Anna Reid – Leningrad (2021)

Nazilerin 1941’de kuşattığı Leningrad, modern tarihin en uzun süreli ve en yıkıcı kent kuşatmalarından biridir ve Stalingrad Muharebesi ile Berlin Muharebesi’yle birlikte en ağır kayıplarla sonuçlanmış üçüncü kuşatmasıdır.

Anna Reid, neredeyse bir milyon insanın açlıktan can verdiği bu kuşatmadan sağ kurtulmayı başaranlarla da röportaj yaparak kuşatmanın çarpıcı bir fotoğrafını çekiyor.

8 Eylül 1941’de, Hitler’in orduları Sovyetler Birliğine saldırdıktan on bir hafta sonra, Leningrad kuşatma altına alınmıştı.

Alman kuşatması iki buçuk sene boyunca devam etti.

İkinci Dünya Savaşı’nın, tarihçilerin dikkatinden kaçan bu cephesinde, neredeyse bir milyon Leningradlı açlığın pençesinde can verdi.

Yazar, gün yüzüne yeni çıkmış günlükleri, kuşatmayı bizzat yaşamış tanıklarla yapılan mülâkatları, Sovyet devlet belgelerini ve daha birçok çeşitli kaynağı bir araya getirerek okuyucusuna kuşatmanın her bir anını tüm gerçekliğiyle resmeden, etkileyici bir eser sunuyor.

Kitap, savaşı, askeri ya da siyasi tarih dilinden ziyade, insan gözünden göstermesiyle de ayrıca dikkat çekiyor.

  • Künye: Anna Reid – Leningrad: Kuşatılmış Bir Şehrin Trajedisi 1941-1944, çeviren: Özgür Atılım Turan, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 568 sayfa, 2021

Anthony Gottlieb – Aydınlanma Rüyası (2021)

Aydınlanma, Avrupa’nın kültürel coğrafyasında büyük bir zihinsel devrimin adıdır.

Düşünce tarihçisi Anthony Gottlieb, yaklaşık 150 yıllık bir zaman diliminde gezinerek 18. yüzyıl Aydınlanmasını ve 17. yüzyılda bunun tohumlarının nasıl atıldığını çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Batı düşüncesinin Rönesans’tan sonraki ikinci büyük entelektüel patlaması olan Aydınlanma Çağı’nı ele alan kitap, Galileocu bilimsel devrimin ve kanlı din savaşlarının ardından Descartes, Hobbes, Spinoza, Locke ve Leibniz’in felsefi sorgulamalarıyla temelleri atılan Aydınlanma’nın, sonraki yüzyılda Hume, Voltaire ve Rousseau gibi filozofların tartışmalarıyla Avrupa’da yarattığı dönüşümü kapsamlı şekilde ele alıyor.

Gottlieb’in kitabı, Otuz Yıl Savaşları’ndan Fransız Devrimi’ne uzanan süreçte yaklaşık yüz elli yıllık bir döneme tekabül eden canlı tartışma ortamının harika bir fotoğrafını çekmesiyle bir başvuru kaynağı niteliğinde.

  • Künye: Anthony Gottlieb – Aydınlanma Rüyası: Modern Felsefenin Yükselişi, çeviren: Cansen Mavituna, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 348 sayfa, 2021

Adam Tooze – Çöküş (2021)

1929’daki Büyük Buhran’dan sonra dünyanın yaşadığı en büyük kriz olan 2008 ekonomik krizi, küresel finansal sistemi darmadağın etti.

Ekonomi profesörü Adam Tooze’un bu ödüllü çalışması ise, 2008 küresel ekonomik krizini tarihsel bağlamına oturtan çok önemli bir eser.

Krizin başta Amerika olmak üzere Çin, Rusya ve Avrupa üzerindeki etkilerini inceleyen çalışma, küresel-siyasi gelişmeleri, finans piyasalarında olup bitenlerle ilişkilendirip 2008 krizini tarihsel bağlamına oturtuyor.

Krizlerin nasıl oluştuğu ve küresel boyutta nasıl yayıldığının bilinmesinin, yaşanabilecek yeni krizlere karşı alınması gereken önlemler açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Tooze’un nitelikli çalışması, sermaye akışları, kamu borçları, bilançolar, tahvil-bono getirileri ve daha pek çok verinin istatiksel analinizi içeren tablo ve grafiklerle zenginleştirilmiş.

Kitabın, 2019 yılında Lionel Gelber Ödülü’ne layık görüldüğünü de ayrıca belirtelim.

  • Künye: Adam Tooze – Çöküş: Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 576 sayfa, 2021

Alan Macfarlane – İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri (2021)

İngiliz bireyselciliğinin gelişimi kadar, bugünün bireyselleşmiş Anglo-Amerikan yaşam kültürünün kökenlerini daha iyi kavramak için de muhteşem bir eser.

Bizde yıllar önce ‘Kapitalizm Kültürü’ adlı eseri de yayımlanmış Alan Macfarlane, antropoloji ve tarihin çok iyi bir bireşimi olan çalışmasında, geleneksel, kapitalist-öncesi, grup-temelli köylü İngiliz toplumlarını dünyanın farklı toplumlarıyla karşılaştırıyor ve böylece İngiltere’nin ortaçağ feodalizminden Sanayi Devrimine uzanan beş yüzyıllık toplumsal dönüşüm hikâyesini derinlemesine ele alıyor.

Macfarlane, feodal sistemin olgunlaşma çağı olan on üçüncü yüzyıl İngiltere’sinin aile hukuku, toprak rejimi, mülkiyet ilişkileri ve dinsel-toplumsal yapılanma modelinin nasıl olup da uzun vadede Avrupa anakarasından farklılaştığını ve “İngiliz istisnailiği” denen olgunun köklerinin nelere dayandığını araştırıyor.

Bunu yaparken Marx, Weber, Bloch ve Goody gibi birçok tarihsel sosyologla diyaloga giren Macfarlane, İngiliz toplumunda ailenin dönüşümünü, köylülükten kentliliğe geçişi, Aydınlanma ve Sanayi Devrimini hazırlayan koşulları ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Alan Macfarlane – İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri, çeviren: Onur İşci, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2021

Priscilla Mary Işın – Bereketli İmparatorluk (2020)

Osmanlı mutfağının kökenleri ve gelişimi üzerine usta işi bir çalışma.

Daha önce yemek kültürü ve yemek tarihi üzerine yaptığı önemli çalışmalarla bildiğimiz Priscilla Mary Işın, şimdi de Orta Asya Türkleri, Abbasiler, Selçuklular ve Bizanslılar gibi Osmanlı mutfağının temellerini oluşturan gelenekleri çok yönlü bir bakışla ortaya koyduğu bu özgün incelemesiyle karşımızda.

‘Bereketli İmparatorluk’, Osmanlı mutfağının tekdüze olmaktan ziyade, gelişen ve kendini sürekli yenilemeyi başaran bir yemek kültürüne sahip olduğunu gösteriyor.

Kitap, hem bu zengin mutfak kültürünü tanıtıyor hem de Osmanlı yemek kültüründe adab-ı muaşeret kuralları, aşçılar, lokantalar, kanunlar ve gıda ticareti gibi pek çok konuyu aydınlatıyor.

Çok sayıda belgeye dayanmasıyla da büyük önem arz eden ‘Bereketli İmparatorluk’un, tam yüz yirmi renkli görselle zenginleştiğini de ayrıca belirtelim.

Çalışma, Osmanlı mutfak kültürünün, farklı toplumsal kesimlerin birikimini bir araya getirerek sosyal kimliğin inşasına katkı sağladığını ortaya koyuyor.

  • Künye: Priscilla Mary Işın – Bereketli İmparatorluk: Osmanlı Mutfağı Tarihi, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2020

Alain Badiou – Petrograd’dan Şanghay’a (2020)

Alain Badiou’dan, 20. yüzyılı kökten dönüştürmüş Rus Devrimi ile Çin Kültür Devrimi üzerine sağlam bir felsefi ve siyasi sorgulama.

Badiou, yalnızca bu iki büyük halk hareketinin tarihine odaklanmakla kalmıyor, aynı zamanda bu iki devrimin bize öğrettiklerinden yola çıkarak komünizm idealinin çağımıza nasıl yanıt verebileceğini de tartışıyor.

Badiou, bir yanda bu süreçte yaşanan olayları ele alıyor, diğer yanda da bu olaylara bağlı iki temel metni yorumluyor.

İlk metin Lenin tarafından yazılan “Nisan Tezleri”, ikincisi ise Mao’nun en azından gözetimi altında yazılan 1966 tarihli “On Altı Maddelik Genelge”.

  • Künye: Alain Badiou – Petrograd’dan Şanghay’a: 20.Yüzyılın İki Devrimi, çeviren: Murat Erşen, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 100 sayfa, 2020

John Carey – Sanat Neye Yarar? (2020)

Sanat konusunda kimi insan kafa karışıklığı yaşar, kimisi de saçma yahut aşırı bulup kızgınlık duyar.

John Carey’nin bu ufuk açıcı kitabı ise, sanatın ne işe yaradığı konusunu sivri dilli ve eleştirel bir bakışla tartışıyor.

Sanat, edebiyat eleştirisi ve antropoloji gibi farklı alanları harmanlayan Carey, sanat eserinin ne olduğunu, “yüksek” sanatın “düşük” sanattan üstün sayılıp sayılmayacağını, sanatın bizi daha iyi insanlar yapıp yapamayacağını, sanatın kutsal yahut ruhsal niteliklere sahip olup olmadığı gibi güncel soruları yanıtlıyor.

Carey kitabının ikinci kısmında ise, edebiyatın bizi nasıl etkilediğini ele alıp insanları değiştirme konusundaki belgelenmiş örnekleri sunarak edebiyatın diğer sanatlara neden üstün olduğunu tartışıyor.

  • Künye: John Carey – Sanat Neye Yarar?, çeviren: Orhan Düz, Vakıfbank Kültür Yayınları, sanat, 400 sayfa, 2020

Barbara Stollberg-Rilinger – Kutsal Roma İmparatorluğu (2020)

Barbara Stollberg-Rilinger’in yayımlandıktan kısa süre sonra beş baskı yapan ‘Kutsal Roma İmparatorluğu’, Mete Tunçay çevirisiyle Türkçede.

Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun yaşayan en önemli uzmanlarından biri sayılan Barbara Stollberg-Rilinger, İmparatorluğun siyasi kültürünü ve kendine has kurumlarını çok yönlü bir bakışla ele alıyor.

İmparatorluğu, çokça yapıldığı gibi Avrupa Birliği gibi modern yapılarla karşılaştırmak yerine, başka hiçbir örneğe benzemeyen özgün bir siyasi organizasyon olarak değerlendiren Rilinger, İmparatorluğun homojen olmayan yapısının ortaya koyduğu durumu ve birçok içsel çelişkiye sahip oluşunun onun kaderini nasıl dönüştürdüğünü kapsamlı bir bakışla izliyor.

  • Künye: Barbara Stollberg-Rilinger – Kutsal Roma İmparatorluğu, çeviren: Mete Tunçay, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 196 sayfa, 2020

Talal Asad – Seküler Çeviriler (2020)

“Seküler olan” ile “dini olan” çerçevesindeki söylemleri keşfetmenin en iyi yollarından biri de dildir.

Bu kitabın yazarı Talal Asad ise, bu iki farklı yaşam tarzını anlamak için, bunların dilin pratiklere nasıl kök saldığı ve bu pratiklerini bize ne söylediği üzerine antropolojik bir perspektifle düşünüyor.

Asad, sekülarizmin liberal demokratik devletlerin bağlı olduğu varsayılan soyut bir eşitlik ve özgürlük ilkesinden ibaret olmayıp, örneğin hissetme, düşünme ve konuşma tarzları gibi, birtakım duyarlılıklara da sahip olduğunu belirtiyor.

Asar bu bağlamda, farklı siyasi, ahlaki ve epistemolojik dünyaların dilsel olarak birbirine çevrilebilirliğinin olanaklarını; seküler dilin, dinsel dili kendine çevirmedeki başarısını/başarısızlığını ve “Sekülerliğin dili” ile “dinsel dil”in farklı dünyalarını tartışmaya açıyor.

Asad bunu yaparken de ulus-devletten modern benliğe ve akla zengin bir kavramsal alana ve Wittgenstein’dan Benjamin’e, Gazâlî’den Roman Jacobson’a pek çok ismin düşüncelerine uzanıyor.

  • Künye: Talal Asad – Seküler Çeviriler: Ulus-Devlet, Modern Benlik ve Hesapçı Akıl, çeviren: Ferit Burak Aydar, Vakıfbank Kültür Yayınları, antropoloji, 256 sayfa, 2020

Quinn Slobodian – Küreselciler (2020)

Yirminci yüzyıldaki liberal iktisatçıların küreselleşme tahayyülleri tam olarak neydi?

Quinn Slobodian, küreselciliğin evrensel tarihini irdelediği bu çalışmasında, Friedrich Hayek, Ludwig von Mises, Wilhelm Röpke ve Michael Heilperin gibi liberal iktisatçıların fikirlerini tarihsel dönüm noktaları eşliğinde yeniden yorumluyor.

Kitabın en ilgi çeken tarafı, küreselciler üzerine bilinegelen pek çok yanlışı düzeltmesi.

Örneğin Slobodian, neoliberallerin, özerk kendilikler olarak kendi kendini düzenleyen piyasalara inanmadığını gösteriyor.

Demokrasi ile kapitalizmi eşanlamlı görmedikleri gibi, insanları yalnızca ekonomik rasyonaliteyle hareket eden kimseler olarak da görmediklerini, ne devletin ne de sınırların ortadan kalkmasını istediklerini ve dünyaya yalnızca bireyin penceresinden de bakmadıklarını ortaya koyuyor.

Yazara göre, neoliberal proje daha ziyade kurumları tasarlamaya odaklanmıştı.

Başka bir deyişle piyasaları serbestleştirmek için değil kılıflamak için, demokrasi tehdidine karşı kapitalizmi aşılamak için, çoğu zaman akıldışı olan insan davranışını sınırlayacak bir çerçeve yaratmak ve imparatorluktan sonra dünyayı, sınırların zorunlu işlev gördüğü bir rakip devletler mekânı olarak yeniden düzenlemek için.

Hem 20. yüzyıl tarihi üzerine farklı bir okuma gerçekleştirmek hem de küreselcilerin yaklaşımlarının tam olarak ne olduğu konusunda aydınlanmak isteyenlerin muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Quinn Slobodian – Küreselciler: İmparatorluğun Sonu ve Neoliberalizmin Doğuşu, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 532 sayfa, 2020