunu Bizans mirasçılığı zaviyesinden ele alan Leontyev, panslavist ideolojiye de ağır eleştiriler getirmektedir.

İmparatorluk Türkiye’sinde Dersaadet, Selanik, Girit (Hanya), Tulça, Yanya ve Edirne’de, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ise Bohemya Eyaleti’ndeki Rus elçiliklerinde 1863-1872 yılları arasında yoğun ve üretken bir diplomatlık kariyerine sahip olan Leontyev’in siyasi ve felsefi görüşlerini ihtiva eden ve başyapıtı olarak kabul edilen ‘Bizansçılık ve Slavlık’ adlı eseri, on dokuzuncu asır Rus entelektüel tarihine ışık tutarken okurunu da Rusya’nın uluslararası ilişkilerde dünkü ve bugünkü konumunu düşünmeye sevk etmektedir.

  • Künye: Konstantin Nikolayeviç Leontyev – Bizansçılık ve Slavlık, çeviren: Alihan Büyükçolak, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2022

Muhsin Mahdi – İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi (2022)

Batı’da İbn Haldûn’un üzerine yapılmış ilk doktora tezlerinden biri…

Muhsin Mahdi’nin bugün klasikleşmiş yapıtı, tarih yazıcılığı ve kadim felsefeyi merkeze alarak İbn Haldûn’un tarih felsefesini kapsamlı şekilde açıklıyor.

On altıncı yüzyıl İslâm dünyasının önde gelen düşünürü İbn Haldûn ‘Kitabu’l-‘İber’ başlıklı tarihine giriş olarak yazdığı ‘Mukaddime’sinde yeni bir tarih ve kültür anlayışı geliştirdi.

Defalarca tercüme edilen ve sosyal bilimlerin birçok sahasında daima temel bir referans eseri olarak kullanılan bu eser tarih ilmini doğrudan insan ve toplumun halleri ile alakadar görüyor ve klasik ahlak ve siyaset felsefesine göre onun konumunu yükseltiyor.

Tarihin ne için, kim için yazılacağı, düşünür, toplum ve tarihin irtibatı, İbn Haldûn’un tarih felsefesinin temel sorularıdır.

Bu tarih felsefesi, İslâm dünyasının tevarüs ettiği kadim felsefe geleneğinin üzerine bina edilmişti.

İslâm tarih yazıcılığının ana akımlarına ve klasik felsefenin metinlerine hâkim bir bakışla İbn Haldûn’un hayat hikâyesini buluşturan elinizdeki kapsamlı eser, onun tarih metinlerini ve kadim felsefenin kanonlarını nasıl okuduğunun ve tarihin diğer pratik bilimlerden nasıl ayrıştırdığının izlerini sürüyor.

1957 yılında yayınlanan bu kitap, Batı’da İbn Haldûn üzerine yapılmış ilk doktora tezlerinden biri olma özelliğini taşıyor.

İslâm kültürü, felsefesi ve Arap edebiyatı üzerine birçok eseri olmasına rağmen dilimizde hiç çevirisi bulunmayan Chicago Üniversitesi profesörlerinden Muhsin Mahdi’nin bu klasikleşmiş yapıtı Türkiyeli okur ile buluşturuyor.

  • Künye: Muhsin Mahdi – İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi, çeviren: Fuat Aydın, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 472 sayfa, 2022

R. Stephen Humphreys – Emevî Devleti’nin Kuruluşu (2022)

 

İslâm tarihinin ilk hanedan devleti olan Emevî Devleti’nin kuruluşu hakkında usta işi bir çalışma.

Kitap, İslâm tarihi boyunca tartışmalı bir figür olagelmiş Muâviye’nin çarpıcı bir biyografisi olarak da okunabilir.

Muâviye’nin Şam’da, sonradan Emevî Camii olan surlarla çevrili büyük alanın hemen güneyine bir saray yaptırdığı söylenir.

Bu sarayın bulunduğu yerde geç Osmanlı döneminde inşa edilmiş olan gümüşçüler çarşısı bulunuyor.

Sadece tuğla ve ahşaptan inşa edilmiş olan bu “saray” 670’li yıllarda burayı ziyaret eden Bizans elçisini fazla etkilememişti.

“Tavan kuşlarla dolu,” demişti, “duvarlar da farelerle.”

Bilhassa İslâm Tarihi’nin ilk dönemlerine yönelik uzmanlığıyla öne çıkan California Santa Barbara Üniversitesi Profesörü Amerikalı tarihçi R. Stephen Humphreys’in bu çalışması, İslâm tarihi boyunca tartışmalı bir figür olagelmiş Muâviye’yi merkeze alarak Emevî Devleti’nin kuruluşunu ele alıyor.

Yalnızca İslâm geleneği aracılığıyla aktarılan metinlerle sınırlı kalmayıp eldeki tüm tarihsel materyali göz önünde bulundurarak oluşturduğu anlatım, söz konusu dönem ile ilgili genel bir perspektif sunuyor.

Humphreys, İslâm tarihinin ilk hanedan devleti olan Emevî Devleti’nin kuruluşuyla birlikte artan fetihlerde İslâm’ın Türkistan’dan Fransa içlerine, Anadolu’dan Hindistan’a yayılmasındaki merkezi rolü ile Muâviye’nin ismi etrafında örülen birbirinden farklı anlatılar arasında mümkün bir tarihsel gerçekliği inşa etmeye çalışıyor.

Yazar, bu inşa esnasında, düşünceleri hakkında çok az şey bildiğimiz Muâviye’ye dair çarpıcı bir biyografiyi de ustalıkla ortaya koyuyor.

  • Künye: R. Stephen Humphreys – Emevî Devleti’nin Kuruluşu, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 168 sayfa, 2022

Kolektif – Çağımız ve Thomas Hobbes (2022)

‘Çağımız ve Thomas Hobbes’ çalışması, filozofun düşüncesini güncelleme amacını taşıyor.

Kitapta Carl Schmitt’in, Leo Strauss’un, Pierre Manent’ın, Jacques Derrida’nın, Max Horkheimer’ın, Franz Neumann’ın Hobbes okumalarına dair yaklaşımları yer alıyor.

Italo Calvino’nun “klasikler, haklarında asla ‘okuyorum’ sözünü değil, genellikle ‘yeniden okuyorum’ sözünü işittiğimiz kitaplardır” tanımı izlenirse, bu çağdaş filozofların Hobbes’unda hem filozofu yeniden okuma imkânı bulunmakta hem de çağın meselelerini yeniden kavramaya ilişkin düşünce stratejileri belirmektedir.

Bu haliyle modernliğin başlangıç uğrağı olarak 17. yüzyıl filozoflarının birbirleriyle olan uzaklıkları ve yakınlıkları kadar, çağımız 20. yüzyıl ve 21. yüzyıl filozoflarının modernlik krizi tartışmaları da, çağı anlamak, onun meselelerini tartışabilmek açısından zengin bir kavramsal kaynak oluşturmaktadır.

O halde, bir klasik olarak Hobbes’u okumak, yeniden okumak “tükenmeyen” bir metni güncel bağlamlarında yeniden keşfetmektir.

‘Çağımız ve Thomas Hobbes’ kitabı Hobbes metinlerinde çağımızın krizlerini düşünmeyi vaat ediyor.

  • Künye: Kolektif – Çağımız ve Thomas Hobbes, editör: M. Ertan Kardeş, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 288 sayfa, 2022

Max Weber – Borsa (2022)

‘Borsa’, Max Weber’in toplum ile iktisat arasındaki ilişkiye bakışını net olarak göstermesi açısından çok önemli.

Kitap, Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair ipuçları vermesiyle de ayrıca dikkat çekiyor.

Weber bu metni, 20. yüzyılın eşiğinde, dünyada ticari küreselleşmenin zirvesine ulaştığı bir dönemde kaleme aldı.

Weber’e göre borsa bu ticari hareketliliği mümkün kılan en önemli araçlardan biridir.

Weber bir yandan sarih bir şekilde borsanın işlevlerini açıklarken diğer taraftan da borsaya dair soru işaretlerini gidermeye çalışır.

Metin Almanya’nın söz konusu dönemde dünya çapında bir iktisadi güç olma sancılarına ve aynı zamanda Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair de ipuçları içerir.

Weber’in söz konusu hususlara dair yaptığı yorumlar onun toplum ile iktisat arasındaki ilişkiye bakışını net olarak gösterir.

Bu çerçevede ‘Borsa’yı, takip eden yıllarda Weber’i önemli bir sosyolog olarak sahneye çıkaracak diğer metinlerine temel teşkil eden çalışmalardan biri olarak okumak mümkün.

Fazıl Baş’ın kitabın ortaya çıkış bağlamına dair etraflı sunuş yazısı ile yayımlanan ‘Borsa’, Türkçedeki Weber literatürüne önemli bir katkı.

  • Künye: Max Weber – Borsa, çeviren: Gürkan Başay, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 112 sayfa, 2022

André Laks – Presokratik Felsefeye Giriş (2022)

Erken dönem Yunan felsefesi üzerine kısa fakat harikulade bir inceleme.

André Laks, dönemin önde gelen isimlerinin düşüncelerinin ayrıntılı bir resmini çekiyor.

Antik Yunan Felsefesi’nin önemli uzmanlarından Laks, bu kitabında, felsefe tarihi okumalarında yaygın kabul gören “Presokratik felsefe” dönemlendirmesini önde gelen figürlerinin felsefi yaklaşımları üzerinden tartışmaya açıyor.

“Presokratik felsefe”ye ve bu alanda üretilmiş düşünce birikimine dair ayrıntılı bir resim veren yazar ilgili literatüre dönüştürücü bir katkıda bulunuyor.

Yalnızca Presokratiklerden kalan metinlerden hareketle söz konusu dönem üzerine bir değerlendirmeyle kalmayıp aynı zamanda J. P. Vernant’ın tezlerinin Weberci bir eleştirisini ve Cassirer ile Gadamer’in felsefe tarihi görüşlerinin karşılaştırmalı bir okumasını sunan ‘Presokratik Felsefeye Giriş’ didaktik, kolaylaştırıcı bir giriş kitabının çok ötesinde, ufuk açıcı bir erken dönem Yunan felsefesi okuması.

Kitaptan bir alıntı:

“Presokratikler etrafında dönen tartışmaları anlamak için, genel kabule uyarak fakat (küçük harfle ve tireyle) “pre-sokratikler” denmesini önerdiğim ve böylece şekillenmesine katkıda bulundukları ama kendilerini bütünüyle kapsamayan tarihyazımı kategorisinden ayırt edilebilen, antik presokratiklere kadar gitmek kaçınılmazdır. Antik “pre-sokratikler”in su götürmez benzerlikleri onları modern Presokratiklerimizin doğal selefleri yapmışsa da özellikle birbiri ardına giriştikleri meselelerin doğası göz önüne alındığında, aralarındaki ayrımlar da bir o kadar önemlidir.”

  • Künye: André Laks – Presokratik Felsefeye Giriş, çeviren: İlhan Burak Tüzün, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 144 sayfa, 2022